|

HAC İBADETİNİN BOZULMASI
Hz Cebrail tarafından Hz İbrahime öğretilen
haccın menâsikine Hz İsmailden sonra bazı ilaveler yapılarak haccın
usulleri bozulmaya başladı. Mekkeye putlar dikildi. Ka’be’nin içi putlarla
dolduruldu. Artık Ka’be, Allahın adı anılarak değil çırılçıplak
soyunularak, el çırpıp ıslık çalınarak tavaf ediliyordu. Tevhid merkezi
olan kabeye 360 put yerleştirilmiş ve tapılır hale getirilmiştir. “Bu
günaha bulaşmış elbiselerle kabeyi tavaf etmek uygun olmaz” düşüncesiyle
kadın erkek soyunup üryan olarak tavafta bulunuyorlardı.
Artık o mukaddes
mevkiler Allahın zikredildiği yer olmaktan çıkarılmış, ataların övülüp
methedildiği bir şov meydanı haline getirilmişti.
Medine’liler, cahiliye
döneminde Mekke’deki Menat putunu tavaf ederlerdi, ama Safa-Merve arasında
sa’y yapmazlardı. Cahiliye döneminde ihrama girdikten sonra saçlarını
yıkamazlardı. Her taraflarını bit sarar ve hasta olurlardı.
Kurbanların kanını
sevap zannederek cahiliye arapları kabenin duvarlarına bulaştırırlardı.
Kureyşliler cahiliye çağında hacılarla beraber Arafata çıkmazlardı.
Bazıları haccın ismeti diyerek haccın başından sonuna kadar hiç
konuşmazlardı. Kurbanlık develere binmezlerdi. Cahiliye arablarının
bazıları hacca gelirken yol tedariki yapmadan yola çıkarlar, yolda aç
kalırlar ve insanlara yük olurlardı.
İşte İslamiyet sonradan
meydana gelen bütün bu yanlışlıkları kaldırıp düzeltti. Bizzat Peygamber
Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem Medineden Mekkeye Hz Ebu Bekiri
gönderip, çırılçıplak yapılan tavaf ve benzeri yanlışlıkları men
ettirdi. Ayrıca “Haccın menasik ve usullerini benden öğreniniz”
diyerek Efendimiz (sas) herşeyi dosdoğru yeniden ele alarak yerine
oturttu.
OSMANLILAR VE KABENİN TAMİRİ
IV. Murat, Sultan
Ahmet, I. Sultan Hamid, Sultan Mahmut ve Sultan Abdülmecid gibi Osmanlı
padişahları muhtelif zamanlarda Kabenin muhtelif yerlerini tamir
ettirmişlerdir. Mermer minber ise Sultan Selim zamanında İstanbulda
yapılarak Harem-i Şerifte makam-ı İbrahimin kuzeyinde evvelce yapılan
tahta minberin yerine konmuştur. Mimar Sinanın eseridir.
BARIŞIN SİMGESİ BEYAZ İHRAM
İhram iki parça
havludan oluşur. Bunlar dikişsizdir. Belden aşağı sarılan havluya izar
denilir, omuza alınan havluya rida denilir. İhrama giren insan hiçbir
canlıyı öldürmez, bitkileri koparmaz, hiçbir canlı varlığa zarar vermez.
Herşeyle sulh yapmıştır. Eğer aksine hareket ederse cinayet işlemiş
sayılır ve yaptığı işe göre ceza ödemek zorundadır. İhrama girmiş müslüman,
şahsi menfaatleri arkaya bırakmış, yalanından uzaklaşmış, nefsani
hislerini yenmiş, kavgadan ve gürültüden uzaklaşmış, yanlızca Allahın
zikriyle meşbû bir hale gelmiştir ki bu aşk ve şevk haliyle meleklere
benzemiştir. İhrama girince artık tek tip elbiseye bürünen müslümanlar
siyah-beyaz farkını, ırk mülahazasını bir tarafa bırakıp gerçek manada
üstün bir insanlık mefhumuna yükselmiş olurlar. Aslında bu yönüyle
hac, en büyük faziletleri kendisinde toplayan bir insanlık kongresidir.
İhramda hem umumi sulh hem de hakiki eşitlik manası
vardır. Eğer ihram beyaz ve dikişsiz olmasaydı hem renk olarak hem de
dikiş ile çeşitli biçimlerde giyisiler meydana gelerek muhtelif
farklar zuhur edecekti. O zaman da esas olarak hedeflenen farksız
ve eşit bir hava oluşmayacaktı. Bu sadelikle koca alem-i İslam tek
bir potanın içinde erimiş yekvucüt bir kitle olmuş oluyor.
SAFA-MERVE’DE SA’Y
Hz. Hacer’in çöl ortasında bir yanardağ gibi alevler saçan güneş altında
su bulmak için 7 defa koşmasının ve neticede ilahi yardımla zemzemin
taşlar arasından kaynamasının bir hatırası olarak Safa ve Merve tepeleri
arasında sa’y yapıyoruz. Burada öyle muazzam bir remz var ki, Hz Hacer’in
bu çırpınış ve gayretlerinin neticesi taşların arasında bugün bile
milyonlarca hacının içebildiği Mekke ve Medine’de her eve her gün giren
ayrıca dünyanın her tarafına taşınan zemzem kaynağı ihsan edilmiş.
