Ağlayan Hurma Ağacı Gövdesi
Asrı saadette Efendimiz mescidinde hutbeleri orada
bulunan belli bir hurma ağacı gövdesine
dayanarak verirdi. Cemaat kalabalıklaşınca yani Müslümanların adedi artınca
marangozlar efendimize cemaati komple görebileceği cemaatin da onu
görebileceği bir minber yapmayı düşündüler. ve yaptılar. Bir müddet sonra bu
hurma ağacı gövdesi aynen ızdıraplı bir
deve yavrusunun çıkardığı ses gibi ses çıkarmaya başladı. Bu sesi
sahabelerden bir çoğu duyuyordu. Efendimiz bir defasında minberden inerek
elini onun üzerine koydu. Ve onunla konuştu. Ona neden ağladığını sordu. Oda
kendisinden ayrıldığı için ağladığını söyledi. Bu olayı Üstad Bediuzzaman
Said Nursi Mektubatında şöyle nakleder.
“Evet,
Mescid-i Şerifte, hurma ağacından olan kuru direk, Resul-i Ekrem
Aleyhissalâtü Vesselâm hutbe okurken ona dayanıyordu. Sonra minber-i şerif
yapıldığı vakit, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm minbere çıkıp hutbeye
başladı. Okurken, direk deve gibi enin edip ağladı; bütün cemaat işitti. Tâ
Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm yanına geldi, elini üstüne koydu,
onunla konuştu, teselli verdi, sonra durdu Şu mucize-i Ahmediye
Aleyhissalâtü Vesselâm, pek çok tariklerle, tevatür derecesinde
nakledilmiştir.
Evet, mucizesi
çok münteşir ve meşhur ve hakikî mütevatirdir. Sahabelerin bir cemaat-i
âlisinden on beş tarikle gelip, Tâbiînin yüzer imamları o mucizeyi, o
tariklerle, arkadaki asırlara haber vermişler. Sahabenin o cemaatinden
ulema-i Sahabe namdarları ve rivayet-i hadisin reislerinden Hazret-i Enes
ibni Mâlik (hâdim-i Nebevî), Hazret-i Câbir bin Abdullahi'l-Ensârî (hâdim-i
Nebevî), Hazret-i Abdullah ibni Ömer, Hazret-i Abdullah bin Abbas, Hazret-i
Sehl bin Sa'd, Hazret-i Ebu Saidi'l-Hudrî, Hazret-i Übey ibni'l-Kâ'b,
Hazret-i Büreyde, Hazret-i Ümmü'l-mü'minîn Ümmü Seleme gibi meşâhir-i
ulema-i Sahabe ve rivayet-i hadisin rüesaları gibi, herbiri bir tarikin
başında, aynı mucizeyi ümmete haber vermişler. Başta Buharî, Müslim, kütüb-ü
sahiha, arkalarındaki asırlara o mütevatir mucize-i kübrâyı tarikleriyle
haber vermişler.
İşte,
Hazret-i Câbir tarikinde der ki: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm hutbe
okurken, Mescid-i Şerifte denilen
kuru direğe dayanıp okurdu. Minber-i şerif yapıldıktan sonra, minbere
geçtiği vakit, direk tahammül edemeyerek, hamile deve gibi ses verip
inleyerek ağladı. Hazret-i Enes, tarikinde der ki: Camus gibi ağladı,
mescidi lerzeye getirdi. Sehl ibni Sa'd, tarikinde der: Hem onun ağlaması
üzerine, halklarda ağlamak çoğaldı. Hazret-i Übeyy ibni'l-Kâ'b, tarikinde
diyor: Hem öyle ağladı ki, inşikak etti.
Diğer bir
tarikte, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etti:
Yani,
"Onun mevkiinde okunan zikir ve hutbedeki zikr-i İlâhînin iftirakındandır
ağlaması."
Diğer bir
tarikte, ferman etmiş:
Yani,
"Ben onu kucaklayıp teselli vermeseydim, Resulullahın iftirakından kıyamete
kadar böyle ağlaması devam edecekti."
Hazret-i
Büreyde, tarikinde der ki: Ciz' ağladıktan sonra, Resul-i Ekrem
Aleyhissalâtü Vesselâm elini üstüne koyup ferman etti:
Sonra
o ciz'i dinledi, ne söylüyor. Ciz' söyledi; arkadaki adamlar da işitti:
Yani,
"Cennette beni dik ki, benim meyvelerimden, Cenâb-ı Hakkın sevgili kulları
yesin. Hem bir mekân ki, orada beka bulup, çürümek yoktur." Resul-i Ekrem
Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etti: Sonra
ferman etti: İlm-i
kelâmın büyük imamlarından meşhur Ebu İshak-ı İsferânî naklediyor ki:
Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm direğin yanına gitmedi. Belki direk
onun emriyle onun yanına geldi. Sonra emretti, yerine döndü.
