Evet, bana
göre Rasulullah'ın o şanlı Ashabının
rengine boyanmak gerektir.
(Fasıldan fasıla 3 S/155)
Evet huzurda bulunmak çok
önemlidir.Ancak huzurunda bulunulan zata göre insibağ (boya)
farklılık arzeder. Büyüklerin kendilerine göre birer atmosferi
vardır. insan o atmosfer içine girdiğinde ayrı bir iklime, ayrı bir
buuda ulaşmış gibi olur.
Sohbetindeki insibağ
(boya) açısından en büyük zirveyi
Efendimiz tutmuştur. Onun içindir ki,
onun sohbetiyle yetişmiş sahabeye bir başkasının sohbet halkasında
yetişenlerin ulaşması mümkün
değildir.
Sahabe-i
kiramın hayatlarını konu alan eserleri sıkça okumak ve okunanları
tatbikte kararlı olmak. Bu husus, bizim metafizik gerilim içinde
bulunmamızı temin edecek ve Sahabe şuurunu kazanmamızda bizlere hep
ışık tutacaktır. Çünkü onlar misaldir. Efendimiz (sav), Sahabeyi
gökteki yıldızlara benzetmiş ve “Hangisinin atmosfer ve kudsî
cazibesine girseniz bana ulaşırsınız” işaretinde bulunmuş ve onların
birer hidayet meş’-alesi olduklarını söylemiştir. Sahabenin
hasbiliği, feragati, diğergâmlığı, derdi, ızdırabı, çilesi ve bütün
bunların yekûnunu çerçeveleyen şuuru, öğrenilmedikçe, onlar gibi
olma, onlar gibi davranma elbette imkânsızdır. İsterseniz, bir
Abdullah b. Cahş ile, bir Sa’d İbn Rebi’ ile, hayatına sadece bir
buçuk sene Müslümanlığın girdiği İkrime b. Ebî Cehil’le veya amcası
İbn Hişam’la hayalen münasebete geçip, onların insanî normları aşan
imân ve aksiyonlarında arz etmeye çalıştığım hususların icmalini
görebilirsiniz. Öyle zannediyorum ki, hemen içinizde zincirleme
“keşke”lerin uyandığını hissedecek ve “keşke ben de bir Mus’ab, bir
İbn Cahş, bir Hamza, bir İkrime, bir İbn Hişam.. olsaydım”
diyeceksiniz. Hele onlardan bazılarının cehennemin kenarında
dolaşırken her nasılsa hayatının son faslında “bismillah ya Allah”
deyip birkaç dakikalığına Müslümanlık içine girip, bir solukta
cennetin zirvelerine ulaştığını görünce kendinizden geçecek ve yine
bir “keşke” ile inleyerek onlardan biri olmayı isteyeceksiniz. Öyle
sanıyorum ki bütün bunlar, sizde Sahabe şuurunu mayalayacak ve bu
hisler sizleri hep coşturacaktır.
Sahâbe-i kirâm,
İslâm’a sahip çıkmanın çok pahalı olduğu bir zamanda sâhip çıktı.
Bugün de pahalıdır bu iş ama çok daha pahalı olduğu öyle zamanlar
olmuştur ki, bir beldede bu mes’eleye sahip çıkan bir mü’min,
Akif’in:
“Nerde yârânım
diyorken ben, bülend âvâz ile
Nerde yârânım diyor
vâdi, beyâbân, kûhsar” beytinde ifade ettiği yalnızlık içindeydi.
Sahâbe-i kirâm, bundan da öte bir yalnızlık ve bir vahşet içinde
Allah’ın dinine ve peygamberine sahip çıktılar. Hem öyle bir zamanda
ve öyle şartlar altında sahip çıktılar ki, Muhyiddîn İbn Arabî’nin
Müsâmeretü’l-Ebrâr’ında naklettiğine göre, Hz. Ebû Bekir, Hz. Ebû
Ubeyde İbn Cerrah’a, Hz. Ali’ye ulaştırması için söylediği şu
sözler, onu tasvire yeter zannediyorum: “Ya Ali, sen çocuktun;
sağını solunu daha bilmiyordun. Biz, ölümü birkaç defa göze almadan
sokağa çıkmaya cesaret edemezdik; çıkarken de başımızda kılıçların
kavis çizeceğini düşünürdük. Zağlanmış hançerlerin bağrımıza
saplanmasını hesaba katmadan kimseye “Allah birdir” diyemezdik.”
Bu seviyede,
bu buudda İslâm’ı tanımış ve yakalamıştı onlar .. ve bir hamlede
gözleri açılmıştı ötelere. Meselâ, bir defasında Haris b. Mâlik,
mescidde yatıyordu. Allah Rasûlü (sav), kendisini ayağıyla dürtüp
uyandırdı. Her sahâbînin dediği gibi: “Anam, babam sana fedâ olsun,
bir emriniz mi var yâ Rasûlallah?” dedi. “Nasıl sabahladın?” diye
sordu Efendimiz (sav) ona. Hâris (ra): “Hak mü’min olarak
sabahladım; hak mü’min olarak kendimi idrak ediyorum” cevabını
verdi. Efendimiz’in (sav):“Her hakkın, bir hakikati vardır; peki
senin bu imânının hakikati nedir?” sorusuna da:“Gündüz oruç tuttum;
gece de sabaha kadar Rabbimin karşısında kemerbestei ubûdiyet içinde
büklüm büklüm oldum yâ Rasûlallah... Şu anda öyle bir ruh hâleti
içindeyim ki, Rabbimin arşını, ehl-i cennetin ferih-fahûr cennette
sağdan sola gidip gelişini görür gibiyim” karşılığında bulundu.
Allah Rasûlü (sav) de, şöyle mukabele etti ona: “Sen öyle bir
insansın ki, tepeden tırnağa iman kesilmişsin.”186 İşte onlar,
Allah’a (cc) bu derece yaklaşmıştı ve Allah da, bir kudsî hadisinde
ifade ettiği gibi onların, gören gözleri, işiten kulakları, konuşan
dilleri, tutan elleri olmuştu.
Yazıcıya Gönder
Sitenin
diğer bölümleri
• Giriş • Yukarı • Haremeyn "Mekke ve Medine" • Hurma • Peygamberimiz • Sahabe • Pırlanta Sayfalar • Arap Dünyası • Sorular Cevaplar • Arama ve İnternet • Dua • Ezanlar • Kültür • Kıssadan Hisse • Medya • İnsan Vücudu • Güzel Sözler • Hat Sanatımız • Sizden Gelenler • Haberler • Basında Çıkan Makaleler • Ziyaret Defteri • |