Mehmet ALTAN Web Sitesi

  Hz.İbrahim

HZ. İBRAHİM, HZ. HÂCER, HZ. İSMAİL

Hz. İbrahim Aleyhisselam, Hz. Hacer ile evlenip Hz. İsmail Aleyhisselam doğduktan sonra, ikisini de alıp Şam’dan Mekke’ye getirdi. Hz. Hacer ile Hz. İsmail’i Mescid-i Haram’ın yüksek bir yerinde bir ağacın altına bıraktı. O zaman Mekke’de su yoktu. Ama oğulun yanında, içi hurmayla dolu meşin bir dağarcık ile bir de içi su ile dolu kırba vardı. Bir müddet sonra İbrahim Aleyhisselam Şam’a dönmek üzere onların yanından ayrıldı.

Bu nasıl bir sır idi ki, Hz. Sâre ile evli olan Hz. İbrahim Aleyhisselam, çocuğu olmayan Hz. Sâre’nin cariyesi Hacer ile yine Hz. Sâre’nin teklifiyle evlenmişti. Şimdi de çocuğu olunca ilahi kardeşin hikmetli tercihi ile umumiyetle ağaç ve ot bitmez ekin yetişmez dağlar ve taşlar arasında bırakılıyordu. Sanki Hacer ismi taş manasına gelen hacerler ile uyum sağlıyor ve derin sır ile Hacer, taşlar arasında yapayalnız oğluyla kalıyordu. Onun için Hz. İbrahim Aleyhisselam’ın arkasından giderek: “Ya İbrahim, insan olmayan, hiçbir şey bulunmayan bu ıssız vadide bizi bırakıp nereye gidiyorsun?” dedi. Fakat Hz. İbrahim’den hiç cevap yoktu. Hz. Hacer bu soruyu üç defa tekrarladı. Duyduğu halde Hz. İbrahim’den hiç ses çıkmamıştı. Sonunda Hz. Hacer büyük bir heyecanla: “Ya İbrahim, bunu sana Allah mı emretti?” diye sorunca Hz. İbrahim, “Evet, bunu bana Allah emretti.” dedi. Demek ki, o ince kalpli nebi, belki dönersem, evladıma, hanımıma olan sevgi ve şefkatin, ilahi emre karşı menfi bir baskı doğurur endişesiyle geriye dönüp bakmamış ve cevap vermemişti. Hz. İbrahim’i çok iyi tanıyan o cefakar ve fedakar ruhlu yüce valide de onun bu tavrının işin içinde ilahi bir hikmet ve sır olduğunu sezerek son sorusunu sormuş ve beklediği cevabı da alınca şuurlu bir mümine yakışır bir şekilde şöyle demişti: “Öyleyse, Allah bizi zayi etmez; Allah bize kafidir. O, bizi korur. Haydi git öyleyse” diyerek Hz. İbrahim’in peşinden gitmekten vazgeçti ve oğlu İsmail’in yanına geriye döndü. Bu tavrı ile muazzam bir tevekkül halini sergiliyordu.

Hz. İbrahim Aleyhisselam, yoluna devam etti. Mekke’nin üstünde son görünen tepesi olan Seniyye Tepesine çıkınca yüzünü Beytullah’a çevirdi, ellerini semaya açıp gözyaşları ile şöyle dua etti: “Ey Rabbimiz, ben senin Beyt-i Muharreminin (Ka’be’nin) yanında ekinsiz bir vadide zürriyetimden bir kısmını yerleştirdim. Ya Rabbi, bu yerleştirmeden maksadım, onların orada namaz kılmalarıdır. İnsanlardan bir kısmının kalplerini onlara meylettir ve onları meyvelerle rızıklandır. Şükretsinler.” (İbrahim,14/37)

