Hz.
Rahîm'in Huzurunda
Sızıntı, Şubat 2001
Ey Merhametlilerin En Merhametlisi!
Bu koskoca kâinatları bir kitap gibi
önümüze seren Sen; onun esrarını vicdanlarımıza duyuran Sen ve
vicdanlarımızı lâhûtî esrarının mevcelenip geldiği iklime bir sahil yapan
yine Sensin! Bizler, Senin kapının boynu tasmalı kulları, vicdanlarımıza
aksedip duran parıltılar da Senin varlığının ziyasıdır. Biz neye mâliksek
Senin vergin, Senin atândır. Bunu bir kere daha ilân ediyor, kapının âzâd
kabul etmez kulları olduğumuzu itirafla, ahd ü peymanımızı yenilemek
istiyoruz.
Asırlar var ki, saçlarına çoktan ölümün
habercisi akların düştüğü ve vücûdunda hastalıkların ne zamandır tavattun
ettiği bu yaşlı dünyada kaç nesil, gözlerini hep bitmez bir geceye, bir şeb-i
yeldâya açtı. İki büklüm olmuş âb-endâm kametleri, dağılmış perişan
kâkülleri, buruk boyun ve mahzun bakışları gördükçe, kaç defa kaddimiz
büküldü, gözlerimiz doldu. Sînemizde hep Yakub'un âh u efganını, içimizde
Zeliha'nın aşk u hicranını taşıdık durduk ve Yusuf ne zaman zindandan çıkar
da, bu iki büklüm olmuş kametlere, perişan kâküllere, buruk boyun ve mahzun
bakışlara el uzatır diye beklemeye koyulduk. Beyni söndürülen, kalbi
kursağına yedirilen, içinde bulunduğu büsbütün hâlî diyarda âşina kimse
göremeyen nesillerin sızlanışını güya dindirmek için koşanlar ise, sadece
midenin arzu ve isteklerine koşuyorlardı.
Bu şeb-i yeldâda bazıları sadece
karanlık görüyor, kapkaranlık düşünüyor; geceye yenilerek elenip gidiyor,
bazıları da, duyup dinleyecekleri sesleri, görüp seyredecekleri manzaraları
bir tarafa bırakıp, dikenler arasında saksağan sesleriyle meşgul ola ola
ömürlerini tüketiyorlardı. Gece, muzdarip ve çilekeşlerin, ızdıraplarını,
içinde besteleyip gönül mizmarıyla seslendirdikleri öylesine muhteşem,
öylesine sırlı bir konservatuvar olmasına mukabil bunlar, gecenin örtüsü
içinde ne onun sırlı sesini duyabiliyor ne de etrafta olup bitenlerden bir
şey anlayabiliyorlardı. Vefasız nazarlardan, ölü niyetlerden, eğri düşünce
ve çarpık kanaatlerden esasen başka bir şey de beklenmezdi.
Bize göre ışık, varlık, hayat ve kudret
elinin tabiatın çehresine saçtığı daha binlerce güzelliğin, birer tohum gibi
bağrında uyanıp mayalandığı bir iklim olan gecenin derinliklerinde, bir
hayat mûsıkisi besteleyelim ve bunun için de, bütün bir tarih boyu ağlamayı
unutmuş gamsızlar, dertsizler ve ağlanacak hâllerine gülenler olarak, kaç
asırlık gamsızlığımıza bir son verip beraber ağlayalım dedik! Cehaletimize
ağlayalım, kaybettiğimiz şeylerden habersizliğimize ağlayalım, kusurdan bir
heykel hâline gelmiş mahiyetimize, duygularımızın dumura uğrayışına ve
hoyratlaşan gönlümüze ağlayalım; bu vaziyette öleceğimize, öldüğümüz gibi
dirileceğimize, tasmalı ve prangalı büyük imtihanda, en büyük merasimde fevc
fevc geçecek olan mâzinin şanlıları ve istikbalin bahtiyarları arasında yer
bulamayacağımıza ağlayalım; daldan kopan bir meyve gibi yalnız düşüşümüze,
ayaklar altında ezilişimize, rahmetten cüdâ kalışımıza ağlayalım; ağlayalım
ve yukarılara doğru güvercinler gibi kanat çırparak, çok yükseklerde öyle
bir "âh" edelim ki ünümüz, gözyaşlarından meydana gelen bulutları harekete
getirsin ve sonra da ateşimizi söndürecek o damlalar, yağmurlar gibi
başımızdan aşağıya insin ve ateşimizi söndürsün, kin ve nefret ateşini,
bütün dünya ve ukbâ ateşini söndürsün istedik.
