Mehmet ALTAN Web Sitesi

  Kabe

KIBLEMİZ KA’BE

Kıblemiz olan Ka’be-i Muazzama, aslında dünya büyüklüğünde bir gül tomurcuğunun tam ortasındaki siyah merkezî noktasıdır. Her an beş vakit kılınıp durduğu için, dünyanın her tarafından Ka’be-i Muazzama’ya karşı namaz kılan Müslümanların meydana getirdiği daire daire kıbleyi kuşatan saflar, açılıp kapanan gül yaprakları gibi kıyam, ruku, secdelerle devamlı bir hareketlilik ve canlılık sağlamaktadırlar. Zaten namaz beş veya beş renkli tek kemer gibi dünyayı sağlam şekilde arş’a bağlamaktadır.

Efendimiz (sas), Medine-i Münevvere’de namazlarını ilk zamanlar (16 veya 17 ay) Mescid-i Aksa’ya karşı kılıyordu. Ama zaman zaman yüzünü göklere doğru çevirip “Allahım, ne zaman kıble, Ka’be olacak?” diye şiddetli arzu ve isteğini lisan-ı hâli ile ifade ediyordu. Bu şiddetli arzu ve isteğin sebebini Fethullah Gülen Hocaefendi şöyle ifade ediyor: “Aslında Hakikat-i Ahmediye ile Hakikat-ı Ka’be arasında çok ciddi bir alaka vardır. Ezeli takdir gereği fıtratında bunu hisseden Allah Resulü (sas) daima Kabe’ye doğru yönelmek istemiştir. (...) Hakkıyla bunu anlamak, ancak Hz. Muhammed (sas) gibi, Ka’be ile tev’em (ikiz) bir dölyatağında yaratılmış olduğunu kavramaya vâbestedir.” Çünkü “Biz, senin yüzünü göğe doğru çevrilmekte olduğunu görüyoruz. Artık seni, razı olacağın bir kıbleye döndüreceğiz.”(Bakara, 2/144) “Ayette ilk göze çarpan husus, kıblenin Ka’be’ye tahvilinin rıza ile beraber zikredilmiş olmasıdır. (...) Bunun izahı ise, Hz. Muhammed (sas) ile Ka’be hakikatının, adeta ikiz olarak, imkanın döl yatağından beraber yaratılmış olma esprisinde yatmaktadır. Ve tabii acıdır; şimdilerde bu ikizler birbirlerinden ayrı düşmüşlerdir.” (Kur’an’dan İdrake Yansıyanlar, I/72)

 

KA’BE, MAHALL-İ KIYAM VE MESNED-İ KIYAM

Cenab-ı Hak, Ka’be ile ilgili olarak buyuruyor ki: “Allah, Ka’be’yi (Beytü’l-Haram’ı) insanlar için (tutunup kalkındıkları) bir (mahall-i kıyam ve mesned-i) kıyam kıldı.” (Maide, 5/97)

Bu hususta Fethullah Gülen Hocaefendi’nin izahlarını aynen aktarıyorum:

Bu ayet-i kerime değişik açılardan değerlendirilebilir:

