Mehmet ALTAN Web Sitesi

  Ravza Minber ve Sütunlar

Ravza, Minber ve Sütunlar

Mescid-i Nebevî de kılınan bir namazın bin kat daha faziletli olduğunu bahsetmiştik. Ravza-i şerife hakkında varid olan hadisi şerifler ise bu mübarek mekâna daha fazla bir kıymet atfediyordu. Yine orada bulunan sütunların hepsi efendimizle bir münasebetle alakası vardı ve bu sütunların hepsinin bu münasebetlere uygun özel bir adı vardır.

Sahabe efendilerimiz ve selefi salihin ravzada ve bu sütunların yanında namaz kılmaya özen gösterirlerdi. Mescid-i Nebevî her yenilendiğinde bu sütunlar yerleri değiştirilmeden aynı yerlerine inşa edilmiştir.

Şimdi aşağıda ravza , minber ve sütunlar hakkında biraz bilgi verelim.  

Ravza-i Şerife

Mescid-i Nebevî de kılınan bir namazın başka yerde kılınan bin namaza denk olduğunu efendimiz buyuruyor. Mescid-i Nebevî nin içerisinde ravza-i şerife hakkında da oranın özel bir yer olduğunu hatta cennet ten bir parça olduğunu yine efendimiz buyuruyorlar.

 

Ravza denilen yer Mescid-i Nebevî nin içerisinde muayyen bir yerin adıdır. Efendimiz bu yer hakkında   ما بين بيتي و منبری روضة من رياض الجنة و منبري علی حوضي  buyurmuştur.

Anlamı:evimle minberim arası cennet bahçelerinden bir bahçedir. Minberim de (cennette) havzımın üzerindedir.

Bu hadiste geçen cennet bahçelerinden bir bahçedir sözü alimler tarafından değişik manalara tevil edilmiştir.

Bazıları burada yapılan ibadetin kişiyi cennete idhal edeceğini kimisi de orada bulunulduğu an kişinin kendisini cennetteki saadet içerisinde olduğunu hissetmesi gibi manalara tevil etmişlerdir. Ama ulemanın geneli bu yerin dünyada kalmayıp diğer yerler gibi fani olup gitmeyecek; olduğu gibi cennete taşınacağı hakkında görüş bildirmişlerdir.

Ravza-i şerife nin genişliği 26,5 m uzunluğu ise 15 m dir. Ancak bu genişlikten bir kısmı genişletme sırasında hucre-i saadetin içerisinde kalmış ve minberden hucre-i saadete kadar 22 m. kalmıştır.

Ravzadaki sütunların yarılarına kadar mermerle kaplanması Osmanlılar zamanında olmuştu. Sultan Abdülmecid han zamanın da yapılan genişletmede bu mermerler önceki tarz üzerine yenilendi.

Suud hükümeti de daha önceki mermerleri kaldırarak bu sütunları yeniden mermerle kapladı.  

Minber

Bilindiği üzere efendimiz s.a.v. mescidde sahabi efendilerimize konuşurken veya hutbe okurken bir hurma kütüğüne dayanırdı. Fakat daha sonraları cemaatin kalabalıklaşmasından sesi arkalara gitmiyor ve kendisi de görünmüyordu. Bu problemi çözmek için ona bir minber yapmayı teklif ettiler o da bu teklifi kabul buyurdu. Böylece Mescid-i Nebevide ilk minber yapılmış oldu. Ardan geçen bu kadar zaman ve yenilemelere rağmen bu günkü minber o gün konulan yerin üzerindedir. Hatta o hurma kütüğünün yerindedir. Efendimizin ayrılığına dayanamayan o kütük minber yapıldıktan sonra aynı bir çocuk ağlaması gibi ağlamaya başlamış ve efendimiz s.av. onu teselli etmiştir.

Bu konuda sahih hadisler mevcuddur.

