Hücre-i Saadet (Hücreşşerife )
Hucurat kelimesi hücrenin çoğuludur. Hücrelerden kasıt
efendimiz s.a.v. in hanımları müminlerin analarıyla ikamet ettiği odalardır.
Tarih kitaplarının ifade ettiğine göre efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem
Mescid-i Nebeviyi yaptırırken Hz. Aişe ve Hz. Sevde validelerimize birer
hücre yaptırmış daha sonra diğerleri içinde evlendikçe birer hücre
yaptırmıştır. Bu hücreler kıble, kuzey ve doğu taraflarından Mescid-i
Nebeviye bakardı. Hücrelerin yapısı kerpiçten ve hurma dallarından idi.
Hasanul Basri, efendimiz sallallahu aleyhi ve selemin
hücreleri hakkında şöyle der. “ben genç delikanlı iken efendimiz sallallahu
aleyhi ve selemin evlerine girerdim elimi havaya kaldırdığımda elim tavana
değerdi. Her evin bir odası vardı. Odalar tahtayla kaplıydı.
Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bu mütevazi
odalarda yaşadı hayatını bu odalarda geçirdi. Vefat ettiğinde ise hz. Aişe
validemizin hücresine defnedilmiştir. Şimdi bu mübarek hücre-i saadetten
biraz detaylıca bahsedelim. Diğer hücreleri inş. yeri geldiğinde ayrıca
bahsedeceğiz.
Ömer bin Abdulaziz efendimiz sallallahu aleyhi ve
sellemin Mescidini inşa ederken Ezvacı Tahiratın hücrelerini Mescid-i
Nebeviyi genişletme amacıyla mescidin içine almış sadece hz. Aişenin
hücresi dışarıda kalmıştı. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Hücre-i
saadet veya hücre-i şerife diye adlandırdığımız bu mübarek mekanda vefat
etmiş ve oraya defnedilmiştir. Daha sonra vefatlarında Hz. Ebu Bekir ve Hz.
Ömerde aynı hücreye defnedilmişlerdir. Bazı kimselerin yorumlarına göre hz.
İsa a.s. da yeryüzüne indikten sonra vefatında o da buraya defnedilecektir.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in defn’i
Hz. Aişe R.A. bir gün bir rüya görür rüyasını babası
Ebu Bekir’e anlatır. “rüyamda üç tane ayın kucağıma indiğini gördüm.
Rasulullah s.a.v. vefat edince benim evime defnedildi.” Ebu Bekir r.a. bu
gördüğün aylardan biriydi ve en hayırlısı idi. dedi .
Malik rh. Rasulullah s.av. efendimizin pazartesi günü
vefat ettiğini ve Salı günü defnedildiğini insanların teker teker gelip
efendimizin namazını kıldıklarını rivayet ediyor. Bu arada insanlar nereye
defnedileceğini tartışmaya başlarlar. Bazıları cennül bakie, bazıları
minberin yanına defnetmeyi önerdiler. Ebu Bekir r.a. “ben efendimiz
sallallahu aleyhi ve sellem’in her peygamber vefat ettiği yere gömülmüştür.”
dediğini duydum deyince bulunduğu yere kabir kazıldı ve gusül için gömleği
çıkartılmak istenince gaipten bir ses gömleği çıkarmayın diye seslendi.
Gömleği çıkartılmadan yıkandı. (muvatta)
Salim bin Ubeyd rivayet ediyor. (eshab-ı suffeden biri
idi.) efendimiz sallallahu aleyhi ve selemin vefatını anlattıktan sonra
defni konusunu anlatırken şunları söyledi. Sahabe Ebu Bekir’e ey
Rasulullahın arkadaşı efendimiz sallallahu aleyhi ve selemi defnedecek miyiz
diye sordular tabii defnedeceğiz dedi. Peki nereye defnedeceğiz? diye
sorduklarında vefat ettiği yere dedi. Sonra şunları ilave etti. “Allah celle
celeluhu onu yer yüzünün en temiz, en mübarek toprağında ruhunu aldı.”
İnsanlar daha sonra meselenin öyle olduğunu anladılar.
