|
İnsanı, maddî sebepler itibariyle
Allah'ın sıyanetinden (koruması) çıkarabilecek bazı hâller vardır. Meselâ
erkekler için cünüp olma hâli buna örnek sayılabilir. Bu hâlden kurtulmak
iradî olduğu için, insanın yıkanmasını tehir etmesi, İlâhî sıyaneti
inkitaya uğratabilir. Onun için bu hâli fazla uzatmamak ve hemen o hâlden
kurtulmak gerekir. Zira bu, hadisin ifadesiyle kanın aktığı mecrada
dolaşan şeytan ve emsali varlıklar için en müsait bir zemin ve vasattır.
Kadınlara gelince; şerir mahlukların musallat olması, genelde onların
hayız ve nifas dönemlerine rastlar. Bu dönemde kadınların kendilerini
korumaları meselâ, namaz abdesti alarak, namaz kılamasalar dahi vakit
içinde namaz kılınacağı süre seccade üzerinde kıbleye müteveccih olarak
oturmaları öteden beri tavsiye edilen bir husustur.
Konumuzla alâkalı olmasa da
ayrı bir husus da şudur; Üstad, ruhlarla ilgili mevzuyu anlattığı yerde,
ruhların cismaniyete ait hususları temâşâ için bazı şekillere
girebileceğinden bahseder. Bu reankarnasyon demek değildir. Belki insanın,
ruhun girdiği o şeklin -meselâ akreb veya yılanın- hususiyetlerini duyması
demektir. Şimdilerde hayal mahsulü kurgu filmlerde yerini bulan bu şey,
aslında bir yönüyle hakikatın ifadesidir
|
|
Evet, kâfi ve vâfidir. Dün bizim söylediğimiz bu söz, bugün herkes
tarafından söylenir olmuştur. Batı yeni yeni ihtidâ hâdiseleriyle bunun
açık bir delîlidir.
Bir fabrikanın çalışma sistemini, onu kurup yapandan daha iyi kim
bilebilir. En basit bir elektronik âletin dahi çalışma şeklini bir bilene
danışıyorsunuz. İnsanı yaratan kim ise onun gerek ferdi gerekse içtimâ?
yaşama tarzını en iyi bilen o olacaktır. İnsanı Allah yaratmıştır. Öyleyse
insan için en geçerli sistem de O'nun gönderdiği sistemdir.
Bugün bu realite herkes tarafından kabul ediliyor, zira, beşer eliyle
ortaya konan bütün sistemler bugün iflâs etmiştir. Geçici muvaffakiyetleri
onların devamlı kalmalarına yetmemiştir. İşte tarihte görülen en meşhur
beşerî sistemlerden Feodalizm, Kapitalizm, Sosyalizm ve Komünizm bir biri
ardınca hep yıkılıp-gitmiş ve arkada bir sürü feryad-u figân
bırakmışlardır. Halbuki İslâm ilk kurulduğu günden beri özünden hiçbir şey
kaybetmeden bugünlere gelip ulaştı.
Batı, bu işin farkındadır. Bizim gönderdiğimiz mürşit ve mübelliğler
Batı dünyâsının birçok yerinde hüsnü kabul görmektedir. Kilise amfileri
âdeta İslâm'a hizmet eder hâle gelmiştir.
Dünyâ yeniden bir İslâm anlayışına hazırlanıyor. Bugün altından
kalkılamayan problemlerin ancak İslâm ile halledileceği kanâatı oldukça
yaygındır.
Fazilet odur ki düşmanlar dahi kabul ve itirâf etsin. İşte bugün o
merhaleye gelinmiştir ki, düşmanlar dahi verdikleri beyânatlarıyla bu
hakîkatı kabullenmiş görünmektedir. Bugün Avrupa'da, İslâm'ı kabûl ettiği
halde, çevresinden endişe ettiği için, bunu açıklamayan pek çok insan
vardır. Ve bunların ekseriyeti de kilise mensuplarıdır.
Sonra bu gibi sorulara müşahhas misâl vermek için bütün meseleleri
teker teker sayıp İslâm'ın o meseleleri nasıl hallettiğini bir bir
göstermek gerekir. Bu da birkaç ciltlik eserle ancak mümkün olacaktır.
Soru-cevap faslında böyle bir mevzûu derinlemesine tahlil elbette ki
imkânsızdır. Ayrıca onlar, İslâm'ın hangi meseleyi halledemediğini
göstermeliler ki, biz onun cevabını vermiş olalım. Onlar mücerret
sordukları için bizim cevabımızda mücerret olacaktır. Cevabı herkese
müsellem olan bir mesele hakkında esasen daha fazla söz, hem isrâf hem de
abesle iştigâldir. İslâm ise isrâf ve abes işi asla tasvip etmez. |
|
Evet, Allah nasıl hareket edeceğimizi biliyor, bununla beraber imtihan
etmek için dünyaya gönderiyor, tâ sırtımıza yüklediği mükellefiyetlere
istidat ve kabiliyetlerimizi inkişaf ettirelim. Evet, O bizi yaratırken,
tıpkı madenler gibi yaratmıştır. Bakır madeni, kömür madeni, demir madeni,
altın madeni, gümüş madeni.