Yukarıda minber hakkında şeref südur olmuş hadis-i şerifi yazmıştık

Efendimiz s.a.v. ما بين بيتي و منبری روضة من رياض الجنة و منبري علی حوضي  buyuruyor.  Yani “evimle minberim arası cennet bahçelerinden bir bahçedir ve minberim de havzım üzerindedir.”  Bunun manasını bazı âlimler cennet bahçesi olan ravza-ı şerife gibi minberinde aynen ahirete intikal edeceğini söylemişlerdir. Minberle ilgili başka rivayet edilmiş hadisler de vardır.

İlk minber Medine civarında yetişen bir ağaçtan yapılmıştı. Bu ağacı hicretin 8. yılında Medine’ye 12 km. olan El-hılayyil deneden yerden getirdikleri rivayet ediliyor. Bu minber üç basamaktan oluşuyordu. Efendimiz üçüncü basamağa oturuyor ikinci basamağa da ayaklarını koyuyordu. Ebu Bekir halife olunca o ikinci basamağa oturuyor ayağını da birinci basamağa koyuyordu. Ömer halife olunca birinci basamağa oturuyor ayağını da yere koyuyordu. Osman r.a. halife olunca oda Ömer r.a. gibi altı sene aynı basamağa oturdu. Daha sonra yüksekte konuşması gereği ortaya çıktı. Efendimiz gibi üçüncü basamağa oturdu. Daha sonra minbere Muaviye hacca geldiğinde minbere 6 basamak daha ilave etti. Böylece minber 9 basamak oldu. Halifeler yedinci basamakta duruyorlardı. Bu basamak efendimizin ilk basamağına denk geliyordu. Minber bu şekilde 654h. yılındaki yangına kadar devam etti. Bu yangında bu mübarek minber de yandı. Yangından sonra ki ilk minberi 656h. de Yemen meliki melik muzaffer yaptırdı. 666h. de Zahir Baybars’ın gönderdiği bir minberle değiştirildi. Bu minberde 797 de zahir Barkuk’un gönderdiği minberle değiştirildi. Daha sonra Müeyyed bir minber gönderdi. O da onunla değiştirildi. Bu minber 886 da çıkan yangında yandı. Medineliler tuğlalardan bir minber yaptılar ve kireç ile sıvayarak güzelleştirdiler. Eşref Kayıtbay mermer den bir minber gönderince bu minberin yerine o kondu. 888h. Bu minber de Sultan Üçüncü Muradın yaptırdığı minberle değiştirildi. Eski minber Kuba mescidine nakledildi. Sultan 3. Muradın gönderdiği minber anlatılamayacak kadar güzel ve süslü desek yeridir. Altın tezhiple ve mükemmel süslemeyle donatılmış bir minberdir. 12 basamaklıdır.  

Hurma gövdesinin inlemesi

Efendimizin mucizelerinden biri de haninul ci’z hurma kütüğünün inlemesidir. Bu mucizeyi bir çok sahabi rivayet etmiştir.

Asrı saadette Efendimiz mescidinde hutbeleri orada bulunan bir hurma ağacı gövdesine dayanarak verirdi. Cemaat kalabalıklaşınca yani Müslümanların adedi artınca marangozlar efendimize cemaati komple görebileceği cemaatin da onu görebileceği bir minber yapmayı düşündüler. ve yaptılar. Bir müddet sonra bu hurma ağacı gövdesi aynen ızdıraplı bir deve yavrusunun çıkardığı ses gibi ses çıkarmaya başladı. Bu sesi sahabelerden birçoğu duyuyordu. Efendimiz bir defasında minberden inerek elini onun üzerine koydu. Ve onunla konuştu. Ona neden ağladığını sordu. Oda kendisinden ayrıldığı için ağladığını söyledi.

Bu kütüğün daha sonra nereye konduğu hakkında farklı bilgiler vardır. ibni ebi zinad efendimiz den sonra Ebu Bekir, Ömer, zamanında aynı efendimiz zamanında olduğu gibi kaldı diyor. Daha sonra Hz. Osman zamanında yapılan mescid genişletmesinde kütüğün nereye gittiği konusunda ihtilaf vardır. Bazıları Übeyy ibni Kaab aldı evine götürdü ve orada kurtlar yeyip bitirinceye kadar kaldı demişlerdir. Bazıları ise olduğu yere gömüldü ve bazıları ise şu anki minberin altına gömülmüştür demişlerdir.

