Mehmet ALTAN Web Sitesi

  Hilye-i Şerif

 

Hilye-i Şerif

Daima düşünceliydi... Susması konuşmasından uzun sürerdi.. Lüzumsuz yere konuşmaz; konuştuğunda ne fazla, ne eksik söz kullanırdı...

Dünya isleri için kızmazdı..Kendi sahsı için asla öfkelenmez ve öç almazdı.

Kötü söz söylemezdi.
Affediciliği tabii idi. İntikam almazdı.
Düşmanlarını sadece affetmekle kalmaz, onlara şeref ve değer de verirdi.

Kendisini üç şeyden alıkoymuştu:
Kimseyle çekişmezdi.
Çok konuşmazdı.
Bos şeylerle uğraşmazdı.
Umanı umutsuzluğa düşürmezdi.
Hoşlanmadığı bir şey hakkında susardı.
Hiç kimseyi ne yüzüne karsın ne de arkasından kınar ve ayıplardı.Kimsenin kusurunu araştırmazdı.
Kimseye hakkında hayırlı olmayan sözü söylemezdi.
Yanında en son konuşanı ilk önce konuşan gibi dikkatle dinlerdi.
Bir toplulukta bulunduğu zaman bir şeye gülerlerse, oda güler; bir şeye hayret ederlerse, o da onlara uyarak hayret ederdi.

Gerçeğe aykırı övgüyü kabul etmezdi.
Her zaman ağırbaşlıydı.
Konuşurken çevresindekileri adeta kuşatırdı.
Kelimeleri,parıldayan inci dizileri gibi tatlı ve berraktı.
Yürürken beraberindekilerin gerisinde yürürdü; Ayaklarını yerden canlıca kaldırır, iki yanına salınmaz, adımlarını geniş atar, yüksek bir yerden iner gibi öne doğru eğilir, vakar ve sükunetle rahatça yürürdü.Kapısına yardim için gelen kimseyi geri çevirmezdi.

Bir gün kendisinden yasça küçük bir dostunun omuzlarından tutarak söyle demişti: "Sen dünyada garip bir kimse yahut bir yolcu gibi ol!"
Her zaman hüzünlü ve mütebbessim bir haletle dururdu.
Adet üzere sarf edilen hiçbir kötü sözü ağzına almamıştı.
Sıkıntılı hallerinde kabalaşmaz, bağırmazdı.
Fakirlerle birlikte yerdi; öyle ki onlardan ayırt edilemezdi.
Önüne ne konulursa yerdi.
Sade kıyafetler giyer, gösterişten hoşlanmazdı.
Konuşurken yüzünü başka tarafa çevirmez, bulunduğu mecliste ayrıcalıklı bir yere oturmazdı.
Sabahları evinden çıkarken söyle derdi: "İlahi, doğru yoldan sapmaktan ve saptırılmaktan, kanmaktan ve kandırılmaktan, haksızlık etmekten ve haksızlığa uğramaktan, saygısızlık etmekten sana sığınırım."

Sıradan değildi; ama sıradan insanlar gibi yaşardı.

(ALEYHÍSSALATU VESSELAM)

Mescidde Bevleden Şahsa Karşı Tutumu

 

Buharî, Müslim, şu vak’ayı naklediyorlar: “Bir gün Allah Resûlü mescidde oturuyorlardı. Bir bedevi içeriye girdi; ihtimal Efendimize bir şeyler sorup öğrenecekti. Fakat bu adam gitti ve mescidin bir tarafına idrar etmeye durdu. Oradakiler, مَه مَه diye müdahele etmek istediler. (Arapça’da bu, ‘dur, yapma!’ demektir.) Allah Resûlü “Adamı bırakın ve idrarını kestirmeyin.” buyurdu. O bir bedevi idi. Kalkıp onu dövebilirlerdi. Ne var ki, bedeviye karşı böyle bir muamele de bedevice olurdu. Allah Resûlü’nün ashabı bedevi değildi. Sonra buyurdular ki: “Gidin bir kova su getirip idrarın üzerine dökünüz; su o pisliği alır götürür orası da temizlenir.”[1]

Evet, bidayette, büyük çoğunluğu itibarıyla, caminin içine bevledecek kadar böyle bedevi ve vahşiydi. İşte bu bedevi insanlardan, o ideal cemaati çıkarmıştı. Kimbilir belki de o bedevi, Tarık bin Ziyad, Şurahbil bin Hasene veya Ukbe’nin babasıydı...

 Diğer sayfalar

Giriş • Yukarı • Savaşları • Hilye-i Şerif

Sitenin diğer bölümleri

Giriş • Haremeyn "Mekke ve Medine" • Hurma • Peygamberimiz • Sahabe • Pırlanta Sayfalar • Arap Dünyası • Sorular Cevaplar • Arama ve İnternet • Dua • Ezanlar • Kültür • Kıssadan Hisse • Medya • İnsan Vücudu • Güzel Sözler • Hat Sanatımız • Sizden Gelenler • Haberler • Basında Çıkan Makaleler • Ziyaret Defteri

Sitemizin Bütün Sayfaları 1024/786 çözünürlükte hazırlanmıştır
En iyi görünümü İE 5.5 ve üstü ile elde edebilirsiniz.