BEN HASAN'IN BAĞIRSAĞIYIM
Prof.Dr. Arif Sarsılmaz
Hasan! Şimdi bana kızacaksın "Durup dururken sen de
nereden çıktın? Başka kendisini anlatacak kimse kalmadı mı?" "Uzun bir
hortumdan başka nesin ki?" diye çıkışmadan önce sana dikkatli davranmanı
tavsiye ederim. Benim içimdeki zâhiren çirkin görünen kıvamlı maddeye veya
son kısımlarımdaki dışkılara bakıp da, yüzünü buruşturma!. Şunu bilmelisin
ki, senin kalbin de, böbreğin de, karaciğerin de, beynin de ben olmasam
çalışmaz!!!. "Haydi!.. Şimdi çok attın, bu kadar da mübalâğa yapma!! Alt
tarafı basit bir hortumsun!!! Hiç kalbim, böbreğim, karaciğerim sana
muhtaç olur mu?!" diyebilirsin, ama önce beni bir dinle, bakalım sonra
yine aynı fikirde olacak mısın?
Hasancığım! Beni anlaman için önce sana canlılara ait şu temel prensibi
söyleyeyim: Bütün canlılık hâdiseleri ve tabiatta cereyan eden bütün
hayat" fonksiyonlar, muhakkak bir enerji kullanımıyla yürütülür. Bir canlı
sisteme enerji girmezse, hiçbir metabolizma faaliyeti ve hayat" fonksiyon
yerine getirilemez. Tıpkı benzini olmayan bir otomobilin yürümemesi gibi.
Otomobilin motoru, aküsü, karbüratörü vs. bütün kısımları tam ve sağlıklı
olsa bile depoda benzin yoksa, veya benzin motora gelmiyorsa, bütün diğer
milyarlık parçalar sağlam olsa bile o araba çalışmaz. Şimdi diyebilir
misin, "benim arabamın elektronik beyni, aküsü, motoru, marj motoru vs.
gibi çok mükemmel parçaları var, ama niçin çalışmıyor?". Diyemezsin, çünkü
en temel özellik olan yakıt faktörü eksiktir. Aynen bunun gibi, bütün
canlılar âleminde ve tabi" insan nev'inde de, sahip olunan binlerce
hikmetlerle yüklü organların çalışması için önce yakıta ihtiyaç vardır.
Yakıt veya enerji ise, gıda olarak aldığımız bitkiler ve hayvanlar
tarafından bizim için üretilir. Fakat bizim için üretilmiş bu enerji,
temel yapı taşları ve vitaminlerin depolandığı gıda maddelerinden,
ağzımızdan vücut içine aldığımız şekliyle istifade edemeyiz. Bu gıda
maddelerinin sindirim dediğimiz muameleden geçerek en küçük yapı taşlarına
kadar parçalanması ve sonra da emilerek kanına geçmesi, yani yukarıdaki
misale göre simsiyah ve koyu olduğu için otomobilinde yakamadığın ham
petrolün, yanabilmesi için rafine olarak şeffaf ve uçucu olan benzine
dönüşmesi gerekir. İşte benim vazifem de petrolden benzin elde edilmesi
gibi, senin vücudunun ihtiyacı olan karbonhidrat, protein, yağ,
vitaminler, mineral tuzları ve su gibi temel ihtiyaç maddelerini,
gıdaların içinden rafine ederek senin hizmetine sunmaktır. Şayet ben bu
işi yapmasaydım, ne mi olurdu? Eskiyen ve yıpranan hiçbir organın kendini
tamir edemezdi, parmağını oynatacak gücü kendinde bulamazdın. Enerji ve
temel yapı taşlarının yokluğundan dolayı bütün organların iflâs eder, bir
müddet sonra da hep birlikte ölürdük. Anladın mı şimdi benim ne kadar
mühim bir boru olduğumu?
