BEN HASAN'IN BÖBREĞİYİM
Prof.Dr. Yavuz Selim YILMAZ
Sevgili Hasan, seninle önce arkadaşım kalp ve mide konuştu. Hem dünyada
hem de öteki âlemdeki iyiliğin için sana nasihat ettiler. Onların
durumları daha acil olduğu için sıramı onlara verdim. Şimdi zannedersem
beni de dinleme zamanın gelmiştir. Vücudunun bel bölgesi hizasında ve
omurganın sağlı sollu iki yanında, sırtına doğru sağlam bir şekilde
yapıştırılıp sarılarak korunmuş çok hayatî organlarından birisiyim. Şimdi
diyeceksin ki, "her konuşan ben hayatî organım" diye kendini methediyor.
Beni iyi dinle ve hayatî olup olmadığıma sen karar ver!
Bütün organlarınla birlikte üzerinde bulunduğumuz şu vücut dediğin
fabrikanın sıhhî tesisat sisteminin en temel tasfiye ve boşaltma
cihazıyım. Arkadaşım kalbin çalışmasıyla bütün organlarına gıda maddesi ve
oksijen taşınıyor, bu gıdalardan elde ettiğin enerji ile de bütün günlük
işlerini ve organlarının asgarî ihtiyacını karşılıyorsun. Peki hiç
düşündün mü, vücudunda enerji elde etmek için bu kadar mükemmel
faaliyetler yapılıyorken, yaktığın onca gıdanın hiç artığı veya külü yok
mu? Evde ısınmak için yaktığın sobadan duman ve kül çıkıyor, bu dumanı
bacadan atmak zorunda olduğun gibi, çıkan külü de zaman zaman sobanı
temizleyerek atmalısın, aksi takdirde külle dolmuş olan sobanı bir daha
yakamazsın. Aynen bunun gibi, vücuduna aldığın gıdaları yakarken çıkan
dumanı (karbondioksit) akciğerlerinle, belli bir yoğunluk seviyesini
aştığında zehirli olan azotlu artıkları ise, benim sessiz ve mükemmel
çalışan filtrelerimle vücudundan atabiliyorsun. Yani anlıyacağın,
kanındaki zehirli maddeleri atarak seni ölümden kurtaran bir tasfiye
cihazıyım. Sadece zehirli artıkları atmakla kalmıyorum, vücudunun iç
dengesinin korunmasında çok önemli yerleri olan, su, şeker, aminoasitler
ve çeşitli mineral tuzların hassas seviyelerdeki kontrollü dengesinde de
vazifelerim vardır. Kısacası, büyük bir lâboratuar olan ağabeyim karaciğer
gibi ben de, küçük fakat hayatî önemi olan bir lâboratuarım.
Kanının asit-baz dengesi, vücudundaki suyun ve çeşitli tuzların miktarı
bütün vücut faaliyetlerini ilgilendiren önemli değerlerdir. Bunların
dengesi bozulunca vücut motorunun çeşitli kısımlarında aksaklıklar
başgösterir. Onun için haberin bile yokken beni hassas şekilde yaratarak
senin vücuduna yerleştiren Rabbimizin koyduğu program çerçevesinde
çalışarak, vücudundaki su ve mineral tuzlarının seviyesini ayarlamaya
çalışıyorum. Vücudunda cereyan eden binlerce biyokimyevî faaliyet için
sulu bir ortama ihtiyaç vardır, ayrıca kaslarının kasılması ve
sinirlerinin elektrik uyartılarıyla faaliyeti gibi işler de senin belki de
hiç önemsemediğin bir çay kaşığı kadar mineral tuzun bulunmasıyla mümkün
olmaktadır.
Bazen çok koşmaktan veya sıcaktan terlediğin zaman, gömleğinde beyaz
lekeler bırakarak kuruyan terden geriye kalan beyazlıklar vücudundan
kaybettiğin tuzlardır. Bağırsakların bozulup ishal olduğunda da
gıdalardaki tuzlar emilmeden atıldığı için yine tuz kaybı olur. Bilhassa
küçük çocuklar ishal olduğunda bu tuz kaybı çok hayatî bir önem arz eder.
Dokular arasındaki sıvı ile kan arasındaki madde alışverişinin temelinde
proteinlerin ve suyun belli bir denge içindeki yoğunluk farkları iş
görmektedir. Vücudunda fazla su tutulursa dokuların şişer, bu durumu
bilhassa bacaklarının alt kısmında kaval kemiğinin yanlarına parmaklarınla
bastığında fark edebilirsin. Şayet parmağınla bastığında bir çukurluk
meydana gelir ve hemen düzelmezse demek ki, proteinler ve su dengesi
açısından bir problem vardır.