İbnü Abbas anlatıyor. Efendimiz sallallahu aleyhi ve
sellem vefat edince insanlar efendimiz sallallahu aleyhi ve selemin
techiziyle meşgulken Abbas r.a. iki adamı çağırdı birini Ebu Ubeyde ibni
lcerrah ‘a diğerini de Ebu Talha’ya gönderdi. Ebu Ubeyde Ehli Mekke’nin
cenazelerini defnederdi. Ebu Talha ise Ehli Medine’nin cenazelerini
defnederdi. Abbas adamları gönderdikten sonra Allahım sen hangisini nebin
için hayırlı görüyorsan onu seç diye dua etti. Ebu Ubeydenin adamı Ebu
Ubeydeyi bulamadı. Efendimizi Ebu Talha lahde koydu.
Ebu Bekir’in r.a. vefatı ve defn’i
Efendimiz sallallahu aleyhi ve selemden sonra onun ilk
halifesi olan Ebu Bekir r.a. kızı Hz. Aişeye vefatından önce vasiyette
bulunarak vefat ettiğinde cenazesinin efendimiz sallallahu aleyhi ve
sellemin yanına defnedilmesini istemişti. Yani Hz. Aişe validemizin
hücresine defnedilmesini…. Vasiyeti yerine getirilerek oraya defnedildi. Ebu
Bekir r.a. hicri 13 yılının cemayziyel ahir ayında 15 gün hasta yatarak
vefat etmişti. Hastalığı süresi içerisinde Mescidde Müslümanlara namazları
Hz. Ömer r.a. kıldırıyordu. Hz. Ebu Bekir vefat ettiğinde 63 yaşındaydı.
Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem de vefat ettiğinde 63 yaşındaydı.
Hayatında efendimiz sallallahu aleyhi ve selleme benzemede azami gayet
gösteren Ebu Bekir r.a vefat yaşında bile ona benzemişti. Ve hayatında ondan
hiç ayrılmamaya gayret ederdi. Ebedi yolculuğunda da ondan yine ayrılmıyor
Hz. Aişenin hücresine defnedilmek suretiyle yine beraber oluyorlardı. Hz.
Ebu Bekirin kabri efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin hemen yanına
kazıldı. Başı efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin omuzlarına gelecek
şekilde defnedildi.
Hz Ömer’in şehid edilmesi ve defn’i
Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Mekkeden Medineye
hicret ettikten sonra Medinede yaşamanın fazileti hakkında sahabeyi kiramı
teşvik etmiş ve orada ölmenin de faziletinden bahsetmiştir. Bu konuda şöyle
buyurmuşlardır. “sizden kim Medinede ölebiliyorsa orada ölsün zira ben orada
ölenlere şahid olacağım.”(ibn Mace)
Bunu çok iyi anlayan Hz. Ömer daima medinede ölmek için
dua ederdi. Duasında Allahım beni senin yolunda şehid eyle ve benim ölümümü
Rasülünün memleketinde kıl.” derdi.
Allah c.c. onun duasını kabul etti ve bu iki şıkkı
birden onun için yarattı. İslam uleması mihrabda sabah namazı kılarken
Mecusi asıllı Ebu Lülüe nin darbesi ile vefat eden hz. Ömerin şehid olması
konusunda ittifak etmişlerdir. Olay hicri 23. senenin zilhicce ayında
Çarşamba günü oldu. İki tarafı keskin ve zehirli bir hancerle darbelenen hz.
Ömer olduğu yere yıkıldı. Ve vüdündna kanlar akarak evine götürüldü. Zaman
zaman ayılıyor daha sonra bayılıyordu. Namaz vakti geldi denince ayılıyor
evet diyor ve Müslümanların durumunu gözden geçiriyordu. Namazlarını
vaktinde kılıyordu. Kendisini kimin darbelediğini sorunca Muğıyra ibn
şubenin kölesi Ebu lülüe olduğunu öğrenince “elhamdulillah benim ölümüme bir
Müslüman sebep olmamış, imanı olmayan biri sebep olmuş” diye allaha
şükrediyordu. Ve üç gün sonra vefat etti. Hicri 24 senesinin Muharrem ayının
ilk günü Pazar günü Hz. Ebu Bekirin yanına defnedildi.
