|
2005 Yılında yaptığımız
Umre ziyaretinden üç ay sonra denizde boğulmak üzere olan meslektaşını
kurtaran kendisi kurtulamayıp şehidler arasına katılan manevi kardeşim
Yakup KILIÇ hocamıza.
9 Haziran 2006 tarihinde
göreve giderken trafik kazası sonucu şehid olan ağabeyim Dnz. Ast.
İsmail AYDOS’a
ve kitabı hazırlayana da
dualarınızda yer vereceğiniz ümidiyle…
ÖNSÖZ
Bismillâhirrahmânirrahîm
Hac görevim sebebiyle
Mekke’de otelimizin lobisinde beklerken bir hacı amcamız:
- Hocam, bugün altı gün
oldu, Kâbe’ye gitmedim! dedi.
Şok oldum!
Kâbe, otelimize üç km
mesafede, servis otobüsleri otelin önünde, taksiye binse beş riyale
gidebilir ama hacı amca mazereti olmadığı halde, altı gündür Kâbe’ye
gitmemiş!
Yine başka birgün.
Efendimizin, Hicret
esnasında 3 gece misafir oldukları Sevr mağarasına tırmanıyoruz.
Sevr dağı oldukça dik ve
dinlenerek ancak iki saatte zirveye ulaşabiliyorsunuz.
Dağa tırmanırken,
yorgunluktan nefes nefese kalmış, terlemiş bir Türk hacı amcayla
karşılaştık.
Gözlerini, dağın
zirvesine dikmiş kendi kendine söyleni- yordu:
- Be mübârek! Çıkacak
daha güccük bir dağ yok muydu…!
Bu benim için ikinci
şoktu.
Zira Efendimiz Sevr
dağına gezintiye çıkmamıştı. Bunun bir sebebi vardı. Çünkü Efendimizin
peşinde eli silahlı, gözü dönmüş düşmanlar onu öldürmek için takip
ediyorlardı..
Bu iki olaydan anladım
ki, insanımız bu beldelere gelirken yeteri kadar bilgi sahibi değildi.
Ne buralarda yaptığı
ibadetin faziletini biliyor, ne de Efendimizin hayatından haberdardı.
İster istemez bu beni
düşünmeye sevketti.
Sünnete uygun bir
ziyaret nasıl yapılmalıydı? Neler hissedilmeli, nasıl davranılmalıydı?
Hac ve Umre yolcusunun,
Mekke ve Medine’de bulundukları sürede, hangi ibadetleri yapacaklarını,
nereleri ziyaret edeceklerini, yaptıkları ibadetler ve bulundukları
mekanların fazîletlerini, hatırlatmak istedim.
Kutsal beldelerin
yolcusunun evinden çıkıp, dönünceye kadar neler yaşayacağını, neler
hissedeceğini paylaşmak istedim.
Mekke ve Medine’yi,
Peygamber Efendimiz ve sahabe-siz düşünmek, Efendimize ve onun Ashabına
vefasızlık olurdu.
Kitabımızın bazı
bölümlerine de, sahabe efendilerimizin hayatlarından kesitler
yerleştirdim.
Sizleri, satır
aralarında bazen Hz. Adem (a.s.) dönemine, bazen Hz. İbrahim (a.s.)
dönemine, bazen de Asr-ı Saadet’e götürmek istedim.
Hac ve Umre
ziyaretlerimde, rehberlik sebebiyle biriktirdiğim notlarımı, bu ziyareti
yapacak kardeşlerimize faydalı olur düşüncesiyle derleyip, sâde,
anlaşılabilir bir dille sunmaya çalıştım.
Kaynak eserlerden
yaptığım alıntılarda eksiltmeler ve bazı sadeleştirmeler yaptım.
Bu kitabın, Hac ve
Umre’ye giden kardeşlerimize faydalı olacağını ümit ediyor,
ziyaretlerinizin ve dualarınızın makbul olmasını Rabbûl Âlemin’den niyaz
ediyorum.
İshak AYDOS
Eylül 2006 Ankara
BİRİNCİ BÖLÜM
SON HAZIRLIKLAR
5 Mayıs 2005
O sabah erkenden
kalkmıştım.
