Mehmet ALTAN Web Sitesi

  Mekke ve Hacerül Esved

Resmin büyük halini görmek için üzerine tıklayınız.

MEKKE-KABE-ARAFAT

Mekke, Kızıldeniz sahillerine 72 kilometre uzakta, denizden 262 metre yükseklikte etrafı küçük dağlarla çevrili bir vadidir. Bu dağların sayısının 12 bin olduğu söylenir. Tevrat’ın Peygamberimiz Hz. Muhammed Aleyhisselam’a işaret eden bölümünde “Faran Dağları” diye bu dağlara işaret olduğu gibi on bin kişi ile Mekke’yi fethedeceği de ifade edilmektedir: “Hakk Teala, Tur-i Sina’da ikbal edip bize Sâir’de tulu etti ve Faran Dağlarından zahir oldu.” (Tevret, 33. Bab, 2. Ayet)

Bu dağların en meşhuru “Cebel-i Ebu Kubeys”tir. Vaktiyle demirci olan Ebu kubeys bu tepede bulunmuştu. Rivayete göre bu zat ilk kulubeyi yapmıştır. Beytullah (Kabe) bu tepenin hemen eteğindeki küçük bir vadide bulunmaktadır.

Kabe, Adem Aleyhisselam’dan önce meleklerin tavaf yeri idi. Adem Aleyhisselam ilk bina ve mabed olarak Kabe’yi inşa ettikten sonra bu günkü Beytullah’ın etrafında tavaf etmiştir. Yıllarca uzak kaldığı Hz. Havva validemiz ile Cebel-i Rahme’ye çıktığı zaman orada kavuşmuş. Onun için buraya Arafe yani tanışma yeri olmakla Arafat denilmiştir. Havva validemiz, Cidde’de vefat etmiştir. Mezarı da oradadır. Bunun için bazıları “Cidde” isminin “cedde” yani nine manasına ninemiz, büyük annemiz Hz. Havva validemizle ilgili olduğunu söylemektedirler.

 
Resim: Hacerül Esved
Resmin büyük halini görmek için üzerine tıklayınız.

HACERÜ’L- ESVED

Hz. İbrahim Aleyhisselam, Kabe’nin inşasını bitirdikten sonra oğlu İsmail Aleyhisselam ile tavafa başlangıç sırasını bildirmek için: “İsmail, bana bir taş getir de tavafın nereden başlayacağını işaret edeyim” dedi. Hz. İsmail Aleyhisselam da Cebel-i Kubeys’ten bir taş alıp babasına verdi. O da tavafın başlayacağı bugünkü Kabe’nin köşesine taşı koydu. Taş, yumurta şeklinde 18-19 santimetre yarıçapında idi. Konduğu yer, yerden üç arşın 4 parmak yüksekliğinde idi. Böyle yükseğe konmasının sebebi ve sırrı her yerden herkesin görebilmesi için idi. Rengi vaktiyle beyaz olan bu taş, çokça istilam edildiği yani selamlanıp öpüldüğü için kırmızımsı (kırmızımsı esmer bir taş) haline gelmiştir diye rivayet edilmektedir. Hacerü’l-esved, melekler tarafından, peygamberler tarafından ve Efendimiz Muhammed Aleyhisselam tarafından öpülmüştür. Hacerü’l-Esved’i öpmek, Cenab-ı Hakk’ın saltanat-ı İlahiyesine kurbiyete (yakınlığa) bir işaret olması itibariyle hürmet, teslim ve ikrar manasını ifade eder. İşte bunun içindir ki, Hz. Ömer Efendimiz (ra) “Vallahi seni öpüyorum. Senin taş olduğunu, zarar ve fayda veremeyeceğini de biliyorum. Eğer Resulullah’ın seni öptüğünü görmeseydim, seni öpmezdim.” demiştir.