Hz Ömer Hücre-i Şerife’ye Defnedilmek İçin İzin İstiyor.
Daha önce zikri geçtiği gibi Hz. Aişe rüyasında üç ayın
kucağına indiğini görmüştü. Hz. Ebu Bekir de efendimiz sallallahu aleyhi ve
sellem vefat edince bu üç aydan biri bu en hayırlısı bu demişti. Kendisi de
oraya defnedilince ikincisi olmuş oldu. Şimdi üçüncü ay kim olacaktı.
Hz. Ömer oğlu Abdullah’ı hz. Aişe’ye göndererek hücre-i
şerifeye efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ve Hz. Ebu Bekir ile
defnedilmek için izin ister. Hz. Abdullah bin Ömer durumu anlatınca ben
orayı kendim için düşünüyordum ama bu gün Ömer’i kendime tercih ederim
buyurdu. Hz.Abdullah bin Ömer dönünce merakla ne oldu diye sordu. O da izin
verdi deyince çok sevindi ve benim için en önemli mesele oraya defnedilmekti
buyurdular. Daha sonra ben vefat edince beni hücre-i şerifeye kadar götürün
ve içeri girerken selam verin ve izin isteyin eğer izin verilirse oraya,
izin verilmezse Müslümanların kabristanına gömün.” buyurdular.
İbn Abbas anlatıyor : Hz. Ömer seririnin üzerine kondu.
İnsanlar grup grup gelip ona dua ediyor ve namaz kılıyorlardı. Etrafı hep
insanlarla sarılıydı. Ansızın biri omzuma dayandı baktımki Ali bin Ebi Talip
yüzünden ömerin vefatına olan üzüntüsü okunuyordu. Ve şöyle diyordu. Ya Ömer
ne kadar Allaha senin amelinle kavuşmak isterdim. Ben Allahın seni o iki
arkadaşınla beraber kılacağına inanıyordum ve yine Allah’ın resulünden ne
kadar çok işitmiştim “ben ve Ebu Bekir ve Ömer girdik, çıktık, gittik,
geldik” diye…
Hz. Aişe r.a. hz. Ömer hücre-i şerifeye defnedilene
kadar iki kabrin yanına rahat girer çıkardı. Ancak hz. Ömer defnedildikten
sonra sanki hz. Ömer hayattaymış gibi ona saygısından örtünerek girip
çıkmaya başlamıştır. Bundan sonra evini de iki kısma ayırmış bir kısmında
kabirler bir diğer kısmında da kendisi ikamet etmiştir. Bunu hz. Aişe
anlatırken şöyle der. “evi ikiye ayırana kadar araya duvar ördürene kadar
evde üstüme başıma dikkat ederdim. Duvar örüldükten sonra rahat hareket eder
oldum.”
Hücre-i Saadet’in İçi ve Kabirlerin Durumu
Bu mübarek üç kabirin durumu hakkında muhtelif
rivayetler vardır. Ancak bir rivayet üzerinde ittifak edilmiştir. O da
şudur.
Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin kabri kıble
cihetinde ilk kabir yani en önde olanı onun arkasında Ebu Bekir r.a. ın
kabri başı efendimizin omzuna gelecek şekilde. Onun da arkasında Hz. Ömerin
kabri onun da başı Hz. Ebu Bekirin omzuna gelecek şekilde….
İbnun Neccar Semhudi bu görüşün sahih olduğunu ve İslam
alimlerinin çoğunun bunu yazdıklarını söylüyor.
Nevevi r.h. da Efendimiz sallallahu aleyhi veselleme
selam konusunu açıklarken Efendimiz sallallahu aleyhi veselleme selam
verdikten sonra bir zira sağ tarafa kayar ve Hz. Ebu Bekir’e selam verir ve
yine bir zira sağ tarafa kayar Hz. Ömer’e selam verir diye tarif eder. Buda
kabirlerin konumunun yukarıda açıklandığı gibi olduğunu teyid eder.
Önemli Not: bu üç mübarek kabirin günümüze kadar
kesinlikle üstü hiçbir şekilde örtülmemiş alçı mermer vs. yapılmamıştır.
