Mehmet ALTAN Web Sitesi

  Kavlî ve Fiilî Dua Münasebeti

Kavlî ve Fiilî Dua

Sebeplere riayet ile (fiili dua) kavli dua arasında bir çelişkiden ya da bir ayırımdan bahsetmek mümkün değildir. Onlar birbirlerini tamamlayan iki unsur ve bir vahidin iki yüzünden ibarettir. Onun için meseleyi tek yönlü ele alıp, ifrat ve tefritlere girmenin de bir anlamı yoktur. Allah Rasulü (sallallahu aleyhi ve sellem)'nün hayatını doğru anlama ve yorumlama bu türlü ifratlara, tefritlere girmemenin yegane yoludur.

Allah Rasulü (sallallahu aleyhi ve sellem)'den mervi, sahih hadis mecmualarında kaydedilen bir hayli dua var. Hayatın hemen her alanıyla alakalı bu duaların bazı kişiler tarafından -maalesef- farklı yorumlandığına şahit olmaktayız. Hatta bunlardan bazıları, bahse konu olan duaların okunmasının gerekli olmadığını, sebepler dairesinde ilgili alanda yapılması gerekli olan şeylerin yapılmasının dua yerine geçeceğini ifade etmektedirler. Bana kalırsa bu düşüncede olanlar, hakikatın bir yönünü görmüş iseler de diğer yönünü görememişler. Aslında konuya, böyle esbabperestler gibi katı bir biçimde yaklaşmanın bence hiç yararı yok. Sebepler dünyasında bulunduğumuza göre elbette sebeplere riayet etmek şarttır ve Üstad'ın tabiriyle de bu bir fiili duadır. Ne var ki fiili duayı yapma, kavli duayı yapmaya hiç de engel değil; hatta onun için önemli bir istinat noktası sayılır.

Allah Rasulü (sallallahu aleyhi ve sellem) Bedir Savaşı öncesi, harb adına yapılması gereken her şeyi fiili olarak yapmış ve sonra da bütün benliğiyle Rabbine yönelmiş ve O'na dua dua yalvarmıştı. Allah Rasulünün "Allahümme inni euzubike mine'lhemmi ve'l-hazen=Allah'ım! Tasa, keder ve hüzünden Sana sığınırım." duası üzerinde durarak konuyu biraz daha açmak istiyorum; öncelikle, sadece bu duanın değil, bütün duaların hakikatini kavramaya gayret etmenin şart olduğunu ifade etmede yarar var. Yani hangi dua, hangi şekilde, nasıl ve neye karşı okunacak, bu esasların hadisleri dikkatle incelemek süretiyle tesbit edilmesi gerekir.

Duanın Esası: Teveccüh

Saniyen; bütün dualarda esas olan teveccühtür. Teveccüh, bir manada maddi her şeyi unutarak, sadece ve sadece O'na yönelme ve O'na sığınmayı ifade eder. Bu aynı zamanda bizim için bir moral ve bir takviyedir ki, bununla kuvvet-i maneviyemizi yükseltmiş oluruz; zira biz dua ile, her şeye gücü yeten bir Zat'a sığınırız. Yukarıdaki duanın taalluk ettiği noktalara gelince;

1) İnsanın içinde, tasanın, kederin, hüznün hakim olması demek, bir anlamda işlerin sarpa sarması demektir. Bu durumda bir insan, mantık ve muhakeme örgüsünü sağlam işletemeyebilir ve çaresizlikten kendini salıverir. Bu ise, zaten onun hayatındaki bozuk olan düzenin, daha çok bozulması demektir. İşte bu aşamada insanın "Allah'ım, Sana sığınırım." diyerek O'na iltica etmesi, bahsedilen badirenin aşılması için atılan ilk adımdır. Zira O, her şeye gücü yeten bir Zat-ı Ecell-i Ala'ya sığınmış ve moralini güçlendirme adına önemli bir adım atmış sayılır.

