Mehmet ALTAN Web Sitesi

  Haccın Bozulması

HAC İBADETİNİN BOZULMASI

Hz Cebrail tarafından Hz İbrahime öğretilen haccın menâsikine Hz İsmailden sonra bazı ilaveler yapılarak haccın usulleri bozulmaya başladı. Mekkeye putlar dikildi. Ka’be’nin içi putlarla dolduruldu. Artık Ka’be, Allahın adı anılarak değil çırılçıplak soyunularak, el çırpıp ıslık çalınarak tavaf ediliyordu. Tevhid merkezi olan kabeye 360 put yerleştirilmiş ve tapılır hale getirilmiştir. “Bu günaha bulaşmış elbiselerle kabeyi tavaf etmek uygun olmaz” düşüncesiyle kadın erkek soyunup üryan olarak tavafta bulunuyorlardı.

Artık o mukaddes mevkiler Allahın zikredildiği yer olmaktan çıkarılmış, ataların övülüp methedildiği bir şov meydanı haline getirilmişti.

Medine’liler, cahiliye döneminde Mekke’deki Menat putunu tavaf ederlerdi, ama Safa-Merve arasında sa’y yapmazlardı. Cahiliye döneminde ihrama girdikten sonra saçlarını yıkamazlardı. Her taraflarını bit sarar ve hasta olurlardı.

Kurbanların kanını sevap zannederek cahiliye arapları kabenin duvarlarına bulaştırırlardı. Kureyşliler cahiliye çağında hacılarla beraber Arafata çıkmazlardı. Bazıları haccın ismeti diyerek haccın başından sonuna kadar hiç konuşmazlardı. Kurbanlık develere binmezlerdi. Cahiliye arablarının bazıları hacca gelirken yol tedariki yapmadan yola çıkarlar, yolda aç kalırlar ve insanlara yük olurlardı.

İşte İslamiyet sonradan meydana gelen bütün bu yanlışlıkları kaldırıp düzeltti. Bizzat Peygamber Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem Medineden Mekkeye Hz Ebu Bekiri gönderip, çırılçıplak yapılan tavaf ve benzeri yanlışlıkları men ettirdi. Ayrıca “Haccın menasik ve usullerini benden öğreniniz” diyerek Efendimiz (sas) herşeyi dosdoğru yeniden ele alarak yerine oturttu.

 OSMANLILAR VE KABENİN TAMİRİ

IV. Murat, Sultan Ahmet, I. Sultan Hamid, Sultan Mahmut ve Sultan Abdülmecid gibi Osmanlı padişahları muhtelif zamanlarda Kabenin muhtelif yerlerini tamir ettirmişlerdir. Mermer minber ise Sultan Selim zamanında İstanbulda yapılarak Harem-i Şerifte makam-ı İbrahimin kuzeyinde evvelce yapılan tahta minberin yerine konmuştur. Mimar Sinanın eseridir.

 BARIŞIN SİMGESİ BEYAZ İHRAM

İhram iki parça havludan oluşur. Bunlar dikişsizdir. Belden aşağı sarılan havluya izar denilir, omuza alınan havluya rida denilir. İhrama giren insan hiçbir canlıyı öldürmez, bitkileri koparmaz, hiçbir canlı varlığa zarar vermez. Herşeyle sulh yapmıştır. Eğer aksine hareket ederse cinayet işlemiş sayılır ve yaptığı işe göre ceza ödemek zorundadır. İhrama girmiş müslüman, şahsi menfaatleri arkaya bırakmış, yalanından uzaklaşmış, nefsani hislerini yenmiş, kavgadan ve gürültüden uzaklaşmış, yanlızca Allahın zikriyle meşbû bir hale gelmiştir ki bu aşk ve şevk haliyle meleklere benzemiştir. İhrama girince artık tek tip elbiseye bürünen müslümanlar siyah-beyaz farkını, ırk mülahazasını bir tarafa bırakıp gerçek manada üstün bir insanlık mefhumuna yükselmiş olurlar. Aslında bu yönüyle hac, en büyük faziletleri kendisinde toplayan bir insanlık kongresidir. İhramda hem umumi sulh hem de hakiki eşitlik manası vardır. Eğer ihram beyaz ve dikişsiz olmasaydı hem renk olarak hem de dikiş ile çeşitli biçimlerde giyisiler meydana gelerek muhtelif farklar zuhur edecekti. O zaman da esas olarak hedeflenen farksız ve eşit bir hava oluşmayacaktı. Bu sadelikle koca alem-i İslam tek bir potanın içinde erimiş yekvucüt bir kitle olmuş oluyor.

