|
BEN HASAN'IN DERİSİYİM
Prof.Dr. Arif Sarsılmaz
Hasan! Aylardır bedeninin içindeki yaratılış mucizesi
olan hayatî önemi haiz bulunan çeşitli organların konuştular ve
kendilerini anlattılar. Onların gâyesi kendilerini anlatmaktan çok
hepimizin sahibi ve Yaratıcısı, Kudreti Sonsuz'un ilminin ve hikmetinin
sonsuzluğuna dikkati çekmekti. Bugün bedeninin içinden, dış dünyaya bir
pencere açalım istersen?
Hasan! Aylardır bedeninin içindeki yaratılış mucizesi olan hayatî önemi
haiz bulunan çeşitli organların konuştular ve kendilerini anlattılar.
Onların gâyesi kendilerini anlatmaktan çok hepimizin sahibi ve Yaratıcısı,
Kudreti Sonsuz'un ilminin ve hikmetinin sonsuzluğuna dikkati çekmekti.
Bugün bedeninin içinden, dış dünyaya bir pencere açalım istersen?
Senin vücudunun dış dünyaya komşu olan sınır bölgesinin her türlü
mesuliyeti benim üzerime yüklenmiştir. Dış dünyadaki her türlü
değişikliği, sıcaklık, soğukluk, rutubet, basınç, çeşitli radyasyonlar,
her türlü tahriş edici kimyevî ve mekanik tesirleri ben hissederim ve iç
organlarının bu değişik çevre şartlarına göre tavır almaları için onları
uyarırım. Onun için herkes beni önce bir duyu organı olarak görür ve beş
duyunun sonuncusu olarak sayarlar.
Halbuki benim duyu organı olarak iş görmemin dışında o kadar çok başka
ve hayatî vazifelerim var ki, hepsini anlatmaya kalksam, bu derginin hacmi
yetmez. Sadece estetik açıdan bile baktığında ne kadar güzel olduğum
görülür. İstersen bir gün tıp öğrencileriyle birlikte anatomi
lâboratuarına gir ve vücudu parçalanmadan yani diğer organ ve sistemleri
incelenmeden önce derisi yüzülmüş bir kadavraya bakmaya çalış ve
dayanabilirsen dikkat et! İnsan, Allah'ın yarattığı muhteşem bir sanat
eseri olmasaydı, belki "iğrenç" ve "tiksindirici" sıfatlarını
kullanabilirdim, ama o cesedin her hücresi tek tek Rabbimin eseri olduğu
için böyle demiyorum ve sadece "göze hoş gelmeyen bir manzara" tabiriyle
nitelendirmem kâfi olur zannederim. Ben olmadığım zaman o muhteşem
anatomik mucize olan vücut bütün ihtişâmını kaybederek, ürkütücü ve çirkin
bir hâl alıyor. Aylardır sana kendilerini anlatan bütün o organlarının
güzelliği ve hikmetleri ancak benim varlığımla bir mânâ kazanabiliyor.
Rabbimiz beni bütün vücudunun her bölgesine uygun bir elbise olarak
yaratarak seni giydirmiş. Ayak tabanları ve avuç içini kalın bir keratin
dış tabaka ile donatarak yürümeni ve çeşitli el âletlerini kullanmanı
kolaylaştırmış. Şayet dudak bölgesinde olduğu gibi ince olsaydım,
yürürken, herhangi bir âleti bir kaç sefer kullandığında delinir, yara
olurdum. Eklemlerinin olduğu kısımlarda hususî kıvrımlarla akordeon veya
körük gibi yaparak parmaklarının, el ve ayaklarının rahatça her türlü
harekete imkân vermesini temin etmiştir. Baş bölgeni güneşten ve soğuktan
korumak için benim içimden bazı hücreleri farklılaştırarak saç hâline
getirmiş ve devamlı uzama kabiliyeti de vermiştir. Gözünü korumak için
kirpik ve kaş ismini verdiğiniz özel kıllarla hem süslemiş, hem de onların
büyümesini sınırlamıştır. Yoksa önünü görebilmek için her gün bir de kaş
ve kirpiklerini kesmek zorunda kalacaktın. Burun ve kulak deliklerinin
girişlerinde bile hususî kıllarımla toz-toprak ve böcek gibi nesnelerin
girmesini engellerim. Sen şimdi belki "bu da önemli bir şey mi? Alt tarafı
birkaç tane kıl. Olsa ne olur olmasa ne olur? Hayatî bir ehemmiyeti yok",
diyebilirsin. Evet, doğru. Hayatî bir ehemmiyeti yok. Ama hayat sadece
"canlı" kalmak değil ki, hayatın bir de insana ait estetik ve güzellik
boyutu vardır. Kaşları ve kirpikleri dökülmüş birisine baktığında bu
durumu daha iyi anlarsın. Evet! Allah (cc) insanı yaratırken güzel
yaratmış ve bu güzelliğini teşkil eden her bir kılı da ayrıca önemli
kılmıştır. Çünkü Rabbimiz bir şeyi yaratırken sadece bir yönüyle değil,
pek çok yönüyle hikmetli yapar.