Sevgili Hasan, belki kafan karışmaya başladı ama daha bütün
vazifelerimi saymadım, hepsini saymaya kalksam, yine beni mübalâğa yapıyor
zannedeceksin. Ama hiç olmazsa bir işimden daha bahsedeyim. Bu vazifemi
herkes bilmediğinden beni sadece bir boşaltım organı olarak görürler.
Halbuki hiç tahmin edemiyeceğin bir vazifeyi daha Rabbim bana yüklemiş. Ne
vazifesi mi? Kan yapımını kontrol vazifesi! Şaşırdın değil mi? Evet,
böbrek olarak ayrıca kemiklerindeki kan yapımını uyaran bir hormon
salgılıyorum. Erythropoietin isimli bu hormon kan yapım merkezlerini
uyarıp, kan hücreleri üretmeni sağlıyor. Bu hormonu o kadar dengeli
salgılamak zorundayım ki, tarifi mümkün değil. Her an uyanık olmak
durumundayım, herhangi bir durumda kan kaybedersen hemen hormonu artırıp
kan yapmanı hızlandırmam gerekir. Aksine herhangi bir ihtiyaçtan dolayı
dışarıdan sana kan verilirse, o zaman da salgımı kısıp kan yapımını geçici
bir süre durdururum. Ne zaman ki yaşlanmış kan hücrelerin ölerek al yuvar
sayısı düşmeye başlar, ben yine hormon salgılamaya başlarım.
İşte Hasan, sana sadece birkaç temel vazifemden bahsettim. Ama bu
işleri nasıl yaptığımdan, nasıl sanatlı bir yapımın olduğundan hiç
bahsetmedim. Müsaade edersen biraz da bu harika yapımdan bahsedeyim.
Ortalama uzunluğum 12 cm, enim 7 cm, kalınlığım da 2,5 cm fasulye şeklinde
145 gram ağırlığında bir organım. Kadınlarda 10 gr kadar daha hafif
gelirim. Etrafım yumuşak fakat sağlam bir koruyucu zarla kuşatılmıştır.
Bir ordu nasıl ki binlerce askerin bir arada ortak bir hedef için
birlikte talim yapmasıyla oluşuyorsa, aynen bunun gibi, ben de aslında
basit bir organ değil, binlerce askerin meydana getirdiği kompleks bir
ordu gibiyim. Benim iş gören askerlerime 'nefron' adı verilir ve asıl iş
gören bu birimlerdir. Ben sadece onların bir arada bulunmasıyla meydana
gelmiş bir kitleyim. Nefron adı verilen bu iş gören birimlerden bir milyon
tanesinin bir arada bulunmasıyla bir böbrek meydana gelir. Yani senin
vücudunda iki böbrek olduğuna göre iki milyon nefron yukarıda saydığım
vazifeleri yapmak üzere, aldıkları emir doğrultusunda çalışıyorlar.
Bir nefron, boyu aşağı yukarı 3-5 santim arasında değişen, ucu kapalı
ince bir borucuktan ibaret bir yapı olarak nitelendirilebilir. Bu kapalı
olan uç kısım genişlemiş ve iki katlı bir kapsül hâlinde olup (bowman
kapsülü), içine glomerulus adı verilen kılcal kan damarı yulağı girmiştir.