Hz. İbrahim bu duayı yaptıktan sonra Şam’a dönüp gitti. Hz. Hacer ise, Hz. İsmail’i emziriyor ve kırbasındaki suyu içiriyordu. Nihayet su kalmadı, susuzluk anne ve yavruyu perişan ediyordu. Hz. İsmail’in feryadına tahammül edemeyen Hz. Hacer, bir insan görebilir miyim diye bir tepeye çıktı. Biraz durup etrafına biraz bakındı bir şey göremeyince oradan karşıdaki küçük birtepeye koştu. Bu tepeler Safa ve Merve Tepeleri idi. Bu taştan tepeler arasında bin bir ümitle yedi defa gidip geldi. Gidip gelirken eteğini toplamış, müşkil bir işle karşılaşan adamların azmi ile gide gele yorulup kalmıştı.

Evet bu gidiş gelişler, Safa ile Merve arasındaki Sa’y ibadetinin esası olacaktı.

Hz. Hacer, Merve tepesinde iken bir nida duydu. Dikkatle dinlemeye başladı. Ses; tekrar işitince, Hz. Hacer, ses sahibine şöyle hitap etti: “Seni duydum, eğer bize yardım edecek gücün varsa yardım et. Bunun arkasından zemzem kuyusunun yanında bir melek göründü. O, Cebrail’di. Cebrail (topuğu ile yeri debeleyenin Hz. İsmail olduğu da rivayetlerde var) ayağının topuğu ile yeri kazıyordu. Nihayet su göründü. Suyun akmaması için Hz Hacer koştu etrafını gerdi. Bir taraftan biriken suyu avuç avuç kırbasına dolduruyor, bir taraftan da suya kanıyordu.

Bu mevzuda Peygamber Efendimiz (sas), “Allah, İsmail’in annesi Hacer’e rahmet etsin, eğer o, zemzemi kendi haline bıraksaydı, bir ırmak olurdu.” buyurmuştur.

Hz. Hacer sudan kendisi içtiği gibi çocuğunu da içirdi ve emzirdi. Sonra, Cebrail, Hacer’le: “Sakın zayi olacağız diye korkmayın. İşte şurası Beytullah (Ka’be)’dir. Onu şu çocuk ile babası inşa edecektir. Allah, muhakkak ki o mübarek işin ehlini zayi etmez.” buyurdu.

Hz Hacer ile oğlu bir müddet bu zemzem kuyusunun kenarında kaldılar. Sonra buradan Yemen tarafına geçmekte olan Cürhüm kabilesi, kuşların bu tarafa doğru uçtuklarını görerek, orada su bulunduğuna kanaat getirdiler. Onun için Cürhümlüler buraya gelip yerleştiler.

Hz. İbrahim, ara sıra Hz. Hacer ve Hz. İsmail’in ziyaretine gelirdi. Hz. İsmail, artık babası ile dolaşabilecek yaşa gelmişti. Hz. İbrahim “Oğlum, rüyamda seni kurban ediyor gördüm” dedi. Halim yaratılışlı oğul: “Emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulursun.” dedi. O zaman Hz. İsmail 13 yaşındaydı.

Hz. İbrahim Aleyhisselam gödüğü vahiy mesajlı rüya üzerine oğlunu kurban etmeye karar verdi. Hacer’e de oğlunun başını yıkattı, saçlarını tarattı, yeni elbiseler giydirtti ve her tarafına güzel kokular sürdürttü. Sonra da “Haydi oğlum, bir ip ile keskin bir bıçak getir. Seninle dağdan eve odun getirmeye gidelim” dedi. İsmail babasının emrettiği ip ve bıçağı getirdi. Onunla Mina mevkiindeki kurban kesilen yere geldiler.

