Mehmet ALTAN Web Sitesi

  İlahiler

BİR GECE

 Ondört asır evvel yine böyle bir geceydi

Kumdan ayın ondördü bir öksüz çıkıverdi!

Lâkin o ne hüsrandır ki: Hissetmedi gözler

Kaç bin senedir halbuki, bekleşmedelerdi

 

Dünya neye sahipse O’nun sevgisidir hep

Medyûn O’na cem’iyyeti, medyûn ona ferdi

Medyûndur o mâsuma bütün bir beşeriyyet

Yâ Rab, bizi mahşerde bu ikrar ile haşret.

M.AKİF ERSOY

 

YAĞMUR

 Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım

Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım

Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım

Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım

Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım

Bahira’dan süzülen bir yaş da ben olsaydım

Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım

Senin için görülen bir düş de ben olsaydım

Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım

Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım

Sana hicret eden bir Kureyş’li de ben olsaydım

Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım

Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın

Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım

NURULLAH GENÇ

 

TALEA’L-BEDRU ALEYNÂ

 Talea’l-Bedru Aleynâ

Min seniyyât’il-veda

 

Vecebeş şükrü aleynâ

Ma dea lillahi de’a

 

Ente şemsün ente bedrun

Ente nurun ala nur

 

Ente misbahus süreyya

Merhabam ya hayra da

 

Kad lebisne sevbe izzin

Ba’de esvabir rika

 

Ve rada’na sedye mecdin

Ba de eyyamid daya

 

Eyyühel mebusü fiyna

Ci’te bil emril muta

 

Ci’te şerraftel Medine

Merhabam ya hayra da

 

Kalet ehmarüd deyaci

Kul li erbabil İslam

 

Küllü men yetba Muhammed

Yenbeğıy ellâ yüdam

 

Ve teâhedna cemian

Yevme aksemmel yemin

 

Len nehunel abde yevmen

Vet tehazna sıdka din

 

Lestü vallahi neziyyen

Ma yükasihil ibad

 

Meşheden ya necme emnin

Zü ve bain ve vidad

 

Sallalahu ala Muhammed

Sallalahu aleyhi vesselem

  

MUHAMMED ANADAN DOĞDU

Muhammed anadan doğdu

Melekler tebriğe indi

Gönüller şaduman oldu

Can Muhammed nurdan Ahmed

 

Gördüm göbeği kesilmiş

Sünnet olmuş toz ekilmiş

Nurdan kundağa sarılmış

Can Muhammed nurdan Ahmed

 

Hakkın nikabı yüzünde

Kudret sürmesi gözünde

Gördüm melekler dizinde

Can Muhammed nurdan Ahmed

 

Dileriz Hak’tan inayet

Umarız senden şefaat

Son nefeste hem selamet

Can Muhammed nurdan Ahmed

 

 NUR KUNDAK İÇİNDE

 Seyreyleyüp yandım mahcemaline Allah Allah

Nur kundak içinde yatar Muhammed

Canımın canısın sen ya Muhammed

 

Kokuları benzer cennet gülüne Allah Allah

Nur kundak içinde yatar Muhammed

Canımın canısın sen ya Muhammed

 

Kevser dudakları bilmem ne söyler Allah Allah

Hulusi kalbiyle hakkı zikreyler

Daha tıfıl iken ümmetin diler Allah Allah

 

Nur kundak içinde yatar Muhammed

Canımın canısın sen ya Muhammed

Bildim odur iki cihan serveri Allah Allah

 

Allah Habibi son peygamberi

O’dur yerin göğün şemsi kameri

Nur kundak içinde yatar Muhammed

Canımın canısın sen ya Muhammed

  

ARAYI ARAYI

 Arayı arayı bulsam izini

İzinin tozuna sürsem yüzümü

Hak nasib eylese görsem yüzünü

Ya Muhammed! Canım arzular seni

 

Bir mübarek sefer olsa da gitsem

Kabê yollarında tozlara batsam

Hub cemalin birkez düşümde görsem

Ya Muhammed! Canım arzular seni

 

Zerrece kalmadı kalbimde hile

Sıdk ile girmişem ben bu hak yola

Ebu Bekir, Ömer, Osman’da bile

Ya Muhammed! Canım arzular seni

 

Ali ve Hasan, Hüseyin anda

Sevdası gönüllerde muhabbet canda

Yarın mahşer günü Hak divanda

Ya Muhammed! Canım arzular seni

 

Yunus senin methin eder dillerde

Dillerde dillerde her gönüllerde

Arayı arayı gurbet illerde

Ya Muhammed! Canım arzular seni

 

  GEL EY MUHAMMED

 Seccaden kumlardı...

