Ravza, Minber ve Sütunlar
Mescid-i Nebevî de kılınan bir namazın bin kat daha
faziletli olduğunu bahsetmiştik. Ravza-i şerife hakkında varid olan hadisi
şerifler ise bu mübarek mekâna daha fazla bir kıymet atfediyordu. Yine orada
bulunan sütunların hepsi efendimizle bir münasebetle alakası vardı ve bu
sütunların hepsinin bu münasebetlere uygun özel bir adı vardır.
Sahabe efendilerimiz ve selefi salihin ravzada ve bu
sütunların yanında namaz kılmaya özen gösterirlerdi. Mescid-i Nebevî her
yenilendiğinde bu sütunlar yerleri değiştirilmeden aynı yerlerine inşa
edilmiştir.
Şimdi aşağıda ravza , minber ve sütunlar hakkında biraz
bilgi verelim.
Ravza-i Şerife
Mescid-i Nebevî de kılınan bir namazın başka yerde
kılınan bin namaza denk olduğunu efendimiz buyuruyor. Mescid-i Nebevî nin
içerisinde ravza-i şerife hakkında da oranın özel bir yer olduğunu hatta
cennet ten bir parça olduğunu yine efendimiz buyuruyorlar.
Ravza denilen yer Mescid-i Nebevî nin içerisinde muayyen
bir yerin adıdır. Efendimiz bu yer hakkında ما
بين بيتي و منبری روضة من رياض الجنة و منبري علی حوضي
buyurmuştur.
Anlamı:evimle minberim arası cennet bahçelerinden bir
bahçedir. Minberim de (cennette) havzımın üzerindedir.
Bu hadiste geçen cennet bahçelerinden bir bahçedir sözü
alimler tarafından değişik manalara tevil edilmiştir.
Bazıları burada yapılan ibadetin kişiyi cennete idhal
edeceğini kimisi de orada bulunulduğu an kişinin kendisini cennetteki saadet
içerisinde olduğunu hissetmesi gibi manalara tevil etmişlerdir. Ama ulemanın
geneli bu yerin dünyada kalmayıp diğer yerler gibi fani olup gitmeyecek;
olduğu gibi cennete taşınacağı hakkında görüş bildirmişlerdir.
Ravza-i şerife nin genişliği 26,5 m uzunluğu ise 15 m dir.
Ancak bu genişlikten bir kısmı genişletme sırasında hucre-i saadetin
içerisinde kalmış ve minberden hucre-i saadete kadar 22 m. kalmıştır.
Ravzadaki sütunların yarılarına kadar mermerle kaplanması
Osmanlılar zamanında olmuştu. Sultan Abdülmecid han zamanın da yapılan
genişletmede bu mermerler önceki tarz üzerine yenilendi.
Suud hükümeti de daha önceki mermerleri kaldırarak bu
sütunları yeniden mermerle kapladı.
Minber
Bilindiği üzere efendimiz s.a.v. mescidde sahabi
efendilerimize konuşurken veya hutbe okurken bir hurma kütüğüne dayanırdı.
Fakat daha sonraları cemaatin kalabalıklaşmasından sesi arkalara gitmiyor ve
kendisi de görünmüyordu. Bu problemi çözmek için ona bir minber yapmayı teklif
ettiler o da bu teklifi kabul buyurdu. Böylece Mescid-i Nebevide ilk minber
yapılmış oldu. Ardan geçen bu kadar zaman ve yenilemelere rağmen bu günkü
minber o gün konulan yerin üzerindedir. Hatta o hurma kütüğünün yerindedir.
Efendimizin ayrılığına dayanamayan o kütük minber yapıldıktan sonra aynı bir
çocuk ağlaması gibi ağlamaya başlamış ve efendimiz s.av. onu teselli etmiştir.
Bu konuda sahih hadisler mevcuddur.
