Mehmet ALTAN Web Sitesi

 

 

 

Riyad Fuarı Hatıraları veya Fuarın Ardından Hatırda Kalanlar….

 

Fuar Çarşamba günü öğleden sonra başladı. Orta ölçekli bir fuar desek biraz küçültmüş oluruz. Gayet temiz ve tertipli bir fuar olduğunda cümle ihvan müttefiktir. Fuarı Yüksek Öğretim Bakanlığı tertip etmiş. Dolayısıyla da ev sahipliği yapmak için günlerce değişik yerlerde, dışarıdan gelen biz misafirlere öğle yemeği verdi. Bazen bakanlıkta, bazen tarihi bir müze olarak hazırlanan henüz bitmemiş ama bu haliyle bile mükemmel bir nostalji mekanı olan Azeriye’de, bazen de ticaret odası gibi değişik müesseselerde yemekler verildi. Hele Kültür Bakanlığının yemeği mükemmeldi; feza sunumları, hareketli konferans salonları gerçekten akla zarar şeylerdi. Masraftan hiç kaçınmayarak mükemmel bir arz salonu… hatta salonları demek daha doğru olur çünkü bir salonu düğmelerle değişik salonlara dönüştürebiliyorlar.

 

Misafir perverlik gerçekten mükemmeldi sizi evvela kapıda bir heyet karşılıyor ardından ellerinde arap kahvesi ve hurma bulunan bir grup… Daha sonra size gittiğiniz yer hakkında doyurucu bilgiler veriyorlar. Ardından mükellef bir ziyafet ve daha sonra da diş kirası kabilinden hediyeler…

 

Fuara rağbet beklenenden çok fazla idi. Doğrusu Suud toplumunun bu kadar kitap okuyacağı hiç aklımdan geçmemişti. Bu fuarın adı “Riyad Kitap Fuarı 2006” idi bu fuarın özelliği Suud tarihinde ilk olarak hiçbir kitaba engel konmamış olmasıydı. Tasavvuf kitapları dahil daha önce yasak olan bir çok kitap açıktan satılabiliyordu. Bu Suud için çok önemli bir gelişme ve ileriye doğru kararlı bir adım idi. Fuar yetkilileri tarafından zaman zaman ziyaret edilen stant sahipleri genelde fuar idaresinden memnun idiler.

 

Fuar idaresi sadece kitap satışı ve yemek organizasyonları yapmıyordu. Bunun yanı sıra fuar müştemilatının içinde bulunan konferans salonunda da konferanslar ve brifingler tertipliyor fuara gelenleri görsel ve işitsel olarak bilgilendiriyordu. Bazı günler tartışmalı konuları dünyanın değişik yerinden gelen bu insanların önünde yeniden tartışmaya açıyor ve konunun ehli ilim tarafından aydınlanmasına vesile oluyordu.

 

Haftanın belli günleri ailelere ayrılmış, o günlerde ailesiyle gelmeyen fuara alınmıyordu. Şunu da ilave etmeliyim ki ailelerin fuara olan ilgisi erkeklerden geri kalmadığı, hatta biraz daha ileri olduğu gözlemlendi. Bir gün akşam namazı öncesi fuara ailesiyle bizim standı görmeye gelen bir dostum bana telefon açarak bu gün bizi içeri almadılar dedi. Nedenini sorduğumda ise içerinin çok kalabalık olduğunu daha fazla insan alırlarsa izdiham olacağını söylemişler.

Riyad halkının gerçekten bu kadar hareketli ve kitap aşığı olunduğunu kendim görmesem inanmazdım derler ya aynen ben de öyle diyorum.