Yani yoklukta varlık cilvesi gösterilmiş. Eğer çok ulvi gaye ve isteklerle
Hacervâri bizde sa’yimizi yaparsak dünyanın dört bucağına
taşıyacağımız füyuzat vâridatlarına –inşaallah- sa’yimiz sırasında mazhar
olabiliriz.

ARAFATTA VAKFE
Efendimiz (aleyhissalam)
“Hac, Arafat’tır.” buyurmuş. Demek ki haccın esası, Arafat’ta vakfedir.
Arafatta bulunmayan o sene haccı kaçırmış demektir. Haccın diğer usul ve
erkanında bir hata ve eksiklik olursa, tekrarı ve cezası ile
tamamlanabilir. Arafat vakfesinin bu bakımdan önemi hepsinin üstündedir.
Arafatta yapılan dua, tekbir ve telbiyelerin berzaha ve uhrevi alemlere
yansıyarak ruhaniyatı dikkat ve harekete getirdiği kesindir. Dünya çapında
kurban bayramında getirilen tekbir ve zikirler aslında dünyayı canlı bir
insan haline getirip Medine-i Münevvere kalbi, Mekke-i Mükerreme
ağzı ve Arafat-ı Mübareke diliyle bir ubûdiyet takdimine
vesiledir. Bu muazzam ve muhteşem ibadette her mümin bilhassa hac yapan
her müslüman vücutta bir zerre gibi ihtizaz halinde feyizlere, nurlara
gark olmaktadır. Avamdan birisi de şuuruna varmakla bu muazzam
oluşumdan nasibini alıp hac sırasında velayet makamını
yakalayabilir.
MÜZDELİFE VAKFESİ
Ruhani toplantıların
ikinci merhalesi Müzdelife’de gerçekleşmektedir. Arafattan Müzdelife’ye
akan hacılar kafilesi orada da ubudiyet hissinin enginlik ve
derinlikleriyle toptan Cenab-ı Hakkın huzurunda durarak insanlık adına
Uluhiyete karşı ubudiyetlerini ifa ederler.
Müzdelife, izdilaf
yani toplantı mahalli demektir. Müzdelife, Arafat ile Minanın tam
ortasında yayan olarak her ikisine de iki saat uzak bir mesafededir. Adem
(as) ile Havva validemizin buluşmaları burada olmuştur. İbrahim (as)’ın
aile efradı ile toplanması burada olmuştur. Öteden beri de hacıların ve
Kureyşlilerin toplantı yeridir. Müzdelifenin yanında Cebel-i Kuzah
vardır. Bu dağın eteklerinde eskiden ateş yakılırdı ve dua edilirdi.
Burası Meş’ar-i Haram denilen mukaddes mekanın yanındadır. Meş’ar, şiardan
alamet makamı demektir. Haram, hürmete layık demektir. burada akşam ve
yatsı namazlarının farzı cem edilerek kılınır. Meşar-i Haram duaların
kabul edileceği bir yerdir. Evet Meşar-i Haram, şeairi İslamiyeyi
arzetmeye şâyân olan mukaddes hürmet yeri manasına gelen bir mekandır.
Dualar kabul edileceğinden Rasulullah (sas) burada durmuş, dua etmiştir.
Şeytan taşlamak için 70 taş buradan toplanır. Şafak sökerken sabah
namazı kılınır. Bu makamda vakfeye durulup dua edilir. Yolda Batn-ı
Mahşer denilen yerin yanından süratle geçilir. Zira burası Ebâbil
kuşlarının Ebrehe ordularını helak ettiği yerdir.
MİNA VE CEMRELER
Üçüncü bir toplantı
yeri de cemrelerdir. Mina’da toplu halde üç ayrı yerde şeytan taşlamanın
da toptan müşterek düşmanı tanıma ve ona karşı tavır alma açısından
önemi büyüktür. Teslimiyet ve inkıyadına karşı çıkıp kendisini isyan
ettirmeye çalışan şeytana üç yerde taş atan Hz. İsmail aleyhisselam gibi
her zaman bu hayrı engelleyip devamlı şerre teşvik eden şeytanı taşlamanın
da şuur uyanıklığına vesile olması bakımından önemi büyüktür. “Şeytanı
düşman bilmek ve ona göre davranmak” prensibinin yerleşmesi böyle
elle tutulur icraatlarla daha belirgin hale gelir.
Yazıcıya Gönder
Kitabın diğer bölümleri:
• Yukarı • Hac ve Mekke • Haccın Bozulması • Hz.İbrahim • Peygamberlik • Kabe • Medine Medine • Mekke ve Hacerül Esved • Mekke ve Bazı Tarihi Yerler • Mekke Ziyaret Yerleri • İlahiler • |