Tatlı bir heyecan vardı
içimde. Diyanet İşleri Başkanlığı organizasyonu aracılığı ile Umre’ye
gidecektim. Kutsal beldelere yapacağım bu ziyaret için günlerdir
hazırlan-mıştım. Zaten bir haftadır bir koşuşturmacadır gidiyordu.
Büyüklerimi, eşi-dostu ziyaret, ihram, terlik derken yolculuk
hazırlığımı tamamlamış, bir iki defa da ihram kuşanma provası yapmıştım.
Akşamdan valizimi
hazırlamış, tırnaklarımı kesip, bedensel temizliğimi de yapmıştım.
Dostlar sağolsunlar
uğurlamaya gelmişlerdi. Bir haftadır evimiz dolup dolup boşalmıştı. Tabi
bu arada uykusuzluğa da alışmıştım.
Çoluk çocukla yapılan
sabah kahvaltısından sonra, banyoya girip boy abdesti aldım. Seccademin
başına geçip iki rekat namaz kıldım. Yola çıkmadan önce kıldığım bu
nafile namazın birinci rekatında fatihadan sonra Kâfirûn (Kul
yâ Eyyuhel kâfirûn) suresini, ikinci rekatında ise İhlas (Kul
hu Vallâhu Ehad) suresini okudum.
Namazdan sonra
“Ayete’l-Kürsî”yi okuyup, Allah’a hamd ve Peygamberimize Salavat
getirdikten sonra:
“Allahım, Yolculuğun
meşakkatinden, tasalı, kederli, hoşlanılmayan bir duruma düşmekten, mal,
aile, çoluk çocuğun kötü bir duruma düşmesinden, varlıktan yokluğa,
iyilikten kötülüğe düşmekten sana sığınıyorum.
Allahım! Kendimi,
dinimi, ailemi, yakınlarımı, hepsini sana emanet ediyorum. Bu
yolculuğumuzda bize kolaylıklar ihsan eyle!”
duasını yaptım.
Eş, dost, tanıdıklar ve
komşular sabah uğurlamaya gelmişler. Kimileri de dua edileceklerin
listesini yapıp, tutuşturdular elime. Ev halkı ve misafirlerle
vedalaştık.
Mahallemiz camiinin
imamı Bayram Hocam da gelmişti. Tekbirler ve Salavatlarla evden çıktık.
Yapılan duadan sonra Bayram Hocam:
Çok mukaddes bir yola
gidiyorsun. Meşakkatli ve sabır isteyen bir yolculuk bu. Peygamberimiz,
başka hiçbir ibadet için yapmadığı “Allahım bunu bana kolaylaştır”
duasını bu yolculuk için yapmıştır. Şeytan sizi bu yolculukta rahat
bırakmayacaktır, sabrı elden bırakma!
Hz. Ömer (r.a) Umre’ye
gitmek için Peygamberimizden izin istediğinde Peygamberimiz izin verdi
ve:
“Ey kardeşçiğim, bizi
duanın bir kısmına ortak eyle ve bizi duadan unutma.”
demiş ve dua istemiştir. Evinden çıkıp dönünceye kadar hacının ve
Umreci’nin duası makbuldür, sen de bizleri dualarında unutma diye
tavsiyede bulundu.
Aracımıza binip
havaalanına hareket ettik.
Yol boyunca tekbirler ve
dualar okuyarak havaalanına giderken, seneler öncesine dalıp gittim.
Altı yaşındaydım. Dedem
ve anneannemin hacdan dönüşünü bekliyorduk. Mahşerî bir kalabalık vardı.
Ben, sağa sola bakınıyor, olanları çözmeye çalışıyordum.
Az sonra uçak indi.
Yolcular çıkış salonunda görünmeye başlayınca bekleyenler arasında bir
dalgalanma oldu. Karşılamaya gelenler, yakınlarına kavuşunca hasretle
sarılıp, sarmaş dolaş oldular. Sevinç gözyaşlarıyla ilk defa burada
tanışmıştım.
Sonraları kaç kez
dostlarımı buradan Hac veya Umre’ye uğurladım.
Selamlar gönderip,
helalleşip, kucaklaştıktan ve onlar uçağa binip de, uçak havalanınca,
çocuklar gibi ağlayıp:
Allahım! Bana da nasib
eder misin, bana da nasib et diye yaptığım dualarımı, gözyaşlarımı bir
Rabbim, bir de ben biliyordum.
HAVA ALANINDA
Havaalanındayım.
