BEN HASAN'IN BURNUYUM
Prof.Dr. Arif Sarsılmaz
Hasan!.. Kâinatı yaratan Rabbimiz eşyayı tanımamız
için onlara renk, şekil, ses, sertlik, yumuşaklık, sıcaklık, soğukluk,
koku ve tat gibi farklı hususiyetler vermiştir. Maddeye verdiği bu
hususiyetleri tanıyıp idrak etmek için de uygun duyu organlarını senin
vücuduna yerleştirmiştir. Işığı gözünle, ses dalgalarını kulağınla
alırsın. Onlar sahip oldukları mükemmel sanatı ve üzerlerinde tecelli eden
isimleri anlatarak Rabbimize tercüman oldular. Bugün de ben burun,
maddenin kokusunu almak üzere yaratılmış kimyevî bir duyu organı olarak
sana farklı sanat incelikleri ve harikalıklar göstererek kendimi
tanıtırken, Rabbimin ilim ve kudretinin tecellisini farklı bir boyuttan
görebilmen için küçük bir pencere açmaya çalışacağım.
Yüzünün tam ortasına o kadar ustaca, mahir ve hassas bir şekilde
yerleştirilmişim ki, biraz yerimden oynasam veya yaralanıp hasarlansam,
yüzünün tipi derhal değişir ve çok çirkinleşirsin. Allah sanki bütün
yüzünü ve gövdeni yarattıktan sonra hepsi ile ve hattâ ruhun ile uyum
gösterecek olan beni, çok mükemmel bir şekilde yerleştirmiş. Sonsuz
çeşitlilik ve tipte profilden görünüşlerim varsa da genelde ince, uzun,
dar, geniş, yassı, kemerli, ucu sivri veya küt gibi tiplerim vardır.
İnsanın yüzüne ve organlarının mevzûniyetine, şekline, tipine bakarak
insanın huyu-suyu hakkında hüküm belirten eski âlimlerin bazısı benim
şeklime bakarak insanın zekâsı, iradesi vs huyları hakkında hükümler bile
vermişlerdir. Benim şeklim ile senin ruhî yapın ve değişik huyların
arasında gerçekten bir irtibat vardır, ama sadece bana bakarak hüküm
vermek insanı yanıltır, çünkü diğer organların şeklinin karşılıklı olarak
birbirine tesiri vardır, bazıları diğerini nötralize edebilir, ayrıca
terbiye ve ahlâkî eğitim de birçok vasıfları değiştirir. Onun için sen
insanların sadece burun şekline bakarak hemen hüküm verme.
Zaten benim anlatmak istediğim, ince sanatlar ve hikmetli
yaratılışımdaki objektif gerçekler olacak; yukarıda sözünü ettiğim
hususlar ise sübjektif olduğundan şimdi senin sahana girmiyor. Sadece
senin yüzünde değil, memeliler başta olmak üzere bütün omurgalı
hayvanlarda Yaratıcım beni başın en ucundaki bir çıkıntı olarak dizayn
etmiş. Bilhassa hayvanlarda avlanmak, karnını doyurmak, yavrusunu veya
eşini bulmak için en çok kullanılan organ ben olurum ve vücudun en önünde
tıpkı bir dedektör gibi hassas bir şekilde kokuları tespit ederim.
Hayvanlar herhangi bir şey bulduklarında onun içine önce beni sokarak o
maddenin ne olduğunu anlamaya çalışırlar. Onun için insanlar arasında da
"her işe burnunu sokmak" tabiri çok kullanılır. Hayvanların birçoğundaki
koklama duyusu siz insanlardan fazladır. Onların aklı ve şuuru
olmadığından hayatta kalabilmeleri için gerekli birçok bilgiyi
burunlarıyla alırlar. İnsanlar ise akıl ve şuur sahibi olduklarından "her
işe burnunu sokmaya" gerek yoktur. Tabiî ki bu durum "benim işim yoktur ve
gereksizim" mânâsına gelmez. Tam aksine birçok vazifem ve çok hikmetli bir
yapılışım vardır.
Yüzünün tam ortasında tümsek şeklinde dıştan görülen etli yapıdaki
kısmımın iskeleti kıkırdaktan olduğu için kolaylıkla eğilip bükülebilir.
Uç kısmım sivridir ve iki yanımda kanatlar vardır. Gözlerin arasına denk
gelen dip kısmımda ise bu kıkırdak parçanın bağlandığı kafatası
iskeletinin bir parçası olan nazal kemik bulunur ve bana kuvvetli bir
destek olur. Tam ortamdan geçen kıkırdaktan bir perde ile içimdeki boşluk
iki kanal şeklini almıştır ve bu kanallar dışarıya iki delikle açılır.