Hazret-i
Übey ibni Kâ'b der ki: Şu hadise-i harikadan sonra Resul-i Ekrem
Aleyhissalâtü Vesselâm emretti ki, "Direk minberin altına konulsun."
Minberin altına konuldu-tâ Mescid-i Şerifin tamiri için hedmedilinceye
kadar. O vakit Hazret-i Übeyy ibni Kâ'b yanına aldı; çürüyünceye kadar
muhafaza edildi.
Meşhur
Hasan-ı Basrî, şu hadise-i mucizeyi şakirtlerine ders verdiği vakit ağlardı
ve derdi ki: "Ağaç, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâma meyil ve iştiyak
gösteriyor. Sizler daha ziyade iştiyaka, meyle müstehaksınız."
Biz de
deriz ki: Evet, hem ona iştiyak ve meyil ve muhabbet, onun sünnet-i
seniyyesine ve şeriat-ı garrâsına ittibâ iledir.”
EL-TEMR (hurmanın kuru hali)
Hurmanın oluşumunda vardığı son şekle temr denir. Yani
kurumuş, veya diğer bir ifadeyle kuru yemiş haline gelmiş hurma demektir.
Hurma insan bünyesini ayakta tutacak bütün ihtiyacâtı karşılayan unsurları
ihtiva eder. Çok kuvvetli bir gıdadır. Bir kg. etin sağladığı enerjiyi veya
üç kg. balığın sağladığı enerjiyi sağlar.
Modern ilim henüz hurmanın tam teşhisini koymamış veya
koyamamıştır. Eğer koymuş olsaydı bir çok durumda reçeteye hurma yazacaktı.
Çünkü hurma vücuda direnç kazandırıyor bir çok hastalığın önünü alıyor. Göze
fer, dizlere kuvvet oluyor. Baş dönmesi, zihin zafiyeti hazımsızlık gibi
farklı bir çok durumun şifa bulmasına yardımcı oluyor.
Hurma ve İnsan Arasında ki Benzerlik
Hurma ağacı ile insan
arasında sıkı bir benzerlik bağı vardır. Zaten o aynı çamurdan
yaratılmıştır. Dolayısıyla benzerlik veya akrabalık Adem a.s. daha çamurken
başlamıştı. Bu benzerlikleri şöyle sıralayabiliriz.
- İnsanda hurmada
dik ve geniş bir gövdeye sahiptirler.
- İkisinde de erkeklik ve dişilik vardır.
- İkisi de ancak döllenme ile çoğalır. Ve meyve verir.
- İkisinin de kafaları kesildiğinde ölürler.
- İkisinin de kalbi kuvvetli bir darbeye maruz kalırsa
ölürler.
- İnsanın cismindeki kıllar ve saçlar gibi
hurma ağacında da lifler vardır.
- İnsanın şiddetle suya ihtiyacı olduğu gibi onunda
çok bol suya ihtiyacı vardır.
- Ömrü insan ömrü kadardır.
- Yavrulaması insanın yavru adedine denktir.
- Gençlik ve ihtiyarlık yaşları da insanın yaşlarına
benzer
Hurmanın Tarihi
Hurma nın sekiz bin sene önce Hint yarımadasının
batısında yetiştirildiği söylenmektedir.
Aynı zamanda eski mısırda da hurma olduğu araştırmalar
sonucu ortaya çıkmıştır.eski Mısırda evlerin tavanlarını hurma dalları ile
süsledikleri ortaya çıkmıştır.
Firavunlar dönemi figürlerinde hurma temalarının
bulunduğu görülmüştür.Yine firavun reçetelerinde tedavide hurmanın
kullanıldığı tesbit edilmiştir.
Eski zaman Yahudi paralarının da üzerinde hurma
resimleri görülmüştür.
İsa A.S.’ın doğumundan önce hurmanın varlığından Kur’an-ı
Kerim bahsetmektedir. Bazı kaynaklarda Rabbimizin Meryem suresinde Meryem
validemize hurma ağacını sallamasını ve taze hurma yemesini tavsiye
etmesinden yola çıkarak doğum öncesi tüm gıdasının hurma olduğuna
hükmetmektedirler.
Tarih araştırmacıları Irakta da çok eski tarihlerde
hurmanın yetiştirildiğini görmüşlerdir. ve Babil ehlinin (Keldaniler ve
Aşuriler) Hurmayı çok kullandıkları yine tarihi kaynaklarda sıkça
bahsedilmektedir. Bu uygarlıklar tarih öncesi ırakta yaşamışlardır.
Tarih Kitapları İspanya ve Portekizde tarih öncesinde
Hurma’nın ekilip dikildiğinden bahsetmektedir. Abdurrahman El- Dahil
ispanyaya hurma fidelerini getirip sarayının önüne diktirmiştir.
|