Yukarıda minber hakkında şeref südur olmuş hadis-i şerifi
yazmıştık
Efendimiz s.a.v. ما بين بيتي
و منبری روضة من رياض الجنة و منبري علی حوضي buyuruyor. Yani “evimle
minberim arası cennet bahçelerinden bir bahçedir ve minberim de havzım
üzerindedir.” Bunun manasını bazı âlimler cennet bahçesi olan ravza-ı şerife
gibi minberinde aynen ahirete intikal edeceğini söylemişlerdir. Minberle
ilgili başka rivayet edilmiş hadisler de vardır.
İlk minber Medine civarında yetişen bir ağaçtan
yapılmıştı. Bu ağacı hicretin 8. yılında Medine’ye 12 km. olan El-hılayyil
deneden yerden getirdikleri rivayet ediliyor. Bu minber üç basamaktan
oluşuyordu. Efendimiz üçüncü basamağa oturuyor ikinci basamağa da ayaklarını
koyuyordu. Ebu Bekir halife olunca o ikinci basamağa oturuyor ayağını da
birinci basamağa koyuyordu. Ömer halife olunca birinci basamağa oturuyor
ayağını da yere koyuyordu. Osman r.a. halife olunca oda Ömer r.a. gibi altı
sene aynı basamağa oturdu. Daha sonra yüksekte konuşması gereği ortaya çıktı.
Efendimiz gibi üçüncü basamağa oturdu. Daha sonra minbere Muaviye hacca
geldiğinde minbere 6 basamak daha ilave etti. Böylece minber 9 basamak oldu.
Halifeler yedinci basamakta duruyorlardı. Bu basamak efendimizin ilk
basamağına denk geliyordu. Minber bu şekilde 654h. yılındaki yangına kadar
devam etti. Bu yangında bu mübarek minber de yandı. Yangından sonra ki ilk
minberi 656h. de Yemen meliki melik muzaffer yaptırdı. 666h. de Zahir
Baybars’ın gönderdiği bir minberle değiştirildi. Bu minberde 797 de zahir
Barkuk’un gönderdiği minberle değiştirildi. Daha sonra Müeyyed bir minber
gönderdi. O da onunla değiştirildi. Bu minber 886 da çıkan yangında yandı.
Medineliler tuğlalardan bir minber yaptılar ve kireç ile sıvayarak
güzelleştirdiler. Eşref Kayıtbay mermer den bir minber gönderince bu minberin
yerine o kondu. 888h. Bu minber de Sultan Üçüncü Muradın yaptırdığı minberle
değiştirildi. Eski minber Kuba mescidine nakledildi. Sultan 3. Muradın
gönderdiği minber anlatılamayacak kadar güzel ve süslü desek yeridir. Altın
tezhiple ve mükemmel süslemeyle donatılmış bir minberdir. 12 basamaklıdır.
Hurma gövdesinin inlemesi
Efendimizin mucizelerinden biri de haninul ci’z hurma
kütüğünün inlemesidir. Bu mucizeyi bir çok sahabi rivayet etmiştir.
Asrı saadette Efendimiz mescidinde hutbeleri orada
bulunan bir hurma ağacı gövdesine dayanarak verirdi. Cemaat kalabalıklaşınca
yani Müslümanların adedi artınca marangozlar efendimize cemaati komple
görebileceği cemaatin da onu görebileceği bir minber yapmayı düşündüler. ve
yaptılar. Bir müddet sonra bu hurma ağacı gövdesi aynen ızdıraplı bir deve
yavrusunun çıkardığı ses gibi ses çıkarmaya başladı. Bu sesi sahabelerden
birçoğu duyuyordu. Efendimiz bir defasında minberden inerek elini onun üzerine
koydu. Ve onunla konuştu. Ona neden ağladığını sordu. Oda kendisinden
ayrıldığı için ağladığını söyledi.
