Medine'de
Günümüzde Ramazan
Aksiyon Eki
Medine-i Münevverede ramazan orucu
tutmak bir ayrıcalıktır. Çünkü buradaki ramazan orucu,
diyebiliriz ki dünyanın hiçbir yerindeki oruca benzemez.
Evvela nasıl benzesin ki insanlığın iftihar tablosunun
yanında tutulan oruç elbette manen farklı olacaktır.
Oradaki o manevi atmosferin her şeye tesiri olduğu gibi
oruca da tesiri olacaktır.Bundan dolayıdır ki dünyanın
dört bir bucağındaki Müslümanlar umrelerini ramazan
ayına saklarlar. İşlerini ona göre ayarlarlar hiç
olmazsa ramazanın bir kısmını burada tutabilsinler diye…
Medine’yi anlayabilmek için onun en
şerefli sakini s.a.v. gibi manaya açık olmak gerektir.
Medine’nin, içinde barındırdığı kainatın efendisinin
hicreti ile her şeyi değişmiş hatta Allah cc. bir takım
salgın hastalıkları ve tiksindirici durumları oradan
uzaklaştırmıştır. Bundan dolayı ona Medine-i tahire
denir. Orada mescidi nebevide bulunan cennet bahçesi
olarak tavsif edilen yere de ravza-i tahire denir.
Hacca veya umreye gelen herkesten
işitmişizdir. “Medine bir başka”…Medine ruhlarda bir
başka tesir icra etmektedir. Keşke bu satırları benim
gibi ülfet perdesi arkasında kalıp bir çok şeyi
görmeyen, hissedemeyen biri değil de Medineye yeni ayak
basmış hüşyar kalpli ehil biri yazsaydı. Çünkü o her
şeyi farklı değerlendirecekti. Ama ne yapalım ki bu
anlatımı yukarıda vasfettiğim ben yapacağım. Haddi
zatında Medinede ramazanı anlatmak pek kolay bir iş
değildir. Belki onunla ilgili bir kitap yazmak gerekir.
Ben bu yazıda size işin manevi yönünü değil, belki maddi
alemde müşahede ettiğimiz halin bir kısmını aktarmaya
çalışacağım. Çalışacağım çünkü konu anlatılacak gibi
değil, ancak görülmekle anlaşılır veya yaşanmakla idrak
edilir.
Ramazan ayı dünyanın belki her
Müslüman ülkesinde heyecanla karşılanır ve normal
günlerden farklılıklar arz eder. Ama kuranın nazil
olduğu bu mübarek topraklarda ramazan ay’ı hazları ve
yaşantısı elbette daha bir başkadır.
İlk Hilal Ve Teravihler
Medineliler ramazan ayının geliş
heyecanını ta recep ayının bitiminden itibaren yaşamaya
başlarlar. Radyo ve televizyon o gün şaban ayının
hilalinin gözlemlenmesini, bunun da ramazan ayının
hilale göre tespiti için gerekli olduğunu hatırlatır.
Bütün ülke halkı hilali gözetlemeye yetkilidir. Hilali
gören en yakın mahkemeye müracaat eder. Mahkeme hilali
gören kimselerin kişiliklerini şahitler vasıtasıyla
(buna onlar müzekki diyorlar) tespit eder. Netice olumlu
ise halka “hilal görüldü” diye duyurulur. Şaban ayı sonu
da aynı şekilde tespit edilir. Böylece ramazan hilali de
tespit edilmiş olur. Neticeler yüksek mahkeme tarafından
radyo ve televizyonlarda açıklanır. O gece herkes pür
heyecan, acaba hilali gören var mı diye ….Yatsı namazı
esnasında yürekler güvercin yüreği gibi acaba ramazana
girdik mi veya birazdan teravih kılınacak mı diye
herkeste bir belirsizlik ve bekleyiş ikisi birbirine
karışmış durumdadır. Eğer hilal görülmüşse hareme yüksek
mahkeme tarafından haber verilir ve imam hemen
gecikmeden teravih namazına istevuuu (saflarınızı sık ve
düzgün tutunuz diyerek ve akabinde tekbir alarak namaza
başlar. Eğer haber gelmemişse yatsı namazı biraz
geciktirilir. Bazen da yatsı namazı kılınırken top
atışları Medine’nin dört bir tarafında yankılanır.