Bu sırada şeytan Hz. Hacer’e “İbrahim, İsmail’i nereye götürdüğünü biliyor musun?” dedi. Hz. Hacer: “Dağdan odun kesmeye gittiler” dedi. Şeytan “Hayır.. İbrahim, İsmail’i boğazlamaya gitti” dedi. Hz. Hacer, “Hayır bu olamaz. İbrahim oğlunu çok sever. Hatta İsmail’e buğuz ve düşmanlık edenlerden bile nefret eder. Sen yalan söylüyorsun” dedi. Şeytan bu sefer “Hakkın emriyle kurban edecek” dedi. Hz. Hacer “Hakkın emri o yolda ise, yerine getirmeye mecburdur. Varsın, Hakkın emri yerine getirilsin” dedi.

Şeytan, Hz. Hacer’i kandıramayacağını anlayınca, İsmail’e gitti ve “Ya İsmail, baban seni kurban etmek üzere dağa götürüyor” dedi. Hz. İsmail: “Ben Allah’ın emrine itaat ederim. Babamın istek ve iradesine razıyım” diyerek şeytanı yanından kovdu.

Şeytan, Hz. İsmail’i kandıramayınca, İbrahim Aleyhisselama “İhtiyar, ne tarafa gidiyorsun? Ne yapmayı düşünüyorsun?” dedi. Hz. İbrahim “İleride bir işim var, onu yapmaya gidiyorum” dedi. Şeytan: “Zannederim ki, seni rüyada şeytan, aklını ve şuurunu alarak sapıttı. Oğlunu telef etmen için seni vadilere sürükledi. Eğer sen bu işi yaparsan çok pişman olacaksın. Bundan vazgeç, selamet bul” dedi. Hz. İbrahim “Ey melun, benim yanımdan çekil. Ben Allah’ın emri ve iradesini elbette yerine getireceğim” dedi.

Şeytan bu sefer üç yerde Hz. İsmail’e: “Seni baban kesmeye götürüyor” dedi. Hz. İsmail de onu üç yerde kovdu ve taşladı. Bugünkü şeytan taşlanan yerler, Hz. İsmail’in şeytanı kovup taşladığı, Hakkın emrine itaat edip seve seve kurban edilmeye razı olduğu makamlardır.

İşte şimdi hacılar da bu izden giderek Allah’ın uğrunda canın  kurbana hazır olduğunu ortaya koyarak apaçık düşmanları olan şeytanı (Yâsin Sûresi,36/60.Âyet) taşlıyorlar. O günkü hatıranın bir temsili olarak Mina’da dikilmiş olan sütunlara şeytanı taşlama kasdıyla yedişer taş atılır. Yedi sayısının çok hikmetleri olabilir. Yedi kat gök, yedi kat yer, yedi secde azası, yedi Fatiha ayeti gibi.

Hz. İbrahim Aleyhisselam çok şefkatli olduğu halde 86 yaşında gördüğü bir Rahmani rüya onu ciğer paresini kurbana götürdü. Dağa çıkınca oğluna meseleyi açtı. Hz. İsmail, İlahi emre boyun eğmek için hiç tereddüt etmedi. “Emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni sabırlı ve tehammüllü bulursun. Ayaklarımla ellerimi bağla, can acısı ile bir yerini incitmeyeyim. Yüzümü ört. Yüzüme bakıp da merhamet ederek Allah’a âsi olmayasın. Gömleğimi anneme götür, teselli bulsun. Benden selam söyle. Derhal Allah’ın emrine razıyım” dedi.

Hz. İbrahim Aleyhisselam da “Allah’ın emrine güzel teslim oluyorsun” diyerek ellerini, ayaklarını bağladı. Yüzünü örttü. Gözlerini yumup Hz. İsmail’in boğazına keskin bıçağı sürdü. Bıçak hiç kesmedi. Hz. İbrahim, bıçağı bir taşa vurdu, taş iki parça oluverdi. Hayret etti. Hikmetini düşünürken, Ya İbrahim, rüyanı yerine getirdin. Biz de iyilik edenlere mükafatımızı böyle ihsan ederiz.” buyrularak oğluna bedel koç gönderildi.

