
Kutsal
Mekân Kâbe
Evet, Kabe hakikati, sadece etrafı taş duvarlarla çevrili mekan
değildir; o, aynı zamanda yerle göğü birbirine irtibatlandıran nurlu bir
bağdır. Mirac'da, Efendimiz'in gözünü, hiçbir şey değil, arzın merkezinden
semaların üstüne kadar yükselen ve Sidretü'l-Münteha ile noktalanan bu
amud-i nurani kamaştırmıştı. O, bu iltisak noktasında bütün güzellikleri
farklı bir televvün içinde görmüş ve adeta bir yeşillikler banyosu
yapmıştı. Zaten, her zaman melekler, bu renkler cümbüşünü durmadan tavaf
eder dururlar da, bir kere dönene bir daha sıra gelmez. İşte bu manada
Kabe, ta arzın merkezine kadar, yeryüzünde Sidretü'l-Münteha'nın bir
izdüşümüdür. Bu yönüyle mana aleminde Sidretü'l-Münteha ne ise, yeryüzünde
veya madde aleminde de Kabe odur ve adeta o, varlığın temel taşı gibidir.
Eğer alemler yeniden bir kere daha terekküp ve teşekkül edecekse, bu
mübarek "buk'a" zerrat-ı asliye mesabesinde varlığın yeniden teşekkül ve
tekevvünü için nüve olacak ve herşey onun üzerine örgülenecektir.
Vahyin Sağanak Yeri
Ayrıca, evrensel bir dinin evrensel mesajları, ilk defa orada nazil
olmaya başlamıştır. Efendimiz (sav), bir vesileyle, "ne diye beni
kıskanıyorsunuz, Aişe'nin evinde bana vahiy geliyor?" buyurur. Demek ki
vahy sağanağı da bazı yerleri daha fazla tutuyor. Öyle ise, Kabe'nin de
ayrı bir hususiyeti var demektir ki, bu da göklerin ve hatta gökler
ötesinin yerle irtibatı O'nunla sağlanıyor şeklinde anlaşılabilir. Cenab-ı
Hakk, insanlık cemaatine, peygamberlikle insanın peygamberliği temsil
keyfiyetine bakarken sanki, Sidretü'l-Münteha, -semalar- Kabe (avamca
ifadesiyle bu, gez-göz-arpacık) zaviyesinden bakar. Bu açıdan denebilir
ki, nasıl Kur'an bir manada yeryüzünün kıyamı veya kayyimidir; her şey
zahiren onunla ayakta durmaktadır; öyle de, şayet yeryüzünde her şey
ayakta ise, bu Kabe'den dolayıdır. Belki bu yüzden Efendimiz (sav),
Kabe'nin yıkılmasını kıyametin en önemli alametlerinden biri olarak
görmektedir. Çünkü Kabe'nin yıkılması, yeryüzünde dinin, imanın kalmadığı
anlamına gelmektedir ki ondan sonra küre-i arzın ayakta kalmasının da bir
manası yoktur.
Yine bu açıdan, Kabe'nin yeri ve şekli de çok önemlidir. Onun bu
öneminden dolayıdır ki, bugüne kadar Kabe üzerinde en küçük değişikliğe
izin verilmemiştir. Mesela Efendimiz döneminde Kabe'den olduğu söylenen
fakat imkan olmadığı için onun sınırları içine alınmayan Hatim, Abdullah
İbni Zübeyr döneminde Kabe içine alınınca, "herkes kendine göre bir şekil
verirse, Kabe hiç durmadan şekil değiştirir" gerekçesiyle Emevi döneminde
tekrar yıkılarak eski haline irca edilmiştir.
