|
Dua Zamanı-3 [Sen Fail-i Muhtarsın]
Sızıntı, Ocak 2003
Ey Rab! Senin dualara icabet etme
mecburiyetin yoktur; ama bizim ona ihtiyacımız hissettiklerimizden de
çoktur. Bütün dileklerimizi kabul buyur ve bunların kabulünü vicdanlarımıza
duyur; aç ve yalnızlıkla tir tir titreyen kalplerimizi iman ve itminanla
doyur. Ciddî bir yol almış sayılmasak da yıllar var hep yollardayız. Ufkumuz
gam ve kederle tülleniyor. Önümüzdeki engebeler beşer takatini aşkın
görünüyor. Ümmet-i Muhammed (aleyhissalâtü ve't-teslîmât) perişan, derbeder
ve ızdırap içinde.. Müslümanlık gelenek ve göreneklerin darlığına mahkum..
ibadet ü tâat kültür televvünlü.. duygular, düşünceler fantezilere emanet..
mücadelelerin esası da çıkarlar, menfaatler, ırkî mülâhazalara dayalı.
Ölenler bir hiç uğruna ölüyor, öldürenler işledikleri cinayetleri mücahede
sayıyor.
Ey Rab! Elimizden tut, dostlarının yüzüne
baktığın gibi bize de rahmetinle teveccühte bulun.. iç dünyamızı varlığının
ziyasıyla nurlandır ve bizi Sensizliğin zulmetlerinden, zindanlarından halâs
eyle; halâs eyle ve eşiğine baş koymuş kapının şu sadık kullarını yalnız
bırakma. Senden kalplerimize ışık, iradelerimize güç, düşüncelerimize
istikamet, niyetlerimize de hulûs istiyoruz. Bizleri iç dünyamızla yeniden
inşa ederek ruhlarımıza ahsen-i takvîm sırrını duyur.
"N'olur ya Rabbî, n'olur ya Rabbî,
neyin noksan olur ya Rabbî." (M.Lütfî)
Rahmet Senin sıfatın, inayet âdetin, af
şanın; bizler de o rahmet, o inayet ve o mağfirete muhtaç kullarınız.
"Kerem kıl, kesme Sultanım keremin
bînevâlerden
Keremkâne yakışır mı kerem kesmek gedâlerden."
(M.Lütfî)
Senin kapının genişliği başımızı sokacak
başka kapı aramaya ihtiyaç bırakmamıştır. Başımızı o kapıdan içeriye
sokabildiğimiz kadar sokuyor, sesimizi edep ve temkinle kalibre ediyor ve
Senden arızasız ibadet ü tâat adına bir güç, masiyetler karşısında
sarsılmayacak sağlam bir irade ve musibetleri iyi değerlendirebilecek bir
idrak ve bir basiret istiyoruz. İstediklerimizi ver ve bizi kendi
darlığımıza mahkum etme.
Biz her şeyimizle Seniniz; Sana hamd ü
senâda bulunuyorsak, Senin lütfettiğin uzuvlarla bunu yapıyoruz; kulluğuna
koşuyorsak, boynumuzdaki acz ü fakr tasmasının gereğini yerine getiriyoruz.
Bunlar Sana göre değil, bizim tutarsızlığımız çerçevesinde çırpınışlar..
evet, nerede Senin ululuk ve azametin, nerede bizdeki kulluk? Nerede o
altından kalkılmaz lütuf ve ihsanlar, nerede bizdeki o kırık kol ve
kanatlar?..
Ya Rab! Önümüzdeki şu upuzun hayat
yolculuğunda, bizi kendi idrak ve ihsaslarımızın darlığıyla baş başa
bırakma; akıllarımızı inhiraf ve sürçmelerden, nefislerimizi cismânîliğin
baskılarından, gönüllerimizi de hevâ ve heveslerin öldürücü oklarından
sıyanet eyle. Kapının kullarını; ilimde kibr u gururdan, ibadette riya ve
gafletten ve duygularına renk attıran ülfetten koru. Senin yolunda yürüyor
gibi görünüp Senden uzaklaşmak, kurbet atmosferinde iç içe firkat yaşamak,
hep rızadan söz edip gazap arkasından koşmak ne acıdır! Sen bizi kazanç yolu
sanılan bu tür haybet vadilerinde ömür tüketmekten muhafaza buyur.