Bu kılcal kan damarı ağı bana kan getiren böbrek atar damarının dallanarak
her nefrona bir kol vermesiyle oluşmuştur. Bu kılcal damar içindeki kanın
basıncı kapsül içindeki sıvının basıncından fazla olduğu için, kandaki
zararlı maddeler kapsül içine süzülür ve tüpçük kısmı boyunca ilerlemeye
başlar. Dakikada 1,2 litre, günde ise 1.800 litre kan benim nefron adını
alan bu tüpçüklerimden geçerken, içindeki zehirli maddeler suyla birlikte
tüpçüklerime geçer. Vücudundaki toplam kan hacminin 400 katı kadar olan bu
miktar, benim borucuklarımdan geçip tekrar toplar damarlara geri dönerken,
günde 180 litre kadar bir sıvıyı benim tüpçüklerimde bırakır. Bu durumda
senin her gün 180 litre idrar çıkarman beklenmeliydi. Çünkü bu miktar
hergün kanından benim tüpçüklerime süzülüyor. Eğer hergün 180 litre idrar
çıkaracak olsaydın, ne su içmeye, ne de tuz almaya yetişemezdin. İşte beni
hikmetli ve sanatlı yaratan Rabbim, sana acımış ve bu 180 litrelik
süzülmüş artık maddenin 178,5 litresini geri emme mekanizmasını da bana
yerleştirmiş ve böylece idrar yoğunlaşarak az bir su kaybı ile bütün
azotlu artıkların atılması mümkün olmuştur. Dolayısıyla günde ancak 1,5
litrelik bir idrar atılımıyla, birçok faydalı maddeyi vücuduna tekrar geri
verebiliyorum. Bu geri emme işinin yapıldığı yer aynı tüpçüklerin
ortasında yer alan 'henle kulpu' isminde ve U harfi şeklindeki bir
kıvrımdır. Henle kulpunun da etrafında geniş bir damar ağı bulunur ve geri
emilen maddeler tekrar kana verilir. Tüpçüğün sonuna gelen damlalar birçok
nefronu toplayan daha kalın bir toplama kanalı vasıtasıyla, böbrek havuzu
(pelvis) denilen, böbreğin ortasındaki geniş boşluğa damlayarak birikir ve
buradan da üreter (idrar kanalı) yoluyla mesaneye (idrar kesesi)
biriktirilir. Mesane
deki idrar miktarı belli bir seviyeye gelip de kesenin duvarlarını
gerdiğinde dışarı çıkma ihtiyacı hissedilir ve mesanenin alt ucundaki
büzücü kasın gevşemesiyle de idrar dışarı atılır.
Hasan! Tefekkür ve derin ilim sahibi insanlar dışında çoğu kimse,
organlarının kıymetini hastalanmadan tam olarak takdir edemezler. Onun
için çok fazla okumalı ve arada sırada hastahaneleri ziyaret etmelisin. Bu
asırda mezarlıklar -şehir dışında olmasının da tesiriyle- insanları çok
fazla tefekküre sevk etmiyor. Fakat hastahaneler öyle değil. Bir
hastahanenin nefroloji servisinde yatan veya haftanın belli günlerinde
diyalize gelen hastaları bir ziyaret et ve hatırlarını sor, ondan sonra
böbreklerinin kıymetini çok daha iyi anlarsın. Kronik böbrek yetmezliği
sebebiyle böbrekleri süzme işini yapamayan ve vücudunun bütün kanını
diyaliz cihazından geçirerek temizlemeye uğraşan insanların her sabah
uyandıklarında "acaba bugün bana uygun nakledilebilecek bir böbrek bulundu
mu?" ümidiyle telefon beklediklerini sakın unutma!
Kronik böbrek yetmezliği deyince aklıma geldi. Hasan! Benim
harabiyetime yol açan çok çeşitli sebepler olabilir. Uzun süren
enfeksiyonlar, uzun süre kullanılan bazı ilâçlar ve aseton, etilen glikol,
karbontetraklorür, cıva, kurşun ve uranyum gibi maddeler, aşırı kan
kayıpları, yüksek tansiyon, ağır yanıklar, kan nakli uyuşmazlıkları gibi
sebeplerle geri dönülmez şekilde bozulabilirim. Bazen kısa sürede (akut)
ve âni olarak çıkan durumlarda ilâçlarla daha kolay iyileşebilirsem de,
ihmal edildiğimde kolayca kronik böbrek yetmezliğine girebilirim.
Bana sıkıntı veren diğer bir durum da, bazen çeşitli metabolik
süreçlerdeki aksaklıktan dolayı içimde bana çok acı veren taşların meydana
gelmesidir. Genellikle vücuttaki sıvı azalması veya tuzların yoğunluğunun
artması sebebiyle hassas denge bozulunca sıvılarda çözülmüş maddeler
birikerek taşları oluştururlar. Bu taşlar idrar akışını engelleyebildiği
gibi, enfeksiyonlara da sebep olabilir. Taş oluşmaması için bol su içerek
tuzların birikmesini önleyebilirsin. En önemlisi de idrarını sana
rahatsızlık verecek kadar fazla tutma, mümkün olduğunca ayakta değil de,
oturarak boşaltmaya dikkat et. Böylece mesanenin tam boşalmasını temin
edersin ve taş oluşma riski de azalır.
Çalışma kapasitemin % 90'ını kaybedinceye kadar hayatını sürdürmene
yardımcı olurum. Çok büyük bir bölümüm çalışamaz duruma geldiğinde, geri
kalan sağlam bölüm bu açığı kapatmak için faaliyetini artırır. Hattâ diğer
kardeşimi ameliyatla aldıklarında dahi, onun yükünü de üzerime alırım, hiç
şikâyet etmem sadece biraz irileşip, hızımı artırırım.