İlk bakışta beni içi boş, yumuşak ve kaygan bir boru gibi görüyorsun ve
bu yüzden de basitliğime hükmedebiliyorsun. Tabi" ki, bir kalb, akciğer,
böbrek veya karaciğer gibi çok teferruatlı kısımlarım yok. Fakat bu
hâlimle Yaratıcımız sanki şunu demek istiyor "Ben bazen ilk bakışta çok
sanatlı olduğu anlaşılmayan, basit gibi görünen şeylerde o kadar harika
sanatlar gizlemişim ve onlara o kadar mükemmel işler yaptırırım ki, çok
daha sanatlı olanları ona muhtaç kılarım" veya "Ben dilersem sadelik
içinde daha fazla sanatlar gizleyebilirim" gibi bizim hayret ve takdir
hislerimize hitap etmektedir. Sizin bahçe sulamakta kullandığınız
hortumlar kısa sürede bozulup, delinip koptuğu hâlde, benim dört ayrı
kattan yapılmış duvarlarım bir hastalığa tutulmadığı takdirde bütün ömrün
boyunca delinmeden hayatını sürdürür. Bu dört katlı duvarımın en dışı
sağlam bir bağ dokusundan, altındaki kısım enine ve boyuna ayrı ayrı
dizilmiş iki düz kas tabakasından, bunun altındaki kısım gevşek lifli bağ
dokusu içine yayılmış bezlerden ve en iç tabaka ise esas emilme işleminin
yapıldığı epitel dokusundan ibaret mukozadan müteşekkildir.
Şimdi gelelim hayatın temelindeki birinci fonksiyon olan sindirimle
ilgili işleri nasıl yapabildiğime. Yine en başta şunu söyleyerek gurur
kapısını kapayayım: benim bu işlere yetecek ne aklım, ne gücüm, ne de
iradem vardır, ancak O'nun emir ve iradesi altında sadece bana
emredilenleri uygulamakla mükellefim.
Basit bir hortum gibi görünen benim duvarlarımda öyle kompleks kimyev"
işlemler olur ki, aklın durur. Her türlü maddeyi parçalayacak husus"
enzimleri üretip iç boşluğuma salgılayan hücrelerimin her biri ayrı bir
fabrika hükmündedir. Bu fabrikaların bir kısmında, proteinleri çeşitli
peptid kademelerine parçalayan enzimler, bir kısmında peptidleri
aminoasitlere parçalayan enzimler, bir kısmında karbonhidratları glikoza
kadar parçalayan, bir kısmında yağları yağ asitlerine ve gliserine
parçalayan enzimler üretilir. Bunların her birinin kendi içinde de özel
tipleri vardır. Meselâ, meyve şekerini parçalayan enzim ile süt şekerini
parçalayan enzim, nişastayı parçalayan enzim hep farklı tipteki
enzimlerdir. Bu enzimlerin en iyi şekilde tesir etmesi için benim iç
ortamımın da uygun bir pH derecesine sahip olması gerekir, çünkü
enzimlerimin çok hassas çalışma şartları vardır. Meselâ bana gelmeden önce
bu gıdaların uğradığı ikinci durak olan midendeki enzimler asitli bir
ortamda (pH=2,5-3 arasında) çalıştığı hâlde, benim enzimlerimin
çalışabileceği bir ortam meydana getirilmesi için, bazik sıvılar salınır
ve bu kuvvetli asit ortam nötrleştirilir.
Mideden itibaren gıda artıklarının atıldığı son çıkışa (anüs) kadar
olan benim boyum 8,5 metre kadardır. Ancak bu uzunluğumu kendi içimde ince
ve kalın bağırsaklar olarak ikiye ayırmam gerekir. Bunun 7 m kadarı ince
bağırsaklar, 1,5 m kadarı da kalın bağırsaklar olarak isimlendirilir. İnce
ve uzun olan 7 m'lik kısım da kendi içinde yine üç bölgeye ayrılır.
Mideden hemen sonra gelen, çok kısa (25-30 cm kadar) ve nispeten kalınca
olan onikiparmak bağırsağı (duedonum) isimli başlangıç bölgeme,
karaciğerinde yapılıp deterjan gibi iş görerek yağların parçalanmasını
kolaylaştıran safra tuzları ve pankreasından gelen sindirim enzimleri
dökülür. Bu enzimlerin tesiriyle biraz daha parçalanan gıdalar, ikinci
kısmım olan jejunum ve üçüncü kısmım olan ileum'a geçerler. Bu iki kısmımı
birbirinden pek kolay ayıramazsın. Jejunum'da kan dolaşımı çok daha yoğun
olduğundan rengi daha kırmızımsı olup bu bölgenin kasılma hareketleri daha
hızlı ve güçlüdür. İleum kısmım daha dar ve ince duvarlı, kan dolaşımı
daha az, hareketleri daha sınırlı olup mezenter'imdeki yağ miktarı daha
fazladır. Mezenter'in ne olduğunu merak ettiysen şöyle tarif edebilirim:
Senin daracık karnının içinde benim karışıp düğüm olmamam ve kan
damarlarının yerleşmesi için bir zemin oluşturduğu gibi beni bir arada
tutarak vücut duvarına sağlam bir şekilde bağlayan zar şeklindeki ince bağ
dokusuna mezenter denir. Mezenter içindeki ana kan damarı dallara ayrılır
ve benim duvarlarımdan içeri geçerek en önemli işi gören kısımlarım olan
villus'lerin içine kılcal damar ağı şeklinde dağılır.