 

SAFA-MERVE’DE SA’Y

Hz. Hacer’in çöl ortasında bir yanardağ gibi alevler saçan güneş altında su bulmak için 7 defa koşmasının ve neticede ilahi yardımla zemzemin taşlar arasından kaynamasının bir hatırası olarak Safa ve Merve tepeleri arasında sa’y yapıyoruz. Burada öyle muazzam bir remz var ki, Hz Hacer’in bu çırpınış ve gayretlerinin neticesi taşların arasında bugün bile milyonlarca hacının içebildiği Mekke ve Medine’de her eve her gün giren ayrıca dünyanın her tarafına taşınan zemzem kaynağı ihsan edilmiş. Yani yoklukta varlık cilvesi gösterilmiş. Eğer çok ulvi gaye ve isteklerle Hacervâri bizde sa’yimizi yaparsak dünyanın dört bucağına taşıyacağımız füyuzat vâridatlarına –inşaallah- sa’yimiz sırasında mazhar olabiliriz.

 

ARAFATTA VAKFE

Efendimiz (aleyhissalam) “Hac, Arafat’tır.” buyurmuş. Demek ki haccın esası, Arafat’ta vakfedir. Arafatta bulunmayan o sene haccı kaçırmış demektir. Haccın diğer usul ve erkanında bir hata ve eksiklik olursa, tekrarı ve cezası ile tamamlanabilir. Arafat vakfesinin bu bakımdan önemi hepsinin üstündedir. Arafatta yapılan dua, tekbir ve telbiyelerin berzaha ve uhrevi alemlere yansıyarak ruhaniyatı dikkat ve harekete getirdiği kesindir. Dünya çapında kurban bayramında getirilen tekbir ve zikirler aslında dünyayı canlı bir insan haline getirip Medine-i Münevvere kalbi, Mekke-i Mükerreme ağzı ve Arafat-ı Mübareke diliyle bir ubûdiyet takdimine vesiledir. Bu muazzam ve muhteşem ibadette her mümin bilhassa hac yapan her müslüman vücutta bir zerre gibi ihtizaz halinde feyizlere, nurlara gark olmaktadır. Avamdan birisi de şuuruna varmakla bu muazzam oluşumdan nasibini alıp hac sırasında velayet makamını yakalayabilir.

 

MÜZDELİFE VAKFESİ

Ruhani toplantıların ikinci merhalesi Müzdelife’de gerçekleşmektedir. Arafattan Müzdelife’ye  akan hacılar kafilesi orada da ubudiyet hissinin enginlik ve derinlikleriyle toptan Cenab-ı Hakkın huzurunda durarak insanlık adına Uluhiyete karşı ubudiyetlerini ifa ederler.

  Müzdelife, izdilaf yani toplantı mahalli demektir. Müzdelife, Arafat ile Minanın tam ortasında yayan olarak her ikisine de iki saat uzak bir mesafededir. Adem (as) ile Havva validemizin buluşmaları burada olmuştur. İbrahim (as)’ın aile efradı ile toplanması burada olmuştur. Öteden beri de hacıların ve Kureyşlilerin toplantı yeridir. Müzdelifenin yanında Cebel-i Kuzah vardır. Bu dağın eteklerinde eskiden ateş yakılırdı ve dua edilirdi. Burası Meş’ar-i Haram denilen mukaddes mekanın yanındadır. Meş’ar, şiardan alamet makamı demektir. Haram, hürmete layık demektir. burada akşam ve yatsı namazlarının farzı cem edilerek kılınır. Meşar-i Haram duaların kabul edileceği bir yerdir. Evet Meşar-i Haram, şeairi İslamiyeyi arzetmeye şâyân olan mukaddes hürmet yeri manasına gelen bir mekandır. Dualar kabul edileceğinden Rasulullah (sas) burada durmuş, dua etmiştir. Şeytan taşlamak için 70 taş buradan toplanır. Şafak sökerken sabah namazı kılınır. Bu makamda vakfeye durulup dua edilir. Yolda Batn-ı Mahşer denilen yerin yanından süratle geçilir. Zira burası Ebâbil kuşlarının Ebrehe ordularını helak ettiği yerdir.

  MİNA VE CEMRELER

  Üçüncü bir toplantı yeri de cemrelerdir. Mina’da toplu halde üç ayrı yerde şeytan taşlamanın da toptan müşterek düşmanı tanıma ve ona karşı tavır alma açısından önemi büyüktür. Teslimiyet ve inkıyadına karşı çıkıp kendisini isyan ettirmeye çalışan şeytana üç yerde taş atan Hz. İsmail aleyhisselam gibi her zaman bu hayrı engelleyip devamlı şerre teşvik eden şeytanı taşlamanın da şuur uyanıklığına vesile olması bakımından önemi büyüktür. “Şeytanı düşman bilmek ve ona göre davranmak” prensibinin yerleşmesi böyle elle tutulur icraatlarla daha belirgin hale gelir.

Yazıcıya Gönder

Kitabın diğer bölümleri:

• Yukarı • Hac ve Mekke • Haccın Bozulması • Hz.İbrahim • Peygamberlik • Kabe • Medine Medine • Mekke ve Hacerül Esved • Mekke ve Bazı Tarihi Yerler • Mekke Ziyaret Yerleri • İlahiler •

Sitemizin Bütün Sayfaları 1024/786 çözünürlükte hazırlanmıştır
En iyi görünümü İE 5.5 ve üstü ile elde edebilirsiniz.