1- Ka'be, yeryüzünün  kalbi durumundadır. O arzın merkezinden "Sidretü'l Münteha"ya kadar ins-cin ve meleğin her zaman çevresinde dönüp durduğu öyle nurdan bir sütundur ki, her an, görünen görünmeyen milyarlarca temiz ruh, onun harimine ulaşmak için, ciddi bir vuslat arzusuyla can atıp durmaktadır. İşte sadece bu yönüyle Ka’be'ye, yeryüzünde Sidre'nin izdüşümü dense yeridir. Sanki Cenab-ı Hakk, umum insanlara ve hususiyle de peygamberlere bakarken, bu ikiliği bizler için gez-göz-arpacık gibi kullanmakta ve değerlendirmelerini ona göre yapmaktadır. Bu bakımdan çok rahatlıkla diyebiliriz ki, Ka’be'nin durumu adeta bir ölçü birimidir ve dünyanın varlığı dâhil pekçok şey mevcudiyetini onun varlığına göre programlamış gibidir. Evet Ka’be olmasa, onların da bir anlamı kalmayacaktır. Nitekim bir çok peygamber sözünde, Ka'be'nin yıkılması, bu hususa işareti de ihtiva eder şekilde kıyamet alameti olarak anlatılmıştır. Bunun manası şudur: "Ka'be'nin yıkılması, yeryüzünün gök ile olan irtibatının kesilmesi demektir. Gökten kopuk bir dünyanın mevcudiyetinin ise hiçbir anlamı yoktur. Evet madem ki, dünya, onu varlığının gayesine ulaştıracak hedef ölçüsünde bir vesilesini yitirmiştir. Öyleyse o dünya varlık sahnesinden de silinmelidir... Görüldüğü gibi Ka'be, bu hüviyetiyle yeryüzünün ayakta kalabilmesinin tek rüknüdür ve o, melekûtî yanıyla hep bu misyonu eda etmektedir. Demek ki, eğer bir gün Ka'be, varlık gayesini yitirirse, gidip aslına avdet edecektir. Bu gerçeği teyid eden bir müşahadeyi bilhassa arzetmek istiyorum. Müşahede İmam Rabbani müntesiplerinden bir Kutb’a aittir. O zat şöyle diyor: "Ka'be'yi tavaf ediyordum. Birden Ka'be'nin göğe doğru yükseldiğini müşahede ettim. Bir taraftan yükseliyor, diğer taraftan da insanların layıkıyla kulluk yapmamalarından şikayetini dile getiriyordu. Eteklerinden tutup yalvardım ve geri dönmesi için istirhamda bulundum..." Ruhu ve sırrıyla gitmeyip yerinde kaldı mı, kalmadı mı?.. O ölçüde bir müşahid olmadan bir şey söylemek çok zor…

Günümüzdeki durum da ondan daha farklı olacağı kanaatinde değilim. Ancak Allah’ın lütfunun enginliğine güveniyoruz. Kim bilir belki de, inanan insanların yürekler acısı hali, öyle bir saygısızlığa maruz kalan Ka'be intizarından kaynaklanmaktadır..!

2- İnsan, İslamiyet'i ferdî olarak da yaşayabilir ve şahsına ait mükellefiyetleri bakımından bunda muvaffak da olabilir, ancak umumî manada Cenab-ı Hakk'ın lütuflarına mazhariyet ve bu mazhariyeti kamil manada temsil, ancak ve ancak cemaatle mümkündür. İşte Ka'be böyle bir cemaatlaşmanın kayyimi ve koruyucusu durumundadır. Milyonlarca insanın ona yönelerek namaz kılmasından alın da, hac ve umrede yine milyonlarca insanın onun hariminde bir araya gelip ve onun etrafında kenetleşmesine kadar, pekçok vesile ve vasıta, inanan insanlardaki cemaat şuurunu pekiştirmekte ve sürekliliğini de temin etmektedir. Burada haccın evrensel bir kongre olma esprisini de unutmamak gerekir. Evet, layıkıyla eda edilen bir hacc, aynı zamanda bütün Müslümanlarca yapılmış dünya çapında bir kongredir. Şuurunda olunabilse, İslam alemine ait problemlere bu vesile ile bir kısım çareler bulmak mümkün olacaktır. Bugün hacc bu fonksiyonunu eda edemiyorsa, kusur Müslümanlar'daki şuur eksikliğindendir. Yoksa hacda, her zaman böyle bir potansiyel güç mevcuttur. Görüldüğü gibi Ka'be, bu vasfı itibariyle de her zaman insanlar için bir kıyam ve onları ayakta tutan bir güç  kaynağı durumunda.

3- Ka'be teker teker her mü'minin kuvve-i maneviyesini takviye açısından da bir kıyam ve destektir. Zira Ka'be'ye yönelen her mü'min, içinden geçen bazı şüphe ve tereddütlere karşı, milyonlarca  insanın -ki bunların arasında yüzbinlerce evliya, asfiya ve kalb gözü açılmış insan da vardır- Ka'be'ye yönelmesini önemli bir hüccet olarak görür ve itminana ulaşır. Hatta insan, Ka'be'nin de taştan topraktan bir bina olduğu ve hiçbir kudsiyetinin bulunmadığı yolunda kalbine sürekli şüpheler atmak isteyen nefis ve şeytanı da bununla susturabilir. Evet, eğer Ka'be'nin mahiyetinde böyle  kudsi bir cazibe olmasaydı, yüzbinlerce deha çapında maneviyata açık insan, hiç ona bu denli yönelir ve alaka gösterir miydi? der ve bununla bir ölçüde imanını takviye eder.