2) Tasa, keder ve hüzne medar olan hususlardan kurtulma çabası, o insanı fiili duayı da yerine getirmeye sevkeder. Kavli duayı yapıp, fiili duayı yapmama sözle davranış arasında bir tenakuz (çelişki) göstergesidir. Halbuki söz ve davranış birbirini tamamlayan ve insanı insan yapan özelliklerin başında gelir. Bir diğer ifade ile, insan sebeplere riayetle bu problemin üstesinden gelmek için duanın çağrıştırmasıyla çok ciddi mesajlar da alır.

3) Duaya esas teşkil eden şey, aslında bir hedef ve bir gaye-i hayaldir. Öyleyse bunun şuurunda olan insan, daha baştan gam, keder, tasa ve hüzne boğacak şeylerin hemen hepsine karşı tavır alır.

Kavli-fiili dua münasebeti

Hasılı sebeplere riayet ile (fiili dua) kavli dua arasında bir çelişkiden ya da bir ayırımdan bahsetmek mümkün değildir. Onlar birbirlerini tamamlayan iki unsur ve bir vahidin iki yüzünden ibarettir. Onun için meseleyi tek yönlü ele alıp, ifrat ve tefritlere girmenin de bir anlamı yoktur. Allah Rasulü'nün (sallallahu aleyhi ve sellem) hayatını doğru anlama ve yorumlama bu türlü ifratlara, tefritlere girmemenin yegane yoludur.

 Söz ve Davranış Birliği

Hal ve kal birliğinin tesisi "(Çok garip) sizler Kitab'ı (Tevrat'ı) okuduğunuz (gerçekleri bildiğiniz) halde, insanlara iyiliği emredip kendinizi unutuyor musunuz? Hala aklınızı başınıza almayacak mısınız?" (Bakara, 2/44)

Bu ayet-i kerime doğrudan doğruya bir kısım İsrailoğullarını alakadar etmekle beraber, Müslümanlara da işari olarak tembihte bulunmaktadır. Burada asıl anlatılmak istenen şey de hal ile kal birliğinin gerçekleştirilmesidir. Nitekim bir başka ayet, bu hususu bir başka üslupla ifade sadedinde: "Niçin yapmadığınız şeyleri söylüyorsunuz ki?" demektedir. Evet, hal ve kal, hakkı tutup kaldırma, onu anlatma adına çok önemli iki cepheli bir dildir. Bu iki görünümlü tek dil hakikatle gürleyince, onun tesiri müthiş olur. Evet, insan başkalarına söyleyeceği şeyleri önce kendi nefsinde yaşamalı ki, iç-dış, beyan-hal farklılığına düşmesin. Bir eserde, Cenab-ı Hak Hz. İsa'ya, "Ya İsa, önce nefsine va'z et. Eğer o kabul ederse, sonra insanlara nasihatte bulun! Yoksa (nefsinin kabullenmediği şeyleri başkalarına anlatma hususunda) Benden utan!" demektedir. O halde insan, önce inandığı şeyleri yaşamalı, kendinden tecrid mülahazası içinde, kendi duygu-düşünce ve iç derinliklerini seslendirmelidir. Gece hayatı olmayan biri, teheccüdden bahsederken utanmalı. Namazını huşu ve hudu ile kılamıyor, Allah'a karşı saygılı davranıp gerekli mehabet ve mehafeti içinde duyamıyorsa, kamil namazdan dem vurmamalı. Hasbi ve diğergam değilse, bir tek kelime ile dahi başkaları için yaşamaktan katiyen bahis açmamalı; açmamalı zira lihikmetin -bir hikmete binaen- Allah, anlatılan hususların tesir gücünü, anlatanın yaşamasına bağlamıştır. Bakınız, İslam'ı anlatma ve müdafaa etme adına bazı kimselerin irşad, cevab ve reddiye gibi şeyleri hep havada kalmaktadır. Hatta, samimi olunmadığından, yer yer daha önce söylenen şeylerden vazgeçilmekte ve muhaliflerin anlayışlarına mümaşaat edilmektedir. Mustafa Sabri Efendi, bu durumu şöyle izah eder: "Bunlar, anlattıkları şeylerde, başkalarına verdikleri cevaplarda, yazdıkları kitaplarda samimi değiller. Eğer samimi olsalardı, dediklerini yaşar ve hayatlarında zik-zak çizmezlerdi." Yaşamadı, zikzaklar çizdi ve arkalarındakileri tereddütlere attılar.