 

 Bu olayı Üstad Bediuzzaman Saîd Nursî Mektûbâtında şöyle nakleder.

 

“Evet, Mescid-i Şerifte, hurma ağacından olan kuru direk, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm hutbe okurken ona dayanıyordu. Sonra minber-i şerif yapıldığı vakit, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm minbere çıkıp hutbeye başladı. Okurken, direk deve gibi enin edip ağladı; bütün cemaat işitti. Tâ Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm yanına geldi, elini üstüne koydu, onunla konuştu, teselli verdi, sonra durdu Şu mucize-i Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm, pek çok tariklerle, tevatür derecesinde nakledilmiştir.

Evet,  mucizesi çok münteşir ve meşhur ve hakikî mütevatirdir. Sahabelerin bir cemaat-i âlisinden on beş tarikle gelip, Tâbiînin yüzer imamları o mucizeyi, o tariklerle, arkadaki asırlara haber vermişler. Sahabenin o cemaatinden ulema-i Sahabe namdarları ve rivayet-i hadisin reislerinden Hazret-i Enes ibni Mâlik (hâdim-i Nebevî), Hazret-i Câbir bin Abdullahi'l-Ensârî (hâdim-i Nebevî), Hazret-i Abdullah ibni Ömer, Hazret-i Abdullah bin Abbas, Hazret-i Sehl bin Sa'd, Hazret-i Ebu Saidi'l-Hudrî, Hazret-i Übey ibni'l-Kâ'b, Hazret-i Büreyde, Hazret-i Ümmü'l-mü'minîn Ümmü Seleme gibi meşâhir-i ulema-i Sahabe ve rivayet-i hadisin rüesaları gibi, herbiri bir tarikin başında, aynı mucizeyi ümmete haber vermişler. Başta Buharî, Müslim, kütüb-ü sahiha, arkalarındaki asırlara o mütevatir mucize-i kübrâyı tarikleriyle haber vermişler.

İşte, Hazret-i Câbir tarikinde der ki: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm hutbe okurken, Mescid-i Şerifte   denilen kuru direğe dayanıp okurdu. Minber-i şerif yapıldıktan sonra, minbere geçtiği vakit, direk tahammül edemeyerek, hamile deve gibi ses verip inleyerek ağladı. Hazret-i Enes, tarikinde der ki: Camus gibi ağladı, mescidi lerzeye getirdi. Sehl ibni Sa'd, tarikinde der: Hem onun ağlaması üzerine, halklarda ağlamak çoğaldı. Hazret-i Übeyy ibni'l-Kâ'b, tarikinde diyor: Hem öyle ağladı ki, inşikak etti.

Diğer bir tarikte, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etti:

 

 Yani, "Onun mevkiinde okunan zikir ve hutbedeki zikr-i İlâhînin iftirakındandır ağlaması."

Diğer bir tarikte, ferman etmiş:

 Yani, "Ben onu kucaklayıp teselli vermeseydim, Resulullahın iftirakından kıyamete kadar böyle ağlaması devam edecekti."

Hazret-i Büreyde, tarikinde der ki: Ciz' ağladıktan sonra, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm elini üstüne koyup ferman etti:

 Sonra o ciz'i dinledi, ne söylüyor. Ciz' söyledi; arkadaki adamlar da işitti:

 Yani, "Cennette beni dik ki, benim meyvelerimden, Cenâb-ı Hakkın sevgili kulları yesin. Hem bir mekân ki, orada beka bulup, çürümek yoktur." Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etti:  Sonra ferman etti:  İlm-i kelâmın büyük imamlarından meşhur Ebu İshak-ı İsferânî naklediyor ki: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm direğin yanına gitmedi. Belki direk onun emriyle onun yanına geldi. Sonra emretti, yerine döndü.