İşte, ey zikri, fikri ruhlara itminan
veren gönüller Sultanı! Ey bizleri varlığa erdiren ve varolmadaki sonsuz
zevki gönüllerimize duyuran Güzeller Güzeli Yüce Yaratıcı! Dört bir yanda
mışıldayan suları, yer yer ışıldayan lambaları, gelip gelip ruhları saran
hülyâları ve tohumlar gibi hülyâların bağrına saçılan inanç, azim, ümit ve
güzellik duygularıyla, şiir ve sanatın bütün unsurlarını toplayarak
hâtıralarda silinmez birer edaya ulaşan gecede, göğün renklerinin, suların
seslerinin, kuş çığlıklarının akıp akıp ruhlara dolduğu, hayat ve varlığın
daha bir muammalaştığı, derinleştiği bu sır âleminde, Senin öğrettiğin ve
ruhlarımıza duyurduğun şeyleri, gönülleri gönüllerimiz gibi mürde ve
derbeder olanlara ulaştırmak için, yer yer eşya ve hâdiselerin dolapları
içine girerek, yer yer benliğimize dönerek olup biten şeylerden ve bu umûmî
gidişattan Senin varlığına bakan pencereleri, Senin huzuruna yükseltecek
yolları araştırıp tespite çalıştık.
Bu yola koyulurken, insanî değerlerin
katlanıp derinleştiği, duyguların bütünüyle uhrevîleştiği, bedenin, aynı
rûhî değerleri paylaştığı ve öteden beri his dünyamızda arayageldiğimiz
"yitirilmiş cennet"in tasavvurlarımızı aşan en nâdide parçalarından meydana
getirilmiş, zamanın enfes bir altın dilimini gönül gözlerimizle temâşâ
ediyor ve onun vâridâtının gelip gelip hülyâlarımıza, rüyâlarımıza aktığını
duyar gibi oluyorduk.. duyar gibi oluyorduk da, o dönemin talihli insanları,
engin inanç, engin tevekkül ve engin teslimiyetleri sayesinde ömürlerini
mânevî haz ve lezzetlerin en büyüleyici atmosferinde sürdürürken, bu engin
haz ve bu lezzetlerin biricik sahipleriymiş gibi onların kalblerinin hep
iyilik ve güzellikle attığını, gözlerinin hoşgörü ve müsamaha düşüncesiyle
açılıp kapandığını, dünyayı tıpkı bir cennet gibi duyup yaşadıklarını ve
hemen her zaman kendi duygularında olduğu kadar bütün gönüllerden, hatta
topyekün varlığın içinden en rengin bir şiiri dinlediklerini daha o anda
tasavvur edebiliyor, ümitlerimizin medlerinde onlarla beraber saadetlerin en
enginlerini paylaşıyor ve bu nesl-i âtînin talihine tebessümler
yağdırıyorduk.
Ümit, recâ ve iman dünyamızda tüllenen
bu yeni baharın genç tenli, uzun boylu masmavi günlerinin içinde hayat,
hülyalarımıza o kadar yumuşak, o kadar sıcak ve o kadar renkli boşalıyordu
ki, her zaman onda cennetlerin tasavvurlar üstü derinliklerini duyar gibi
oluyor.. oluyor ve bütün varlıkla kucaklaşıyor, bütün canlıları şefkatle
selâmlıyor, bütün insanları muhabbetle bağrımıza basıyor ve kendi kendimize,
"Yaratan'ın kâinatları var etmedeki gayesi de bu olsa gerek!" diyorduk.
Bugün de hülyalarımızı dolduran bu gökkuşağı dünyada, hoyratlık, kabalık,
hırs, tûl-i emel, münakaşa, cidâl, hıyanet, ihanet, yalan, gadir, zulüm,
irtikâp, ihtilas yoktu. Bu dünyada civanmertlik, incelik, dirilme azmi,
yaşama sevgisi, mülâyemet ve diyalog; hakka karşı saygılı olma, emanet
duygusu, vefa hissi, doğruluk ruhu, adalet ve istikamet düşüncesi vardı. Bu
dünyanın insanları hakikî mânâdaki kin, nefret ve kavgayı lügatlerinden
söküp atmış, hayatlarını sevgi, yumuşaklık ve insanlarla münasebet üzerine
kurmuşlardı. Onlar çevrelerindeki insanları oldukları gibi kabul ediyor;
farklı anlayış, farklı yorum ve farklı davranışları, vuruşma vesilesi görme
yerine, düşünce enginliklerini sergileme fırsatı bilerek, insanlara insanca
yaşamanın varyantlarını gösteriyorlardı.
