|

Resmin büyük halini görmek için üzerine tıklayınız.
MEKKE-KABE-ARAFAT
Mekke, Kızıldeniz sahillerine 72 kilometre
uzakta, denizden 262 metre yükseklikte etrafı küçük dağlarla çevrili bir
vadidir. Bu dağların sayısının 12 bin olduğu söylenir. Tevrat’ın
Peygamberimiz Hz. Muhammed Aleyhisselam’a işaret eden bölümünde “Faran
Dağları” diye bu dağlara işaret olduğu gibi on bin kişi ile Mekke’yi
fethedeceği de ifade edilmektedir: “Hakk Teala, Tur-i Sina’da ikbal
edip bize Sâir’de tulu etti ve Faran Dağlarından zahir oldu.” (Tevret,
33. Bab, 2. Ayet)
Bu dağların en meşhuru
“Cebel-i Ebu Kubeys”tir. Vaktiyle demirci olan Ebu kubeys bu tepede
bulunmuştu. Rivayete göre bu zat ilk kulubeyi yapmıştır. Beytullah (Kabe)
bu tepenin hemen eteğindeki küçük bir vadide bulunmaktadır.
Kabe, Adem
Aleyhisselam’dan önce meleklerin tavaf yeri idi. Adem Aleyhisselam ilk
bina ve mabed olarak Kabe’yi inşa ettikten sonra bu günkü Beytullah’ın
etrafında tavaf etmiştir. Yıllarca uzak kaldığı Hz. Havva validemiz ile
Cebel-i Rahme’ye çıktığı zaman orada kavuşmuş. Onun için buraya
Arafe yani tanışma yeri olmakla Arafat denilmiştir. Havva validemiz,
Cidde’de vefat etmiştir. Mezarı da oradadır. Bunun için bazıları “Cidde”
isminin “cedde” yani nine manasına ninemiz, büyük annemiz Hz.
Havva validemizle ilgili olduğunu söylemektedirler.

Resim: Hacerül Esved
Resmin büyük halini görmek için üzerine tıklayınız.
HACERÜ’L- ESVED
Hz. İbrahim Aleyhisselam, Kabe’nin inşasını
bitirdikten sonra oğlu İsmail Aleyhisselam ile tavafa başlangıç sırasını
bildirmek için: “İsmail, bana bir taş getir de tavafın nereden
başlayacağını işaret edeyim” dedi. Hz. İsmail Aleyhisselam da Cebel-i
Kubeys’ten bir taş alıp babasına verdi. O da tavafın başlayacağı bugünkü
Kabe’nin köşesine taşı koydu. Taş, yumurta şeklinde 18-19 santimetre
yarıçapında idi. Konduğu yer, yerden üç arşın 4 parmak yüksekliğinde idi.
Böyle yükseğe konmasının sebebi ve sırrı her yerden herkesin görebilmesi
için idi. Rengi vaktiyle beyaz olan bu taş, çokça istilam edildiği yani
selamlanıp öpüldüğü için kırmızımsı (kırmızımsı esmer bir taş) haline
gelmiştir diye rivayet edilmektedir. Hacerü’l-esved, melekler tarafından,
peygamberler tarafından ve Efendimiz Muhammed Aleyhisselam tarafından
öpülmüştür. Hacerü’l-Esved’i öpmek, Cenab-ı Hakk’ın saltanat-ı İlahiyesine
kurbiyete (yakınlığa) bir işaret olması itibariyle hürmet, teslim ve ikrar
manasını ifade eder. İşte bunun içindir ki, Hz. Ömer Efendimiz (ra)
“Vallahi seni öpüyorum. Senin taş olduğunu, zarar ve fayda veremeyeceğini
de biliyorum. Eğer Resulullah’ın seni öptüğünü görmeseydim, seni
öpmezdim.” demiştir.