Kabe ve Cemaatleşme Şuuru
Diğer taraftan Kabe, yeryüzünde gerçek cemaat manasına esas teşkil eden
çok mübarek bir mekandır. Müslümanlıkta her insan, ferdi Müslümanlığı ile
kendi dinini yaşar ve belli ölçüde Allah'ın rızasını kazanabilir. Ancak
ferdi olarak elde edilebilecek bütün kazançlar hep kayıt ve şartla ifade
edilir. Yani bir mü'min, ferdi olarak Cenab-ı Hakk'ın lütuflarına mazhar
olabilir ve cennete girebilir. Fakat kamil manada Cenab-ı Hakk'ın
lütuflarına mazhariyet, ancak cemaatle mümkün olabilmektedir. "Allah'ın
eli onların ellerinin üzerindedir" (Fetih, 48/109) "Allah'ın eli cemaatle
birliktedir" sözleri, İlahi inayetin, hıfzın, kelaetin cemaatle birlikte
olduğunu ifade eden çok önemli iki esastır. Dünyanın dört bir yanından
bütün insanlar, Kabe'ye doğru yönelirken, hep birlikte aynı noktaya
yönelmiş olmanın kazandırdığı bir cemaatleşme şuurunu yaşarlar. Bu ise,
çok önemlidir; Üstad bir yerde, şüphe ve tereddütlere karşı o yöne yönelme
insanda şöyle bir duygu hasıl ettiğini ifade sadedinde: "Nasıl ben şu anda
Kabe'ye yöneliyorum; benimle birlikte dünyanın dörtbir yanından o ebedi
mihraba yönelen milyonlarca insan var ve bunların içinde yüzlerce veli,
asfiya, ebrar da var" der ve bu düşüncelerin insandaki bir kısım vehimleri
izale edeceğini söyler. Bunu, hakka'l-yakin olarak bizzat yaşadığımı
söyleyebilirim; şöyle ki, bir kısım vesveselerin dimağıma hücum ettiği bir
anda, kendi kendime: "Senin bulunduğun şu saf, Kabe'nin etrafında bir
halka teşkil ediyor. Onun arkasında ayrı bir halka, onun arkasında ayrı
bir halka.. ve bu halkalar küre-i arzın son noktasına kadar devam ediyor.
Kimbilir bu safların arasında İlahi esrara açık nice insanlar var ki sen
onların eline su bile dökemezsin" dedim ve üzerimdeki bütün o vehimlerden
sıyrıldım. Evet, esas bu yönüyle de Kabe, adeta manevi iplerle insanları
birbirine bağlayan bir kuvvettir ve Cenab-ı Hakk onu insanlar için bir
kıyam noktası kılmıştır denebilir.
Kabe Merkezli Menasik-i Hac
Burada arz etmeyi düşündüğüm diğer bir husus da, esas şer'i tarifi
içinde Kabe, bir kısım menasikin (ibadetlerin) yerine getirilmesi için,
şeaire esas teşkil etsin diye vaz'edilmiş bir yerdir. Hac menasikinin,
-imamlar arasında ihtilaflı olsa da- üç esası vardır; bunlardan biri de
Kabe'yi tavaftır. Bu açıdan hem Müzdelife'de durmak, hem Mina'da şeytan
taşlamak, hem de Arafat'ta bulunmak sanki Kabe'nin etrafında bir dantela
gibi örülmüş tali nakışlar gibidirler. Biz, adeta her şeyi o amud-i
nuraniye iliştirerek, kulluğumuzu bir dantela gibi örgüleriz. Bu açıdan da
hac farizası, Kabe etrafında örgülenen bir ibadet nakşı gibidir. Bilindiği
gibi hac ibadeti, Müslümanlar arasında yapılan yıllık bir kongre ve bir
kurultay niteliğini taşır. Bu kongrede, eda edilmesi gerekli ibadetlerin
yanında, gözetilmesi gerekli olan meseleler gözetilemediğinden, yeryüzünde
tam bir İslami heyetin oluştuğu söylenemez; söylenemez çünkü hac farizası
için dünyanın değişik yerlerinden gelen insanlar, Arafat'ta, Müzdelife'de,
Mina'da bir araya gelip vazifelerini yaptıkları gibi, âlem-i İslam'ın
kaderini düşünerek evrensel bir kongre akdediyor şuurunda bulunsalar bu
kıyamın çok önemli esaslarından birini daha yerine getirmiş olacaklar.
Bir yerde Üstad'ın da ifade ettiği gibi, namazın,
orucun, zekatın belli bir dönemde aksatılmasından dolayı, beş-altı yıl
cephelerde açlığın, susuzluğun, yoksulluğun sefaletini yaşamanın yanında,
birliğimizin çok önemli bir vesilesi sayılan haccı gerektiği gibi
değerlendiremediğimizden dolayı da, dağınıklığa düşmüş ve devletler arası
muvazenede bulunmamız gerekli olan konumda bulunamamışızdır.
Oysa Cenab-ı Hakk, bu kudsi mekanı adeta bütün insanlığın kıyamı için
çok önemli bir esas olarak vaz'etmiştir. İmam Rabbani'ye mensup önemli bir
kutbun bu mevzudaki hususi bir tespiti vardır.