Hazret-i Übey ibni Kâ'b der ki: Şu hadise-i harikadan sonra Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm emretti ki, "Direk minberin altına konulsun." Minberin altına konuldu-tâ Mescid-i Şerifin tamiri için hedmedilinceye kadar. O vakit Hazret-i Übeyy ibni Kâ'b yanına aldı; çürüyünceye kadar muhafaza edildi.

 

Meşhur Hasan-ı Basrî, şu hadise-i mucizeyi şakirtlerine ders verdiği vakit ağlardı ve derdi ki: "Ağaç, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâma meyil ve iştiyak gösteriyor. Sizler daha ziyade iştiyaka, meyle müstahaksınız."

Biz de deriz ki: Evet, hem ona iştiyak ve meyil ve muhabbet, onun sünnet-i seniyyesine ve şeriat-ı garrâsına ittibâ iledir.”

Sütunlar

Ustuvanetul Muhallaka (kokulu sütun)

Bu sütun diğerlerine göre bir cihetle farklı bir özellik arz eder. Bu sütun efendimizin ayrılığına dayanamayıp ağlayan hurma kütüğünün yerine konmuştur. Sahabi ve tabiin efendilerimiz de bu sütuna çok önem verirler ve onun önünde namaz kılmaya gayret gösterirlerdi. Bu sütun mihrab-ı nebiye kıble cihetinden yapışık olan ve üzerinde “hazihi ustuvanetul muhallaka” diye yazılı olan sütundur. Muhallaka Arapça kokulandırılmış, koku sürülmüş anlamına gelmektedir. Haluk denen bir koku sürüldüğü için muhallaka denmiştir. Bu sütuna Mushaf sütünu da denmektedir. Zamanında içine Mushaf koymak için yapılan bir sandığın bu sütunun yanına konmasından dolayı buna Mushaf sütunu da denmiştir.  

Bu sütunun fazileti hakkında çok raivayetler vardır. Bunlardan bazılarını zikredelim. Tabiinden seleme ibni El-Ekvaa’ın azatlı kölesi anlatıyor. Seleme ile Mescid-i Nebeviye gelirdik o daima Mushaf sütununun yanından namaz kılardı. Ben ona “ya eba muslim görüyorum ki hep bu direğin yanında namaz kılıyorsun.” dediğimde ben de efendimizi hep burada namaz kılarken gördüm dedi.

Enes bin Malike sorulduğunda “Mescid-i Nebevinin neresinde namaz kılmak istersin? o efendimizin kıldığı yerde yani kokulu sütunun yanında buyurmuştur.  

Âişe sütunu

Bu sütun, minber tarafından üçüncü, kıble tarafından üçüncü, kabri şerif tarafından üçüncü sütundur. Üzerinde “hazihi üstuvanetu âişe” diye yazılıdır. Bu sütuna kur’a, ve muhacirin sütunu da denmiştir. Ayrıca yanlış olarak kokulu sütun olarak da adlandıranlar olmuştur.

Bu sütunun bu isimlerle isimlendirilmesinin sebeplerine gelince…

Kur’a sütunu denmesinin sebebi efendimiz bu sütuna işaret ederek burada bir nokta vardır ki insanlar orada kılınan namazın ne olduğunu bilselerdi aralarında kura çekerlerdi buyurmuşlardır.

Aişe sütunu denmesinin sebebi hz. Âişe bu sütunun yerini tesbit edip tayin eden kişi olduğu için Âişe sütunu denmiştir.

Muhacirin sütunu denmesinin sebebi Mekke’den hicret eden muhacirler genelde onunda yanında otururlardı onun için muhacirin sütunu denmiştir.

Muhallaka denmesinin sebebi ise semhudinin ifadesine göre bu sütunda diğeri gibi haluk denen koku ile kokulandırılırdı.

Bu sütunu sahabeler Hz. Aişe validemize sormuşlar oda yukarıda geçen faziletinden bahsetmişler fakat hangi sütun olduğu sorulduğunda hiçbir şey söylememiş ibni zübeyr ondan bir sır olarak onu öğrenmiş ve diğer sahabelere daha sonra öğretmiştir. Bundan dolayı bu sütuna Âişe sütunu denmiştir.  