Taban kısmımda bulunan sert damak aynı zamanda ağız boşluğunun da tavanını
teşkil eder. Bunun arka kısmında uzanan yumuşak damak ise boğaz bölgesinin
bana yakın olan kısmına (nasopharynx) uzanır ve yutkunma sırasında yukarı
doğru kalkarak yiyeceklerin ve tükürüğün arka bölgeme dolmasını önlemek
için üst yutağı kapatır. Bazen yemek yerken gıcık tutar öksürürsen bu
kapak kapanmaz ve yediklerin benim içimde dolup, deliklerimden dışarı
çıkabilir, hattâ siz bu duruma halk arasında çok sıkıntı çekilen bir iş
için "burnumdan geldi" diyorsunuz. Bu sistemin bir faydası da, bazen
hastalarda ve ameliyata gireceklerde ağız yolunun kapalı olduğu durumlarda
benim içimden geçen bir boru ile yiyecek-içecek ve hava almanız mümkün
olur.
Hayatının devamı için şart olan soluk alıp-verme işinde kullandığın
havanın senin akciğerlerine kadar sürecek olan yolculuğu benden başlar.
Benim deliklerimden giren hava her zaman akciğerlerine gidecek kadar temiz
ve uygun vasıflarda değildir. Akciğerlerine uygun olmayan hava gidecek
olursa, onları çok kolay üşütür, iltihaplandırır ve hasta edersin. Böyle
kötü bir durumla karşılaşmaman için herşeyi bilen ve ona göre tedbirli
yaratan Rabbim benim iç boşluğumun ön kısmına havayı süzücü kıllar
yerleştirmiş, daha arka kısmımın iç sathını da ıslak bir yapıdaki mukus
epiteliyle döşemiştir. Benim iç boşluğumun yapısı oldukça karışıktır. İki
dış duvarım boyunca önden arkaya doğru uzanan üçer çıkıntı bulunur.
Boynuzcuk (choncha: alt, orta ve üst boynuzcuk) adı verilen bu kıvrımlı
yapılar benim iç sathımın genişlemesini ve böylece akciğerlerine giden
havanın daha kolay ısınıp nemlendirilmesini sağlar, yani havayı içine
çektiğinde doğrudan akciğerlerine gitmez. Ön kısmımdaki kıllar vasıtasıyla
önce büyük toz parçaları vs tutulur, sonra bu boynuzcuklarımın meydana
getirdiği kıvrımlı dehliz içinden geçerken daha küçük kömür tozları, is,
bakteriler ve çiçek tozları boynuzcukların üzerini döşeyen yapışkan mukus
(sümüksü) zarların salgıları ve kirpiksi uzantılarıyla tutulur. Aynı
zamanda benim içimdeki basınç dışarıdan daha düşük olduğundan içimden
geçen havayı kolayca ısıtır ve nemlendiririm.
Üst boynuzcuğumun yanı ve üstü koku duyusuna ait çok hususî bir epitel
ile döşenmiştir. Üzeri silli (kirpikli) hücreler olan koku alıcılar (receptörler)
ile bunlara destek olan hücreler koklama epitelini meydana getirirler.
Havaya moleküllerini salan bütün maddelerin kendine ait bir kokusu vardır.
Koklama duyusunun idrak edilmesi çok kompleks bir reaksiyon zinciri
neticesinde beyinde ortaya çıkar. Fakat bu işlerin nasıl olduğunu ben
bilemiyorum ama çeşitli teorilerden bahsediliyor. Hava akımlarıyla bana
kadar ulaşan moleküllerin titreşimleri ve yapı özellikleri farklı
olduğundan her bir molekül alıcı hücrelerimde farklı kimyevî reaksiyonlara
ve elektrikî uyarmalara sebep olur. Hava ile gelen moleküller koklama
epitelimin üzerindeki nemin içinde eriyerek çözünür ve koku sinirlerinin
hücrelerini kimyevî olarak uyarırlar. Kuru havalarda benim mukozam da
kurur ve nemini kaybederse moleküller çözünemediği için koku alman
güçleşir. Vücudunda çok az miktarda bulunan çinko elementinin eksikliğinde
de koku alma duyumda zayıflama veya kaybolma görülebilir.
Sarımsağın renginin, tadının ve kokusunun gülden veya yaseminden farklı
oluşunun sebebi her canlının kendine has bir lâboratuar gibi farklı
mahiyette bileşiklerden yapılmış olmasıdır. Dolayısıyla bu farklı
bileşiklerden havaya yayılan moleküller ve bunların uyardığı tesir de
muhakkak farklı olacaktır. Fakat enteresan olan, bu kadar farklı yapıdaki
moleküllerin herbirini farklı kokular şeklinde algılayıp, ayırdeden ve
hafızasına yerleştiren mükemmel sistemin işleyişindeki harikalıktır.
Herhangi bir koku ile ilk defa karşılaşıldığında onun öncekilerden farklı
olduğunu yapısından ve titreşimlerinden farkedip, beyindeki koku ile
ilgili hafızaya kaydetmek ve daha sonra aynı koku ile tekrar
karşılaşıldığında onun ne olduğunu hemen söyleyebilmek çok kompleks ve tam
bilinmeyen bir muamma olarak koku fizyologlarının çalışma sahalarına
giriyor. Benim koku alıcı hücrelerimin güzel bir özelliği de bulunduğu
ortamdaki farklı kokuları ilk anda çok şiddetli olarak duyması, belli bir
müddet sonra ise artık eskisi kadar uyarılmamaları ve geçici bir felç
diyebileceğimiz paralize olma durumuna girmeleridir. Böylece alışma
dediğimiz durum ortaya çıkar ve bu da bir rahmettir. Yoksa lağım ve çöp
işçilerinin, tabakhane ve mezbaha çalışanlarının o kokular içinde
çalışması mümkün olamazdı.