Yolcular bir bir gelmeye
başladılar. Bu Umre yolculu-ğuna birlikte karar verdiğimiz ve oda
arkadaşlarım Sefa ve Ayhan Beyler de geldiler. Herkeste bir heyecan
vardı. Bu yüzlerinden çok rahat okunabiliyordu.
Uçağın kalkmasına daha
üç saat vardı.
Gidiş salonunda
bekleşirken, oda arkadaşlarımla yolcu-luk için plan yaptık. Bu kısa
zaman diliminde, o kutsal beldelerde; az uyuyacağımıza, az
konuşacağımıza ve az yemek yiyeceğimize dair söz verdik.
- Niye bu kadar erken
geldik diye mırıldananlar var. İçimden “Sabır, mutlaka bir sebebi
vardır” diyorum.
Biraz sonra bu
yolculukta bize rehberlik yapacak Diyanet görevlimiz Yakup bey geldi ve
gruba hitaben:
- “Arkadaşlar, hoş
geldiniz. İnşallah bu umre yolculu-ğunu beraber yapacağız, önce Mekke’ye
gideceğimiz için ihrama burada gireceğiz. İhramlarımızı ve
terliklerimizi hazırlayalım, ihramlarımızı kuşanalım.” dedi.
İhram kuşanmak için
ayrılmış bölüme geçip, ihramla-rımızı kuşanıp, kokular süründük.
Pek çoğumuz acemi
olduğumuzdan biraz da zorlandık.
İhram kuşanma işlemi
bittikten sonra, bagajlarımızı uçağa verdik. Bagaj işlemleri de
tamamlanınca Yakup Hocam, öğle namazı ve ihram namazı için abdest
almamızı, namaz kılmak için ayrılan yerde hazır olmamızı söyledi.
Ayrıca, Mekke’de on beş
günden az kalacağımız için seferi olduğumuzu ve öğle namazının farzını
iki rekat kılacağımızı hatırlattı. Önce öğle namazını, sonra ihram
namazını kıldık.
İki rekat kıldığım ihram
namazının, birinci rek’atında fatihadan sonra Kâfirûn (Kul yâ
Eyyuhel Kâfirûn), ikinci rek’atında İhlas (Kul hu Vallâhu
Ehad) sûrelerini okudum.
Namazdan
sonra topluca Umre’ye niyet yaptırdı. Biz de hep bir ağızdan yüksek
sesle tekrar ettik.
“Allahümme İnnî Urîdül Umrate fe yessir hâ Lî, Vetekabbel hâ minnî.”
“Allahım! Senin rızan
için umre yapmak istiyorum. Onu bana kolaylaştır ve onu benden kabul
eyle.”
Hemen peşinden 3 defa
Telbiyeyi okuduk.
Telbiye:
“Lebbeyk. Allahümme lebbeyk. Lebbeyke Lâ Şerîke leke Lebbeyk. İnnel
hamde Ve’n-ni’mete leke ve’l mülk. Lâ Şerîke lek.”
“Buyur Allahım buyur!
Emrindeyim buyur! Senin hiçbir ortağın yoktur. Emrindeyim buyur!
Şüphesiz hamd sana mahsustur. Nimet de senin, Mülk de senindir. Senin
hiçbir ortağın yoktur.”
Telbiye’den sonra bir
kez tekbir okuduk.
Tekbir:
“Allahü Ekber, Allahü Ekber lâ ilâhe illallâhü vallâhü Ekber. Allahü
Ekber ve lillahil hamd.”
“Allah büyüktür.
Allah büyüktür. Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur. Allah büyüktür.
Allah büyüktür. Hamd Allah’a mahsustur.”
Tekbirden sonra bir kez
tehlil okuduk.
Tehlil:
“Lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerîke leh. Lehul mülkü, Velehul hamdü
ve hüve alâ külli şey’in kadîr.”
“Allah’tan başka
hiçbir ilah yoktur. O tektir. O’nun hiçbir ortağı yoktur. Mülk ona
aittir. Hamd ona mahsustur. O’nun her şeye gücü yeter.”
Tehlil’den sonra bir kez
Tesbih okuduk.
Tesbih:
“Sübhânellâhi, Ve’l hamdülillâhi, Ve lâ ilâhe illallâhu vallâhu ekber.
Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil Aliyyil Azîm.”