Villus'lara halk arasındaki anlaşılacak tabiriyle memecikler
diyebiliriz, benim iç duvarımın dantel gibi kıvrımlarından yapılmış olup,
içimi halı gibi döşeyen villus'lar, en hayat" kısımlarımdır. Halının
ipleri gibi olan bu küçük çıkıntıların sayesinde iç yüzeyim son derece
genişlemiş olur. Eldiven parmağı şeklindeki bu memeciklerin içine, ilmi ve
kudreti sonsuz Yaratıcımız, kılcal damar ağı ve lenf kanalcıklarını
yerleştirmiştir. Gıdaları parçalayacak enzimleri salgılayan bez
hücrelerimin dışında bazı bezlerin salgısı da, mide asidinin tahriş edici
tesiriyle parçalanmaktan beni korur. Bazı hücreler, gıdaların kolayca
geçmesi için kayganlaştırıcı ve koruyucu mukus maddesi salgılar.
Villus'larımın sindirim enzimi salgılayan hücrelerinin dışında bazı
hücreleri ise en son birimine kadar parçalanmış gıda maddelerini emerek
kana geçirmeye yararlar.
Hasan! Bu kadar mükemmel bir organizasyonu nasıl olur da tabiat denilen
şuursuz bir kavrama verirler anlamıyorum. Şu anlattıklarımda o kadar küll"
bir ilim ve kudretin tezahürü var ki, insanın bazen aklı duracak gibi
oluyor. Hem gıda maddelerinin özelliğini bileceksin, hem senin diğer
organlarının ihtiyacını bileceksin, ona göre enzimler ve emme
mekanizmasını ayarlayacaksın, hem bunları daracık bir sahaya
sıkıştıracaksın, hem israfsız ve en ideal şekilde arızasız yapacaksın;
Allah aşkına Hasan, bunlar kendi kendine olur mu?. Şimdi sana kalkıp da
emme mekanizmamı anlatacak olsam, bu işi yapan minnacık hücrelerime (haşa)
ilâhlık vermeye kalkışabilirsin. Her bir gıda molekülü için özel taşıyıcı
moleküller ve sistem kuran Yaratıcım, bu milyonlarca memeciğin her birinin
içine kan ve lenf yolu ismini alan iki taşıma mekanizması koymuştur. Kan
yoluyla şekerler, aminoasitler, su ve tuzlar, doğrudan doğruya; lenf
yoluyla da yağlar emilerek dolaylı olarak kana geçirilir. Emildikten sonra
bu gıda maddeleri artık vücudunun malı olmuştur ve ihtiyaç içinde bekleyen
bütün vücut hücrelerine kanla taşınır.
Peki, artıklar ne olacak? Yediğin her şey faydalı ve kullanılacak
özellikte olmadığından, hattâ bir kısmı zehirli ve zararlı maddeler
olduğundan, bir an önce dışarı atılmaları gerekmektedir. İnce kısımlarımda
emilmeyen gıda artıkları henüz çok sulu durumdadır, böylece atılacak olsa,
çok su ve mineral kaybı ile israf olacağından 1,5 metrelik kalın bağırsak
kısmında, bu artıkların suyu ve bazı mineral tuzları emilerek
koyulaştırılır. Kalın bağırsak denilen bölümüm de kendi içinde üçe
ayrılabilir. İnce bağırsakla birleşen kısmıma körbağırsak (caecum-çekum)
denir ve ucunda appendix bulunur. Bu kısım bazen iltihaplandığında
apandisit denilen hastalık tablosu ortaya çıkar. Şişmiş, iltihaplı olan bu
parçayı ameliyatla almadan tedavi olamazsın. Kimilerinin iddiasına göre bu
parçam tarih öncesi çağlarda ataların sadece ot yediği için uzunmuş da,
şimdi daha çok et yenildiği için kısalmış ve körelmiş bir kalıntı organmış
da falan filan.. Bunların hepsi hikâye Hasan!. Yaratıcımız hiçbir şeyi boş
ve abes yaratmamıştır.