Bu kütüğün daha sonra nereye konduğu hakkında farklı
bilgiler vardır. ibni ebi zinad efendimiz den sonra Ebu Bekir, Ömer, zamanında
aynı efendimiz zamanında olduğu gibi kaldı diyor. Daha sonra Hz. Osman
zamanında yapılan mescid genişletmesinde kütüğün nereye gittiği konusunda
ihtilaf vardır. Bazıları Übeyy ibni Kaab aldı evine götürdü ve orada kurtlar
yeyip bitirinceye kadar kaldı demişlerdir. Bazıları ise olduğu yere gömüldü ve
bazıları ise şu anki minberin altına gömülmüştür demişlerdir.
Bu olayı Üstad Bediuzzaman Saîd Nursî Mektûbâtında
şöyle nakleder.
“Evet, Mescid-i Şerifte, hurma ağacından olan kuru direk,
Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm hutbe okurken ona dayanıyordu. Sonra
minber-i şerif yapıldığı vakit, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm minbere
çıkıp hutbeye başladı. Okurken, direk deve gibi enin edip ağladı; bütün cemaat
işitti. Tâ Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm yanına geldi, elini üstüne
koydu, onunla konuştu, teselli verdi, sonra durdu Şu mucize-i Ahmediye
Aleyhissalâtü Vesselâm, pek çok tariklerle, tevatür derecesinde
nakledilmiştir.
Evet, mucizesi
çok münteşir ve meşhur ve hakikî mütevatirdir. Sahabelerin bir cemaat-i
âlisinden on beş tarikle gelip, Tâbiînin yüzer imamları o mucizeyi, o
tariklerle, arkadaki asırlara haber vermişler. Sahabenin o cemaatinden ulema-i
Sahabe namdarları ve rivayet-i hadisin reislerinden Hazret-i Enes ibni Mâlik
(hâdim-i Nebevî), Hazret-i Câbir bin Abdullahi'l-Ensârî (hâdim-i Nebevî),
Hazret-i Abdullah ibni Ömer, Hazret-i Abdullah bin Abbas, Hazret-i Sehl bin
Sa'd, Hazret-i Ebu Saidi'l-Hudrî, Hazret-i Übey ibni'l-Kâ'b, Hazret-i Büreyde,
Hazret-i Ümmü'l-mü'minîn Ümmü Seleme gibi meşâhir-i ulema-i Sahabe ve
rivayet-i hadisin rüesaları gibi, herbiri bir tarikin başında, aynı mucizeyi
ümmete haber vermişler. Başta Buharî, Müslim, kütüb-ü sahiha, arkalarındaki
asırlara o mütevatir mucize-i kübrâyı tarikleriyle haber vermişler.
İşte, Hazret-i Câbir tarikinde der ki: Resul-i Ekrem
Aleyhissalâtü Vesselâm hutbe okurken, Mescid-i Şerifte denilen
kuru direğe dayanıp okurdu. Minber-i şerif yapıldıktan sonra, minbere geçtiği
vakit, direk tahammül edemeyerek, hamile deve gibi ses verip inleyerek ağladı.
Hazret-i Enes, tarikinde der ki: Camus gibi ağladı, mescidi lerzeye getirdi.
Sehl ibni Sa'd, tarikinde der: Hem onun ağlaması üzerine, halklarda ağlamak
çoğaldı. Hazret-i Übeyy ibni'l-Kâ'b, tarikinde diyor: Hem öyle ağladı ki,
inşikak etti.
Diğer bir tarikte, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm
ferman etti:
Yani,
"Onun mevkiinde okunan zikir ve hutbedeki zikr-i İlâhînin iftirakındandır
ağlaması."
Diğer bir tarikte, ferman etmiş:
Yani,
"Ben onu kucaklayıp teselli vermeseydim, Resulullahın iftirakından kıyamete
kadar böyle ağlaması devam edecekti."