“Allah her türlü
noksanlıktan uzaktır. Hamd Allah’a mahsustur. Allah’tan başka hiçbir
ilah yoktur. Allah büyüktür. Bütün güç ve kuvvet, şanı yüce olan Allah’a
aittir.”
Tesbih’ten sonra da bir
kez Salavat-ı Şerîfe’yi okuduk.
Salavat-ı Şerîfe:

Allahümme Salli alâ Nebiyyinâ Muhammed.”
“Allahım!
Peygamberimiz Hz. Muhammed’e Salat ve Selam eyle!”
Yakup Hocam:
- Şu andan itibaren
ihramlıyız ve ihram yasakları da başlamıştır. Şimdi size Suudi
Arabistan’da pasaport yerine kullanacağınız “kimlik kartları”nızı
ve pasaportlarınızı isim sıranıza göre dağıtacağım. Pasaportunu ve
kimlik kartını alan arkadaşlarımız, maliye veznesine gidip “yurt dışı
çıkış harcı”nı yatıracak ve çıkış kapısında sıraya girecek dedi.
Zaman çok çabuk
geçmişti. Uçağın kalkmasına yarım saat kalmıştı ve biz işlemlerimizi
ancak bitirebilmiştik.
Neden üç saat öncesinden
havaalanında olmamız gerek-tiğini anlamıştım.
Çıkış salonundan uçağa
alındık.
Herkes koltuk kapma
telâşındaydı. Bu da ikinci sabır imtihanı, uçağa yerleştikten sonra,
Yakup Hocam “Sefer dua”sını okudu.
“Allah’ın adıyla
(biniyorum). O’nun adıyla yürür, O’nun adıyla dururuz. Şüphesiz Rabbim
çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Bunu bize lütfeden
Allah, her türlü noksanlıktan uzaktır. O’nun lütfu olmasaydı, biz buna
güç yetiremezdik.
Şüphesiz biz
rabbimize döneceğiz.
Allahım!
Yolculuğumuzu bize kolaylaştır. Uzaklığını yakın eyle.
Allahım! Yolculukta
sahibimiz, ailemize vekîlimiz sensin.
Allahım! Yolculuğun
sıkıntılarından, kötü duruma düşmekten, dönüşte malımı ve ailemi kötü
bir durumda bulmaktan sana sığınırım.”
Ve uçağımız havalandı.
Uçağa binmek korkusunu
üzerimden atmıştım. Fakat aklımda bir çok soru vardı.
Suudi Arabistan nasıl
bir yerdi?
Gerçekten çok sıcak
mıydı?
Çöl nasıl dı? Develeri
görebilecekmiydim?
Sonra kendi kendime
“Gidince görürsün, zamanı boşa geçirme” dedim.
Uçakta bildiğim duaları
okudum. Efendimize hediye etmek üzere bolca salavat getirdim.
Üç buçuk saatlik bir
yolculuktan sonra Cidde hava-alanına indik. Uçağa binerken yaşadığımız
telaşı, şimdi de inerken yaşıyorduk. Şeytan üçüncü kez sabır yoklaması
yapıyordu.
Giriş salonundayız.
Pasaport kontrolü ve
giriş işlemleri için sıraya girdik. Eşi ve çocuğu ile gelenler beraber
giriş yapmak zorundalar. Suudî görevliler çok yavaş hareket ediyorlardı
ya da bize öyle geldi.
Yine sabır imtihanı.
Pasaport kontrolü ve
giriş işlemleri bittikten sonra, bagaj telaşı başlıyor. Bagajlarımızı
aldıktan sonra pasaportlarımız görevlilerce toplandı.
Bu esnada bizi Diyanet
görevlileri karşıladı.
Bizlere: “Bu mübarek
topraklara Hoş Geldiniz! Sayımız tamamsa dışarıda otobüsler hazır,
gidebiliriz” dedi. Bu işlemler yaklaşık iki saatimizi aldı. Hava
alanında ikindi namazını eda ettik. Dışarıda bekleyen otobüse bindik.
Yakup Hocam, tamam olup
olmadığımızı listeden isim yoklaması yapıp tamam olduğumuz anlaşılınca,
Mekke’ye hareket ettik.
Hava alanından Mekke’ye
giderken Yakup Hocam bizlere Hac ve Umre’nin faziletini anlattı.
|