Bundan anlaşılır ki ramazan ayı resmen ilan edilmiştir.
Artık herkes sünnetini kılar ve teravih namazını
beklemeye koyulur. Genelde imam Huzeyfinin “istevuuu”
sesi ruhlarda bir heyecan başlatır. Artık ramazanın ilk
teravihi hatimle kılınmaya başlanılmıştır. Medine ve
Mekke haremlerinde teravih namazları hatimle kılınır.
Medine’nin hemen her camiinde teravih kılınır ama
bazısında teravih hatimle değildir. Hatta bazı camilerde
teravih 8 veya 10 rekat kılınır. Ama sureler yine uzunca
olunur. Namaz 8 veya 10 rekat olmasına rağmen 1 saat
kadar sürer. Teravih esansında bazen müezzininin sesi
cenaze ilanıyla yükselir. Hemen cenaze namazı kılınır ve
arkasında kalınan yerden teravihe devam edilir. 10 rekat
tamamlanınca biraz ara verilir. Cemaatin bir kısmı
işinden dolayı ayrılır. Saflar yeniden gözden geçirilir.
Ve ikinci imamın tatlı sesi “Allahu Akber” diye
yükselir. Her gün 20 rekat kınlanan teravihte 1 cüz yani
yirmi sayfa kuran okunur. İmam her iki rekatta selam
verir. Cemaatten her bir fert istediği kadar rekat
kılabilir. İş durumuna göre, gücüne göre zaman zaman
safların arasından ayrılanlar olur. Hele ilk 8 veya 10
rekattan sonra çok ayrılanların olduğu gözlenir.
Ramazanın yirmi dokuzuncu gecesi
kuran hatim edilir. Hatmin bittiği yerde yani namazda
imam hatim duasını yapar. Ayakta herkes ellerini semaya
açarak imamın dünya ve ahiret adına hiçbir konuyu
atlamadan yaptığı duaya içten ve yüksek sesle “amin”
derler. O esnada gerçekten çok huzurlu ve manevi bir
atmosfer oluşur ki görülmeye ve yaşanmaya değer bir
andır. Sanki Mescidi Nebevi yerden kesilip arşı alâya
varmış o cemmi ğafir’in (büyük kalabalık) Allahın
kapısında dua dua yalvardığını hissedersiniz. Zaten hele
imam “yarabbi bu gün sen bizi kapından kovarsan biz kime
gidelim kimin kapısını çalalım ki bize merhamet etsin”
dediğinde ağlama çığlıkları zannederim sema ehlini
harekete geçirir yarab onları boş çevirme diye onları
da yalvarmaya mecbur eder. Arşı alayı ihtizaza getirir.
Sonra hıçkırıklar ve iç çekmeleriyle rukua varılır. Ve
böylece son teravih namazı kılınmış olur. Herkeste
sevinçle üzüntü karışımı bir duygu vardır. Bir taraftan
ramazanı teravihleriyle teheccütleriyle değerlendirmenin
sevinci diğer taraftan çarçabuk geçen ve hakkıyla
değerlendirilemeyen ramazanı uğurlamanın üzüntüsü.
İçlerde bir burukluk ki tarif edilemez. Dudaklarda
“Allah’ım tekrar tekrar nasip et” “Allahım bu sene ki
orucumuzu kabul et seneye de ramazana bizi tekrar
kavuştur.” dualarıyla o cemmi ğafir’in dağılışı bile
insanı heyecanlandırmaya yeter.
