
Kâbe
Ümmü'l Büyût
Kur’ân Mekke şehrine “Ümmü’l-Kura” yani “beldelerin, şehirlerin anası”
diyor. Buradan hareketle Mekke’de yer alan ve insanlık tarihi kadar eski
diyebileceğimiz Kâbe’ye, Ümmü’l-Büyût (evlerin anası) denilebilir.
Ev düşüncesi yeryüzünde, Hz. Âdem ile başlamış, onunla doğmuş ve onunla
gelişmiştir. Allah’ın izni ve işaretiyle ilk evi Hz. Âdem inşa etmiştir.
Bu açıdan Kâbe’ye insanlık tarihi kadar eski demeyi uygun gördük.
Öte yandan; Kâbe yeryüzünde Sidre-i Münteha’nın izdüşümüdür. Bu
itibarla kıyamete kadar bütün evler, evlerin içindeki sakinler ona
teveccüh edeceklerdir. Öyleyse Ümmü’l-Büyût’un fethi, bütün evlerin fethi
mânâsını taşır. Nasr sûresindeki “Allah’ın fethi ve yardımı geldiğinde
insanları Allah’ın dinine fevc fevc giriyor görürsün” ayetine değişik
buudları ile, bu hakikate tercüman oluyor gözüyle bakılabilir ve öyle de
değerlendirebilirsiniz.
İki
Kudsî Mekân: Kâbe ve Ravza
Kâbe; mü’minlerin kalbinin müşterek attığı bir mihrâp ve “insanlar için
vaz’edilen ilk ev...” takdîr ve tebcîliyle yüceltilmiş ilk mâbettir.
Temeli, yeryüzünde henüz, harcın, taşın, tuğlanın bilinmediği bir dönemde,
gökler ötesi âlemlerde plânlandı ve durulardan duru bir Nebî’nin eliyle
gerçekleştirildi. Oturduğu zemînin o işe tahsisi, Âdem nebînin yeryüzüne
teşrîfinden yıllar ve yıllar önce kararlaştırılmıştı. Öyle ki, bir gün
melekler Hazreti Âdem’le karşılaştıklarında “Sen, var edilmeden evvel
bizler defaatle Kâbe’yi tavaf ettik.” Diyeceklerdir. Tufandan sonra
“Hatırla o zamanı ki, İbrâhim ve İsmâil (as) Kâbe’nin temellerini
yükseltti ve şöyle dediler: “Ey Rabbimiz, bizden bu hayırlı işi kabul
buyur!” ilâhî beyânıyla, peygamberler babası Hazreti İbrâhim ve onun oğlu
İsmâil (as) dümdüz olmuş Kâbe arsası üzerinde onu yeniden inşâ ettiler.
Arzın merkezinden “Sidretü’l-Müntehâ”ya kadar ins, cin ve meleğin her
zaman çevresinde dönüp durduğu bir amûd-i nûrâni (nurdan sütun)nin
yeryüzünde mücessem bir kesiti sayılan Kâbe, her lâhza görünür-görünmez
milyarlarca temiz ruhun, harîmine can atıp vuslat aradığı, öyle eşi-menendi
olmayan bir binâdır ki, kıymeti semâlara eşittir dense sezâdır.. zaten o
gökte ve yerde Allah’ın evi mânâsına “Beytullah” olarak yâd edilmektedir.
Kâbe; bulunduğu noktaya o kadar uygundur ki, ona dikkatlice bakan
herkes, bulunduğu yerle, onun ruh ve mânâsı arasındaki sımsıkı râbıtayı
hemen sezebilir. Sanki o, hariçten getirilmiş rastgele malzeme ile değil
de yerden fışkırıp çıkış veya gökte melekler tarafından inşâ edilip
bilâhare yeryüzüne indirilmiş gibidir. O, yanıbaşındaki, yanmış kavrulmuş,
büyük-küçük, dağ-tepe ve taş yığınları arasında, bir zikir halkasındaki
serzâkire benzer. Çevresindeki her şey onun iniltileriyle inler, onunla
yukarılara el kaldırır ve sonra da sessiz sessiz onu dinlemeye koyulur.