(Hz. Yusuf Aleyhisselam’ın çocukken gördüğü rüya da sadıkdı. Peygamber Efendimiz’in (sas) nübüvvetinin ilk altı ayı sadık rüyalar şeklindeydi. Fetih suresinde beyan edilen Mekke’nin fethi ile ilgili rüya da sahih ve sadık rüyalardandır.)

Koç, semadan tekbir tesleri ile indirildi. Hz. İbrahim ve Hz. İsmail bu tekbire iştirak ettiler. baba oğul koçu, tekbirle kurban ettiler.

Şimdi koçun kurban, edildiği yerde hacca gelen müslümanlar da kurban kesmektedirler.

İsmail Aleyhisselam, büyüyünce avcılık yapmaya başladı ve Cürhüm kabilesinden bir kızla evlendi.

İbrahim Aleyhisselam Şam’dan Mekke’ye gelmişti. Ama Hz. Hacer vefat etmişti. Hz. İsmail’in evine uğradığında evde Hz. İsmail yoktu. Hanımına Hz. İsmail’in nerede olduğunu sordu. O da Hz. İsmail’in yiyecek tedariki için ava gittiğini söyledi. “Geçiminiz nasıl?” dedi. Kadın “şiddetli bir zaruret ve sıkıntı içindeyiz” diyerek halini şikayet etti. Hz. İbrahim “İsmail gelince benden selam söyle, kapının eşiğini değiştirsin” dedi. Hz. İsmail eve gelince, “evimize gelen oldu mu?” diye hanımına sordu. O da “yaşlı bir adam geldi. Bana geçimimizin nasıl olduğunu sordu ben de “darlık içindeyiz” dedim” deyince Hz. İsmail, “O sana bir şey söylemedi mi?” dedi. O da “Evet sana selam söyledi. Kapının eşiğini de değiştirsin dedi” deyince, Hz. İsmail “O, ihtiyar babamdı. Bana, senden ayrılmamı emretmiş, artık ailenin yanına gidebilirsin” dedi.

Ondan sonra Hz. İsmail Cürhüm kabilesinden başka bir kadın aldı. İbrahim Aleyhisselam, bir müddet sonra tekrar Şam’dan Mekke’ye geldi. İsmail Aleyhisselam yine evde yoktu. Yeni gelinine İsmail’i sordu. O da “eve yiyecek tedariki için gitti” dedi. Hz. İbrahim “Nasılsınız, geçiminiz nasıl?” dedi. O “Biz, hayır, saadet ve bolluk içindeyiz. Allah’a şükürler olsun.” dedi. İbrahim Aleyhisselam: “Ne yiyip, içiyorsunuz?” dedi. Gelini: “Et yiyoruz, su içiyoruz” dedi. İbrahim Aleyhisselam: “Ya Rabbi, bunların etlerini ve sularını mübarek kıl. Bol bereket ihsan et” diye dua edip gitti. Giderken de yine gelinine “İsmail geldiğinde benden selam söyle. Kapısının eşiğini güzel tutsun” dedi.

İsmail aleyhisselam eve gelince, “Evimize gelen oldu mu?” diye sordu. Hanımı: “Evet güzel yüzlü bir ihtiyar geldi” diyerek İbrahim Aleyhisselamı övdü. Sonra da “ona senin için yiyecek tedariki için gitti dedim. Bana geçimimizi sordu. Ben de hayır ve saadet içindeyiz dedim” dedi. İsmail Aleyhisselam “O, sana bir şey vasiyet etti mi?” diye sordu. Hanımı “Evet o muhterem ihtiyar sana selam etti. Kapının eşiğini iyi tutsun” diye vasiyet etti” dedi.

İsmail Aleyhisselam bunları dinledikten sonra dedi ki: “O güzel yüzlü ihtiyar babamdı. Sen de evin şerefli eşiğisin. Babam bana, seni hoş tutmamı, iyi geçinmemi emretmiş.”