4- Yeniden diriliş hareketinin de Ka'be'nin insanlar için kıyam olma vasfıyla ciddi bir alaka ve irtibatı vardır. Dirilişin hangi seviyede gerçekleştiğinin ölçü birimi Ka'be hakikatının anlaşılması oranındadır. Bir gün bu oran en üst limite ulaşırsa, diriliş de en üst seviyede gerçekleşmiş olacaktır.

Hasılı, Ka’be, her zaman insanların gözlerinin nuru, dizlerinin dermanı, hislerinin de güç ve heyecan kaynağı olagelmiştir. İnanan insanların din ve dünyaları onunla ahengini korumuş ve o adeta kalb-i umumi için her zaman bir balans vazifesi görmüştür. Allah’a yönelenler onunla yönelmiş; namaz, hacc onunla sımsıkı irtibat içinde yerine getirilmiş; itminan arayanlar, onun ve çevresinde olup bitenlerin mülahazasıyla sükunet ve doygunluğa ermiş; gurbet hisleriyle inleyenler onun hariminde üns esintilerini duymuş ve vahşetlerinden sıyrılabilmişlerdir. O kalbten sidretü’l-müntehaya uzanan çizgide hem bir mihrab ve mihrab ötesi hem de bütün kevn ü mekanların, arzın mübarek bir buk’asında tahaccür etmiş en anlamlı sesidir.

Allah (cc) onun vesayetini üzerimizden eksik etmesin! (Kur’an’dan İdrake Yansıyanlar, I/148-151)

KABENİN MÜŞTEMİLATI

Makam-ı İbrahim: Kabenin kapısının karşısındaki makamdır. Rivayete göre Hazreti İbrahim, Hazreti Hacer ve Hazreti İsmail’i görmek için Mekke’ye geldiği vakit atından bir taş üzerine inmiş Kabenin inşaatında da bu taşı iskele taşı olarak kullanmıştır. Uzunluğu 10, genişliği 7 karış bir taştır. Üzerinde ibrahim (as)’ın mübarek ayağının izi olduğu rivayet edilir. Ziyareti, menasik-i hacdan sayılır. Son zamanlarda Kabe’nin yaptırılması münasebetiyle bu makamın kaldırılması asla caiz değildir. Bu taş bir demir sanduka içinde mahfuz olup üzeri bir örtü ile örtülmüştür. Makam-ı İbrahim bir adam boyunda bir sandık içerisinde dört tarafı demir ağla çevrilmiştir. Sandukanın içerisi gümüş levhalar ile kapatılmıştır. İbrahim (as) mübarek ayak izleri de gümüş içine alınmış bulunmaktadır. Bu sandukanın içerisine ahşap bir kubbe yapılmış, bu kubbenin içi ve dışı çeşit çeşit nakışlarla tezyin edilmiştir. Doğu tarafında bir perde ile nakışlı bir tavan ilave edilmiş idi. Hacılar tavaftan sonra bu çatı altında iki rekat tavaf namazı kılarlardı ki edası vaciptir. Şimdi bu çatı mevcut değildir. Eskiden Makam-ı İbrahim’in yanında namaz kılamayanlar Hatim denilen Kabe’nin kuzeyindeki nal şeklinde olan duvarın içinde kılarlardı. Şimdi oraya da görevli ve izinlilerin dışında kimse giremiyor. Artık bu iki rekat namaz Kabe içinde mümkün olan herhangi bir yerde kılınıyor. Makam-ı İbrahim’in yanında mermerden yapılmış muazzam bir minber vardır ki Harem-i Şerifte Cuma günü hutbe burada okunmakta idi. Bu minberi Mimar Sinan yapmıştır. Gözleri kamaştıran bir sanat eseri idi. Fakat şimdi o da kaldırılmıştır.  