Akşama hazırlık
Ramazanda
halk ikindiye kadar evinde istirahat eder. İkindi
namazından sonra adete sûr’a üflenmiş gibi her tarafta
yeniden günün hareketi başlar. Herkes iftar hazırlığına
girişmiştir.Sokaklarda kulübeciklerde seyyar satıcılar
sambusek denen kıyma ve yumurta karışımı bir tür böreği
satarlar. Bu börek ramazana has bir şeydir. Tabii bunun
yanında çeşit çeşit içecekler de satılır. Diğer taraftan
haremi şeriflerde (Haremeyn de) müthiş bir hareket
vardır. Genellikle yerli halk abaen ced (nesilden
nesil’e) adet olan haremi şerifte sofra açma, diğer
insanlara ikram etme vazifesini yerine getirmeye
çalışmaktadırlar. Akşam vakti yaklaşınca namaza ve
haremde iftar etmeye gelenleri karşılamak amacıyla
haremin dışında bir çok kimse beklemektedir. Hareme
yaklaşanları adeta bir av gibi kapıp ısrarla sofrasına
götürmek istemektedirler. Biri sizi kaptı mı ondan
kurtulmak çok zordur artık . Hatta siz gitmemekte ısrar
edince üzüldüklerini görürsünüz. Büyükler ayakta,
kurulan sofraları kontrol ederken diğer taraftan
dışarıda öncü kuvvet gibi bekleyip misafir toparlayanlar
da getirdikleri misafirleri sofra sorumlusuna münasip
bir yere oturtması için teslim ederler. Bu manzara
gerçekten insanı derinden etkilemektedir. Nedir bu kadar
iftar sofrasına davetteki ısrar. Çünkü bir oruçluya
iftar ettirmek (orucunu açtırmak) aynen o oruçlunun
aldığı sevabı almak demektir. Bu İslam’da kardeşliğin
yardımlaşma, dayanışma ve it’amuttaam (yemek ikram etme)
ın en güzel ve toplu bir göstergesidir.
İftar sofraları
Medine de ramazan deyince insanın
aklına ilk önce iftar sofraları gelir. Gerçekten burada
iftar sofraları görülmeye değer bir şeydir. İftar
sofraları bir festival gerçekleştiriliyor gibi
hazırlanır, düzenlenir. İftar sofralarının bir,
ramazanın ilk günü açılışı vardır bir de ondan sonraki
günler vardır. Diyebilirsiniz ilk günün ne farkı ola
acaba. Evet farkı var. Şöyle ki.
İlk gün ikindi namazından önce
sofra açacak herkes Mescidi Nebeviye erkenden gelir.
Sofra açacağı yeri tespit eder. İkindi namazı biter
bitmez kapının dışında beklemekte olan, namaz esnasında
içeri alınmayan naylon sofralar alınır ve birkaç kişi el
çabukluğu ile istenilen yere serilir. Tabii bu bazen
böyle kolayca olmaz bazı tartışmalar olur. “Burası benim
yerim ben buraya senden önce geldim” demeye kalkışanlar
olur. Ama karşıdaki bazen müthiş bir cevap verebilir ki
onun altından kalkmak mümkün olmaz. “Buraya ben değil,
babam değil, dedem değil, dedemin dedesi sofra açmış ve
o gün bu gündür burası bize aittir kardeşim” deyiverir.
İşte orda diğerinin diyeceği bir şey kalmamış hemen
başka bir yer aramaya koyulmuştur. Evet öyle yerler
vardır ki abaen ced aynı yerde aynı duyguyla sofralar
açılır, oralara kimse sofra açmaya yanaşamaz. Birinci
gün böyle yer tespiti yapıldıktan sonra artık ikinci gün
herkes yerini bellemiş olur bu tür tartışma pek olmaz.
Sofralar, sofra sahibinin gücüne
göre uzunlukları değişir. Orada uzunluk ölçü birimi
“halı boyudur. Bir halı iki halı üç halı…isteyen
istediği kadar uzatır. Naylon rule sofralar bu uzatma
işlemine müsait olduğundan yerde yuvarlanarak istenilen
yere kadar uzatılır.
Sofra denince orada çorba, yemek,
pilav, tatlı falan yoktur. Ama orda öyle bir şey vardır
ki hepsinin yerini tutar az da geçer belki. Orada ana
menü hurmadır.
Aylar öncesinden mevsiminde satın
alınıp derin dondurucular da stoklanan, Arapların rutab
dedikleri taze hurmalar plastik tabaklara konularak
gayet düzgün bir şekilde sofraya dizilir.yanına 200gr
lık yoğurt kaseleri konur. Yoğurt kaselerinin
üzerlerinde mini birer de kaşık bulunur. Sofranın tam
ortasına aynı hizayla yine plastik tabakların içine
konmuş bir nevi baharat (toz) görürsünüz. Bu baharata
dukka diyorlar. Yoğurtla karıştırılarak yeniyor. Bir de
sofranın ayrılmaz veya olmazsa olmaz bir unsuru vardır.
