Mehmet ALTAN Web Sitesi

  Ölçüler 2


  • Bütün ömürlerini beden ve cismaniyetin mahbesinde geçirenler, bir girdabın etrafında dönüyor gibi, her an biraz daha gayyâlara doğru kayar ve hep esfel-i sâfilîne doğru sürüklenirler.
  • İnsanlarda mükemmelliğin en derin buudu kötü kimselerle bile geçinmektir.
  • Hayatlarını ruhun enginliklerinde, kalbin derinliklerinde ve her zaman vicdan eksenli sürdürebilenler, yer yer tabiatlarının bir yanındaki tümseklere, fıtratlarının çevresindeki dikenlere takılsalar da, hep a'lâ-yı illiyyîne doğru yürürler.
  • İnsanlar "dâhi" olacaklarına meşveret insanı olmaları daha bereketlidir...
  • Sevgi sancağının gidip önünde dalgalandığı kaleler, kan dökülmeden fethedilmişlerdir.
  • Ehlullah hakkında olumsuz söz söylemek insana Allah'ın en büyük mekridir. Cenab-ı Allah bir kimseyi yerin dibine batırmak isterse, onu evliyaullaha düşman yapar.
  • Kendi düşüncelerini değerlendirmeye arz etmeyen, kapalı ve başkalarının fikirlerine de saygılı olmayan biri, üstün bir fıtrat, seviyeli bir dimağ, hattâ dâhi bile olsa; her düşüncesini meşverete arz eden sıradan ve düz bir insana göre daha çok yanılmalara maruzdur.
  • İş ve plânlarında kendi fikirleriyle yetinen, hattâ onları zorla diğer insanlara da kabul ettirmeye çalışanlar, önemli bir dinamizmi elden kaçırdıkları gibi, çevrelerinden de sürekli nefret ve istiskal görürler.
  • Şûrâyı önemsemeyen bir toplum tam mü'min sayılamayacağı gibi, onu uygulamayan bir cemaat de, kâmil mânâda Müslüman kabul edilmemiştir.
  • Bir müteşebbisin herhangi bir işinde en güzel neticelere ulaşmasının ilk şartı meşveret olduğu gibi; onun kendi gücünün kat kat üstünde önemli bir kuvvet kaynağına sahip olmasının yolu da yine meşveretten geçer.
  • Şûrâ, ilk mîrasçılar gibi günümüzün kutsileri için de en hayâtî bir vasıf, en esaslı bir kuraldır.
  • Herhangi bir işe teşebbüs etmeden evvel, her türlü danışma ve araştırma yapılmak sûretiyle, sebepler bazında ve tedbir plânında kusur edilmelidir ki, neticede kaderi tenkit ve çevreyi suçlama gibi, musîbeti ikileştiren zararlı davranışlara girilmesin.
  • İdareci; siyaset, idare, teşrî ve toplumla alâkalı daha pek çok meselede istişârede bulunmakla; idare edilenler de, kendi görüş ve düşüncelerini idarecilere bildirmekle sorumludurlar.
  • Ferde-topluma, devlete-millete, ilme-maarife, iktisâdiyâta ve içtimâiyâta ait meselelerin çözümünden önemli misyon ve vazife şûrâya aittir; tabiî bu meseleler hakkında mânâsı açık "nass" mevcut değilse...
  • En akıllı insan, meşverete çok saygılı ve başkalarının düşüncelerinden de en çok yararlanan insandır.
  • İyiden iyiye düşünülmeden ve başkalarının fikirleri, tenkitleri alınmadan fert ve toplumla alâkalı verilen kararlar, çok defa hüsran ve fiyasko ile neticelenmiştir.
  • Allah Rasûlü (sav), hayât-ı seniyyelerini vahyin aydınlığında sürdürüyor olmalarına rağmen, meşveretle memur olduğunu da ortaya koyuyor; bununla idarecilere sorumluluklarını hatırlatıyor, idare edilenlere de düşüncelerinin değerlendirilmesi fırsatını veriyordu.
  • Efendimiz (sav); hakkında nass vârid olmayan her meseleyi, kadın-erkek, genç-ihtiyar herkesle istişâre ederdi. Bu itibarla da, değişik sahalarda onca ilerlemeye rağmen, meşveret mevzuunda o gün ulaşılan noktaya henüz ulaşabildiğimiz söylenemez.
  • Kur'ân'a göre istişare, mü'min bir toplumun en bariz alâmeti ve İslâm'a gönül vermiş bir cemaatin de en önemli hususiyetidir.
  • Önü-arkası düşünülmeden içine girilmiş nice işler vardır ki, iki adım ileriye götürülememiş olmanın yanında, müteşebbislerin de itibar kaybetmeleri ve inkisârları ile sonuçlanmıştır.