Devirlerden, diyarlardan

Gelip göklerde buluşan

Ezanların vardı !

 

Mescid mü’min minber mü’min...

Taşardı kubbelerden Tekbir,

Dolardı kubbelere “âmin” !

 

Ve mübarek geceler, dualarımız,

Geri gelmeyen duâlardı...

Geceler, ki pırıl pırıl,

Kandilleri yanardı !

 

Kapına gelenler, yâ Muhammed,

-Uzaktan, yakından-

Mü’min döndüler kapından !

 

Besmele, ekmeğimizin bereketiydi;

İki dünyâda aziz ümmet,

Muhammed ümmetiydi.

 

Konsun -yine- pervazlara

Güvercinler;

“Hû hû”lara karışsın

Aminler...

Mübarek akşamdır;

Gelin ey Fâtiha’lar, Yasin’ler !

Şimdi seni ananlar,

Anıyor ağlar gibi...

Ey yetimler yetimi,

Ey garibler garibi;

Düşkünlerin kanadıydın,

Yoksulların sâhibi...

Nerde kaldın ey Resûl,

Nerde kaldın ey Nebi?

Günler, ne günlerdi, yâ Muhammed:

Çağlar ne çağlardı:

Daha dünyâya gelmeden

Mü’minlerin vardı.

Ve bir gün, ki gaflet

Çöller kadardı,

Halime’nin kucağında

Abdullâh’ın yetimi,

Amine’nin emâneti ağlardı !

Hatice’nin goncası,

Aişe’nin gülüydün.

Ümmetinin gözbebeği,

Göklerin Resûlüydün,

Elçi geldin, elçiler gönderdin.

Rûhunu Allâh’a,

Elini ümmetine verdin.

Beşiğin, yurdun, yuvan

Mekke’de bunalırsan

Medine’ye göçerdin.

 

Biz bu dünyâdan nereye

Göçelim, yâ Muhammed ?

Yeryüzünde riyâ, inkâr, hıyânet

Altın devrini yaşıyor...

 

Diller, sayfalar, satırlar

Ebû Leheb öldü diyorlar:

Ebû Leheb ölmedi, yâ Muhammed,

Ebû Cehil, kıt’alar dolaşıyor !

Neler duydu şu dünyâda

Mevlid’ine hayran kulaklarımız:

Ne adlar ezberlerdi, ey Nebi,

Adına alışkın dudaklarımız !

Artık yolunu bilmiyor;

Artık yolunu unuttu

Ayaklarımız !

Kâ’be’nin siyahları

Yakışmamıştır, yâ Muhammed,

Bugünkü kadar !

Haset, gururla savaşta;

Gurur, kafdağında derebeyi...

Onu da yaralarlar kanadından,

Gelse bir şefkat meleği...

İyiliğin türbesine

Türbedar oldu iyi !

 

Vicdan sakat

Çıkmadan yarına.

İyilikler getir, güzellikler getir

Adem oğullarına !

 

Şu gördüğün duvarlar ki

Kimi Tâif’tir, kimi Hayber’dir...

Fethetmedik, yâ Muhammed,

Senelerdir !

 

Ne doğruluk ne doğru;

Ne iyilik, ne iyi...

Bahçende en güzel dal,

Unuttu yemiş vermeyi...

Günahın kursağında

Haramların peteği !

Bayram yaptı yabanlar:

Semâve’yi boşaltıp

Sâve’yi dolduranlar...

Atını hendeklerden -bir atlayışta-

Aşırdı aşıranlar...

Ağlaşın Yesrib,

Ağlaşın Selmanlar !

 

Gözleri perdeleyen toprak,

Yüzlere serptiğin topraktı...

Yere dökülmeyecekti, ey Nebi,

Yabanların gözünde kalacaktı !

Konsun, yine, pervazlara

Güvercinler;

“Hû hû”lara karışsın

Aminler...

Mübarek akşamdır;

Gelin ey Fâtiha’lar, Yâsin’ler !

 

Ne oldu, ey bulut,

Gölgelediğin başlar ?

Hatırında mı, ey yol,

Bir aziz yolcuyla

Aşarak dağlar taşlar,

Kafile kafile, kervan kervan

Şimale giden yoldaşlar ?

 

Uçsuz bucaksız çöllerde,

Yine, izler gelenlerin,

Yollar gideceklerindir.