Arıların yaptığı balın terkibi; nektar topladıkları çiçeklerin cinsine
bağlı olduğu veya küpün içinde ne varsa dışarıya da onun sızması gibi,
benim ürettiğim idrarın terkibi de senin vücudunda olanlara bağlıdır. Onun
için herhangi bir hastalık teşhisinde benim ürettiğim idrarın terkibi çok
önemlidir, çünkü vücudun hakkında birçok şeyi söyler. Meselâ; ben normalde
kandaki glikoz ve protein gibi kıymetli maddeleri, ürettiğim idrarın içine
koymam, geri emerek kana veririm, ama şeker hastalarında bu işi gerektiği
gibi yapamadığım için onların idrarında glikoz çıkar. Bazı maddelere ise
belli bir miktarın üzerine çıkmadıkları müddetçe karışmam, çünkü o
maddeler belli sınırlar dahilinde kanda gereklidir. Ne zaman ki o sınırın
üzerine çıkmaya başlarlar, onları hemen süzerek idrara katmaya başlarım.
Meselâ üre ve ürik asit böyledir. Allah göstermesin bu iki maddenin
miktarı artar da süzüp atamazsam, hâlin harap olur. İlâçları ise miktarı
ne kadar olursa olsun, bana yabancı olduklarından hemen atarım.
Hasan! Gençsin ve sağlıklısın ama sana tavsiyem belini üşütme ve
bilhassa kışın bel bölgeni iyice sararak koru, eğer üşür de hastalanırsam,
başına çok iş açarım, bilmiş ol.
Sana son bir tavsiye; yarın evlenip çoluk çocuğa karıştığında kız
çocuğun olursa dikkat et ve hanımına tenbih et. Kız çocuğunuza tuvalette
büyük abdestten sonra taharetlenmesini doğru öğretsin. Sebebini mi merak
ettin? Peki söyleyeyim: Erkek çocuklarının idrar yolları kızlara göre daha
kapalı ve korumalı olduğundan kolay kolay enfeksiyon kapmazlar. Kız
çocuklarının idrar yolları ise yapısı gereği enfeksiyona açıktır. Onun
için kız çocuklarının büyük abdestten sonra temizlenirken arkadan ön
tarafa doğru değil, önden arka tarafa doğru temizlenmeleri gerekir.
Böylece idrar yollarına mikrop bulaşması engellenir.
Hasan, sana kendimden daha çok bahsedebilirdim, fakat yerimiz dar, bu
münasebetle değişik birkaç fotografımı veriyorum ki çok konuşma yerine
fotograflarıma bakarak bendeki İlâhî sanatları görebilesin. Benim bir tek
hücremdeki faaliyetlerin bile tesadüfen olamıyacağı inşaallah kafana
yatmıştır. Bir de şu hususu idrâk etmişsindir tahmin ederim: beni bu kadar
mükemmel yaratanın, elbette senin vücudunun bütün uzuvlarını tek tek en
ince detayına kadar bilmesi gerekir ki, onlarla bir uyum içinde
çalışabileyim. Aksi takdirde karaciğerle veya pankreasla veya başka
organlarla çatışarak yanlış faaliyetlerde bulunabilirdim.
İşte Hasan, ben böyle bir Kudret-i Sonsuz'un eseriyim. Sakın beni senin
hizmetine veren Rabbime şükretmeyi unutma. Arada sırada bir hastahanedeki
diyaliz makinesini aklına getirirsen, yeterli dersleri alacağını tahmin
ediyorum. Şimdilik Allaha ısmarladık Hasan!
Yine ne yedin acaba, kanında üre yükseldi, hemen temizlemeliyim...
Yazıcıya
Gönder
• Giriş • Yukarı • Ben Hasanın Akciğeriyim • Ben Hasanın Bağırsağıyım • Ben Hasanın Böbreğiyim • Ben Hasanın Burnuyum • Ben Hasanın Derisiyim • Ben Hasanın Diliyim • Ben Hasanın Gözüyüm • Ben Hasanın İskeleteyim • Ben Hasanın Kalbiyim • Ben Hasanın Karaciğeriyim • Ben Hasanın Kaslarıyım • Ben Hasanın Kulağıyım • Ben Hasanın Midesiyim • Ben Hasanın Pankreasıyım • Ben Hasanın Sinir Sistemiyim • Ben Hasanın Salgı Sistemiyim • Hasan Şükrediyor • Sayılarla İnsan • Sineğin Dilinden • Söz Maymunda •
|