Rabbimiz! Senin bize sahip çıkıp sıyanet
etmen, düştüğümüzde tutup kaldırman, kirlenen mâhiyet-i insaniyemizi sık sık
yıkayıp, arındırıp nezdindeki gözü sürmeliler arasında kabul buyurman,
Zât'ın için bir nakîse sayılmaması yanında bizim için çok şey ifade
etmektedir. Gerçi cürüm cürümdür ve ceza ister. Biz de öyle bir cürmün
prangalı mahkumları sayılabiliriz. Ne var ki Sen, azap edecek pek çok kimse
bulabilirsin; fakat biz, affedecek birini asla bulamayız. Ey affı
tecziyesinin önünde rahmet tahtının sultanı! Bizi bir bilinmez ve bulunmaza
bırakarak tazib etme. Eğer bir zaman Senden kaçıp –aslında kaçınılmazdan
kaçmışız– akla-hayale gelmedik levsiyâta girdi, mâhiyet deformasyonları
yaşadı, haddimizi bilmezlik edip Sana baş kaldırdı, hevâ u nefislerimize
uyup kirlendi ve kendimize kıydı isek –ki bu ahsen-i takvîm dilrubâları için
bir intihardır– şimdi bin bir çaresizlik içinde, ama ihtiyaçlarımızın
şuurunda olarak, boynumuzda hâkimiyetinin tasmaları, ayaklarımızda ıztırar
prangaları, ellerimiz göğüslerimizde günahlarımızı itiraf ediyor; bir kez
daha kapının kulları olduğumuzu mırıldanıyor, "merhamet" deyip inliyor ve
ululuğuna yakışır bir muamele bekliyoruz.
Bizleri bağışla, öyle bir dünyada hayata
gözlerimizi açtık ve öyle bir âlemde yaşıyoruz ki, önümüzde tuzak, arkamızda
tuzak; uğrayıp geçtiğimiz her yerde nefis, şeytan ve aynı takımdan binlerce
ifrit ağını germiş av bekliyor; yol boyu yüzlerce fitne ocağı ve isi-dumanı
gelip sinelerimize oturuyor. İnayetine ihtiyacımız açık, çaresizliğimiz her
hâlimizden belli; bizleri yara-bere almadan hedefe ancak Sen ulaştırabilir
ve bugüne kadar elli defa çatlamış, kırılmış ruh dünyamızı da ancak Sen
tamir edebilirsin. İçimizi Sana döküyor, kusurlarımızı Sana açıyor ve bize
yeniden insan olma yollarını göstermeni diliyoruz.
Yeni bir azim ve ümitle bir kere daha Sana
yöneldik. Başımızı ayaklarımızla buluşturduk ve bir sürü beklentiye
koyulduk. Arzu ve isteklerimizde bize inkisar yaşatma! Bize sevginden kâse
kâse şerbetler sun ve gönüllerimizi iştiyakınla coştur! Sinelerimize öyle
bir aşk u şevk koru saç ki, kalmasın kararımız; başımız kapının mübarek
eşiğinde, nabızlarımızda Seni duymanın heyecanı, gönüllerimizde aşk u vuslat
hafakanı, gözlerimiz çağlayıp gitsin ve âh u efganlarımız gökleri titretsin.
Bundan sonra olsun, artık oturup kalkıp
hep Seni düşünelim.. her şeyi Sana bağlayıp öyle sevelim.. vuslat
hülyalarıyla yaşayıp Sana karşı iştiyakla köpürüp duralım. Senin için kıyam
edip, Senin için oturalım.. her şeyin çehresinde Seni okuyalım; her nesneden
Sana ulaştıran yollar bulmaya çalışalım.
Bugüne kadar başka hülyalar peşinde koşa
koşa yorulduk. Sensizlik canımıza tak etti.. meğer, mülâhazalarda Sen
olmayınca en geniş yollar ne kadar da daralıyormuş, şehrahlar nasıl da
sevimsiz patikalara dönüyormuş...
Sen artık, bize bir kere daha gurbet
yaşatma; bizi Sensiz ve ışıksız bırakma! Senin yolunda gibiyiz; ama ciddî
bir azığımız yok; ömür sermayemiz yabancı hülyalar, yalancı rüyalar
arkasında hebâ olup gitti. Huzurundayız; fakat elimiz boş, gönlümüz boş,
hasenât defterimiz bomboş; ama bütün bu boşluklara yetecek sihirli bir
iksirimiz var; hakkındaki hüsnüzannımız.. evet, cürmümüz dağlar cesâmetinde;
ümitlerimiz ise, ufkun onların üzerine oturduğu her şeyin üstünde.
Yürüyeceğimiz yollarda yüzlerce firavun,
yüzlerce nemrut, yüzlerce Ebû Cehil pusu kurmuş bize diş biliyor; varsın
bilesin, hepsinin hakkından gelecek Sen varsın ya.! Aczimiz mutlak, fakrımız
açık, ihtiyaçlarımız sınırsız; ama hiçbir endişemiz yok. Zira, istemeden
verdiklerine, ettiklerine bakıyor, isteklerimizin verileceğine,
ihtiyaçlarımızın da giderileceğine gönülden inanıyoruz.
Seni bilenlerce Sen, bugüne kadar –tabiî
ki hikmetinin çerçevesinde– her isteyene istediğini verdin ve Sana bel
bağlayanları hiçbir zaman hayal kırıklığına uğratmadın. Sana doğru bir adım
atanı on katı yakınlığınla şereflendirdin. Sana gelirken yolda sürçüp
düşenleri, yolunun delisi sadık bendelerin gibi arındırıp mükâfatlandırdın.