"Hayatî ehemmiyeti yok" deyip benim kıllarımı küçük görüp duruyorsun!
Halbuki ben bütünüyle çok hayatî ehemmiyeti haiz bir organım! Kaş ve
kirpiklerimdeki estetik inceliği ve güzelliği göremedin, ama senin
vücudunu pek çok bakımdan koruyan bir organ olduğumu şimdi sana
göstereceğim! Normal bir insan vücudunu sararak örtmek için benim
genişliğimin 1.80-2 metrekare arasında olması gerekir. En birinci ve
hayatî olarak senin vücut sıvılarının dışarıya sızıp kaybolmasını
engellerim. Vücut içi sıvılarının yoğunluğu ve mineral tuzlarının miktarı
hayatî ehemmiyettedir. Ben olmasaydım sadece böbreklerinle bu sıvıların
yoğunluğunu düzenleyemezdin. Onun için derisinin 2/3'lik kısmı derin
şekilde yanmış insanlar vücutlarından kaybettikleri sıvılar yüzünden
ölürler. Yanık merkezlerinde çok hassas âletlerle kaybedilen vücut
sıvıları ayarlanmaya çalışılmasına rağmen umumiyetle büyük yanıklarda
başarısız olunmaktadır. Benim koruma özelliğim sadece vücuttan
kaybedilecek sıvıları engellemek bakımından değil, dışarıdan vücuduna
girecek her türlü bakteri, mantar ve virüs gibi hastalık yapıcı
zararlıların girişine de mâni olmakla kendini gösterir. Bazen eline küçük
bir diken batınca bile hemen mikrop aldığını ve orada bir iltihap
oluştuğunu biliyorsun. Vücudunun geniş bir bölgesinde eksilir veya
yaralanırsam, çok daha ağır enfeksiyonlarla karşılaşabilirsin, çünkü benim
olmadığım yerden milyonlarca mikroskobik varlık senin içine hücum ederek
seni hasta edecektir.
Senin vücudun sıcağa ve soğuğa karşı çok hassas yaratılmıştır.
Vücudunun iç sıcaklığı normal olarak 36,7 °C olmalıdır ve dış çevrenin her
türlü ısı değişikliklerine karşı değişmemelidir. Eğer soğukta kalır da
üşürsen ve dolayısıyla vücut içi sıcaklığın düşerse akciğerlerin, mide ve
böbreklerin başta olmak üzere birçok organın hasta olur ve çalışmaları
aksamaya başlar, ısı düşmeye devam ederse ölürsün. Aksine çok sıcakta
kalır ve iç sıcaklığın yükselirse başta beynin çok hassas olduğundan önce
sinir sisteminde arızalar daha sonra da kalb gibi organlarında bozulmalar
başlar ve yine ölürsün. Halbuki çöllerden kutuplara kadar her yerde
insanlar yaşıyor ve bütün bu insanların vücut içi sıcaklığı 36-37 °C
civarında sabit tutulmaya çalışılıyor. İşte bu vücut ısısını dengede tutma
ile ilgili sistemin çok önemli bir parçası benim. Asıl kontrol merkezi
beyin olsa da, beyin benden giden uyarılara göre düzenleme yapar ve
cevabını verirken de ben önemli işler görürüm.
Bu kadar önemli işleri anlatmadan önce sana dışarıdan çok basit gibi
görünen yapımdan biraz bahsetmek istiyorum. Aslında hiç de senin tahmin
ettiğin gibi etlerini saran bir naylon örtü gibi değilim. Her şeyden önce
canlı, esnek, büyüyen, tamir olabilen, beslenen, bir taraftan ölen
kısımlarını atarken, yerini taze hücrelerle dolduran ve bütün dünyadan
haberdar olan bir organım. Kabaca bir bakışla iki tabaka hâlinde
görülürüm. Senin dışardan gördüğün üst deri (epidermis) kısmımın en üstü (stratum
corneum) ömrünü tamamlamış ve yapısına keratin (boynuz maddesi) alarak
sertleşmiş ölü hücrelerden ibaret olup, bunlar her gün dökülmektedir.
Banyo yaparken "kir" olarak dökülen kısımlar bunlardır. Bu kısımlar
dökülürken bana yapışmış ve dışardan bulaşmış, seni hasta edebilecek
birçok bakteri, mantar gibi parazitlerden de kurtulursun. Üst derinin en
dip kısmını döşeyen yüksek bölünme kabiliyetine sahip üreyen hücrelerin (stratum
germinativum) teşkil ettiği tabaka hiç durmadan yukarıya doğru yeni
hücreler üretir. Başlangıçta silindirik olan bu hücreler yukarıya doğru
yükseldikçe kübikleşmeye ve daha sonra da yassılaşmaya başlarlar. Bu arada
içlerinde keratin maddesi sentezlendiği için yavaş yavaş sertleşmeye ve
hayatiyetlerini de kaybetmeye başlarlar. En üste geldiklerinde tamamen
ölmüş olurlar. Bunların bir kısmı dökülmez ve birbiriyle birleşip
kaynaşarak nasır ve tırnak gibi yapıları meydana getirerek aşınmaya maruz
kalan yerleri korurlar.
