BİR GECE
Ondört asır evvel yine böyle bir geceydi
Kumdan ayın ondördü bir öksüz çıkıverdi!
Lâkin o ne hüsrandır ki: Hissetmedi gözler
Kaç bin senedir halbuki, bekleşmedelerdi
Dünya neye sahipse O’nun sevgisidir hep
Medyûn O’na cem’iyyeti, medyûn ona ferdi
Medyûndur o mâsuma bütün bir beşeriyyet
Yâ Rab, bizi mahşerde bu ikrar ile haşret.
M.AKİF ERSOY
YAĞMUR
Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım
Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım
Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım
Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım
Bahira’dan süzülen bir yaş da ben olsaydım
Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım
Senin için görülen bir düş de ben olsaydım
Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım
Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım
Sana hicret eden bir Kureyş’li de ben olsaydım
Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım
NURULLAH
GENÇ
TALEA’L-BEDRU ALEYNÂ
Talea’l-Bedru Aleynâ
Min seniyyât’il-veda
Vecebeş şükrü aleynâ
Ma dea lillahi de’a
Ente şemsün ente bedrun
Ente nurun ala nur
Ente misbahus süreyya
Merhabam ya hayra da
Kad lebisne sevbe izzin
Ba’de esvabir rika
Ve rada’na sedye mecdin
Ba de eyyamid daya
Eyyühel mebusü fiyna
Ci’te bil emril muta
Ci’te şerraftel Medine
Merhabam ya hayra da
Kalet ehmarüd deyaci
Kul li erbabil İslam
Küllü men yetba Muhammed
Yenbeğıy ellâ yüdam
Ve teâhedna cemian
Yevme aksemmel yemin
Len nehunel abde yevmen
Vet tehazna sıdka din
Lestü vallahi neziyyen
Ma yükasihil ibad
Meşheden ya necme emnin
Zü ve bain ve vidad
Sallalahu ala Muhammed
Sallalahu aleyhi vesselem
MUHAMMED ANADAN DOĞDU
Muhammed anadan doğdu
Melekler tebriğe indi
Gönüller şaduman oldu
Can Muhammed nurdan Ahmed
Gördüm göbeği kesilmiş
Sünnet olmuş toz ekilmiş
Nurdan kundağa sarılmış
Can Muhammed nurdan Ahmed
Hakkın nikabı yüzünde
Kudret sürmesi gözünde
Gördüm melekler dizinde
Can Muhammed nurdan Ahmed
Dileriz Hak’tan inayet
Umarız senden şefaat
Son nefeste hem selamet
Can Muhammed nurdan Ahmed
NUR KUNDAK İÇİNDE
Seyreyleyüp yandım mahcemaline Allah Allah
Nur kundak içinde yatar Muhammed
Canımın canısın sen ya Muhammed
Kokuları benzer cennet gülüne Allah Allah
Nur kundak içinde yatar Muhammed
Canımın canısın sen ya Muhammed
Kevser dudakları bilmem ne söyler Allah Allah
Hulusi kalbiyle hakkı zikreyler
Daha tıfıl iken ümmetin diler Allah Allah
Nur kundak içinde yatar Muhammed
Canımın canısın sen ya Muhammed
Bildim odur iki cihan serveri Allah Allah
Allah Habibi son peygamberi
O’dur yerin göğün şemsi kameri
Nur kundak içinde yatar Muhammed
Canımın canısın sen ya Muhammed
ARAYI ARAYI
Arayı arayı bulsam izini
İzinin tozuna sürsem yüzümü
Hak nasib eylese görsem yüzünü
Ya Muhammed! Canım arzular seni
Bir mübarek sefer olsa da gitsem
Kabê yollarında tozlara batsam
Hub cemalin birkez düşümde görsem
Ya Muhammed! Canım arzular seni
Zerrece kalmadı kalbimde hile
Sıdk ile girmişem ben bu hak yola
Ebu Bekir, Ömer, Osman’da bile
Ya Muhammed! Canım arzular seni
Ali ve Hasan, Hüseyin anda
Sevdası gönüllerde muhabbet canda
Yarın mahşer günü Hak divanda
Ya Muhammed! Canım arzular seni
Yunus senin methin eder dillerde
Dillerde dillerde her gönüllerde
Arayı arayı gurbet illerde
Ya Muhammed! Canım arzular seni
GEL EY MUHAMMED
Seccaden kumlardı...