Hazret-i Büreyde, tarikinde der ki: Ciz' ağladıktan
sonra, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm elini üstüne koyup ferman etti:
Sonra
o ciz'i dinledi, ne söylüyor. Ciz' söyledi; arkadaki adamlar da işitti:
Yani,
"Cennette beni dik ki, benim meyvelerimden, Cenâb-ı Hakkın sevgili kulları
yesin. Hem bir mekân ki, orada beka bulup, çürümek yoktur." Resul-i Ekrem
Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etti: Sonra
ferman etti: İlm-i
kelâmın büyük imamlarından meşhur Ebu İshak-ı İsferânî naklediyor ki: Resul-i
Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm direğin yanına gitmedi. Belki direk onun emriyle
onun yanına geldi. Sonra emretti, yerine döndü.
Hazret-i Übey ibni Kâ'b der ki: Şu hadise-i harikadan
sonra Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm emretti ki, "Direk minberin altına
konulsun." Minberin altına konuldu-tâ Mescid-i Şerifin tamiri için
hedmedilinceye kadar. O vakit Hazret-i Übeyy ibni Kâ'b yanına aldı;
çürüyünceye kadar muhafaza edildi.
Meşhur Hasan-ı Basrî, şu hadise-i mucizeyi şakirtlerine
ders verdiği vakit ağlardı ve derdi ki: "Ağaç, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü
Vesselâma meyil ve iştiyak gösteriyor. Sizler daha ziyade iştiyaka, meyle
müstahaksınız."
Biz de deriz ki: Evet, hem ona iştiyak ve meyil ve
muhabbet, onun sünnet-i seniyyesine ve şeriat-ı garrâsına ittibâ iledir.”
Sütunlar
Ustuvanetul Muhallaka (kokulu sütun)
Bu sütun diğerlerine göre bir cihetle farklı bir özellik
arz eder. Bu sütun efendimizin ayrılığına dayanamayıp ağlayan hurma kütüğünün
yerine konmuştur. Sahabi ve tabiin efendilerimiz de bu sütuna çok önem
verirler ve onun önünde namaz kılmaya gayret gösterirlerdi. Bu sütun mihrab-ı
nebiye kıble cihetinden yapışık olan ve üzerinde “hazihi ustuvanetul muhallaka”
diye yazılı olan sütundur. Muhallaka Arapça kokulandırılmış, koku sürülmüş
anlamına gelmektedir. Haluk denen bir koku sürüldüğü için muhallaka denmiştir.
Bu sütuna Mushaf sütünu da denmektedir. Zamanında içine Mushaf koymak için
yapılan bir sandığın bu sütunun yanına konmasından dolayı buna Mushaf sütunu
da denmiştir.
Bu sütunun fazileti hakkında çok raivayetler vardır.
Bunlardan bazılarını zikredelim. Tabiinden seleme ibni El-Ekvaa’ın azatlı
kölesi anlatıyor. Seleme ile Mescid-i Nebeviye gelirdik o daima Mushaf
sütununun yanından namaz kılardı. Ben ona “ya eba muslim görüyorum ki hep bu
direğin yanında namaz kılıyorsun.” dediğimde ben de efendimizi hep burada
namaz kılarken gördüm dedi.
Enes bin Malike sorulduğunda “Mescid-i Nebevinin
neresinde namaz kılmak istersin? o efendimizin kıldığı yerde yani kokulu
sütunun yanında buyurmuştur.
Âişe sütunu
Bu sütun, minber tarafından üçüncü, kıble tarafından
üçüncü, kabri şerif tarafından üçüncü sütundur. Üzerinde “hazihi üstuvanetu
âişe” diye yazılıdır. Bu sütuna kur’a, ve muhacirin sütunu da denmiştir.
Ayrıca yanlış olarak kokulu sütun olarak da adlandıranlar olmuştur.
Bu sütunun bu isimlerle isimlendirilmesinin sebeplerine
gelince…
Kur’a sütunu denmesinin sebebi efendimiz bu sütuna işaret
ederek burada bir nokta vardır ki insanlar orada kılınan namazın ne olduğunu
bilselerdi aralarında kura çekerlerdi buyurmuşlardır.
Aişe sütunu denmesinin sebebi hz. Âişe bu sütunun yerini
tesbit edip tayin eden kişi olduğu için Âişe sütunu denmiştir.