         Hatim,

Kabe’nin kuzeyinde Rükn-ü İrâkî ve Rükn-ü Şâmî denilen köşeler arasında yay şeklinde iki arşın yüksekliğinde yarım bir duvardır. Hacer-i İsmail (Hacer-i Kabe, Hazire): Hatim duvarı ile Kabe’nin arasında bir çukur vardır, içi mermer taşlar ile döşelidir. Bu mahalle Hacer-i İsmail Hacer-i Kabe ve Hazire de denir. Rivayete göre Hazreti Hacer ile Hazreti İsmail burada gömülüdür. Hatim duvarından Kabe duvarına kadar devam eden 17 arşın parmak yerin altı-yedi arşını Kabe’ye dahildir, geri kalan da Hazreti İsmail’in keçileri bağladığı bir ağıldır. Sonra buranın yeri Hatim’e ilave edilmiştir.  Bundan dolayı buraya Hacer-i İsmail denilmektedir. 

Altun Oluk: Hatim’in Rükn-ü İrâkî’den  Rükn-ü Şâmî’ye  kadar iki köşenin arası yirmi arşındır. Biri Rükn-ü Şâmî’de biri Rükn-ü İrâkî’de iki kapısı vardır. Hatim’in dahili mesafesi 18 arşındır. Altın Oluk bu semtte bulunur Mizab-ı Kabe de derler. Kabe damına yağan yağmurlar bu oluktan Hatim’e akar. Bu oluk tam Rükn-ü İrâkî ile Rükn-ü Şâmî’nin arasına düşer. 

Hufre-i Muaccen: Buraya Makam-ı Cibril de denir. Burası Rükn-ü İrâkî köşesinden ve Kabe’den Makam-ı  İbrahim tarafından 8 arşın 8 parmak uzunluğunda 5 arşın genişlik 4 arşın derinlikte bir çukur yerdir. İbrahim (as), Kabe’yi yaptığı zaman bu çamuru bu çukurda karmış Cebrail (as) da namaz farz olduğu vakit Resulullah’a (sas) bu mübarek mevki de beş vakit namaz kıldırmıştır. Hatim daha önce Beytullah’a dahil iken Kabe’nin Kureyş tarafından yenileştirilmesi üzerine malzeme yetmediğinden Kabe’nin haricinde kalmıştır. Abdulalh bin Zübeyr burayı Beytullaha dahil etmiş ise de Haccac bin Yusuf  yine evvelki haline çevirmiştir. Bu sebepten Hatim’in etrafından tavaf edilir ancak Hatim içinde namaz kılınabilir.

 Ahsef: Hazreti İbrahim (as) etraftan gelecek hediyeleri koymak için üç arşın derinliğinde kazdırdığı bir yerdir. Kabe’nin kuzey tarafında el-Mahsen namında mermerden yapılmış bir çukurdur. Kabe’nin sıva toprağı bu çukurdan yapıldığı rivayet edilmektedir. Şimdi bu çukur kapatılmıştır.

Metaf: Tavaf edilecek yer demektir. Hacıların Kabe’nin etrafında dolaştıkları yerdir. Hacer-i Esved’den başlayan bir hacı, kabeyi yedi defa döner. Her dönüşe bir şavt denir. Yedi şavt bir tavaftır. Hazret-i Adem Cennetten dünyaya geldiği zaman Cenab-ı Hak ona: “Ya Adem, yeryüzünde benim bir beytim vardır ki; semada  olan beytimin hizasındadır (İzdüşümü). Melâike arşta nasıl tavaf ediyorlarsa, senin ve senin evladın ve ahfadın da yeryüzünde beytimi, yani evimi o şekilde tavaf etsinler. İnsanlar uzak yerlerden gelip ziyaret ederler, her kim itimat ederek Benden başkasını murat etmezse beni ziyaret etmiş olur. Ya Adem, sen sağ oldukça tavaf eyle. Senden sonra bütün peygamberler ve ümmetler ziyaret edecektir. O beytin mükafatı cennettir.” buyurmuştur.