Olduğu tabii halinde bırakılmıştır. Son zamanlarda nereye ait olduğu belli
olmayan ve Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin kabrinin içerden görüntüsü
olarak tarif ve tavsif edilen bir fotoğraf elektronik postayla yayılmakta ve
insanlar bu konuda yanlış bilgilendirilmekte ve idlal edilmektedir. İçeriye
girme şerefine nail olmuş her şahıs bunun böyle olduğunu ifade etmiştir.
Buna bir misal:
Kasım bin Muhammed Hz. Aişe validemize giderek
“anacığım Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin ve iki arkadaşının
kabirlerini bana gösterir misin diye rica etmiş o da kabirlerin perdesini
kaldırarak göstermişti. Kabirlerin üstü açık ve üzeri kırmızı kum ile örtülü
idi.
878 h. de yapılan bazı duvarların tamiri esnasında
içeri girme kendisine nasip olan Semhudi de bu konuda özetle şöyle der:
“Hücre-i Şerife’ye arka taraftan girdim. İçeride
hayatımda hiç koklamadığım bir koku vardı. Efendimiz sallallahu aleyhi
veselleme ve iki arkadaşına selam verdim. Selamı bitirdikten sonra içeriyi
soranlara da anlatmak ve gözümü bu mübarek mekan ile nurlandırmak amacı ile
doyasıya seyrettim. İçerisi düm düzdü. Elimle toprağından aldım. Kum ve
çakıl karışımı idi. Odanın içerisinde küçük bir tümsekten başka bir yükselti
yoktu o da zannederim Hz. Ömer'in kabrinin üzeri idi.”
Zannederim hücre-i saadetin içi gözümüz önünde yeteri
kadar canlanmıştır.
Hücre-i Saadetin içinde başka kabir yeri var mı?
Rivayetlere göre Hz. Aişe validemiz Hz. Abdurrahman bin
Avfın ölümü hengamında ona hücre-i saadete defnedilmeyi teklif etmiş o da Hz.
Aişe validemize senin yerini yani evini daraltmak istemem sonra peygamberin
evini de kabristan haine getirmek istemem demişti.
Yine Hz. Aişe validemiz Abdullah bin zübeyre
vasiyetinde beni buraya gömmeyin yani evine…
Bu da evinde dördüncü bir kabir yeri olduğunun
delilidir. Abullah bin selamdan ve Abdullah bin Ömerden edilen rivayetlere
göre bu dördüncü kabrin yeri boştur Hz. İsa aleyhisselam gökten indikten
sonra ölünce buraya defnedilecektir. Hafs bin Ömer bin Abdurrahman Hz.
Abdurrahman bin Avf’a vefat geldiğinde Hz. Aişe ona haber göndererek hücreyi
saadete defnedilebileceğini söyler o da Hz. Aişe ye “Ben senden Hz. Ömer
oraya defnedildikten sonra başını hiç açmadığını söylemiştin ayrıca evini
daha da daraltmak istemem ve Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin evini de
kabristan haline getirmek istemem.”
Bunlar gösteriyor ki hücreyi saadette dördüncü bir
kabir yeri vardı.
Peki hz. Ömer vefatı hengamında Hz. İaşeden hücre-i
saadete defnedilmek için izin istediğinde Hz. Aişe ona ben orayı kendime
düşünüyordum ama bu gün seni kendime tercih ederim dediğine göre orada başka
yer olmaması gerekmezmi? Bunu şöyle açıklayabiliriz.
1- Hz. Ömer defnedildikten sonra Hz. Aişe kabirlerle
kendi oturduğu yer arasına bir hail koymuştu. Oturduğu bu yer vefatından
sonra boş kaldı. Belkide Hz. İsa aleyhisselamın defnedileceği dedikleri yer
burasıdır. Said bin Müseyyeb de görüştedir.
2- İbnuttin bu yer için şöyle diyor: “Hz. Aişe işin
başında ebu bekirden sonra oraya bir kişi defnedilebilir zannediyordu. Hz.
Ömer defnedildikten sonra anlaşıldı ki odada bir kişilik daha boş yer var.
Oraya da hz. İsa aleyhisselam defnedilecektir. Allahu alem….”
Yazıcıya Gönder
|