Muhacirin sütunu denmesinin sebebi Mekke’den hicret eden
muhacirler genelde onunda yanında otururlardı onun için muhacirin sütunu
denmiştir.
Muhallaka denmesinin sebebi ise semhudinin ifadesine göre
bu sütunda diğeri gibi haluk denen koku ile kokulandırılırdı.
Bu sütunu sahabeler Hz. Aişe validemize sormuşlar oda
yukarıda geçen faziletinden bahsetmişler fakat hangi sütun olduğu sorulduğunda
hiçbir şey söylememiş ibni zübeyr ondan bir sır olarak onu öğrenmiş ve diğer
sahabelere daha sonra öğretmiştir. Bundan dolayı bu sütuna Âişe sütunu
denmiştir.
Ebû Lübâbe Sütunu
Minber tarafından dördüncü sütundur. Kabri şerif
tarafından ikincidir. Kıble tarafından ise üçüncüdür. Ebu Lübabe diye
isimlendirilmesi Ebu lübabenin işlediği bir hatadan dolayı kendisini bu direğe
bağlayarak “ölünceye kadar veya Allah beni affedinceye kadar burada bağlı
kalacağım” demesinden dolayıdır. Bu sütuna tevbe sütunu da denir. Çünkü Ebu
Lübabe burada bağlı kaldığı sürede tevbesi kabul edilmiştir.
Efendimiz nafile namazlarını bu sütunun yanında kılardı.
Bu sütunu önemli kılan diğer bir husus ise efendimizin kabrinin hizasında
olmasıdır. Hatta efendimizin başının hizasındadır.
Ebu Lübabe hadisesi.
Hz. Aişe r.a. anlatıyor…
Efendimiz Yahudi Beni Kurayza kabilesini 25 gün muhasara
etti. Kuşatma gittikçe zorlaşıyordu. Onlara Allah rasulunun hükmüne razı olun
dendi. Onlar da ebu lübabeyle istişare ettiler Ebu Lübabe de rasulullahın
hükmünün ölüm olacağını ifade etmek için eliyle boğazını işaret etti. Sonra
onlar Sad ibni Muazın hükmüne razı oldular.”
İbni Kesir tefsirinde bu olayı kısaca şöyle nakleder.
Enfal suresinin 27. ayeti Ebu Lübabe hakkında nazil oldu.
Efendimiz onu beni kurayzaya Allah resulünün hükmüne razı olun diye
gönderdiğinde onlar Ebu lübabeyle istişare ettiler ve hükmü sordular o da
eliyle boğazını işaret etti. Yani kesecek demek istedi. Fakat hemen ne
yaptığının farkına varıp pişman oldu. Bu yaptığı Allaha ve rasulüllaha
hıyanetti. Onun için kendi kendini cezalandırmak için ölünceye kadar hiç zevki
,tadı tadmayacağına yemin etti ve Mescid-i Nebeviye giderek kendini orada bir
direğe bağladı. O şekilde dokuz gün bağlı kaldı. Bazen açlıktan baygınlık
geçirir olmuştu. Hakkında affolduğuna tevbesinin kabul olduğuna dair ayet
nazil oldu. İnsanlar gelip onu müjdeliyorlardı. Bağlarını çözmek istiyorlardı
o hayır çözmeyin efendimiz gelip kendi eliyle çözünceye kadar vallahi
çözmeyeceğim diyordu. Ve neticede efendimiz s.a.v. çözdü. Yarasulellah ben
bütün malımı Allah için vermeye niyetlendim dediğinde efendimiz üçte birini
ver yeter dedi.
Serir sütunu
Tevbe sütununun doğusundaki sütundur. Hücre-i saadetin
parmaklıklarına yapışıktır. Üzerinde “hazihi ustuvanetusserir” diye yazılıdır.