Devirlerden, diyarlardan
Gelip göklerde buluşan
Ezanların vardı !
Mescid mü’min minber mü’min...
Taşardı kubbelerden Tekbir,
Dolardı kubbelere “âmin” !
Ve mübarek geceler, dualarımız,
Geri gelmeyen duâlardı...
Geceler, ki pırıl pırıl,
Kandilleri yanardı !
Kapına gelenler, yâ Muhammed,
-Uzaktan, yakından-
Mü’min döndüler kapından !
Besmele, ekmeğimizin bereketiydi;
İki dünyâda aziz ümmet,
Muhammed ümmetiydi.
Konsun -yine- pervazlara
Güvercinler;
“Hû hû”lara karışsın
Aminler...
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fâtiha’lar, Yasin’ler !
Şimdi seni ananlar,
Anıyor ağlar gibi...
Ey yetimler yetimi,
Ey garibler garibi;
Düşkünlerin kanadıydın,
Yoksulların sâhibi...
Nerde kaldın ey Resûl,
Nerde kaldın ey Nebi?
Günler, ne günlerdi, yâ Muhammed:
Çağlar ne çağlardı:
Daha dünyâya gelmeden
Mü’minlerin vardı.
Ve bir gün, ki gaflet
Çöller kadardı,
Halime’nin kucağında
Abdullâh’ın yetimi,
Amine’nin emâneti ağlardı !
Hatice’nin goncası,
Aişe’nin gülüydün.
Ümmetinin gözbebeği,
Göklerin Resûlüydün,
Elçi geldin, elçiler gönderdin.
Rûhunu Allâh’a,
Elini ümmetine verdin.
Beşiğin, yurdun, yuvan
Mekke’de bunalırsan
Medine’ye göçerdin.
Biz bu dünyâdan nereye
Göçelim, yâ Muhammed ?
Yeryüzünde riyâ, inkâr, hıyânet
Altın devrini yaşıyor...
Diller, sayfalar, satırlar
Ebû Leheb öldü diyorlar:
Ebû Leheb ölmedi, yâ Muhammed,
Ebû Cehil, kıt’alar dolaşıyor !
Neler duydu şu dünyâda
Mevlid’ine hayran kulaklarımız:
Ne adlar ezberlerdi, ey Nebi,
Adına alışkın dudaklarımız !
Artık yolunu bilmiyor;
Artık yolunu unuttu
Ayaklarımız !
Kâ’be’nin siyahları
Yakışmamıştır, yâ Muhammed,
Bugünkü kadar !
Haset, gururla savaşta;
Gurur, kafdağında derebeyi...
Onu da yaralarlar kanadından,
Gelse bir şefkat meleği...
İyiliğin türbesine
Türbedar oldu iyi !
Vicdan sakat
Çıkmadan yarına.
İyilikler getir, güzellikler getir
Adem oğullarına !
Şu gördüğün duvarlar ki
Kimi Tâif’tir, kimi Hayber’dir...
Fethetmedik, yâ Muhammed,
Senelerdir !
Ne doğruluk ne doğru;
Ne iyilik, ne iyi...
Bahçende en güzel dal,
Unuttu yemiş vermeyi...
Günahın kursağında
Haramların peteği !
Bayram yaptı yabanlar:
Semâve’yi boşaltıp
Sâve’yi dolduranlar...
Atını hendeklerden -bir atlayışta-
Aşırdı aşıranlar...
Ağlaşın Yesrib,
Ağlaşın Selmanlar !
Gözleri perdeleyen toprak,
Yüzlere serptiğin topraktı...
Yere dökülmeyecekti, ey Nebi,
Yabanların gözünde kalacaktı !
Konsun, yine, pervazlara
Güvercinler;
“Hû hû”lara karışsın
Aminler...
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fâtiha’lar, Yâsin’ler !
Ne oldu, ey bulut,
Gölgelediğin başlar ?
Hatırında mı, ey yol,
Bir aziz yolcuyla
Aşarak dağlar taşlar,
Kafile kafile, kervan kervan
Şimale giden yoldaşlar ?
