|
ÖNSÖZ
Dünyanın her yerinden
olduğu gibi, ülkemizden de her yıl hac veya umre yapmak niyetiyle,
milyonlarca Peygamber aşığı Medine’ye, Efendimizi ziyarete gidiyor.
Medine’de kaldıkları
esnada ya bulundukları mekanın kutsiyetini gereği gibi takdir
edemediklerinden ya da yeteri kadar bilgi sahibi olmadıklarından,
zamanlarını iyi değerlen-diremediklerini, çarşı-pazar gezmelerini,
vitrinlere takılıp kaldıklarını üzülerek müşahede ettik.
Kimi kardeşlerimizin de,
Mescid-i Nebevi’nin kapasi-tesine, kapı, pencere, minare, direklerinin
sayısına; kaç ton demir kullanıldığına dair teknik ve mühendislik
bilgilerine takıldıklarına şahit olduk.
Halbuki; Medine’de
bulunanların vakitlerini çok iyi değerlendirmeleri gerekmez miydi?
Mescidin rûhuna uygun bol bol dua, namaz ve tesbihatla, o bulunmaz
dakikalar değerlendirilemez miydi?
Unutulmamalıdır ki,
Medine’de bulunma sebebimiz, Efendimizdir. Medine’yi, Medine yapan ve
onu değerli kılan, Efendimizin Medine’de olmasıdır…
Bu konudaki eksikliği
tespit ettiğimden, bilgi ve tecrübelerimi, sizlerle paylaşmak istedim.
Buram buram asr-ı saadet
kokan, Peygamberimizden ve güzide ashabından izler taşıyan bu kutsal
mekanları, ansiklopedik bilgi yığınından uzak, Sahabe efendilerimizi de
din kardeşlerime tanıtmak, sizleri Asr-ı saadete götürmek istedim.
İlgili bölümleri
hazırlarken, zaman zaman göz yaşlarıma hakim olamadım. Kaynak eserlerden
yaptığım alıntılarda yer yer eksiltmeler ve sadeleştirmeler yaptım.
Medine kitabımızı
hazırlarken, değerli hocam Mehmet Altan Bey’in bilgilerinden ve
www.altan.info web sitesinden çok istifade ettim.
Ayrıca Mescid-i
Nebevî’nin ve Cennetü-l Bakî’nin ayrıntılı krokisini hazırladım ki
rehbere ihtiyaç duymadan herkes ziyaretini dilediği gibi yapabilsin.
Bu kitabın Hac veya
Umreye giden kardeşlerimize faydalı olacağını ümit ediyor,
ziyaretlerinizin ve dualarınızın makbul olmasını Rabbûl Âlemîn’den niyaz
ediyorum.
İshak AYDOS
Eylül 2006 Ankara
BİRİNCİ BÖLÜM
MEKKE’DEN AYRILIŞ
12 Mayıs 2005
Mekke’de günümüz
tamamlanmıştı.
Otobüsümüz hareket etti.
Son bir kez Peygamberimizin doğduğu evin yanındaki yoldan geçip
giderken, hepimiz yaşlı gözlerle Kabe’ye el sallıyor elveda diyorduk.
Allahım……. Allahım……..
tekrar nasib eyle!
Doymadım Beytine….
Doymadım tavafa……
Doyamadım zemzeme….
Kolay değildi Mekke’den
ayrılmak. Rasûlullah Efendimizde Hicret için Mekke’den ayrılırken dönüp
son bir kez bakmıştı da mahzun bir halde:
“Vallahi, sen Allah’ın yarattığı arzın en hayırlısı ve Allah’a en
sevimli olan kısmısın. Ey Mekke! eğer kavmim beni senden çıkarmasaydı,
senden başka bir belde de ikamet etmezdim”
dememiş
miydi.
Zordu Mekke’den
ayrılmak.
Ne de çabuk geçivermişti
günler.
İçimize daha şimdiden
Kabe’nin hasreti düşmüştü, şimdi daha iyi anlıyordum tekrar tekrar
gelenleri.
Yüreğimizden bir parçayı
Mekke’de bırakıp Medine’nin yollarındaydık.
|