Serir karyola anlamındadır. Efendimizin itikâf zamanı karyolası buraya
konduğundan bu isim verilmiştir. Burası efendimizin evi ile mescidin tam
ortasıdır. Bazen Hz Aişe validemiz kendisi hücresinde olduğu halde buradan
efendimizin ayaklarını ve başını yıkamış, saçını taramıştır.
Bu sütunun Efendimizin itikâf yeri olduğunda ittifak
vardır.
Mahres (hares) sütunu
Kuzeyden serir sütununun arkasına düşmektedir. Üzerinde
“hazihi ustuvanetulmahres” diye yazılıdır. Buna mahres denmesinin nedeni ;sahabi
efendilerimiz efendimiz a.s.korumak amacıyla bu sütunun dibinde otururlardı.
Bu sütuna aynı zamanda Hz. Ali sütunu da denir çünkü Hz. Alinin evi buraya
yakın bir yerde bulunuyordu ve r.a. bu sütunun yanında namazlarını kılardı.
Efendimiz kendini bekleyen yani koruyan sahabiler’e “والله
يعصمك من النلس” ayeti nazil olunca “artık beni beklemeyin rabim beni
koruyor” dedi. Amcası Abbas r.a. da onu koruyanlar arasındaydı.
Vüfud sütunu
Bu sütun da Hücre-i saadetin parmaklıklarına yapışıktır.
Kuzeyden mahres (hares) sütununun arkasına düşer. Üzerinde “hazihi
ustauvanetul vufud” diye yazılıdır. Vufud dışarıdan gelen heyetler demektir.
Efendimiz dışarıdan gelen heyetleri burada kabul ederdi. Bundan dolayı bu
isimle isimlendirilmiştir. Bu sütunun yanında Benî Temîm’in efendimize dışarı
çıkması için seslenme hadisesi cereyan etmiş, onların efendimizi dışarı
çağırmaları efendimizi rahatsız etmiş ve Allah celle celeluhu onları uyararak
konuyla ilgili hucurât suresindeki ayeti inzal etmiştir.
Zikri geçen son üç sütun için Berzenci şunları
söylemektedir. “bu üç sütun sultan Kayıtbay zamanında büyük kubbe inşa
edilirken içeride kalan asıl sütunlara işaret etsin diye hücrenin kenarında
yarım olarak inşa edilmişlerdir. Bu sütunlara verilen isimler aslında içeride
ki sütunların isimleridir bunların onlara yakın olması ve onlara delalet
etmesi için bunlar onların isimleri ile isimlendirilmişlerdir.
Marbaatul kabr sütunu
Bu sütuna makamı Cibril de denir.
Şüphesiz bu sütunların hepsinin ayrı ayrı fazileti var.
Sahabi efendilerimiz bu sütunların her birinin yanında namaz kılamaya azami
gayret gösterirlerdi. Ayrıca mescidin diğer sütunlarına da değer verirler
onların da yanında namaz kılmaya gayret ederlerdi. Malik bin Enes r.a. bunu
sahabede böyle gördüğünü rivayet eder.
Mescidi nebevinin birkaç kez yandığını defalarca yeniden
inşa edildiğini ve defalarca genişletildiğini söylemiştik. Ancak efendimizin
mescidinin sütunlarının bazı mimarlar tarafından yerlerinin değiştirilmesi
istenmesine rağmen ehli medinenin itirazları üzerine buna muvaffak
olamamışlardır. Aralarında uzun tartışmalar olmuş hatta inşaat bekletilmiş
karar için padişahlara müracaatlar edilmiş ve sonunda padişahın direklerin
yerlerinin değişmemesi üzerine karar vermesi karşısında hiç birinin yeri
değişmemiştir. Bundan dolayı bu direklerinde yanların namaz kılma sahabeden
kalma bir sünnettir, onların yanında namaz kılmak bir fazilettir.
Yazıcıya Gönder
• Medine • Mekke • Medine-i Münevvere (Hafız Beşir Dosyası) • Kutsal Topraklar • Makaleler • Mekke-Medine'ye Gidiyorum •
|