Şimdiye kadar Sana misafir olmuş da ziyafet görmemiş, kapının tokmağına
dokunmuş da cevap almamış kimse yoktur.
Muhtaçlar ve muztarlar olarak şimdiye
kadar bir hayli yol teptik, bir hayli kapı çaldık ve nihayet gelip Senin
inayet arsana çadır kurduk. Sen, ihtiyaç nedir bilmediğimiz, ıztırardan
anlamadığımız bir âlemde bize vücut verdin, can verdin, şuur verdin, vicdan
verdin. Şimdi giderilmiş olan bu ihtiyaçlarımızın farkındayız ve Senden bir
kere daha günahlarımıza değil, yüzümüze bakıp "Haydi siz de seçkin kullarım
arasına girin ve lütuflarımı paylaşın." diyeceğiniz eşref saatleri
bekliyoruz.
Rahmetinin vesâyetine sığınırken,
lütfundan sürpriz ihsanlar beklerken, kirlettiğimiz üstümüze-başımıza,
gönlümüze-ruhumuza bakmıyor; Senin her nasılsa, uzun zaman takılıp yollarda
kaldıktan, ya da yolda bulunmanın erkânına saygısızlık ettikten sonra,
toparlanıp Sana gelen birine gösterdiğin/göstereceğin mukaddes memnuniyet ve
münezzeh sevince dayanarak aynı muameleyi bekleme cür'etinde bulunuyoruz.
Bir süre ayrı düştükten sonra dönüp Sana
gelenleri kovmayacağını vadediyorsun –aslında kovduğunu da hiç duymadık ya-.
Sana yönelenlere hep "gelin, gelin" diyorsun. Ey Rab! Böyle emekleye
emekleye sürünmeyi de gelme kabul edeceksen, müsaade buyur "Biz de geldik"
diyelim. Geldik ve Sana, yolların amansızlığını, nefis, şeytan ve hevânın
imansızlığını, bizim de dermansızlığımızı şikayet ediyoruz. Bilhassa, her
zaman hatalara açık duran, mâsiyetlere meyyal bulunan ve ululuğuna karşı hep
saygısız davranan serkeş nefsimizi Sana şikayet ediyoruz. Yığınlar, onun
zehirli hançeriyle yaralı ve bitkin, hep onun dümen suyundalar; işleri
eğlence ve oyun, hâlleri gaflet ve dalâlet, arkasından koşup durdukları
şan-şöhret, zevk u safa ve rahat, hedefleri de çıkar ve menfaat. Her birini
birer öldüren virüs kabul ettiğimiz bu mikroplar şimdiye kadar nice "serv-i
revân canları, nice gül yüzlü sultanları", nice hanları ve hakanları yere
serdi ve saltanatlarıyla beraber yerle bir etti.
Sen elimizden tutmazsan, bu mekkâr, bu
gaddar hasımlar karşısında kendi kendimize ayakta duramayız. Aksine
maiyyetinde olursak, o zaman da hiçbir şeyden korkmayız. Bizleri şeytanın bu
kabil ağlarına takılıp helâk olmaktan, kalbimizi şeytana kaptırmaktan,
şeytana kalb kaptıranlarla beraber bulunmaktan muhafaza buyur. Bize yeni bir
"ba'sü ba'de'l-mevt" lütfeyle; başlarımız önümüzde, boynumuz buruk,
gönüllerimiz kırık, Senden ayrı düşmenin hacâletiyle iki büklüm ama
fevkalâde ümitli ve Senden eminiz. Bizi bir daha yalnız bırakmamanı
diliyoruz. Nedametlerimizi gönül heyecanlarımız ve gözyaşlarımıza emanet
ederek bize ruhta, gönülde, sırda diriliş bahşetmeni diliyoruz. Kabul
edersen bu Senin şanındandır. Reddedersen bu da bizim için apaçık bir
hüsrandır. Şanına düşeni yapman ne hoş.! İstihkakımıza göre muamelen ne
acı..!
Yazıcıya Gönder
Dua ile ilgili diğer sayfalar
Giriş • Yukarı • Af Diliyoruz Ya Rabbi • Allah'ı Anma ve Dua • Hataları bağışlayan • Bir Dua • Dua ve Amel Münasebeti • Dua-Dert Münasebeti • Dua Nedir? • Dua Zamanı 1 • Dua Zamanı 2 • Dua Zamanı 3 • Dua'da ki Güç • Esmâ-ul Husnâ • Fatiha • Hacet Namazı ve Duası • Hz.Rahîm'in Huzurunda • Kavlî ve Fiilî Dua Münasebeti • Muhtelif Dualar • O'nun Muradı • Sorular • Yakarış |