Ravza-i Mutahhara
"Evimle minberim arası cennet bahçelerinden bir
bahçedir ve minberim kevser üzerindedir."
İşte bu sözleriyle, Hz. Peygamber Efendimiz Ravzanın
hudutlarını çizmiş ve faziletini beyân etmiştir. Başka bir hadiste "evim"
yerine "kabrim" kabrim ifadesine kullanmıştır. Evine defnedildiğine göre,
iki rivayet arasında bir çelişki yoktur.
Minberle kabr-i şerifin arasındaki sahanın uzunluğu 26,5
metreydi. Emevî halife El-velîd b. Abdülmelik mescidi inşa ederken,
peygamber efendimizin hanımlarına ait olan odaları mescidin içine almış,
üç kabr-i şerifide, duvar ve surla çevirmişti, ve böylece, ravzanın doğu
tarafından 4,5 metre hüre-i saadete ilhak edilmiş oldu ve ravzanın
uzunluğu 22 metreye düştü.
Ravzanın genişliği: Mihrab-ı nebevinin yaklaşık bir
metre kıblesindeki parmaklıklar ile, kuzeyde -üstuvane-i Vufud
(peygamberimizin dışardan gelen kafileleri kabul ettiği yer) arasındaki
yerdir. Ve 15 metredir. Şu halde ravza, 22 metre uzunluğunda 15
genişliğinde 330 metre kare bir sahadır.
Ravza-ı Mutahharanın, nasıl bir cennet bahçesi oluşu
hususunda çeşitli yorumlar yapılmıştır.
1) Bu bahçe gerçek bir cennet bahçesidir ve ahirette
cennete nakledilecektir.
2)Bu bahçede kılınan namazlar okunan kur'anlar yapılan
zikir ve dualar bereketiyle, rahmet inerek, huzuır ve saadet hasıl
olduğundan cennete benzetilmiştir.
3)Burada yapılan ibadetler, cennetin yolunu açtığı
için, -mecazi manada- bu alana cennet denilmiştir.
Bu yorumların tümünün isabetli yorumlar olduğu kabul
edilmektedir. Peygamber efendimizin (S.A.V.) mihrab-ı şerifi, ravzanın
sınırları içinde ve kıble tarafındadır.
Günümüzdeki mevcud olan bu mihrab, Mısır sultanı
Kayıtbay'ın yaptırmış olduğu mihrabdır. Burada önemli bir noktaya temas
etmek isteriz: rasulullah S:A:V. efendimiz namaz kıldırırken kıbleye
yöneldiğinde hutbe okurken dayandığı hurma kütüğünü önüne alırdı. Bu gün,
o kütüğün yerinde üstuvane-i muhallaka adı verilen bir sütun vardır. Bu
sütun mihrabın biraz kıble batısındadır. Bu günkü mihrap Rasulullahın
namaz kıldığı yerden yaklaşık yarım metre doğuya kaydırılmıştır. Bu
ititbarla Peygamber efendimzin secdegahı mevcut mihrabın ortası değil,
mihrabın sağ kemerinin altındadır. Ve üzerinde "peygamberin A.S. namaz
kıldığı yer burasıdır" yazılıdır.
Mihrap bu şekilde yapıldığı için, Rasulullah
efendimizin secdede mübarek başını koyduğu yere ayakla basmak imkansız
hale gelmiştir. Burada namaz kılma şerefine nail olan bir müslüman, secde
ettiğinde başını peygambe refndimizin ayaklarını bastığı yere koymuş olur.
Yüce peygamber, tirfe ağacından yapılan üç basamaklı
minbere intikalinden önce, hutbe okurken dayandığı hurma kütüğü
Rasulullahın firkatine (Ayrılığına) dayanamamış, on aylık gebe bir deve
gibi inlemeye başlamıştı. Efendimiz yanına gelerek elini üzerine koyunca
susmuştu.
Bu kütüğün ne olduğu hakkında birden fazla rivayet
vardır. Bir rivayete göre, kütük Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer zamanında olduğu
gibi kalmış. Hz. Osman mescidi bina ederken Hz.Übeyy b. kaab kütüğü almış,
arda denen beyaz karıncalar onu yiyinceye kadar yanında kalmıştır. Başka
bir rivayete göre de bulunduğu yere veya minberin altına gömülmüştir.
Bize kadar tevatürle gelen, bu kütük mucizesinden hasan
El Basri r.a. bahsederken ağlar ve şöyle derdi. : "Ey Allahın kulları Bir
odun Rasulullah yanından ayrıldı diye, hasretine dayanamayıp inlerse
sizlerin rasulullahın hasretiyle yanmanız ve ona kavuşmayı arzu etmeniz
gerekmez mi?
Ravza-i Mutahharada, işaretlenmiş ünlü altı sütun
(direk) vardır. Bu sütunlar Peygamber efendimizin mescidindeki direklerin
bulundukları yerlere dikilmiştir. ayrıca kafesin içinde kaldığı için,
ziyaretçilerin görmeleri imkansız olan iki sütun daha vardırki, bunlardan
biri, -Makam-ı cibril-sütunu diğeride -teheccüd sütunu- dur. Bu sütun
hücrelerin kuzeyinde olduğu için Hz. peygamberin inşa ettiği mescidin ve
dolayısıyla da ravzanın dışında idi.