Ravzâ ise bize dünyâda bulunmanın rûhunu duyuran biricik binâdır. Bu
mübârek binâ ile münasebet ve kalbî alâkalarımız, bizde öle kudsî
heyecanlar hasıl eder ki; onu düşünüp, onun hakkında bir şeyler söylerken,
sanki iffetiyle tanıdığımız bir nâmus âbidesini anlatıyor gibi yanlışın en
küçüğüne dahi düşmeyelim diye korkar ve tir tir titreriz. Onun aydınlık
semtine dehâlet eden her ruh, vicdanının derinliklerinde, Nâbi’nin:
“Sakın terk-i edepten kûy-ı mahbûd-i Hüdâdır
bu
Nazargâh-ı İlâhîdir makâm-ı Mustafâ’dır bu.”
na’tının yankılandığını duyar ve irkilir.
Mekke, beşer târihi boyunca bir kısım kısa aralıkların istisnasıyla,
hep insanlığın mihrabı olmuştur. Mekke’nin bu hususiyeti Kâbe’den
ötürüdür. Ve bu yönüyle de Kâbe mihrâplar mihrâbıdır. Bu muhteşem mihrâbın
bir de minberi vardır ki –Sahibine vücudumuzun zerrâtı adedince salât u
selâm olsun- o da Cennet bahçelerinden daha temiz olan Ravzâ-i Tâhire’dir.
Evet Kâbe, yeryüzünde en mübarek yerdir. Her ne kadar kesin bir malumat
olmasa da Ravza da Kâbe’nin mayasıyla yorulmuş olabilir. Ben şahsen kitap
ve Sünnette böyle bir değerlendirme görmedim. Ancak bir ehl-i tahkikten,
Ravza’nın, hususiyle sadece Efendimiz’in (sav) medfeninin yeryüzünde her
yerden daha kıymetli olabileceğini işitmiştim. Ne var ki Cenâb-ı Hakk’ın:
“Şüphesiz, âlemlere bereket ve hidayet kaynağı olarak insanlar için
kurulan ilk ev (mâbet), Mekke’deki (Kâbe)dir.” (Âl-i İmran/96) buyurduğu
Kâbe, yeryüzünde ne mübarek bir buk’adır. O mübarek yerin bereketindendir
ki, oradan pek çok peygamber zuhur etmiştir. Hatta denilebilir ki,
peygamberler, dünyanın değişik yerlerinde bulunsalar da hemen hemen
hepsinin mebde ve menşeleri Kâbe’dir. Bu açıdan orası enbiyâ-i izâm için
âdeta bir konak mesabesindendir.
Esasen Kâbe hakkında daha başka hususlar da söylenebilir. Fakat
okuyucuların zihinlerinin tecsim ve teşhibe girmeleri endişesinden dolayı
bu konuda aklıma gelen hususları ifade etmekten çekiniyor ve bu kadarlıkla
iktifa ediyorum.
|
Kâbe’nin Tavaf
Ettiği İnsanlar
Kâbe’ye
yönelmenin, Kâbe’yi tavaf etmenin, ya da Kâbe tarafından tavaf
edilmenin hakikati ne olursa olsun, ibadet-varlık-Kâbe aynı çizgide, o
en yüce hakikate ulaşmak için yanıltmayan birer vasıta olduklarında
şüphe yok. |
İnsanlar Kâbe’yi tavaf ettikleri gibi Kâbe’nin tavaf ettiği insanlar da
vardır. Ben ilk defa fıkıh hocamızdan dinlemiştim. Hoca, bir ders
esnasında şöyle demişti: “Kâbe’ye teveccühe niyet ederken zatına niyet
etmeyiniz; çünkü bazen hakikat-ı Kâbe, yeryüzünde Allah’ın (cc) matmah-ı
nazarı müstesna kimseleri tavaf etmek için orada olmayabilir. Onun için
siz her zaman Kâbe cihetine niyet ediniz.” Kur’ân’ın iş’ârı da zaten o
istikamettedir ki, bir âyet-i kerimede: “Yüzünü Mescid-i Haram tarafına
çevir.” (Bakara/144) buyurulur.