Bu itibarla da, hizmet düşüncesi ile dahi yazılmış olsa, bu kitaplar, bu reddiyeler yazıldıkları yerlerde teşettüt-ü efkara (fikir dağınıklığına) sebebiyet vermiş ve önü alınmaz ayrı kaosların doğmasına yol açmıştır. Öyle ise, önemli olan müessir olabilmenin yollarını araştırmaktır. O da, bilme, yaşama, metod, muhatabı tanıma, neyi, nasıl, nerede anlatacağını iyi tesbit etme gibi herbiri kendi çapında önemli hususların yanıbaşında, tebliğcinin yürekten ve samimi olmasıdır.

Anlatılanların Yaşanması

Burada, hatırlatılmasında yarar olan bir diğer mesele de, "Niçin yaşamadığınız şeyleri anlatıyorsunuz" (Saff, 61/2) ayetinin, yanlış anlaşılma ihtimalidir. Zira ayet-i kerime, zemm makamında "niye, niçin" diyerek bunları sorgularken, "Ha sakın yaşamadıklarınızı anlatmayın" demiyor. Zira yaşamak ayrı anlatmak da ayrı birer ibadettir. İkisini birden yapmayan iki günah kazanırken, birini yapmayan insan da bir günahla kendini tesirsizliğe mahkum etmiş olur. Evet daha önce de ifade ettiğimiz gibi müessiriyet, anlatılanların yaşanmasına bağlıdır.

Evet, insanlara iyiyi emredip, onları kötülükten vazgeçirmeye çalışırken insanın kendini unutması açık bir tenakuzdur ve böyle yanlış, ifade, beyan gücü, bilgi gibi pek çok doğruyu götürecek mahiyettedir ki, ayetin fezlekesi de, aklı olan bir insanın böyle bir çelişkiye düşmemesi gerektiğini hatırlatarak, 'inan, düşün, yaşa ve anlat.' demektedir. Aksi gevezeliktir, konuşanın kredi ve itibarını götürür ki, bu da onun kendini katmerlice unutması demektir. Bu itibarla vaiz, nasih, mürşit, mübelliğ, yazar ve programcı yapıp ettiği şeylerde ciddi olmalıdır ki, kendisi de ciddiye alınsın ve bahse konu hususların değerine toz kondurmasın. Dahası irşat için yamuk yumuk davranmakla, idlal yolunda tutarlı konuşanların altında kalmasın.

Yazıcıya Gönder


Dua ile ilgili diğer sayfalar

Giriş • Yukarı • Af Diliyoruz Ya Rabbi • Allah'ı Anma ve Dua • Hataları bağışlayan • Bir Dua • Dua ve Amel Münasebeti • Dua-Dert Münasebeti • Dua Nedir? • Dua Zamanı 1 • Dua Zamanı 2 • Dua Zamanı 3 • Dua'da ki Güç • Esmâ-ul Husnâ • Fatiha • Hacet Namazı ve Duası • Hz.Rahîm'in Huzurunda • Kavlî ve Fiilî Dua Münasebeti • Muhtelif Dualar • O'nun Muradı • Sorular • Yakarış

 

Sitemizin Bütün Sayfaları 1024/786 çözünürlükte hazırlanmıştır
En iyi görünümü İE 5.5 ve üstü ile elde edebilirsiniz.