O da Arap kahvesi veya acı kahve de denen kahvedir. Bu
kahvenin tadı Türk kahvesinden çok farklıdır. Ondan
dolayı Türklerden bir çoğu ilk etapta alışamıyorlar ama
zamanla alışıp beğendiklerini söyleyenler de az değil.
Tabii bu mütevazi sofrada ramazana
has çıkarılan ekmeklerin birkaç çeşidi birden bulunur.
Susamlı simidin den tutun da yağlı tandır veya kepekli
ekmeğine kadar rengarenk her çeşidini görebilirsiniz.
Mescidi Nebeviyi baştan aşağıya donatan sofralarda
standart menü bunlardan ibarettir. Hurma, yoğurt, kahve,
ekmek, dukka ve zemzem.
Şimdi sofrada bulunan maddelerin
birbirleriyle uyumluluğu hakkında da birkaç söz
söyleyelim. Efendiler efendisi sallallahu aleyhi ve
selem hurmayı süt ürünlerinden biriyle yemeyi severmiş.
Özellikle ayran veya tereyağı. Hurma tabiatı sıcak bir
yiyecektir. Yoğurt ise tabiatı soğuk bir yiyecektir. Bu
ikisi bir arada yendiğinde her biri diğerini nötr hale
getiriyor. Bu insan sağlığı için çok önemli bir konudur.
Yoksa ramazanın bu sıcak iklimde insanı nasıl kavurduğu
tahminlerden uzak değildir. Hurma yalnız yense daha çok
yakar. Bundan dolayı efendimiz. Hurmayı ya süt
ürünlerinden biri veya salatalık kavun gibi şeylerle
yermiş ve bunun sebebini de “bunun hararetini şununla
bunun soğukluğunu da şununla kırıyoruz” diyerek
açıklarmış. Acı kahveye gelince bu kahvenin içinde hell
(kakula) denen bir çeşit baharat var. Bu baharat da
kahveyle yukarıda hurmayla yoğurt hakkında açıkladığımız
uyumluluğu sağlıyor. Aynı zamanda hararetten kavrulan
bağırsakları yemek öncesi serinleterek, rahatlatarak
regule ediyor ve yemeğe hazır hale getiriyor. .
Kısacası sofrada bulunan her şeyi
birlikte yemekte fayda var. Bu safranın bu çeşitlilikte
düzenlenmesinde yüzyılların tecrübesi, sünnetin bereketi
ve hikmeti var.
Ezan okunmadan önce herkesi bu
sofraların başında kuran okurken dua ederken bulursunuz
sofra sahipleri sizi sofranın başına mescidi nebevinin
dışından tutarak getirirler. Sofraya buyur ederken sizin
ayakkabınızı alır, ayakkabılığa koyar ve size kuran
okuyup okumamak istediğinizi sorarlar. Haremi şerifte
hadislerde geçtiği veçhile arı kovanı sesi gibi bir ses
hakimdir. Herkes büyük bir coşku ve ruh haletiyle dua
ediyor, kuran okuyor veya dalgınlık içerisinde etrafı
süzüyordur. Derken Müezzinin o yanık sesi Allahu ekber
Allahu ekber diyerek hem oruçluların yeme iznini, hem de
tevhidi ilan eder. Büyük bir heyecanla, coşkun bir ruh
haletiyle yüz binlerce insan bir anda ellerini sofralara
uzatırlar. Bir anda koca mescid sessizliğe bürünmüş
sadece müezzinin yanık sesi ortalığı çınlatmaktadır.
Hele eşhedu enne muhammederresulullah deyince göz
pınarlarında dolmuş, hazır bekleyen yaşlar akmaya
başlar. Sanki efendimizin karşısındaymışsınız ve bu
şahadeti ona getiriyormuşsunuz gibi hissedersiniz
kendinizi… o anda gözler hücre-i saadete doğru kayar
iradenizin dışında; can-ı gönülden bir salat-u selamla
beraber sanki onun hücre-i saadetten çıkıp cemaatine
selam verdiğini görür gibi olursunuz. İşte kainatın
efendisinin şehrinde ve onun mescidinde oruç açmanın
farkı burada daha bariz belli olur.