Her şeye binlerce hikmet ve gaye yüklemiştir. Vazifesi olmasaydı,
gereksiz olsaydı, yaratmazdı. Her şeyi yerli yerinde hikmetli yaratan
Rabbim, appendix'i unutmuş olabilir mi? Nitekim daha sonra bir çok
araştırıcı hekimler, bu parçamın ne kadar gerekli olduğunu gösterdiler.
Lenfoid bir organ olarak, herhangi bir şekilde benim içime karışan
mikroplarla mücadele için burada antikorlar üretilir. Zaten bu yüzden
zengin bir damar ağına sahiptir. İşe yaramaz bir kısım olsaydı, bu kadar
zengin damar ağına gerek olmazdı.
Kalın kısmımın diğer bölümleri colon (çıkan, enine ve inen olmak üzere
üç bölümdür) ve rectum (veya sigmoid colon)'dur. Kalın kısmımın içini
döşeyen mukoza oldukça düzdür. Artıkların kolayca atılmasını sağlamak için
sümüksü bir salgı yapar. Kalın bağırsak kısmımda ayrıca çok bol miktarda
faydalı bakteriler yerleştirilmiş olup, bu yaratıklar da senin ihtiyacın
için çalışırlar. B12, tiamin ve riboflavin gibi B grubu vitaminleri ile K
vitamini buradaki bakteriler tarafından sentezlenir. Gördün mü işler ne
kadar hikmetli yürütülüyor?. Dışkı hâlinde dışarı atılması gereken
artıkların bulunduğu en pis yerde bile hayat" vitaminler üretiliyor.
Bilhassa K vitamini olmazsa kanın pıhtılaşma özelliği ortaya çıkamaz ve
küçük bir damar zedelenmesinde kan kaybından ölürdün. Hiç aklına gelir
miydi, kanalizasyon çukuru gibi görülen kalın bağırsağında hayat"
vitaminler üretilsin? İşte Rabbimiz böyle hikmetli işler yapar!.
Hasan, şimdi de bu kadar uzun bir hortum gibi olan bir organın
hareketleri nasıl düzenleniyor ve içindeki gıda maddeleri nasıl
yürütülüyor ve en sonra da nasıl dışarı atılıyor diye merak edebilirsin.
Kısaca izah edecek olursam, senin beyninin irad" işleri yürüten kısmının
bu işlerden hiç haberi bile olmaz. Zaten haberi olsa karıştırır ve hep
benimle meşgul olacağından başka işleri yapamazdı. Otonom sinir sisteminin
kontrolü altında benim duvarlarımdaki düz kaslar dalgalar hâlinde yavaş
yavaş kasılır ve buna sağılım (peristalsis) hareketi denir. Bana gelen
sinir lifleri sempatik ve parasempatik olmak üzere iki tiptir. Sempatik
sinirler beni baskı altında tutarak yavaşlamaya zorlarken, parasempatik
lifler benim hareketimi teşvik edici tesir yapar. Böylece iki zıt tesir
arasında dengeli bir çalışma tutturmaya gayret ederim. Bu hareketle içimde
ilerlettiğim artıklar koyulaşa koyulaşa atılacak kıvamı aldığında, rektum
kısmıma gelir ve burasının duvarları gerilmeye başlayınca içimdekileri
atmak için seni rahatsız ederim. Bundan sonra senin iraden de kısmen işe
karışır. Benim içimdeki artıkları en az günde bir defa belli aralıklarla
dışarı atman gerekir. Dünya işlerine kendini çok kaptırır da unutur veya
ihmal edersen, zaman geçtikçe içimdeki artıklar katılaşır ve sonra seni
çok zorlarım. Bugün birçok kişinin başına dert olan kanser bilhassa benim
kalın (colon) ve son kısmımda (rectum) çok sık ortaya çıkar. En büyük
sebebi de etli ve yağlı gıdaları çok alıp, hareketsiz hayat sürmenizle
birlikte stresin sebep olduğu benim çalışmamda ortaya çıkan bozukluktur.