Kâbe’ye yönelmenin, Kâbe’yi tavaf etmenin, ya da Kâbe tarafından tavaf
edilmenin hakikati ne olursa olsun, ibadet-varlık-Kâbe aynı çizgide, o en
yüce hakikate ulaşmak için yanıltmayan birer vasıta olduklarında şüphe
yok. Siz isterseniz ibadet ve Kâbe’ye, kendi gönül gözünüzden başlayarak,
göz-gez-arpacık nazarıyla da bakabilirsiniz.
Kâbe’de varlığın sırrı, insanda kâinatların mânâsı, kalbde de
ulûhiyetin esrârı gizli olduğuna göre bu çizgide tarassut en büyük
hakikati duymanın en kestirme yolu olsa gerek.
|
Yüzünü Mescid-i
Haram'a Çevir
11.02.2002
Kâbe ve ona
yönelmek dinimizce çok önemli. Allah Kur'an’da, Efendimiz'e (sav),
"Nereden sefere çıkarsan çık, namazda yüzünü Mescid–i Haram'a çevir."
diye emrediyor. |
"Nereden (sefere) çıkarsan çık (namazda) yüzünü Mescid-i Haram'a doğru
çevir. (Müminler siz de) nerede olursanız olunuz, yüzünüzü o yöne çevirin
ki, aralarında haksızlık edenler müstesna, insanların aleyhinizde
(kullanabilecekleri) bir delili bulunmasın. Sakın onlardan korkmayın.
Yalnız benden korkun. Bu, size olan nimetimi tamamlamam içindir. (Bu
suretle) umulur ki doğru yolu bulursunuz." (Bakara, 2/150)
Efendimiz (sav) Medine'ye teşrif ettikten sonra 16 veya 17 ay boyunca,
namazlarını Mescid-i Aksa'ya yönelerek kılmışlardı. Tabiî o günlerde,
Kabe'nin içi putlarla doluydu. Allah Rasulü (sav) ise putlara en küçük bir
teveccühte dahi bulunmama mesajıyla gönderilmişti. Dolayısıyla belli bir
süre kat'î tavrını ortaya koyma adına O'nun Ka'be'ye yönelmesi,
namazlarını o tarafa doğru kılması men edilmişti.
Aslında hakikat-ı Ahmediye ile hakikat-ı Kabe arasında çok ciddi bir
alaka vardır. Ezeli takdir gereği fıtratında bunu hisseden Allah Rasulü
(sav), daima Kabe'ye doğru yönelmek istemiştir ki, O'nun bu kalpten
yönelişini Kur'ân bize şöyle anlatır: "Biz senin yüzünün göğe doğru
çevrilmekte olduğunu görüyoruz." (Bakara, 2/144) Efendimizin yüzünü göğe
çevirmesindeki kastı ise, kıblenin tahvili konusunda, Cenab-ı Hak'ın yeni
bir hüküm vazetmesi arzusu idi. Evet O, adeta ötelerden bir haber
bekliyordu. Nitekim ayetin devamı bu müjdeyi veriyor ve "Şimdi seni memnun
olacağın bir kıbleye döndüreceğiz" (Bakara, 2/144) diyor ki, bu hakikatı
anlayabilmek biraz zor olsa gerek. Hakkıyla bunu anlamak ancak, Hz.
Muhammed (sav) gibi Ka'be ile tev'em bir döl yatağında yaratılmış olduğunu
kavramaya vâbestedir.