Üç beş dakika içerisinde her şey
yenir damarlar ıslanır ruhlar coşar. Herkes yanındakinde
olmayan bir şey varsa kendisininkini ona verir veya
paylaşır bu kardeşlik ve paylaşma misali ikinci bir
yerde yoktur dense sezadır. Müezzin kamet getirmeye
başlamıştır. O on binlerce metrekarede açılmış olan
binlerce sofra bir iki dakika içerisinde birden toplanır
ve namaz düzeninde saflar tutulur ve namaza durulur. Bu
arada temizlik işçileri o toplanan sofraları birkaç
saniye içerisinde haremin dışına atarlar. Bu kadar iş bu
kadar kısa sürede nasıl oluyor hayret edilir. Namazlar
kılındıktan sonra bazı yerlerde yeniden sofra naylonları
serilmeye başlanır. Bu sofralar geç gelen sofraya
yetişemeyen din kardeşlerini de doyurmaya matuf açılan
sofralardır. Bu arada cemaate hizmet ederken yeyemeyen
hizmetkarlar da o sofrada karınlarını doyururlar ve
teravih namazını beklemeye koyulurlar. Yalnız bu ikinci
sofrada dikkat çeken bir husus sofrada sadece hurma ve
ekmeğin bulunmasıdır. Çünkü diğerleri genelde birinci
sofrada bitirilmiştir.Cemaatin bir kısmı evine geri
döner fakat bir kısmı da haremi şerifte kalır
genellikle bu ikinci sofrada olanlar eve dönmezler.
Teravih namazını mescidde kuran okuyarak beklerler.
Ramazanda Çalışma Hayatı
Mevsim
şartlarından dolayı gündüzleri sokaklar bomboş sanki
şehir terkedilmiş gibidir. Caddelerde mecburiyetten
dolayı dolaşan çok az araba veya yaya görürsünüz. Gece
boyu ayakta kalıp çalışacak olan Medine halkı gündüz
istirahat etmektedir. İkindi namazı sularında sanki sura
üflenmiş gibi yavaş yavaş hayat canlanmaya başlar. Çarşı
ve pazarda iftar hazırlıkları için hareketlilik
başlamıştır. Özellikle sambusek denilen içi kıyma ve
yumurtayla doldurulmuş olan, bizim de muska böreği
dediğimiz börek mutlaka ramazan iftar sofrasında
bulunur. Her lokanta ve kafeterya bu böreği ramazanda
bulundurur. Akşam iftardan sonra başlayan hayat sahur
vaktine kadar çok hareketli bir şekilde devam eder.
Ramazanın
son on günü resmi yerler ve okullar tatil edilir. Bunun
sebebi manen çok kıymetli olan bu günlerin ibadetle
değerlendirilmesi, dünya işlerinin buna engel olmamasını
sağlamaktır. Sabaha kadar ibadetle geçirilen gecelerin
gündüzünde işe gitmenin zorluğu da hesab edilmiş olsa
gerek…
Alış veriş
Ramazan
yaklaşırken gözlemlenen diğer bir husus halkın gıda
çarşılarına hücum etmesidir. Ramazanda tüketilecek gıda
maddesini ramazan girmeden almak isteyen halk
hizmetçisini ve çocuklarını alarak çarşıya çıkarlar.
Ramazan boyu ibadetle meşgul olacağını düşünen halk,
ramazanın içinde alış verişle meşgul olmamak amacıyla
alacağı malzemeyi ramazandan önce alır ve evine stok
yapar. Tabii siz bunu görünce acaba niye bu kadar
alıyorlar “ramazan yeme içme ayı mı? ki”diye hayrete
düşersiniz. Ama onlar eşine dostuna hatta haremde
tanımadıkları Peygamber misafirlerine ikram etmek için
almaktadırlar.
Yukarıda
da bahsettiğimiz gibi Ramazanda gündüzleri istirahat
edildiğinden çarşı-pazar kapalıdır. Alış veriş daha çok
teravih namazından sonra başlar ta sahur vaktine kadar
devam eder.