Benim içimi döşeyen mukosa kanla ve doku sıvılarıyla kolayca şişebilir,
soğuk algınlığı gibi bir enfeksiyon veya saman nezlesi gibi alerjik bir
tesirle iltihaplandığında (nezle veya rhinitis) benim iç boşluğum tamamen
tıkanabilir. Nefes alman zorlaşabilir. Zaten üst solunum yolları
enfeksiyonlarında önce benim akıntım ve tıkanmam başlar. Nasıl akmayan bir
su kokuşur ve bataklık olur, akarsu ise pislik tutmaz, aynen öyle de,
benim tıkanmam durumunda hemen mikroplar çok hızlı üreyip, diğer solunum
organlarına bulaşmaya başlar. Onun için üşüttüğünde ne yapıp yapıp benim
tıkanmamam için çalışmalısın. Sıcak, kokulu ve baharatlı çayların faydası
vardır, ama en iyisi binde dokuz oranındaki tuzlu suyu (serum fizyolojik)
benim içime çekersen çok kolay açılırım. Burun damlalarının ise alışkanlık
yapma başta olmak üzere çeşitli yan tesirleri olduğundan çok sıkışmadan
kullanma. Benim her iki yanımdaki ve üzerimdeki kafatası kemikleri
arasındaki boşlukların (sinüslerin) iltihaplanması, bademcik iltihabı ve
polip gibi durumlarda benim akıntım süreklilik kazanarak nezle veya kronik
rhinitis'e dönüşür. Ayrıca birçok hastalıkta ilk belirti olarak benim
kanamalarım önemli bir işarettir. Yüksek tansiyondan, çeşitli ateşli
hastalıklara kadar pekçok şey benim içimde kanamaya sebep olabilir.
Aslında yüksek tansiyonlularda benim kanamam bir ikaz ve sigorta olarak da
görülebilir. Eğer tansiyondan dolayı benim damarım çatlayıp kanamasa ve
basıncı düşürmese, beyinde bir damar çatlayıp çok kötü sonuçlara
varabilir.
Hasan!.. Bundan sonra bir çiçeğin kokusunu veya başka bir güzel kokuyu
duyduğunda, o kokunun ruhunda estirdiği güzel duyguların tesiriyle havayı
derin derin içine çekip şükretmeyi unutma. O havayı sana nimet olarak
veren Rabbimiz, eğer onun içindeki zararlı pislikleri temizleyici bir
filtre olarak beni sana ihsan etmeseydi, akciğerlerin çok çabuk iflâs
edecek şekilde is ve tozla dolardı. Yediklerinden lezzet alamazdın, çünkü
lezzet duygusu da sadece tat ile değil, koku ile de müşterek ortaya çıkan
bir duygudur. Meselâ burnundaki koku epiteli harâb olan birisi yediğinin
elma mı, yoksa turp mu olduğunun farkına varamaz. Yemeklerin kokusunu
almadan, yediğinin lezzetini alamazsın.
Sevgili Hasan, daha fazla kendimi anlatmayı lüzumsuz görüyorum,
gözlüklerin bile gözünde dururken benim üstüme oturuyor! Mikroskopik
inceliklerime girip zihnini fazla yormadan çok kısa sana kendimi
özetledim. İçimdeki tek bir kılın bile tesadüfen yerleşme ihtimali yokken,
binlerce hikmetle yüklü olarak benim gibi bir organın kendi kendine
oluşması hiç mümkün olabilir mi? Hangi heykeltıraş yonttuğu bir heykelin
burnunu elinde çekiç ve keski, hayalinde bir model ve irade gücü olmadan
yapabilir? Bir heykelin burnundan binlerce defa daha mükemmel olan beni
yaratan Rabbim olmadan başka bir izah yolu var mıdır? O zaman, yüzünü
yıkayıp aynaya bakarken bana bir daha bak ve hiç yoktan Yaratanımızı
unutma!
Yazıcıya
Gönder
• Giriş • Yukarı • Ben Hasanın Akciğeriyim • Ben Hasanın Bağırsağıyım • Ben Hasanın Böbreğiyim • Ben Hasanın Burnuyum • Ben Hasanın Derisiyim • Ben Hasanın Diliyim • Ben Hasanın Gözüyüm • Ben Hasanın İskeleteyim • Ben Hasanın Kalbiyim • Ben Hasanın Karaciğeriyim • Ben Hasanın Kaslarıyım • Ben Hasanın Kulağıyım • Ben Hasanın Midesiyim • Ben Hasanın Pankreasıyım • Ben Hasanın Sinir Sistemiyim • Ben Hasanın Salgı Sistemiyim • Hasan Şükrediyor • Sayılarla İnsan • Sineğin Dilinden • Söz Maymunda •
|