 

Şu tekbir getiren mağara,

Örümceklerin değil;

Peygamberlerindir, meleklerindir...

Örümcek ne havada,

Ne suda, ne yerdeydi...

Hakkı göremeyen

Gözlerdeydi !

 

Şu kuytu cinlerin mi;

Perilerin yurdu mu ?

Şu yuva ki bilinmez,

Kuşları hüdhüd müdür.

Güvercin mi, kumru mu?

 

Kuşlarını, bir sabah,

Medine’ye uçurdu mu ?

Ey Abva’da yatan ölü.

Bahçende açtı dünyânın

En güzel gülü;

Hatıran, uyusun çöllerin

Ilık kumlarıyla örtülü !

 

Dinleyene, hâlâ,

Çöller ses verir:

“Yâ leyl !” susar,

Uğultular gelir.

Mersiye okur Uhud,

Kaside söyler Bedir.

Sen de, bir hac günü

 

Başta Muhammed, yanına Ebû Bekir:

Gidenlerin yüz bin olup dönüşünü

Destan yap, ey şehir !

 

Ebû Bekir de nur, Osman’da nurlar...

Kureyş uluları, karşılarında

Meydan okuyan bir Ömer buldular;

Ali’nin önünde kapılar açılır,

Ali’nin önünde eğilir surlar.

Bedir’de, Uhud’da, Hayber’de

Hakk’ın yiğitleri, şehit olurlar...

Bir mutlu günde, ki ölüm tatlıydı;

Yerde kalmazdı ruh... kanadlıydı.

Konsun, yine pervazlara

Güvercinler;

“Hû hû”lara karışsın

Aminler...

Mübarek akşamdır;

Gelin ey Fâtiha’lar, Yasin’ler !

 

Vicdanlar, sakat çıkmadan,

Yâ Muhammed, yarına;

İyiliklerle gel, güzelliklerle gel

Adem oğullarına !

 

Yüreklerden taşsın

Yine, imanlar!

Itri bestelesin Tekbir’ini;

Evliyâ, okusun Kur’an’lar !

Ve Kur’an-ı göz nûruyla çoğaltsın

Kayışzade Osman’lar !

Naatini Gaalip yazsın,

Mevlid’ini Süleyman’lar !

Sütunları, kemerleri, kubbeleriyle

Geri gelsin Sinan’lar !

Çarpılsın, hakikat niyetine

Cenâze namazı kıldıranlar !

 

Gel ey Muhammed, bahardır...

Dudaklar ardında saklı

Aminlerimiz vardır !...

Hacdan döner gibi gel;

Mirac’dan iner gibi gel;

Bekliyoruz yıllardır !

 

Bulutlar kanad, rüzgar kanad

Hızır kanad, Cibril kanad;

Nisan kanad, bahar kanad;

Ayetlerini ezber bilen yapraklar kanad...

Açılsın göklerin kapıları,

Açılsın perdeler, kat kat !

Çöllere dökülsün yıldızlar;

Dizilsin yollarına

Yetimler, günahsızlar !

Çöl gecelerinden, yanık

Türküler yapan kızlar

Sancağını saçlarıyla dokusun;

Bilâl-i Habeşi sustuysa

Ezanlarını Dâvûd okusun !

 

Konsun, yine pervazlara

Güvercinler;

“Hû hû”lara karışsın

Aminler...

Mübarek akşamdır;

Gelin ey Fâtiha’lar, Yasin’ler !

ARİF NİHAT ASYA

 

KÂBE’NİN YOLLARI

 Kâbe’nin yolları bölük bölüktür.

Benim yüreciğim delik deliktir

Dünya dedikleri bir gölgeliktir.

 

Canım Kâbe’m varsam sana

Yüzüm gözüm sürsem sana

 

Eşim dostum yüklesinler yükümü

Komşularım helal etsin hakkını

Görmez oldum ırak ile yakını

 

Canım Kâbe’m varsam sana

Yüzüm gözüm sürsem sana

 

HİCAZ ÇÖLLERİ

 Geçtiğiniz yollara

Bizden selam götürün

Hak-dost diyen dillere

Bizden selam götürün

 

Kutlu Hicaz çölüne

Hakk’ın solmaz gülüne

O Müminler seline

Bizden selam götürün

 

Girenler dostun bağına

Düşmez küfrün ağına

Mübarek nur dağına

Bizden selam götürün

 

Yağan Nur-i Hûdâya

Merve ile Safâ’ya

Muhammed Mustafâ’ya

Bizden selam götürün

 