Evet, her türlü hoyratlıkla muhat ve
memlû gibi görünen bugünün isli-paslı penceresinden hülyalarımızın dünyasına
bakarken, yine hayatın bir güneş gibi yeniden doğduğunu, dört bir yanın
güzelliklerle ağardığını; al, pembe, sarı çiçeklerin salınıp etrafa gamzeler
yağdırdığını, papatyaların raksa durup, erguvanların lâleden alev
aldıklarını, çeşit çeşit güzelliklerle dolgunlaşan umûmî hava ve atmosferin
gönüllerimizi saadet vaadiyle kapladığını, ruhlarımızda ebed televvünlü
engin bir ferahın çağladığını, koyun-kuzu melemesi, kuş cıvıltısı, ağaç
sesi, su sesi, yaprak hışırtısı ile dolu, anne heyecanı ve çocuk neşesi
tadındaki bir "ba'sü ba'de'l-mevt"in, sevilen çehrelerdeki gibi büyülü ve
tesirli, seven gönüllerdeki gibi dolgun, inandırıcı, nazik ve ince
tüllenişlerini yine duyabiliyoruz.
Fakat Allah'ım, Kelâmında anlatılıp
resmedilen; en ince teferruatına kadar haritası çizilen; nihayet bir
Kutlunun mir'âcıyla bütün bütün kapıları açılıp her mârifet erinin
gönlündeki arşiyeleriyle, o âlemlere yükselme imkânı doğan bir ulu
seyahatte, haddimizi aşıp esrarlı kapılarının tokmağına dokundu isek, edep
ve erkân bilmeyen ham ruhlarımızın görgüsüzlüğüne vererek, bizi bağışlamanı
diler, affına sığınırız. Zât-ı Ulûhiyetini ve perdesiz manisiz Seninle
görüşeceğimiz o mutlu günü muhtaç gönüllere duyurmak isterken, en saf ve
duru ifadelerin resm ve nakşettiği yüce hakikatlara ihtimal ki bağlı
kalamadık. Kışırda kalmış; gönlünü şu âlemin sûrî güzelliklerine kaptırmış
bir kısım ham ruhlara bir şeyler anlatabilme düşüncesiyle mücerredin kudsî
cidarlarını sarsarak, müşahhasa ve maddeye yahşiler çektik. Belki de, en
açık hakikatları saffet-i asliyesi içinde sunamadığımızdan cürümler işledik,
hevâ ve hevesimize hizmet ettik.
Hata ettikse, Sana gelirken ve
başkalarına yol göstermeye çalışırken ettik. Kusur yaptıksa Senin yolunda
yaptık. Hata daima hata, kusur da daima kusurdur. Bizler kalbleri kırık,
ruhları iki büklüm, boyunlarında tasma vereceğin hükmü bin can ile intizar
etmekteyiz. Bunu derken biliyoruz ki, Senin sonsuzluğa kadar gidip dayanan
rahmetin, daima gazabının önünde olmuştur. Senin lütuflarını idrak etmiş
kapı kullarına, kusurun yaraşıp yakışmadığı muhakkak; ama, affın Sana çok
yakıştığını söylememize lütfen müsaade buyurunuz!
Evet Sultanım! "Sultana sultanlık,
nitekim gedâya da gedâlık yaraşır." Bu bakımdan, bir defa daha Sen'den
diliyor ve dileniyoruz: Gözlerimize yaş ver ve bizi ağlat! Merhamet etmen
için, Sen'den uzak kalış hasretini duyamayışımıza ağlat! Gönüllerimizin
ayrılık ızdırabı ve kavuşma hasretiyle şâk şâk olamayışına, ağyar ateşine
yanışına öyle ağlat ki, sîneler kebap olsun; ondan bir feryat çıksın, meleği
ve feleği velveleye versin. Kararmış ruhlarımıza şefkat et de ağlat!
Ağlamalarımıza dahi ağlamamız lâzım geldiği için ağlat! Bükülmüş şu kaddime,
dağılmış kâkülüme, solgun ve ölgün rengime, burulmuş boynuma ve kırık
kalbime merhamet et de ağlat! Şu en sakin anda, sızlanışlara cevap verdiğin
dakikalarda, Sen'den başkasına secde etmeyen başımla Sana dönüyor, titreyen
dudaklarımla, bu çöllerde bizi perişan etmemeni ve gözyaşlarımızla bu
beyâbânı gülzâra çevirmeni diliyorum.
Allahım! Bizim uzaklığımız itibarıyla
değil, Senin yakınlığın hürmetine kalbimize rikkat ver ve bizi öyle ağlat
ki, kendimizi kaybedelim, yolunda ar ve haysiyetten geçelim, tâ ki "Bunlar
delirmiş." desinler...
Yazıcıya Gönder
Dua ile ilgili diğer sayfalar
Giriş • Yukarı • Af Diliyoruz Ya Rabbi • Allah'ı Anma ve Dua • Hataları bağışlayan • Bir Dua • Dua ve Amel Münasebeti • Dua-Dert Münasebeti • Dua Nedir? • Dua Zamanı 1 • Dua Zamanı 2 • Dua Zamanı 3 • Dua'da ki Güç • Esmâ-ul Husnâ • Fatiha • Hacet Namazı ve Duası • Hz.Rahîm'in Huzurunda • Kavlî ve Fiilî Dua Münasebeti • Muhtelif Dualar • O'nun Muradı • Sorular • Yakarış
|