İşte Peygamber Efendimiz’in büyük ve şerefli dedesi Hz. İbrahim’in övdüğü ve dua ettiği bu kadından Hz. Muhammed Aleyhisselam’ın sülalesi gelmiştir.

Yıllar sonra Hz. İbrahim yine bir gün geldi. O sırada Hz. İsmail, büyük bir ağacın altında oturmuş, okunu düzeltiyordu. Hz. İsmail, babasını görünce, hürmetle ayağa kalktı ve hasretle kucakladı. Ellerinden öptü. Hz. İbrahim: “Ey İsmail, Allahu Teala, bana muazzam bir iş yapmamı emretti” dedi. Hz. İsmail “Babacağım, Rabbimiz ne emretti ise, onu yerine getir” dedi. Hz. İbrahim “Bu işte bana yardım edeceksin” dedi. Hz. İsmail “Babacağım sana nasıl yardım edeyim” dedi. Hz. İbrahim: “Allahu Teala bir beyt yapmamı emir buyurdu” diyerek, yüksekçe bir yere işaret etti. Böylece Hz. İbrahim ve Hz. İsmail orada bugünkü Kabe’nin temelini kazdılar ve yükselttiler. İsmail Aleyhisselam iskele olarak taş getirdi. İbrahim aleyhisselam yapar. İsmail Aleyhisselam taş taşırdı. İnşaat tamam olunca baba oğul ellerini açarak şöyle dua ettiler: “Rabbimiz, (yaptığımız bu beyti) bizden kabul et.”

Bundan sonra Cenab-ı Hak Hz. İbrahim’e kullarını buraya davet etmesini emretti: “İnsanları hacca davet et. Yaya olarak ve arık develere binerek, uzak yoldan sana gelsinler.” (Hac, 26)

İbrahim Aleyhisselam bu emre uyarak Ebu Kubeys dağına çıkarak, halkı Hakka davet etti. Bu sesi, ruhlar alemindekiler bile işitti. İşitenler de Kabe’ye gidenlerin İbrahim Aleyhisselam’ın davetine uyarak “Lebbeyk Allahümme Lebbeyk. Lebbeyke la şerike leke lebbeyk. İnnelhamde vennimete leke vel mülk. La şerike lek.” diye o günleri hatırlarlar. Yani Ey Allahım, ben Senin davetine icabet ediyorum. senin şerikin yoktur. Hamdü senalar sana mahsustur. Bütün nimetler Sen’den. Bütün mülkler senindir. Senin ortağın, şerikin yoktur. Yani benim ibadet ve taatim Sana’dır, demektir ki, buna telbiye (Lebbeyk getirmek) denir. Hacılar bunu, yolda, namazların sonunda, iniş ve yokuşta her yerde daima söylerler.

Hz. İbrahim ile Hz. İsmail Kabe’nin temellerini yükseletince şöyle dua etmişlerdi: “Ey Rabbimiz yaptığımız (beyti) kabul et. Sen işitici ve bilicisin. Ey Rabbimiz, bizi Sana (teslim olmuş) iki müslim kıl. Zürriyetimizden bir müslüman ümmet yarat. Bize haccın şart ve umdelerini göster ve bizi mağfiret buyur. Sen kullarına merhamet eder, mağfiret buyurursun. Ya Rabbi onların içinden öyle bir Resul gönder ki, onlara ayetlerini okusun, Kitap ve hikmetini öğretsin. Onları tertemiz etsin. Sen aziz ve hakimsin.” (Bakara, 2/122)

Cenab-ı Hak, Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’in şu duasını kabul ederek, İsmail Aleyhisselamın zürriyetinden Muhammed Aleyhisselam’ı gönderdi. İşte bunun için Efendimiz Hz. Muhammed Aleyhisselam “Ben dedem İbrahim’in duasıyım.” buyurmuştur.