Benim iyi çalışmamı istiyorsan bol selülozlu, yani nebat" gıdalar
almalısın ve huzurlu bir hayat sürmelisin. Benim üzerimdeki sinir ağı o
kadar zengin ve komplekstir ki, hayret edersin. Dolayısıyla her türlü
değişikliğe karşı çok hassas bir yapım vardır. Biraz sıkılıp, üzülsen ve
çok fazla strese girsen, yahut hayat sürme tarzında biraz değişiklik olsa,
hemen bende kasılmalar başlar. Siz bu duruma "bağırsak tembelliği",
spastik kolon, irritabl kolon gibi isimler veriyorsunuz. Bu durumlarda
dışkıları atamam ve içimde kalan zehirli artıklar, benim iç duvarlarımı
tahriş etmeye başlar ve sonunda da kanser riskinin artmasına sebep olur.
Onun için sabahları aç karnına bir bardak ılık su içmeyi, yemeklerini
günün hep aynı saatlerinde yemeyi alışkanlık hâline getir. Hepsinden
önemlisi taze yeşil sebzeleri sofrandan eksik etme ve mümkün olduğunca
zeytin yağı dışında yağ kullanma, et yemeyi azalt, yersen bile yeşilliğin
içinde etin miktarı az olsun.
Haaa!.. Bir dakika, en önemli nasihati unuttum! Ruh" bakımdan dengesiz
isen bütün hepsi boşuna gider. Huzurlu bir ruh atmosferinde yaşamalısın.
Bu demek değil ki, hiç sıkıntın ve üzüntün olmayacak, imtihana maruz
kalmayacaksın. İnsan olduğun için bu zaten mümkün değil. Ama sıkıntılar
karşısında panik, bitkinlik ve ümitsizlik gibi menf" hislere yenik
düşersen benim çalışmalarım bozulur. Yoksa aktif sabır, gayret ve ümit
içindeki sıkıntılar bana çok fazla zarar vermez. Bilhasa namazın ruhuna
verdiği rahatlama ile birlikte yaptığın hareketler benim çalışmalarıma çok
müspet tesir eder. Şimdi bana diyeceksin ki, "yine başladın mesaj
vermeye!". Hasan! Beni ve senin diğer organlarını akılları durduracak bir
mükemmellikte ve ahenkli bir sistem olarak yaratan Rabbimizi biraz olsun
hatırına getirmemi çok görme. Senin basit gibi gördüğün tuvalet ihtiyacını
biraz geciktirir de karnını ağrıtırsam veya colon kanseri sebebiyle
karnında açılmış bir delikten, torbaya ihtiyaç giderenleri görünce,
Rabbimi hatırlarsın ama değeri azalır. Şimdi sıhhatli iken tefekkür ederek
hatırlarsan ve şükredersen hem daha fazla lezzet alırsın, hem Rabbim de
nimetlerini artırır.
Aslında şu anda kendi hakkımda bildiklerimin ancak onda birini
anlattım. Üzerimdeki bütün hikmetleri ve isimlerin tecellilerini anlatmaya
kalksam, ne senin aklın alır, ne de benim o kadar ilmim vardır. Tabiatı ve
sebepleri tamamen reddederek apaçık beni Yaratan'ı sana göstermek için bu
kadarlık bir sohbet imkânını bana verdiğin için ayrıca sana teşekkür
ederim Hasan!
Yazıcıya
Gönder
• Giriş • Yukarı • Ben Hasanın Akciğeriyim • Ben Hasanın Bağırsağıyım • Ben Hasanın Böbreğiyim • Ben Hasanın Burnuyum • Ben Hasanın Derisiyim • Ben Hasanın Diliyim • Ben Hasanın Gözüyüm • Ben Hasanın İskeleteyim • Ben Hasanın Kalbiyim • Ben Hasanın Karaciğeriyim • Ben Hasanın Kaslarıyım • Ben Hasanın Kulağıyım • Ben Hasanın Midesiyim • Ben Hasanın Pankreasıyım • Ben Hasanın Sinir Sistemiyim • Ben Hasanın Salgı Sistemiyim • Hasan Şükrediyor • Sayılarla İnsan • Sineğin Dilinden • Söz Maymunda •
|