Ebû Lübâbe Sütunu

Minber tarafından dördüncü sütundur. Kabri şerif tarafından ikincidir. Kıble tarafından ise üçüncüdür. Ebu Lübabe diye isimlendirilmesi Ebu lübabenin işlediği bir hatadan dolayı kendisini bu direğe bağlayarak “ölünceye kadar veya Allah beni affedinceye kadar burada bağlı kalacağım” demesinden dolayıdır. Bu sütuna tevbe sütunu da denir. Çünkü Ebu Lübabe burada bağlı kaldığı sürede tevbesi kabul edilmiştir.

Efendimiz nafile namazlarını bu sütunun yanında kılardı. Bu sütunu önemli kılan diğer bir husus ise efendimizin kabrinin hizasında olmasıdır. Hatta efendimizin başının hizasındadır.

Ebu Lübabe hadisesi.

Hz. Aişe r.a. anlatıyor…

Efendimiz Yahudi Beni Kurayza kabilesini 25 gün muhasara etti. Kuşatma gittikçe zorlaşıyordu. Onlara Allah rasulunun hükmüne razı olun dendi. Onlar da ebu lübabeyle istişare ettiler Ebu Lübabe de rasulullahın hükmünün ölüm olacağını ifade etmek için eliyle boğazını işaret etti. Sonra onlar Sad ibni Muazın hükmüne razı oldular.”

İbni Kesir tefsirinde bu olayı kısaca şöyle nakleder.

Enfal suresinin 27. ayeti Ebu Lübabe hakkında nazil oldu. Efendimiz onu beni kurayzaya Allah resulünün hükmüne razı olun diye gönderdiğinde onlar Ebu lübabeyle istişare ettiler ve hükmü sordular o da eliyle boğazını işaret etti. Yani kesecek demek istedi. Fakat hemen ne yaptığının farkına varıp pişman oldu. Bu yaptığı Allaha ve rasulüllaha hıyanetti. Onun için kendi kendini cezalandırmak için ölünceye kadar hiç zevki ,tadı tadmayacağına yemin etti ve Mescid-i Nebeviye giderek kendini orada bir direğe bağladı. O şekilde dokuz gün bağlı kaldı. Bazen açlıktan baygınlık geçirir olmuştu. Hakkında affolduğuna tevbesinin kabul olduğuna dair ayet nazil oldu. İnsanlar gelip onu müjdeliyorlardı. Bağlarını çözmek istiyorlardı o hayır çözmeyin efendimiz gelip kendi eliyle çözünceye kadar vallahi çözmeyeceğim diyordu. Ve neticede efendimiz s.a.v.  çözdü. Yarasulellah ben bütün malımı Allah için vermeye niyetlendim dediğinde efendimiz üçte birini ver yeter dedi.

Serir sütunu

Tevbe sütununun doğusundaki sütundur. Hücre-i saadetin parmaklıklarına yapışıktır. Üzerinde “hazihi ustuvanetusserir” diye yazılıdır. Serir karyola anlamındadır. Efendimizin itikâf zamanı karyolası buraya konduğundan bu isim verilmiştir. Burası efendimizin evi ile mescidin tam ortasıdır. Bazen Hz Aişe validemiz kendisi hücresinde olduğu halde buradan efendimizin ayaklarını ve başını yıkamış, saçını taramıştır.

Bu sütunun Efendimizin itikâf yeri olduğunda ittifak vardır.

Mahres (hares) sütunu

Kuzeyden serir sütununun arkasına düşmektedir. Üzerinde “hazihi ustuvanetulmahres” diye yazılıdır. Buna mahres denmesinin nedeni ;sahabi efendilerimiz efendimiz a.s.korumak amacıyla bu sütunun dibinde otururlardı. Bu sütuna aynı zamanda Hz. Ali sütunu da denir çünkü Hz. Alinin evi buraya yakın bir yerde bulunuyordu ve r.a. bu sütunun yanında namazlarını kılardı.