Ramazan ve Çocuklar
Medine’de
ramazanda çok dikkat çeken hususlardan biri de Ramazanın
girişi ile beraber Türkçe langırt dedikleri oyunun
ortaya çıkmasıdır. Sene boyu nerelerdedir? Neden kimse
onu sene boyu oynamaz? bilinmez ama bilinen bir şey o
oyunun ramazanın girişi ile beraber ortaya çıkmasıdır.
Sanki ramazana has bir oyunmuş gibi ramazan bitince de
ortadan kaybolur. Ramazanda hayat daha çok gece yaşanır.
Hava sıcak olduğundan Gündüzleri istirahat edilir.
Çocuklar ikindiden sonra gece yarılarına kadar bu oyunun
başında toplanır kimi oynar kimi seyreder. Bir de hemen
hemen her sokağın başında ve sonunda bu oyunu oynayan
çocuklara enerji vermesi bakımından hazırlanmış gibi
“belile” dedikleri haşlanmış nohut satıcıları ve
turşucular da bunlarla beraberdir.
Hayırlar
Medine halkı efendisinden ve
efendisinin etrafında halelenen sahabi efendilerimizden
aldığı örneği aynen uygular gibidir. Efendimiz için
ramazanda bereketli rüzgarlardan daha cömert idi derler.
İşte Medine haklıda gerçekten ramazanda rüzgarlar gibi
coşar ve dünyada bir eşi daha gösterilemeyen müthiş bir
sahavet , ikram ve kardeşlik sergiler.
Zenginler bazen münferit bazen de
bir araya gelerek hayır projeleri meydana getirirler.
Büyük bir gıda deposunu satın alıp ramazan ayı buyunca
sağda solda dağıttıkları fişlerle yada Medine de
araştırıp buldukları fakirlere bizzat kendileri gıda
malzemelerini götürerek fakirlerin yardımına koşarlar.
Bazıları da şeker, un, hurma, yağ, makarna, pirinç gibi
temel gıda malzemelerini bir tır’a yükleyerek Medine’nin
merkezî bir yerine durur orada her gelene istediği kadar
istediği malzemeden verir. Bu, insana Hz. Osman’ın veya
Abdurrahman bin Avf’ın dışarıdan gelen Erzak
kervanlarını Allah rızası için dağıtmasını çağrıştırıyor
insana…
Tabii 1400 sene aradan sonra bugün
sahabiye benzeyen insanları görmek, onların yaptıkları
hayırları seyretmek kişiyi müthiş bir duygu fırtınası
içine çekiyor.
Ayrıca bazı zenginler derin
dondurucularda depolanan binlerce gövde eti satın alarak
ramazan boyu fakirlere dağıtır. Yine Mescidi-i Nebevinin
etrafında bir öğünlük tavuklu veya etli pilav dağıtan
arabaları veya bir kişinin yeyebileceği iftarlık yiyecek
ve içeceklerden oluşan kumanyalarla dolu kamyonetleri
veya yanına eşini veya çocuklarını alarak arabasıyla
harenim etrafında dolaşarak hazırladığı hurmadan meyve
sularından ve muz portakal elma gibi meyvelerden oluşan
iftarlıkları dağıtan kimseleri ğıptayla ve hayretle
müşahede edersiniz.
Böyle güzel hasletlerle donatılmış
insanlar sayesinde Medine fakirleri bütün ihtiyaçlarını
karşılar, ramazanda insanlara el açmaktan kurtulurlar.
Gece hayatı
Haremeyn
de en çok dikkat çeken hususların başında gece ve
gündüzün insan hayatında yer değiştirmesi gelir. Yani
insanlar gündüz yapacaklarını gece, gece yapacaklarını
gündüz yaparlar. Yani gündüz yatar, gecede çalışırlar.
Gecenin saat 2 sinde her tarafta müthiş bir hareket
görülür. Çarşı pazar açıktır. Oysa her zaman hareketin
başladığı sabahın 7-8 i gayet sakindir. Çünkü herkes
gecenin yorgunluğunu çıkarmaktadır. Ancak şu son
yıllarda ramazanın serin bir mevsime girmesiyle bu
nispeten azalmıştır. Zaman zaman gündüzleri de
sokaklarda dolaşan veya çalışanlara rastlanmaktadır.