 

Kadını erkeği müthiş bir tarih hayranı… Standımızda binlerce kitap sattık ama bir o kadar da tarih kitabı olsaydı satılırdı herhalde…

Standa gelenlerin birçoğu Osmanlı tarihini genel olarak ve bölge bölge soruyor. Mesela Osmanlının Asir bölgesi tarihi hakkında kitap diyor, veya Necid bölgesi diyor.vs. o insanlara çok mahçup olduğumuzu söyleyebilirim. “Sizin tarihiniz, neden bu kitapları getirmiyorsunuz” diye de soruyorlar. Sanki böyle bir kitap varmış gibi, belki vardır. Ama ben ve arkadaşlar bunları cevaplamada zorlandık bir daha ki fuara inş falan dedik.  Tarih kitaplarına Neden bu kadar ilgi olduğunu sorduğumuzda “biz Osmanlıyı seviyoruz” diyorlar.

Osmanlı padişahları albümü “peynir ekmek gibi” derler ya inanın ondan da rahat veya daha da çabuk sattık. İlk üç günde elimizdeki onca albüm normal kitaplara göre fiyatının yüksek olmasına rağmen bitti. Daha sonra maalesef yok sattık. Bu albümü gören kadın-erkek çoluk-çocuk “hangisi Fatih Sultan Mehmet, hangisi Abdülhamid, hangisi Osmanlıyı kurmuş, son sultan hangisidir,” diye merakla ve heyecanla sorduklarını hayretle ve memnuniyetle müşahede ettik.

Daha heyecan verici bir tabloyu size arz edeyim. Bir bayan sultan Abdülhamidin hayatını anlatan müstakil bir kitabı aldıktan sonra gözlerinin içi parlayarak öpüp başına koydu ve başımızın tacısın diyerek ve başının üzerinde taşıyarak bizim ardından donarak bakakalışımız arasında kaybolup gitti.

 

Mukaddes Emanetler kitabını her gören hayretten hayrete giriyor. Kimi önemsemez gibi davranıyor, kimi hemen itiraz ediyor oradaki resimlerin gerçek olup olmadığını tartışmaya başlıyor fakat biraz sonra anlatılanlar ve gördükleri karşısında peki bu kitabın Arapçası yok mu? demeye başlıyor.

 

Üstad Bediazzamanı tanıyıp tanımadıklarını sorduğumuzda hemen hemen herkes yumruğunu toplayıp başparmağını dikerek (memnuniyet ifadesi) mümtaz veya mazbut racül acip (müthiş bir adam) dediklerini gördük. Tanımayanlara da anlattığınızda hiç tereddüt etmeden bunu anlatan bir kitap alayım diyorlar.

 

Hoca efendiyi de Mekke ve Cidde fuarlarından kitabını alanlar memnuniyetlerini ifade ediyorlar. Bu konuda hatıra gelen bir hadiseyi nakledeyim. Bir beyefendiye  H.E. anlattıktan sonra “peki bir kitabını alayım sen hangisini uygun görüyorsan onu ver” dedi. Kitabı aldıktan 5-10 dakika sonra çıkageldi. Şaşkın bir hali vardı. Kalabalığın içerisinde bana yaklaşarak “kardeşim ileride bir stantta arkadaşım alış veriş yaparken ben şu kitaba bir göz atayım dedim. Aman Allahım bu ne güzel ifadeler bu ne güzel kitap ben hayatımda böyle şey duymadım bana sen bunun diğer kitaplarını da ver” dedi ve tüm pırlanta serisini aldı. Bu, aynı manayı taşıyan onlarca hadiseden bir tanesi… Uzatmamak için diğerlerini tayyediyorum.

 

Yine sıradan biri olmadığı anlaşılan bir beyefendi çokça pırlanta serisinden İngilizce ve Arapça kitaplar aldı. Ertesi gün tekrar gelip aynı miktarda veya daha çok alınca biz merak edip sorduk “sizin kitapeviniz mi var” “hayır ben bu kitapları çok sevdim çevreme hediye ediyorum hatta dün Avustralya’ya giden vardı dün aldığım ing. kitapların hepsini oraya gönderdim” dedi.