Evet o zürriyetten gelen Hz. Muhammed Aleyhisselama Cenab-ı Hak, kitabı olan Kur’an-ı Kerim’i indirdi. O Şanlı Nebi de onu okurdu, hikmeti öğretti. Ümmetini tertemiz eyledi. Haccın menasikini de Hz. Muhammed Aleyhisselam’ın ümmetine talim buyurdu. Aslında haccın menasikini (şart ve umdelerini) ilk defa Hz. İbrahim’e Cebrail Aleyhisselam öğretti. Önce Beytullahı tavaf ettirdi. Sonra Safa ve Merve’ye işaretle taş dikilmesini emretti. Daha sonra menasik-i haccı talimle Mina’ya ve Arafat’a çıkardı vakfeden sonra tekrar Müzdelife’ye oradan tekrar Mina’ya getirdi. Orada şeytan taşlattı, kurban kestirdi.

Bir duasında yad-ı cemil arzulayan Hz. İbrahim Aleyhisselamın bu isteğine binaen de Hz. Muhammed Aleyhisselamın ümmeti her gün beş vakit namazlarının son oturuşlarında salli ve barik dualarında Hz. İbrahim’e ve al-i İbrahim’e salat ve bereket okurlar.

Sonra İshak Aleyhisselam da, Kabe’ye gelip tavaf ettiler. Daha sonra birçok peygamber aynı telbiyeyi söyleyerek buraları ziyaret ettiler. Buhari’de nakledilen bir hadis-i şerife göre bunlardan birisi de Hz. Musa Aleyhisselamdır.

Aslında Mekke çevresindeki 12000 civarındaki dağlara da dikkat edilecek olursa, bunların tepeleri Kabe’ye doğru secde eder gibi meylettiği de farkedilir. Sevr dağından bakanların bu gerçeği anlayacağı aşikardır. Bu dağların meşhurlarından birisi cebel-i Kubeys’tir. Hemen Kabe’nin yanında idi ve Kabe’den görülürdü. (Şimdi üzerine binalar yapıldığı için hiçbir izine rastlanmaz vaziyettedir.) Beytullah’ın doğusunda Safa tepesi üzerinde bir dağ idi. Tepesinde bir mescid inşa edilmişti. Cenab-ı Hak Hacer-i Esved’i bu dağın tepesinde koruduğundan, emin dağ (cebel-i emin) de denilir. Hz. İbrahim, halkı hacca bu dağın üzerinden davet etmiştir. Burada İbrahim Kays’ın yaptırdığı minaresiz bir mescid vardı. 1277’de Hindli bir zat, burayı tamir ettirip iki minare ile bir kubbe inşa ettirmişti. Peygamber Efendimiz bu mescidin arsasında namaz kılmıştır. Mekke’nin fethedildiği gün Bilal-i Habeşi bu dağa çıkarak ezan okumuştu. Mihrabı Bilal-i Habeşinin ezan okuduğu yere yapılmıştır. Bu mescidin mihrabının karşısındaki yerde, Nuh Tufanında Hacer-i Esved’in muhafaza edildiği yer vardır.

KABE Mİ MESCİD-İ AKSA MI ÖNCE?

Kabe ilk defa Hz Adem tarafından yapılmıştır. Daha sonra Hz İbrahim ve oğlu İsmail tarafından yapılmıştır. Mescid-i Aksa ise Hz İbrahimin torunlarından Hz Süleyman tarafından yapılmıştır.

Yazıcıya Gönder

Kitabın diğer bölümleri:

• Yukarı • Hac ve Mekke • Haccın Bozulması • Hz.İbrahim • Peygamberlik • Kabe • Medine Medine • Mekke ve Hacerül Esved • Mekke ve Bazı Tarihi Yerler • Mekke Ziyaret Yerleri • İlahiler •

Sitemizin Bütün Sayfaları 1024/786 çözünürlükte hazırlanmıştır
En iyi görünümü İE 5.5 ve üstü ile elde edebilirsiniz.