Şöyle ki o zat, Kabe'yi tavaf ederken, dünyada olan isyanlardan ötürü
Kabe'nin temessül edip yükseldiğini görür. O, kendi kendine: "Bu insanlar
artık Allah'a layıkı ile kulluk yapmıyorlar; bu yüzden ben de mebdeime
yükseliyorum" der ve yükselmeye durur. Bu büyük zat, Kabe'nin eteklerine
yapışır ve etme eyleme diye ağlamaya başlar.. derken ilahi ata kazanın
önüne geçer ve herşey olduğu gibi kalır. Evet, Kabe tavafla, yani kendi
hilkati ile alakalı manayı bulamayınca, "küllü şey'in yerciu ila aslihi;
herşey aslına döner" fehvasınca, kendi aslına avdet edecektir. Bu yüzden
de eğer alem-i İslam için bir kıyam sözkonusu ise, evvela Kabe'nin kendi
değer ve kendi kriterleri ile yeniden duyulmasına, hissedilmesine ve
değerlendirilmesine ihtiyaç vardır.
Hasılı; İslam evrensel ve alemşümul bir dindir. Herkes daha doğarken
mahiyeti ile İslam'a yönelmeye, O'nu anlayıp yaşamaya ve temsil etmeye
müsait olarak yaratılmıştır. Dolayısıyla bu davet, herkese açık bir
davettir. Bu yüzden Cenab-ı Hakk, Hz. İbrahim'e: "İnsanlar arasında haccı
ilan et ki, gerek yaya olarak, gerekse nice uzak yoldan gelen yorgun argın
develer üzerinde sana (Kabe'ye) gelsinler" (Hacc, 22/27) buyurmaktadır.
Görüldüğü gibi bu davet, İslam'ın alemşümul derinliğine uygun olarak,
sadece inananlara değil, "nass" tabiriyle bütün insanlığa yapılmıştır.
Şayet insanlar şartlanmışlıktan başlarını kaldırıp bu rehbere kulak
verselerdi, bu sesi duyacak ve dünyanın dörtbir yanından koşarak oraya
geleceklerdi. Buna siz vicdandaki "nokta-i istinad" ve "nokta-i istimdad"
nazarı ile bakıp, meseleyi Bergson'un sezgisi şeklinde anlayabilirsiniz.
Çünkü vicdan yalan söylemez. Ya da acz ve zaafınızın dili ile bir Kudret-i
Sonsuz'a ihtiyacınız açısından bunu duyabilirsiniz. Siz, böyle bir ihtiyaç
tezkeresi ile müracaata hazırlandığınızda, kulaklarınızda birden bire bu
sesin tınladığını duyacaksınız. Milyonlarca insanın bu davete icabet
etmesinde bu sesin tesiri çok büyük olduğu kanaatindeyim. Kabe'nin bütün
insanlığın kıyamı olma özelliğini de işte burada aramak gerekir.
Kâbe'nin Tavaf Ettiği İnsanlar
İnsanlar Kâbe'yi tavaf ettikleri gibi Kâbe'nin tavaf ettiği insanlar da
vardır. Ben ilk defa fıkıh hocamızdan dinlemiştim. Hoca, bir ders
esnasında şöyle demişti: "Kâbe'ye teveccühe niyet ederken zatına niyet
etmeyiniz; çünkü bazen hakikat-ı Kâbe, yeryüzünde Allah'ın (cc) matmah-ı
nazarı müstesna kimseleri tavaf etmek için orada olmayabilir. Onun için
siz her zaman Kâbe cihetine niyet ediniz." Kur'ân'ın iş'ârı da zaten o
istikamettedir ki, bir âyet-i kerimede: "Yüzünü Mescid-i Haram tarafına
çevir." (Bakara, 2/144) buyurulur.
Kâbe'ye yönelmenin, Kâbe'yi tavaf etmenin, ya da Kâbe tarafından tavaf
edilmenin hakikati ne olursa olsun, ibadet-varlık-Kâbe aynı çizgide, o en
yüce hakikate ulaşmak için yanıltmayan birer vasıta olduklarında şüphe
yok. Siz isterseniz ibadet ve Kâbe'ye, kendi gönül gözünüzden başlayarak,
göz-gez-arpacık nazarıyla da bakabilirsiniz.
Kâbe'de varlığın sırrı, insanda kâinatların mânâsı, kalpte de
ulûhiyetin esrârı gizli olduğuna göre bu çizgide tarassut en büyük
hakikati duymanın en kestirme yolu olsa gerek.
Yazıcıya Gönder
• Giriş • Yukarı • Evlerin Anası • Hacer-ul Esved • Kâbe • Kabe ve Mirac • Kabe ile İrtibatlı Şehirler • Allah Kâbe'yi İnsanlar için Kıyam Kıldı • Kutsal Mekan Kâbe • Harem Hakkında Bilgiler • Kâbe Hakkında • Mekke-i Mükerreme • Metafta Bir Ayet • Vedâ Hutbesi • |