Bediüzzaman Hazretleri ise “Bir vakit iyyake na’budu ve iyyake nestain (Ancak Sana kulluk eder, ancak Sen’den yardım isteriz)deki birinci çoğul şahıstan nun harfini düşündüm ve birinci tekil şahıstan "Na'büdü" (kulluk ederiz) sîgasına intikalin sebebini kalbim aradı. Birden, namazdaki cemaatin fazileti ve sırrı, o nun'dan inkişaf etti. Gördüm ki: Namaz kıldığım o Bayezid Câmiindeki cemaatle iştirakimi ve herbiri benim bir nevi şefaatçim hükmüne ve kıraatımda izhar ettiğim hükümlere ve davalara birer şahid ve birer müeyyid gördüm. Nâkıs ubudiyetimi, o cemaatin büyük ve kesretli ibadatı içinde dergâh-ı İlahiyeye takdime cesaret geldi. Birden bir perde daha inkişaf etti: Yani İstanbul'un bütün mescidleri ittisal peyda etti. O şehir, o Bayezid Câmii hükmüne geçti. Birden, onların dualarına ve tasdiklerine manen bir nevi mazhariyet hissettim. Onda dahi; rûy-i zemin mescidinde, Kâ'be-i Mükerreme etrafında dairevî saflar içinde kendimi gördüm. Elhamdülillahi Rabbil Alemin dedim. Benim bu kadar şefaatçilerim var; benim namazda söylediğim herbir sözü aynen söylüyorlar, tasdik ediyorlar. Madem hayalen bu perde açıldı; Kâ'be-i Mükerreme mihrab hükmüne geçti. Ben bu fırsattan istifade ederek o safları işhad edip (şahit tutarak), tahiyyatta getirdiğim, “Eşhedü enla ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden Resulullah” olan imanın tercümanını mübarek Hacer-ül Esved'e tevdi' edip emanet bıraktım.” (29. mektup, 1. kısım) diyerek, Hacer-i Esved’in bir bilgisayar diski gibi bütün şehadetleri, istilam ve öpmelerini kaydeden bir vazife gördüğüne işaret etmiştir. Onun için Hacerü’l-Esved’in yeryüzünde “yemînullah” (Allah’ın sağ eli) olduğu onu öpme, selamlamanın ise manen yemînullah ve yedullah ile temasa geçme olduğu da ifade edilmiştir.

Kabe, Huzaalıların eline geçtikten sonra, Hacer-i Esved, onların rakibi olan Cürhümlüler tarafından kaçırılıp sonradan Huzaa kabilesi tarafından yeniden ele geçirilerek tekrar yerine konulmuştur. Daha sonraları Abbasi Halifelerinden Muktedirbillah zamanında Mekke’yi zabtetmiş olan Karamite (Kırmitîler) reisi Tahir tarafından koparılıp Küfe Mescidine konulmuştu. 20 sene sonra, Halife Mutî’ Billah tarafından 24 bin dinar karşılığında geri alınıp Mekke’ye getirilmiş, bugünkü yerine konulmuştur.

Hacer-i Esved, muhtelif zamanlardaki yangınlarda kırılmıştır. Şimdi 12 parça olarak birleştirilmiştir. Ufak bir parçası Kanuni Sultan Süleyman zamanında bir Hadım Ağası tarafından İstanbul’a nakledilmiş, Süleymaniye civarındaki Kanuni Sultan Süleyman türbesine asılmıştır.

Rivayete göre Hacer-i Esved kıyamet gününde Kabeyi tavaf edenlere şahit olacağından bunu aşk ile yapmak gerekir. Halk arasında hacdan gelenlerin avuçlarının içlerinin öpülmesi hacca gidip tavaf edenlere Hacer-i Esvedin şahitliği bir de ya öperek ya da dokunarak veya uzaktan ellerini açarak Hacer-i Esved ile temas kurmaları sebebiyledir. Çünkü hacı “elestü birabbiküm” bezmindeki ikrarı burada yenilemiş olduğundan memleketinde henüz hacca gidememiş kimselerin onu tasdik etmeleri, avucunun içini öpmeleri bundan dolayıdır.

Yazıcıya Gönder

Kitabın diğer bölümleri:

• Yukarı • Hac ve Mekke • Haccın Bozulması • Hz.İbrahim • Peygamberlik • Kabe • Medine Medine • Mekke ve Hacerül Esved • Mekke ve Bazı Tarihi Yerler • Mekke Ziyaret Yerleri • İlahiler •

Sitemizin Bütün Sayfaları 1024/786 çözünürlükte hazırlanmıştır
En iyi görünümü İE 5.5 ve üstü ile elde edebilirsiniz.