Teheccüd Namazı
Ramazan
malumunuz üç kısma ayrılır. İlk on, ikinci on ve son on
gün. Ramazanın son on günü, geceleri teheccüd namazı
kılınır. Bu namazı haremde kılsanız da kılmasanız da o
gecenin asude havasında Medine’nin etrafında yankılanan
kuran sesi insanı derinden etkiler. Sanki kuran semadan
yeni nazil oluyormuş gibi içinize işler. Bundan dolayı
insanı bu namaza iştirak etmeye zorlar. Medine halkının
büyük bir kısmı bu mübarek namaza iştirak ederler..
Teheccüd namazı gece saat birde başlar ve takriben iki
saat sürer. Secdeler ve rükular gayet uzun tutulur.
Secdelerde ağlama sesleri eksik olmaz. Eskiden bu on
günde de bir hatim indirilirdi; son yıllarda hatim
indirilmiyor ama hatime yakın kuran okunuyor. Teheccüd
namazı bittiğinde sahur vakti yaklaşmıştır. Herkes acele
acele sahur yapmak için evine gider. Tabii ki sahurdan
sonra hemen sabah namazına yetişmek isterler. Sabah
namazına yakın tekrar akın akın Hareme dönüş başlar.
Böylece gece tamamen ibadetle geçmektedir.
Ramazan Ve Kur’an
Efendiler efendisi “kuranın her bir
harfine mukabil on sevap var” diyor. Okunan bu kuran,
her şeyin binle çarpıldığı Mescidi Nebevide olursa; hele
bu da rahmet ay’ı, gufran ay’ı ve Kur’an ay’ı ramazanda
olursa…. İşte bunu bilen Medine yerlisi ve Medine’nin bu
değerlerini bilen ziyaretçisi ramazanda kuranı elinden
düşürmez. Uykunun ve namazın haricinde her an elindedir
kuran…
Mescidi Nebevide bol miktarda kuran
bulunur. Belki yüz binlerle… Bazen Kur’an raflarında
Kur’an kalmaz. Herkes elindeki kuranı büyük bir zevkle
ve aşkla okur. Akşama yakın sofraların başında iftar
saatini beklerken kuran okumanın hazzı başka zaman
yakalanamaz. Ramazana has olan bu durum ramazanın Kur’an
ay’ı olarak isimlendirilmesine ne kadar yakışmaktadır.
İtikaf
Ramazan ayında haremi şerifte çok
dikkat çeken hususlardan biri de itikaf konusudur.
İtikaf son on günde kişinin
kendisini tamamen ibadete vermek amacıyla mescidde
kesintisiz ikamete niyetlenmesi ve bu süre zarfında
zaruri ihtiyaçlar haricinde mescidin dışına
çıkmamasıdır. Son on gün girince mescidi nebevinin içini
battaniyelerle, yastıklarla ve çarşaflarla dolmuş
görürsünüz hatta bazen namaz kılacak yer olmaz da
önünüzdeki battaniyeleri kaldırmak ihtiyacı olur.
İtikafa her seviyeden insan giriyor. Ailenin işlerini
görecek biri ayrıldıktan sonra bazen aileden birkaç kişi
beraber girebiliyor.
İtikaf ramazanın bitmesi, şevval
ayının başlaması yani bayramın ilanı ile bitiyor. Artık
eşyasını alan evin yolunu tutuyor. Medine halkı
efendimizin zamanından bu yana bu mübarek ibadeti devam
ettire gelmiş ve bu gün çok büyük bir kesim bu ibadeti
yerine getirmektedir…
Aşk ve İştiyak
Medinede geçirilen ramazan insan
üzerinde derinden izler bırakır. Ramazanı bir kere
Medine de geçiren bir kimse daha sonra başka bir yerde
ramazan geçirirken iç de geçirir. Çünkü orada
yaşadıkları gözünde tüllenir. İmkanı varsa tekrar tekrar
yine ramazanda gelmeyi planlar. İmkanı yoksa onun
hasretiyle yanar kavrulur ve oraları hatırlamakla ve
etrafına anlatmakla teselli bulur.
Allah oruçlarımızı ve tüm
ibadetlerimizi kabul buyursun. Hayırlı ramazanlar… |