Uçsuz bucaksız çöllerde,
Yine, izler gelenlerin,
Yollar gideceklerindir.
Şu tekbir getiren mağara,
Örümceklerin değil;
Peygamberlerindir, meleklerindir...
Örümcek ne havada,
Ne suda, ne yerdeydi...
Hakkı göremeyen
Gözlerdeydi !
Şu kuytu cinlerin mi;
Perilerin yurdu mu ?
Şu yuva ki bilinmez,
Kuşları hüdhüd müdür.
Güvercin mi, kumru mu?
Kuşlarını, bir sabah,
Medine’ye uçurdu mu ?
Ey Abva’da yatan ölü.
Bahçende açtı dünyânın
En güzel gülü;
Hatıran, uyusun çöllerin
Ilık kumlarıyla örtülü !
Dinleyene, hâlâ,
Çöller ses verir:
“Yâ leyl !” susar,
Uğultular gelir.
Mersiye okur Uhud,
Kaside söyler Bedir.
Sen de, bir hac günü
Başta Muhammed, yanına Ebû Bekir:
Gidenlerin yüz bin olup dönüşünü
Destan yap, ey şehir !
Ebû Bekir de nur, Osman’da nurlar...
Kureyş uluları, karşılarında
Meydan okuyan bir Ömer buldular;
Ali’nin önünde kapılar açılır,
Ali’nin önünde eğilir surlar.
Bedir’de, Uhud’da, Hayber’de
Hakk’ın yiğitleri, şehit olurlar...
Bir mutlu günde, ki ölüm tatlıydı;
Yerde kalmazdı ruh... kanadlıydı.
Konsun, yine pervazlara
Güvercinler;
“Hû hû”lara karışsın
Aminler...
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fâtiha’lar, Yasin’ler !
Vicdanlar, sakat çıkmadan,
Yâ Muhammed, yarına;
İyiliklerle gel, güzelliklerle gel
Adem oğullarına !
Yüreklerden taşsın
Yine, imanlar!
Itri bestelesin Tekbir’ini;
Evliyâ, okusun Kur’an’lar !
Ve Kur’an-ı göz nûruyla çoğaltsın
Kayışzade Osman’lar !
Naatini Gaalip yazsın,
Mevlid’ini Süleyman’lar !
Sütunları, kemerleri, kubbeleriyle
Geri gelsin Sinan’lar !
Çarpılsın, hakikat niyetine
Cenâze namazı kıldıranlar !
Gel ey Muhammed, bahardır...
Dudaklar ardında saklı
Aminlerimiz vardır !...
Hacdan döner gibi gel;
Mirac’dan iner gibi gel;
Bekliyoruz yıllardır !
Bulutlar kanad, rüzgar kanad
Hızır kanad, Cibril kanad;
Nisan kanad, bahar kanad;
Ayetlerini ezber bilen yapraklar kanad...
Açılsın göklerin kapıları,
Açılsın perdeler, kat kat !
Çöllere dökülsün yıldızlar;
Dizilsin yollarına
Yetimler, günahsızlar !
Çöl gecelerinden, yanık
Türküler yapan kızlar
Sancağını saçlarıyla dokusun;
Bilâl-i Habeşi sustuysa
Ezanlarını Dâvûd okusun !
Konsun, yine pervazlara
Güvercinler;
“Hû hû”lara karışsın
Aminler...
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fâtiha’lar, Yasin’ler !
ARİF NİHAT ASYA
KÂBE’NİN YOLLARI
Kâbe’nin yolları bölük bölüktür.
Benim yüreciğim delik deliktir
Dünya dedikleri bir gölgeliktir.