  • Herhangi bir işe azmetmeden evvel, âkıbet güzelce düşünülmez, bilgi ve tecrübe sahipleriyle de görüşülmezse, sonuçta hayâl kırıklığı ve nedâmet kaçınılmaz olur.
  • Hayatını birinci faslı bir lütuf ve ihsan, ikinci safhası ise, irâde, plân ve Hakk'ın emirleri çerçevesinde hassasiyetle üzerinde durulup işlenecek bir harman mesabesindedir.
  • İnsan, bütün meleke ve istidatlarıyla yontulmamış bir mermere benzer. Heykeltraş, hayâlindeki plâna göre mermeri kesip, biçip şekillendirdiği gibi, insanoğlu da, kendi ruhunun heykeltraşı olarak eline verilen programa göre, ona ikinci bir varlık kazandırıp, vicdanındaki sırrı onun simâsına nakşedebilir.
  • İnsan, kendine verilen irâde, his, şuur gibi ahlak ve karakterinin oluşmasına vesile olabilecek ilk mevhibelerini değerlendirip Yaratan'ın emirleri istikâmetinde kedini sık sık yenilemezse, "kendi olarak" kalması bir yana, bozulup gitmesi mukadder demektir.
  • Her vâdirat bir kısım zahmetle elde edilmekte, her nimet bir külfet mukabili verilmekte ve maddi-manevî her muvaffakiyet de bir düzine mahrumiyetlere bağlı cereyan etmektedir.
  • Yüksek mefkûrelere gönül verememiş, kendini ulvî gayelere göre ayarlayamamış, basit düşüncelerin karanlık ve zıtlarla dolu atmosferinden çıkamamış; zihniyet, görüp duyduğu, okuyup düşündüğü şeylerle yeniliklere ulaşamamış ve insanlara karşı içindeki iştiyak ve sevgi ateşini körükleyip coşturamamış ham ruhlar, hayatta olsalar dahi diri sayılmazlar.
  • Hayatın kendisi de, insanoğluna bahşedilen büyük nimetlerdendir. Hayata gelmek veya gelmemek, insanî hüviyette varlığa ermek veya ermemek elimizde değildir; ama onu değerlendirmek ve bu sihirli nimetlerle iki âlemin mutluluğunu elde etmek, iradelerimize bağışlanmış ilâhî bir armağandır.
  • Hayatın bütün bütün girifleştiği, dünyanın globalleştiği ve her problemin bir dünya problemi hâline geldiği günümüzde, İslâmî mânâ, ruh ve ilimlerin yanında, Müslümanlar için çok defa maslâhat sayılan diğer ilim, fen ve teknikle alâkalı konuları bilen kimselerin de meşveret heyeti içinde bulunmaları şarttır.
  • Şûrâ, mevcut problemleri çözmekle meşgul olur; muhtemel hâdislerle alâkalı tahminî kararlar üzerinde fazla durmaz.
  • Hikmet; ilim, hilm, mânâ-yı nübüvvet anlamlarına geldiği gibi, eşyanın perde arkasına ıttılâ, halka kapalı olan şeyleri ferâset nûruyla görüp sezme; ferdî ve içtimâî problemleri çözebilme istidat, kabiliyet ve fetânetî mânâlarına da hamledilmiştir ki, her zaman erbabı az, değeri yüksek bir vasıf olarak görülmüş ve kabul edilmiştir.
  • Allah Rasûlü (sav), kendi içtihatlarına rağmen çoğunluğun görüşüne uyarak Uhud'a çıkmış, sora da evvel ve âhir, hatalı da olsa, ekseriyetin içtihatlarıyla alâkalı hiçbir beyanda bulunmamıştır.
  • Peygamber Efendimiz'in (sav) hayat-ı seniyyeleri yakından takip edildiğinde, vahyin sınırları dışında kalan her mesele ve her problemin şûrâdan geçirildiği ve ma'şerî vicdana arz edildikten sonra icrâya konduğu görülür.
  • Meşverette her zaman icmâ olmayabilir; herkesin görüşünün tek bir noktada toplanmadığı durumlarda, ekseriyetin düşünce ve kanaatine göre amel edilir.

     

Diğer Pırlanta sayfaları okumak için aşağıdaki linkleri tıklayınız

• Giriş • Yukarı • Muhtelif Pırlantalar • Ölçüler • Ölçüler 2 • Pırlanta Sayfa 1 • Pırlanta Sayfa 2 • Pırlanta Sayfa 3 • Pırlanta Sayfa 4 •

Sitemizin Bütün Sayfaları 1024/786 çözünürlükte hazırlanmıştır
En iyi görünümü İE 5.5 ve üstü ile elde edebilirsiniz.