Bediüzzaman Hazretleri
ise “Bir vakit iyyake na’budu ve iyyake nestain
(Ancak Sana kulluk eder, ancak Sen’den yardım isteriz)deki birinci çoğul
şahıstan nun harfini düşündüm ve birinci tekil şahıstan "Na'büdü" (kulluk
ederiz) sîgasına intikalin sebebini kalbim aradı. Birden, namazdaki
cemaatin fazileti ve sırrı, o nun'dan inkişaf etti. Gördüm ki: Namaz
kıldığım o Bayezid Câmiindeki cemaatle iştirakimi ve herbiri benim bir
nevi şefaatçim hükmüne ve kıraatımda izhar ettiğim hükümlere ve davalara
birer şahid ve birer müeyyid gördüm. Nâkıs ubudiyetimi, o cemaatin büyük
ve kesretli ibadatı içinde dergâh-ı İlahiyeye takdime cesaret geldi.
Birden bir perde daha inkişaf etti: Yani İstanbul'un bütün mescidleri
ittisal peyda etti. O şehir, o Bayezid Câmii hükmüne geçti. Birden,
onların dualarına ve tasdiklerine manen bir nevi mazhariyet hissettim.
Onda dahi; rûy-i zemin mescidinde, Kâ'be-i Mükerreme etrafında dairevî
saflar içinde kendimi gördüm. Elhamdülillahi Rabbil Alemin
dedim. Benim bu kadar şefaatçilerim var;
benim namazda söylediğim herbir sözü aynen söylüyorlar, tasdik ediyorlar.
Madem hayalen bu perde açıldı; Kâ'be-i Mükerreme mihrab hükmüne geçti. Ben
bu fırsattan istifade ederek o safları işhad edip (şahit tutarak),
tahiyyatta getirdiğim, “Eşhedü enla ilahe illallah ve eşhedü enne
Muhammeden Resulullah” olan imanın tercümanını mübarek Hacer-ül Esved'e
tevdi' edip emanet bıraktım.” (29. mektup, 1. kısım) diyerek, Hacer-i
Esved’in bir bilgisayar diski gibi bütün şehadetleri, istilam ve
öpmelerini kaydeden bir vazife gördüğüne işaret etmiştir. Onun için
Hacerü’l-Esved’in yeryüzünde “yemînullah” (Allah’ın sağ eli) olduğu
onu öpme, selamlamanın ise manen yemînullah ve yedullah ile temasa geçme
olduğu da ifade edilmiştir.
Kabe,
Huzaalıların eline geçtikten sonra, Hacer-i Esved, onların rakibi olan
Cürhümlüler tarafından kaçırılıp sonradan Huzaa kabilesi tarafından
yeniden ele geçirilerek tekrar yerine konulmuştur. Daha sonraları Abbasi
Halifelerinden Muktedirbillah zamanında Mekke’yi zabtetmiş olan Karamite (Kırmitîler)
reisi Tahir tarafından koparılıp Küfe Mescidine konulmuştu. 20 sene sonra,
Halife Mutî’ Billah tarafından 24 bin dinar karşılığında geri alınıp
Mekke’ye getirilmiş, bugünkü yerine konulmuştur.
Hacer-i
Esved, muhtelif zamanlardaki yangınlarda kırılmıştır. Şimdi 12 parça
olarak birleştirilmiştir. Ufak bir parçası Kanuni Sultan Süleyman
zamanında bir Hadım Ağası tarafından İstanbul’a nakledilmiş, Süleymaniye
civarındaki Kanuni Sultan Süleyman türbesine asılmıştır.
Rivayete göre Hacer-i
Esved kıyamet gününde Kabeyi tavaf edenlere şahit olacağından bunu aşk ile
yapmak gerekir. Halk arasında hacdan gelenlerin avuçlarının içlerinin
öpülmesi hacca gidip tavaf edenlere Hacer-i Esvedin şahitliği bir de ya
öperek ya da dokunarak veya uzaktan ellerini açarak Hacer-i Esved ile
temas kurmaları sebebiyledir. Çünkü hacı “elestü birabbiküm” bezmindeki
ikrarı burada yenilemiş olduğundan memleketinde henüz hacca gidememiş
kimselerin onu tasdik etmeleri, avucunun içini öpmeleri bundan dolayıdır.
Yazıcıya Gönder
Kitabın diğer bölümleri:
• Yukarı • Hac ve Mekke • Haccın Bozulması • Hz.İbrahim • Peygamberlik • Kabe • Medine Medine • Mekke ve Hacerül Esved • Mekke ve Bazı Tarihi Yerler • Mekke Ziyaret Yerleri • İlahiler • |