İşte bu çerçeve içinde Efendimiz'in müşriklere müdârât ve mümâşât
sayılabilecek mevzularda kesin tavrını koyması gerekliydi. Evet, hakikat-ı
Kabe'nin kendisiyle ciddi bir alakası vardı; vardı ama, O'nun bi'setinin
sebebi olan tevhid meselesi, Kabe kutsiyetinin de, Kabe'nin kıble
olmasının da çok çok önündeydi. Onun için Efendimiz Mekke'de yönelmeye
başladığı Mescid-i Aksa mihrabına belli bir süre Medine'de de devam
buyurdu.
Medine'deki Yahudiler ise, kıblenin Mescid-i Aksa olmasından hareketle,
biz asıl, siz ise bize tâbisiniz demeye başlayarak bunu dinleri adına bir
hüccet olarak kullanmak istediler. Aslında Efendimiz arzu etseydi
Medine'ye varır varmaz, Kabe'yi kıble edinebilirdi; ama O, kendi başına
hareket etmiyordu ki!.. Evet O her davranışında Allah'a bağlı ve kendine
rağmen yaşayan bir Ufuk İnsandı.
Ayrıca, Efendimiz'in (sav) Mescid-i Aksa'yı kıble olarak kabul etmesi,
Yahudiler içinde Abdullah bin Selam gibi nicelerinin gönlünde hidayet
meş'alesinin daha bir iştialini sağlamıştı. İhtimal kitaplarında, gelecek
peygamberin bu hususiyeti de zikrediliyordu. Her ne ise Yahudilerden
bazıları İslam'a dehalet ediyorlardı ki, 16-17 ay süren bu uygulamadan
maksat hasıl olmuş ve o insanların, müslümanlar aleyhine
kullanabilecekleri delilleri kalmamıştı. Yani, müşrikler, siz içi putlarla
dolu Kabe'ye yöneliyorsunuz, Yahudiler de, "siz bizim kıblemize
dönüyorsunuz; demek ki asıl din, bizim dinimiz" diyemiyeceklerdi. İşte tam
bu ortamda Allah (cc), Rasulü'nü, hakikat-ı Kabe ile buluşturdu ve oraya
yönelme emrini verdi. Zaten, Ahd-i Kadim'de Eş'iyâ (as)'a ait bölümde de
bu hadisenin böyle cereyan edeceğine dair bir kısım işaretler var ki,
Yahudilerden bazıları da buna binaen, Efendimiz'in Mescid-i Aksa'ya namaz
kılışını yadırgayarak "gelecek peygamberin kıblesi Mekke olacaktı; bu ise
hala Beyt-i Makdis'e doğru namaz kılıyor" diyorlardı ki, bu da değişik bir
zaviyeden vakaya ışık tutmaktadır. "Size nimetimi tamamlayayım." Yani,
sizin namaz kılarken Mescid-i Aksa'ya yönelmeniz bir nimettir. Ama asıl
nimet sevgililerin buluşması ki, bu, Hz. Muhammed'in ve O'nun şahsında
ümmet-i Muhammed'in Kabe ile buluşmasıdır. Dahası oradan da bir yol bulup
Sidretü'l-Müntehâya çıkması ve ilahi teveccühle yüz yüze gelmesidir. Bu
ise ancak Ka'be'ye yönelmekle olur. İşte bu mânâda Cenab-ı Hak, nimetini
tamamlamış oluyordu ki, bu da bu ümmet-i merhumeye has bir mazhariyettir.
Yazıcıya
Gönder
• Giriş • Yukarı • Evlerin Anası • Hacer-ul Esved • Kâbe • Kabe ve Mirac • Kabe ile İrtibatlı Şehirler • Allah Kâbe'yi İnsanlar için Kıyam Kıldı • Kutsal Mekan Kâbe • Harem Hakkında Bilgiler • Kâbe Hakkında • Mekke-i Mükerreme • Metafta Bir Ayet • Vedâ Hutbesi • |