Canım Kâbe’m varsam sana
Yüzüm gözüm sürsem sana
Eşim dostum yüklesinler yükümü
Komşularım helal etsin hakkını
Görmez oldum ırak ile yakını
Canım Kâbe’m varsam sana
Yüzüm gözüm sürsem sana
HİCAZ ÇÖLLERİ
Geçtiğiniz yollara
Bizden selam götürün
Hak-dost diyen dillere
Bizden selam götürün
Kutlu Hicaz çölüne
Hakk’ın solmaz gülüne
O Müminler seline
Bizden selam götürün
Girenler dostun bağına
Düşmez küfrün ağına
Mübarek nur dağına
Bizden selam götürün
Yağan Nur-i Hûdâya
Merve ile Safâ’ya
Muhammed Mustafâ’ya
Bizden selam götürün
Yalvarıp Rabbimize
Duâlar edin bize
Muazzam Kâbe’mize
Bizden Selam götürün
Her yönelen Allah‘a
Çıkar nurlu sabaha
Âl-i Rasülullah’a
Bizden selam götürün
Girersiniz ihrama
El sürmeden harama
Sahabe-i Kiram’a
Bizden selam götürün
Lebbeyk deyip boyuna
Koşun zemzem suyuna
Beni Haşim soyuna
Bizden selam götürün
Mekke ile Medine
İki eşsiz hazine
Cihanyâr-ı güzine
Bizden selam götürün
Kavrulan açık başa
Öpülen siyah taşa
Gözlerden akan yaşa
Bizden selam götürün
Yetişir Cemal gayri
Çok sözün yoktur hayrı
Hüccâca ayrı ayrı
Bizden selam götürün
HAC İLAHİSİ
Gönül kulağıma gelse bir sâda
Ey kulum gel eyle haccını edâ
Etsem malı-mülkü, cânânı feda
Diyerek Lebbeyk, Allâhümme Lebbeyk;
Lebbeyke lâ şerike leke Lebbeyk.
Babüs-selâm’ından beytine girsem
Hacer’ül-Esved’e yüzümü sürsem
Geçip masivadan vuslata ersem
Diyerek Lebbeyk, Allâhümme Lebbeyk;
Lebbeyke lâ şerike leke Lebbeyk.
Nûrunla mest olup feyzinle doysam
Tecelli-i Zatını ruhumda duysam
Diyerek Lebbeyk, Allâhümme Lebbeyk;
Lebbeyke lâ şerike leke Lebbeyk.
Akarken göz yaşım Safâ’ya düşsem
Yalınayak başı açık Merve’ye koşsam
Zemzem-i Şerif’i içerek coşsam
Diyerek Lebbeyk, Allâhümme Lebbeyk;
Lebbeyke lâ şerike leke Lebbeyk.
Arafat’tan affa uğrayıp çıksam
Günahım tevbenin nûruyla yaksam
Bekâ denizine çağlayıp aksam
Diyerek Lebbeyk, Allâhümme Lebbeyk;
Lebbeyke lâ şerike leke Lebbeyk.
İnnel hamde venniğmete leke vel mülk
Lâ şerike lek
MEVLAM NASİP ETSE
Gani Mevlam nasib etse
Varsam ağlayı ağlayı
Medine’deki Muhammed’i
Görsem ağlayı ağlayı
Delil yapışsa elime
Lebbeyk öğretse dilime
İhram bezini belime
Sarsam ağlayı ağlayı
Akıtırlar hayvan kanı
Esirgemez kimse canı
Şol meydanda koç kurbanı
Kessem ağlayı ağlayı
Hüccac döner yana yana
Ciğerim döndü büryana
Şol zemzemden kana kana
İçsem ağlayı ağlayı
Derviş Yunus der can ile
Kul olmuşum iman ile
Dilim Zikr-i Kur’an ile
Varsam ağlayı ağlayı
VEYSEL KARANİ
Hakkın Habibinin sevgili dostu
Yemen illerinden Veysel Karani
Söylemez yalanı yemez haramı
Yemen illerinde Veysel Karani
Seherde kalkuben yola giderdi
Hakkın binbir ismin zikir ederdi
Allah Allah deyu deve güderdi
Yemen illerinde Veysel Karani
Elinde asası hurma dalından
Sırtında hırkası deve yününden
Asla hata gelmez onun dilinden
Yemen illerinden Veysel Karani
Aşık Yunus eydür ben de varayım
Ol mübarek hub cemalin göreyim
Ayağın tozuna yüzler süreydim
Yemen illerinden Veysel Karani
Yazıcıya Gönder
Kitabın diğer bölümleri:
• Yukarı • Hac ve Mekke • Haccın Bozulması • Hz.İbrahim • Peygamberlik • Kabe • Medine Medine • Mekke ve Hacerül Esved • Mekke ve Bazı Tarihi Yerler • Mekke Ziyaret Yerleri • İlahiler •
|