|
Makam İmtihanı
Divâneliği ile
mâruf Behlül, bir gün Harun Reşid’in sarayına geldi. Hârun’u tahtında
göremeyince yerine geçip halife gibi oturdu. Derken saray görevlileri
durumu fark edince, “Bre edepsiz deli.” diye birkaç tokat atıp yerinden
alaşağı ettiler.
Patırtı üzerine
hadise yerine gelen Halife, Behlül’ü iki gözü iki çeşme ağlarken bulunca
görevlilere “Nedir, ne oluyor burada?” diye sual etti; onlar da, “Ey
mü’minlerin emiri bu divâneyi sizin yerinize geçip oturmuş halde bulduk.
Edebini takınması için bir iki tane vurduk, ondan ötürü ağlayıp durur.”
cevabını verince Behlül atıldı,
-Hayır ey halife, ben yediğim tokatlara ağlamıyorum; senin halin için
ciğerimi dağlayıp ağlıyorum ki ben ömrümde bir defa bu makâma birkaç
dakikalığına oturduğum için bunca dayak yedim. Sen ise her gün burada
oturmaktasın ve kimbilir ne kadar dayak yemen gerekecektir!
Ömrünü makam sevdâsı ile tüketenlere kıssadan hisse!
Fakirin halinden
Zengin anlarmı?
Nasreddin Hoca bir
gün çift sürmekteydi; derken boyunduruğun kayışı kopuverdi ve işi yarıda
kaldı. Hoca hemen boynundaki tülbendi çıkarıp boyunduruğun yerine sarıp
sarmaladı ve öküzlere “ho” deyip sabana yüklendi. Bir miktar toprağı
sürmeye kalmadı, ince tülbent cayır cayır sökülüp koptu. Hoca hiç
aldırış etmeden yırtık tülbendi eline aldı,
-Sen de gördün işte dedi, “kayış meğer neler çekermiş”
Fukaranın hâlinden bîhaberlere kıssadan hisse!
Dile Hakim olma
Karamanoğlu bir
gece şehrin zariflerini, eşrafını, ahbâbını sarayına davet edip çalgılı,
mezeli, şaraplı, rakslı bir sohbet meclisi kurmuştu. Meclisin geç
saatlerinde içkinin de tesiriyle meclistekilere ihsanlar dağıtıp
gönüllerini hoş etmeğe kalkıştı ve bir has köyünü birbiri ardınca
onsekiz kişiye, sonuncu olarak da Şair Nizâmi Çelebi’ye armağan etti.
Sabah olunca Nîzâmi Çelebi kapıya dayandı, “Sultanım, emrediniz de dün
gece bana ihsan ettiğiniz köyün beratı yazılıp mülknâmesi verilsin!”
deyince Karamanoğlu huzursuz olup pişmanlığa düştü, “Hay Çelebi” dedi,
“dün gece sarhoş haliyle dilime ne gelirse söylemiş bir herzedir
yemişim.” diye verdiği sözden caymaya kalkıştı. Nizâmi Çelebi,
-Hâşâ Sultanım dedi, “dün gece her ne dedinse lutf u ihsânın icâbı
dedin; lâkin herzeyi şimdi yedin!”
Diliyle başı belâdaki herkese kıssadan hisse!
Tarizli konuşma
Haccâc-ı zâlim,
etrafta şen tabiatı, temiz gönlü ve saf haliyle tanınan Kümeyl Bin
Ziyad’ı kendisine alenen hakaret suçuyla yakalatarak, bir hayli
eziyetten sonra huzuruna getirtti,
-Sen dedi, filancanın bağında, falan ve filanla oturup sohbet ederken
benim adım geçince ya Rabbi, sen onun yüzünü karart, boynunu kes ve
kanını dök demişsin; doğru mu bre hain?
Kümeyl korkudan zangıır zangır titreyerek cevap verdi,
-Evet efendim, aynen öyle oldu; bağda otururken tam karşımdaki asma
dalının üstünde bir salkım koruk üzüm gördüm; ona bakarak bu sözleri
söyledim ki maksadım koruğun ahvali idi, hâşâ emire sövmek değildi!
Haccac nükteden hoşlandı ve Kümeyl’i bağışladı. Kezâ!
Hz. Ali'nin Hikmeti
Rivayet olunur ki,
bir gün Hazreti Ali’nin (ra) huzuruna edepsiz, küstah ve kötü sözüyle
mâruf bir adam geldi ve dedi ki,
- Hz. Ebubekir ve Ömer’in halifelikleri esnasında ahali kavga ve
nizâdan, husumet ve cinayetten uzaktı. Halbuki senin ve Hz. Osman’ın
zamanında günümüz hep dövüş-çekiş, kavga ve ihtilâfla geçmektedir?
Hazreti Ali buyurdu,
-Zira ben ve Osman, Hazreti Ebubekir ve Ömer’in yardımcıları idik; sen
ve senin emsâlin ise bana ve Osman’a yardımcı oldunuz!
Tilki ile Keklik
Tilki av için
gezinirken bir keklik gördü ve hemen bir tertip düşünerek onu seyre
daldı. Keklik kendisini hayranlıkla süzen tilkiye, “Hey tilki kardeş,
böyle hayran hayran nereye bakıyorsun?” dedi. Tilki atıldı, “Ey güzeller
şahı, şu senin şehlâ gözlerine, edâlı bakışlarına yandım. Lakin merak
ettim, acaba gözlerini kapatınca da böyle güzel ve çekici oluyor musun?”
Keklik güzelliğiyle mağrur gözlerini kapatınca tilki, çenesiyle kekliğin
boynunu kavradı. Keklik başına geleni anladı ama son bir gayretle
tilkiye,
-Ey bilgili avcı dedi, sana binlerce bravo. Benim gibi bir şahlar
lokması, bir padişah yemeği sana nasib oldu; evvela bu nimete şükret de
beni öylece ye!
Tilki, “keklik doğru söylüyor” diye düşündü ve şükretmek için ağzını
açınca keklik uçup yüksekte bir dala ilişti. Tilki esefle, “Lanet olsun
nimeti yemeden şükredene!” diye hayıflandı. Keklik de, “Lânet olsun
uykusu gelmeden gözünü yumana!” cevabını verdi.
Yukarı • Karınca • Kıssadan Hisse 2 • Kıssadan Hisse 3
Sitenin diğer bölümleri
|