İşaretlenmiş ünlü altı sütun şunlardır.
1- Ustuvane-i Muhallaka: Güzel kokular sürülen
sütun demektir.Safran ve bazı maddelerin karışımıyla elde edilen bir çeşit
ıtıra halûk(noktalı ha) adı verilmiştir.
Harunu Reşidin annesi Hayzuran Hanım ilk defa
bu sütunun tümüne güzel kokan bu ıtrı sürdürmüştür.
Rasulullah efendimizin mihrabına en yakın olan bu
sütunun bulunduğu yerde hutbelerini okuduğu; Haccac b. Yusuf'un göndermiş
olduğu mushaf-ı şerifin bu sütunun yanında bir sandıkta muhafaza edildiği
ve Hz.peygamberin s.a.v. namazgahının bir nişanesi olduğu için sütunun
manevi değeri çok büyüktür.
2- Ustuvane-i Aişe: Aişe sütunu hücre-i saadet,
minber ve kıble taraflarından bakıldığında sütüunların üçüncüsü olan bu
sütuna kara sütunu da denir.
Hz. Aişe annemizin rivayet ettiği bir hadisi şerifde
Rasulullah efendimiz şöyle buyurmuşlardır. "Mescidimde bu sütunun
yanında bir ter vardırki, insanlar onun faziletini bir bilselerdi orada
namaz kılabilmek için aralarında kur'a çekerlerdi." Efendimizin bu
sütunun arkasında defalarca namaz kıldığı bilinmektedir.
3- Ustuvane-i Tevbe Tevbe Sütunu:
Bu sütun Ebu Lübabe sütunu diye bilinir. Minber
tarafından dördüncü, kıbleden üçüncü, kabri şerif tarafından ikinci olan
bu sütunun hikayesi şöyledir. Ebu Lübabe, Kurayza oğullarıyla görüşürdü.
Rasulullah s.a.v. tarafından surlarla çevrili olan köyleri muhasara
edilince, Ebu Lübabeyi çağırarak istişare ettiler ve Muhammedin vereceği
hükmü kabul edelimmi? diye sordular. Ebu Lübabe evet dedi ve eliyle
boğazını işaret etti. Bunun manası, Rasulullahın vereceği hükmün ölüm
olacağı idi.
Ebu Lübabe bu yaptığının, Allah ve rasülune ihanet
olduğunun hemen farkına vardı, vicdan azabı çekmeye başladı. Ve kendini
mescidi nebevide bu sütuna bağlattı. Tevbesi kabul olup HZ.Peygamber
tarafından çözülmedikçe bağlarını hiç kimseye çözdürmeyeceğine ve hiç bir
şey yeyip içmeyeceğine yemin etti. Yedi gün böyle kaldıktan sonra tevbesi
kabul edilmiş, Hz. Peygamber elleriyle bağlarını çözmüştü.
4- Ustuvane-i Serir Serir Sütunu: Tevbe sütunun
doğusundadır.
Rasulullah efendimiz, s.a.v. itikafa girdiklerinde
hurma dallarından ve yapraklarından yapılan basit bir karyola buraya
getirilir. Üzerine de bir yastık konurdu ve burada istirahat ederlerdi.
Bundan dolayı bu sütun serir sütunu adıyla ün
yapmıştır.
5- Ustuvane-i Mahres Koruma sütunu:
Ali b. Ebi Talib sütunu adıyla da bilinir.Serir sütunun
kuzeyindedir. Hz. Ali b. Ebu Talip ve diğer bazı sahabiler Rasulullah
efendimizi korumak için burada otururlardı. Onlar rasulullah efendimizin
muhafızları sayılırlardı. Maide suresinin 67. ayeti nazil olunca
Rasulullah efendimiz odanın penceresinden başını çıkararak "ey insanlar
beni korumak için bir daha buraya gelmeyin, bundan böyle beni Allahım
koruyacaktır" demiştir.
Nazil olan ayetin meali:( ey rasul rabbinden sana
indirileni tebliğ et şayet bunu yapmazsan onun elçiliğini yapmamış
olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır.Doğrusu Allah kafirler
topluluğunu hidayete eriştirmez.)
6- Ustuvane-i Vufud Hetetler sütunu: Koruma
sütunun kuzeyindeki bu direğin bulunduğu yerde, Rasulullah s.a.v. Medineye
gelen heyetleri, elçileri ve misafirleri kabul ederlerdi. Ashabın
büyükleri de toplandıklarından buraya gerdan meclisi de denirdi.
Bu yazımızı burada noktalamadan önce ravza-i
mutahharanın batı sınırındaki nefis minberin miladi 1598 de Sultan 3.
Murad tarafından Mescid-i Nebeviye hediye edildiğini bildirmek isterim. Bu
minber ravzanın batı hudududur. ve ravzanın dışında kalır.
SELAMLAR...
Muhammed
BEŞİR
Emekli
Eğitimci
Medine-i
Münevvere 2001
Yazıcıya Gönder
Medine ile ilgili diğer sayfaları okuyunuz
• Yukarı • Baki Mezarlığı • Efendimizi Ziyaret • Hucre-i Saadet • Kuba Mescidi • Medine Tarihi • Mescid-i Nebevî • Mescd-i Nebevi Tarihçesi • Ravza-i Mutahhara • Uhud Şehidliği • Ziyaret Yerleri •
|