Bunu, her şeyi var edip geliştiren Rabbimiz olarak yapmış. Nasıl bir
sanatkârın mimarî ve estetik gibi kabiliyetleri, mehâretleri olur. Ve o,
bu sanat eseriyle görünüp bilinmeyi arzu eder. Aynen onun gibi; Cenab-ı
Hakk'ın da birçok isimleri ve bunların tecellîsi olarak sanatları vardır.
İşte, bu çeşit çeşit sanatlarını insanların nazarlarına arz etmek için, bu
meşhergâhı açarak gizli güzelliklerini izhâr buyurmuştur.
Daha açık ifadesiyle, kömür madeninde isimler nasıl tecellî ediyor;
demirde, altında, gümüşte nasıl kendisini gösteriyor; sonra insanın
müdâhalesi ile som altında, som gümüşte; mamûl demirde nasıl tecellî
ediyor. Ve, bir adım atmakla, kömürün elmas olmasında nasıl kendisini
göstereceğini nazarımıza arz etmek için, çeşitli derece ve kademelerde
isimlerinin cilvelerini sergiliyor ve böylece, kendisini tam
tanıyabilmemize, tam bir fikir edinmemize imkân veriyor. Evet, her şeyi
yapan Odur. Hem de, her şeyden binlerce meyve verdirerek...
Neticede onun bu icraatıyla insanlar tasaffi ediyor, saflaşıp
berraklaşıyor ve cennete ehil hâle geliyor. Yani maddenler altın oluyor,
elmas oluyor; gümüş oluyor. Bu hususta Efendimiz (sav) bir hadis-i
şeriflerinde şöyle buyuruyorlar: "İnsanlar tıpkı maden gibidirler.
Câhiliyede hayırlı olanı, İslâmiyet'te de hayırlıdır. Yani, câhiliyede
izzetli, onurlu Ömer, İslâmiyet'te de, vakârlı, ciddiyetli, gönül sahibi,
azametli ve aziz ÖMER... Birinde, oldukça sert, oldukça haşin ve
istediğini yaptırtan; öbüründe tevâzu kanatlan yerlere kadar ve insanların
ayağının altında; fakat kâfirlere, fâcirlere karşı azîm, cesim bir Ömer!..
Câhiliye devrinde maden olarak nasılsa İslâmiyet'te de öyle.. Onun için
atak, canlı, kanlı insanlar gördüğümüzde arzu ederiz ki, Müslüman
olsunlar... Çünkü câhiliyede aziz olan, İslâm'da da aziz olacaktır.
İslâm insan unsuru olan bu madeni ele alır. Yoğurur; olgunlaştırır; som
altın hâline getirir. Sahabi böyle som altın hâline gelmişti. Sonraları,
değer ve ayar düşmeye başladı. 22 ayar, derken 21, 20, 18, 17, 15...
Yirminci asırda Müslümanlar arasında 1 ayara kadar düşenler de oldu. Evet
bu asır, o kadar cürûfu, züyûfu fazlalaşmış bir asır!..
Demek ki biz, dünyada imtihana tâbi tutuluyoruz, tasaffî edelim... Bu
arada Allah (cc) ne yolla sâfileşeceğimizi biliyor da bizi imtihana tâbi
tutuyor. -Hâşâ- O bilmediği şeyi bizden öğrenmek için değil. Yani O, bizi
bizimle imtihan ediyor. Daha doğrusu biz kendi kendimizle imtihan
oluyoruz.
Evet, biz ceht ve say ettiğimiz, tasaffî etme yolunda bulunduğumuz;
demir madeni isek demir olma; altın madeni isek, altın olma sevdâsına
tutulup yoluna girdiğimiz.. evet, böyle bir gayretimiz olduğu takdirde
Rabbimizin ezelde bildiği şeyin ortaya çıkmasına vesile olmuş bulunacağız.
Ve, işte biz, bunlarla kendi kendimizi imtihan edip Onun Yüce huzuruna
kendi durumumuzla çıkacağız. Kurân'ın ifâde ettiği gibi "O gün onların
elleri ayakları -ilâve edelim,- gözleri kulakları, dilleri, dudakları
aleyhlerinde şehâdet edecek." Sen de bunu biliyorsan kendi kendinle
imtihan olduğunu anlarsın. Allah (cc) senin durumunu -hâşâ- öğrenmek için
imtihan etmiyor. Bilâkis seni sana gösteriyor ve seni, seninle de imtihan
ediyor.
Her şeyin iyisini O bilir.
|