Yalvarıp Rabbimize

Duâlar edin bize

Muazzam Kâbe’mize

Bizden Selam götürün

 

Her yönelen Allah‘a

Çıkar nurlu sabaha

Âl-i Rasülullah’a

Bizden selam götürün

 

Girersiniz ihrama

El sürmeden harama

Sahabe-i Kiram’a

Bizden selam götürün

 

Lebbeyk deyip boyuna

Koşun zemzem suyuna

Beni Haşim soyuna

Bizden selam götürün

 

Mekke ile Medine

İki eşsiz hazine

Cihanyâr-ı güzine

Bizden selam götürün

 

Kavrulan açık başa

Öpülen siyah taşa

Gözlerden akan yaşa

Bizden selam götürün

 

Yetişir Cemal gayri

Çok sözün yoktur hayrı

Hüccâca ayrı ayrı

Bizden selam götürün

 

HAC İLAHİSİ

 Gönül kulağıma gelse bir sâda

Ey kulum gel eyle haccını edâ

Etsem malı-mülkü, cânânı feda

Diyerek Lebbeyk, Allâhümme Lebbeyk;

Lebbeyke lâ şerike leke Lebbeyk.

 

Babüs-selâm’ından beytine girsem

Hacer’ül-Esved’e yüzümü sürsem

Geçip masivadan vuslata ersem

Diyerek Lebbeyk, Allâhümme Lebbeyk;

Lebbeyke lâ şerike leke Lebbeyk.

 

Salih Kullarınla tavâfa dursam

Nûrunla mest olup feyzinle doysam

Tecelli-i Zatını ruhumda duysam

Diyerek Lebbeyk, Allâhümme Lebbeyk;

Lebbeyke lâ şerike leke Lebbeyk.

 

Akarken göz yaşım Safâ’ya düşsem

Yalınayak başı açık Merve’ye koşsam

Zemzem-i Şerif’i içerek coşsam

Diyerek Lebbeyk, Allâhümme Lebbeyk;

Lebbeyke lâ şerike leke Lebbeyk.

 

Arafat’tan affa uğrayıp çıksam

Günahım tevbenin nûruyla yaksam

Bekâ denizine çağlayıp aksam

Diyerek Lebbeyk, Allâhümme Lebbeyk;

Lebbeyke lâ şerike leke Lebbeyk.

İnnel hamde venniğmete leke vel mülk

Lâ şerike lek

 

MEVLAM NASİP ETSE

 Gani Mevlam nasib etse

Varsam ağlayı ağlayı

Medine’deki Muhammed’i

Görsem ağlayı ağlayı

 

Delil yapışsa elime

Lebbeyk öğretse dilime

İhram bezini belime

Sarsam ağlayı ağlayı

 

Akıtırlar hayvan kanı

Esirgemez kimse canı

Şol meydanda koç kurbanı

Kessem ağlayı ağlayı

 

Hüccac döner yana yana

Ciğerim döndü büryana

Şol zemzemden kana kana

İçsem ağlayı ağlayı

 

Derviş Yunus der can ile

Kul olmuşum iman ile

Dilim Zikr-i Kur’an ile

Varsam ağlayı ağlayı

 

VEYSEL KARANİ

 Hakkın Habibinin sevgili dostu

Yemen illerinden Veysel Karani

Söylemez yalanı yemez haramı

Yemen illerinde Veysel Karani

 

Seherde kalkuben yola giderdi

Hakkın binbir ismin zikir ederdi

Allah Allah deyu deve güderdi

Yemen illerinde Veysel Karani

 

Elinde asası hurma dalından

Sırtında hırkası deve yününden

Asla hata gelmez onun dilinden

Yemen illerinden Veysel Karani

 

Aşık Yunus eydür ben de varayım

Ol mübarek hub cemalin göreyim

Ayağın tozuna yüzler süreydim

Yemen illerinden Veysel Karani

Yazıcıya Gönder

Kitabın diğer bölümleri:

• Yukarı • Hac ve Mekke • Haccın Bozulması • Hz.İbrahim • Peygamberlik • Kabe • Medine Medine • Mekke ve Hacerül Esved • Mekke ve Bazı Tarihi Yerler • Mekke Ziyaret Yerleri • İlahiler •


Sitemizin Bütün Sayfaları 1024/786 çözünürlükte hazırlanmıştır
En iyi görünümü İE 5.5 ve üstü ile elde edebilirsiniz.