Efendimiz kendini bekleyen yani koruyan sahabiler’e “والله يعصمك من النلس” ayeti  nazil olunca “artık beni beklemeyin rabim beni koruyor” dedi. Amcası Abbas r.a. da onu koruyanlar arasındaydı.

Vüfud sütunu

Bu sütun da Hücre-i saadetin parmaklıklarına yapışıktır. Kuzeyden mahres (hares) sütununun arkasına düşer. Üzerinde “hazihi ustauvanetul vufud” diye yazılıdır. Vufud dışarıdan gelen heyetler demektir. Efendimiz dışarıdan gelen heyetleri burada kabul ederdi. Bundan dolayı bu isimle isimlendirilmiştir. Bu sütunun yanında Benî Temîm’in efendimize dışarı çıkması için seslenme hadisesi cereyan etmiş, onların efendimizi dışarı çağırmaları efendimizi rahatsız etmiş ve Allah celle celeluhu onları uyararak konuyla ilgili hucurât suresindeki ayeti inzal etmiştir.

Zikri geçen son üç sütun için Berzenci şunları söylemektedir. “bu üç sütun sultan Kayıtbay zamanında büyük kubbe inşa edilirken içeride kalan asıl sütunlara işaret etsin diye hücrenin kenarında yarım olarak inşa edilmişlerdir. Bu sütunlara verilen isimler aslında içeride ki sütunların isimleridir bunların onlara yakın olması ve onlara delalet etmesi için bunlar onların isimleri ile isimlendirilmişlerdir.

Marbaatul kabr sütunu

 

Bu sütuna makamı Cibril de denir.

 

Şüphesiz bu sütunların hepsinin ayrı ayrı fazileti var. Sahabi efendilerimiz bu sütunların her birinin yanında namaz kılamaya azami gayret gösterirlerdi. Ayrıca mescidin diğer sütunlarına da değer verirler onların da yanında namaz kılmaya gayret ederlerdi. Malik bin Enes r.a. bunu sahabede böyle gördüğünü rivayet eder.

Mescidi nebevinin birkaç kez yandığını defalarca yeniden inşa edildiğini ve defalarca genişletildiğini söylemiştik. Ancak efendimizin mescidinin sütunlarının bazı mimarlar tarafından yerlerinin değiştirilmesi istenmesine rağmen ehli medinenin itirazları üzerine buna muvaffak olamamışlardır. Aralarında uzun tartışmalar olmuş hatta inşaat bekletilmiş karar için padişahlara müracaatlar edilmiş ve sonunda padişahın direklerin yerlerinin değişmemesi üzerine karar vermesi karşısında hiç birinin yeri değişmemiştir. Bundan dolayı bu direklerinde yanların namaz kılma sahabeden kalma bir sünnettir, onların yanında namaz kılmak bir fazilettir.

Yazıcıya Gönder

• Medine • Mekke • Medine-i Münevvere (Hafız Beşir Dosyası) • Kutsal Topraklar • Makaleler • Mekke-Medine'ye Gidiyorum •


Giriş | Yukarı | FAZÂİL | Baki Kroki 1 | Medine Özet Bilgi | Efendimizin Bina Ettiği Mescid | Efendimiz Sallallahu Aleyhi Vesellemin Ve İki Halifesinin Kabirlerini Çalma Teşebbüsleri | Hücre-i Saadetin Tarihi | Hucre | Kapıların Tarihi | Maksura | Sultan Abdülmecid Genişletmesi | Medine'nin Fazileti | Medinede Mescidler | Mihrablar ve Suffe | Minareler | Mescidi Nebevi Hakkında Kısa Bilgiler | Medine Hakkında Özet | Ravza Minber ve Sütunlar | Suud Genişletmeleri | Mescidi Nebevî de Yangınlar | Ziyaret Âdâbı | Medine Araştırmaları Merkezi | Medine Vesikası


 

Sitemizin Bütün Sayfaları 1024/786 çözünürlükte hazırlanmıştır
En iyi görünümü İE 5.5 ve üstü ile elde edebilirsiniz.