  MİKAT YERLERİ

  Dünyanın her tarafından Hac Mevsiminde gelen hacıların dünya elbiselerini çıkarıp ihramlarını giydikleri yerlerdir. Mekke’nin etrafında, 5 mikat mahalli vardır:

  1– Yelemlem: Yemen tarafından gelen hacıların mikatı, Mekke’den iki merhale mesafede Yelemlem’dir. Yelemlem bir dağın adı olmakla beraber iki ismi daha vardır; Elmelem ve Yermerem... Yemen hacıları buraya gelinve elbiselerini çıkarıp ihrama girerler. Yıkanırlar. Hacca niyet ederler.

  2 – Cahfa (Cuhfe) : Şam cihetinden gelen hacıların mikatı, Mekke’ye 3 merhale mesafede ki Cafhe mevkiidir.

  3– Karan: Necid tarafından gelen hacıların Mikatı. Mekke’ye 2 merhale mesafede Karan mevkiidir.

  4– Zülhuleyfe: Medine tarafından gelen hacıların Mikatı da Mekke’ye 9 merhale mesafede olan Zülhuleyfe’dir.

5- Zât-ı Irk (Zât-ı Irak): Irak tarafından gelen hacıların mikatı Mekke’ye 2 merhale mesafede Zât-ı Irak mevkiidir.

   ESKİ DEVİRLERDE KABE’DE DÖRT MAKAM

  Önceleri Harem–i Şerif’te Kabe–i Muazzama’nın etrafında dört makam vardı. Her mezhebin imamı beş vakit namazlarını kendilerine mahsus tarzda mensuplarına cemaatle kıldırırlardı.

  1– Makam–ı Hanefi: Kabe’nin kuzey tarafından Medine, Şam, Kudüs ve Türk ahalisi namazlarını kılarlardı.

  2– Makam–ı Şafii: Kabe’nin doğu tarafından Makam–ı İbrahim’in arkasında Mavera–i Nehir ve ekseri Horasan ahalisi namazlarını kılarlardı.

  3– Makam–ı Hanbeli: Kabe’nin güneyinin azıcık doğusuna meyilli tarafında Hindistan ahalisinin namazlarını kıldıkları yerdi.

  4 – Makam–ı Maliki: Kabe’nin batısında, Beytullah’ın arkasındadır. Batı Müslüman memleketlerinin ahalisi Habeşistan müslümanları namazlarını burada kılarlardı.  

  KABE’NİN ESKİ KAPILARININ İSİMLERİ

  1 – Babü’s – Selamü’l- Kebir 2– Babü’s – Selam 3– Babü’s – Selamüs’Sağir 4– Bab–ı Kayıt Bay 5– Bab–ı Nebi 6– Bab–ı Abbas 7 – Bab–ı Ali 8– Bab–ı Baz’an 9– Bab–ı Bağle 10– Babü’s Safa 11– Bab–ı Ecyad 12– Bab–ı Mücahidiye 13 – Bab–ı Aclan 14 – Bab–ı Ümmühani 15 – Babü’l- Veda 16 –  Bab–ı İbrahim 17– Babu’d – Davudiye 18 – Babü’l-Atik 19 – Babü’z -Zımamiye 20 – Babü’l-Basıtıye 21 – Babü’l-Kutbi 22 – Babü’z- Ziyade 23– Babü’l-Mahkeme 24 Babü’s-Süleyman 25 – Babü’d-Derbiye ( Yeni ilavelerde yapılmıştır)

  KABE’NİN ESKİ MİNARELERİNİN İSİMLERİ

  1 – Kayıt Bay Minaresi 2 – Hz Ali Minaresi 3 – Veda Minaresi  4 – Umre Kapısı Minaresi 5–Ziyade Kapısı Minaresi 6 – Minare–i Babü’s-Selam 7– Re’siye Minaresi 8 – Süleymaniye Minaresi

Yazıcıya Gönder

Kitabın diğer bölümleri:

• Yukarı • Hac ve Mekke • Haccın Bozulması • Hz.İbrahim • Peygamberlik • Kabe • Medine Medine • Mekke ve Hacerül Esved • Mekke ve Bazı Tarihi Yerler • Mekke Ziyaret Yerleri • İlahiler •


Sitemizin Bütün Sayfaları 1024/786 çözünürlükte hazırlanmıştır
En iyi görünümü İE 5.5 ve üstü ile elde edebilirsiniz.