 

Halktan, akademisyenlere kadar sanatçısından Tv program yapımcısına kadar katılan herkesten hemen hemen gerek üstad hakkında gerekse H.E. hakkında gerekse genel olarak Türkler hakkında hep müspet şeyler duyduk. Tabii istisnalar kaide dışıdır.

Bize bir de en çok sorulan soru sizin kitapeviniz burada nerededir. Bu kitaplar biterse devamını nerede bulacağız sorusu oldu. Biz de onlara “Allah size sabır versin seneye tekrar kitap fuarında buluşana kadar bizi bekleyeceksiniz” dedik.

 

Fuarda hepimizi şaşırtan ve şuana kadar canlılığı gözümün önünden gitmeyen bir hadiseyi de anlatarak yazımı tamamlamak istiyorum.

Bizim standın hemen yanı başında bir kafeterya vardı. Bu kafeteryaya en çok çocuklar ve bayanlar uğruyordu. Bir akşam saati yine her zaman olduğu gibi kafeteryanın önü bayağı kalabalıklaşmıştı. Nerdeyse bizim standın müşterisiyle kafeterya müşterisi birbirine karışmıştı. Ben de saatlerdir yorulan bacaklarımı birkaç dakikada olsa dinlendirmek için sandalyeye oturup standaki kişileri gözlüyordum. O arada kafeterya tarafından bir çocuk çığlığı koptu. Ben pek önemsemedim. Kendi kendime Nasıl olsa çocuklar böyle çığlıklar koparır dedim ve stantta benim ilgilenebileceğim kişileri kontrol ediyordum. Ama kısa bir süre sonra o çocuğun çığlığı beni stanttaki ilgimden kopardı çünkü çığlık sesi gittikçe artıyordu. Bizim Şükrü Bey çocuğu susturmak için koşturup bir çocuk hikayesi aldı ve ona uzattı; çocuk arabasında oturan ve ortalığı birbirine katan, en fazla iki yaşındaki beyefendi, kitabı aldığı gibi fırlattı attı. Ben hemen koşturup orada duran ve dikkatini çekebileceğini tahmin ettiğim bir başka renkli kitabı uzattım onu da bir çırpıda savurtup attı. Arabanının başında duran annesine biraz sitemvari bu çocuk niye ağlıyor neden ilgilenmiyorsun dedim. O da gördüğün gibi susturamıyoruz dedi. Ben de bunun istediği bir şey vardır dedim “evet var şuradaki küçük kitabı istiyor” diye masanın üzerinde toplu halde duran üstadın küçük risalelerine işaret etti. Ben hemen oradan birini uzattım annesi hayır hiç birini kabul etmiyor şunu istiyor diye “ayetül kübra’yı” uzattı ben de bu çocukta bir sır var o, bu kitabı ne yapacak demek ki, onu senin okuman gerek çocuk senin için onu istiyor, onun için sen bu kitabı al” dedim. Genç bayan ne yapalım çaresiziz dercesine çantasından kitabın ücretini uzattı ve kitabı çocuğa verdi. İşte bundan sonrası ne kaleme gelir ne de ifade edilir bir şeydir. Görmek gerektir. Çocuk kitabı alır almaz önünü arkasını çevirdi göğsüne bastı daha sonra açıp içine sanki yıllardır hasret olduğu birinin resmine bakar gibi yazılara baktı baktı ve içini çekti sesini de kesti. O kitabın içinden o yazılardan ne anlıyordu da o kadar iştiyakla o yazılara bakıyordu ben hala çözebilmiş değilim. O anki tablo bana o kadar tesir etmiş ki canlılığı gözümün önünden hiç gitmiyor. Hâlâ tesirindeyim.  

 

Mehmet ALTAN        Riyad

 

 

Sitemizin Bütün Sayfaları 1024/786 çözünürlükte hazırlanmıştır
En iyi görünümü İE 5.5 ve üstü ile elde edebilirsiniz.