Bu tabakamın biyolojik hayatiyeti o kadar fazladır ki, hayret edersin.
İnsan ölse bile daha iki-üç gün bu tabakam ölmez ve bölünmeye devam eder,
onun için bazen sakal tıraşı olmuş ve tırnaklarını kesmiş hâlde ölmüş
birisinin gömülmesi birkaç gün geciktiğinde gömülürken cesede dikkat
edersen sakallarının çıktığını ve tırnaklarının uzadığını fark edersin.
İşte bu durum, benim germinatif epitel adını verdiğiniz epidermisin taban
kısmındaki tabakamın faaliyeti ile ortaya çıkan bir hâdisedir.
Epidermisimin (üst deri) altında daha kalın olan dermis (alt deri)
tabakam vardır. Benim canlılığıma, gerginliğime ve rengime vesile olan bu
tabakada bulunan çok çeşitli sanat eserleri benim yapımı tamamlamak için
yaratılmıştır. Bu tabakamın esası kollagen adı verilen bir proteinden
yapılmış sık lifli bağ dokusudur. İnsanlar yaşlandıkça bu tabakam kurumaya
ve kollagen proteinlerini kaybetmeye başlar, dolayısıyla lifler azaldıkça
benim gerginliğim de azalır ve buruşmaya başlarım. Yaşlanan insanlar benim
buruşmamdan hoşlanmazlar ama sizin kaderiniz budur. Aslında çok üzülmeye
de gerek yok, çünkü benim buruşuklarımın bile senin yüzüne vereceği ayrı
bir ciddiyet, tecrübe sahibi olduğuna ve çile çektiğine dair emareler
vardır. Dermis tabakamın içinde dağılmış hâlde kıvrımlı bir ip yumağı
şeklindeki ter bezleri, kıl kökleri, kılı besleyen ve parlatan yağ
bezleri, bana rengimi veren kromatoforlar (renk maddesi taşıyan hücreler)
kıllarımı dikleştirip yatırmaya yarayan kıl dibi kasları, beni beslemeye
yarayan kılcal kan damarları ve az önce yukarıda bahsettiğim ısı, basınç
ve ağrı duyularını almaya yarayan çeşitli özel alıcı hücreler (receptörler)
ve bunların arasına dağılmış serbest sinir uçları bulunur.
Vücudunun farklı kısımlarında belirli duyulara karşı daha hassasım.
Duyu alıcılarım çeşitli şekillerde olup, kendilerini ilk defa tespit eden
ilim adamlarınızın adlarını takarak isimlendirmişsiniz. Meselâ, Pacini
cisimciğim, Meissner cisimciğim, Ruffini ve Krause cisimciklerimin her
birinin ayrı uyaran çeşitleri için hassas olduğunu düşünenler olsa da bu
durum deneyle ispatlanamamıştır.
Senin ve arkadaşlarının esmer, kumral, sarışın, beyaz veya zenci gibi
sıfatlarla tarif edilmenizin başlıca sebebi dermis tabakamın içinde ve
hemen epidermise komşu olan bölgede yer alan kromatoforlardır. Yıldız
şeklinde kollu uzantılara sahip bu hücreler ışığın şiddetine bağlı olarak
çok yavaş hareket ederek kollarını uzatıp kısaltabildikleri gibi içlerinde
taşıdıkları renk tanecikleri (melanin granülleri) de hücrenin merkezine
yoğunlaşarak veya hücre içine dağılarak hareket ederler ve böylece benim
rengimi koyulaştırıp, açıklaştırabilirler. Mevsimlere ve gün uzunluğuna,
dolayısıyla güneş ışınlarının şiddetine ve süresine bağlı olarak bu
hücrelerin hareketiyle senin rengini yazın koyulaştırır, kışın ise daha
açıklaştırırım. Bunun ne hikmeti mi var? Hem de o kadar gâyesi ve hikmeti
olan bir fizyolojik mekanizmadır ki, hayret edersin. Hiç dikkat ettin mi?
Kuzey Avrupa ve Kuzey Amerika gibi ülkelerdeki insanlar güneyde
yaşayanlara göre çok daha açık renkli ve sarışın oluyorlar. Çünkü bu
ülkeler daha az sürede ve şiddette güneşe maruz kalıyorlar; gökyüzü çoğu
zaman bulutlu ve yağışlı. Halbuki güneş ışığının D vitamini
sentezlenmesinde çok önemli bir rolü vardır. Gıdalardan aldığın 7-dehidrocholesterol
isimli madde ancak güneş ışığı ile senin vücudunda D vitaminine dönüşür. D
vitamini ise başta kemik ve kalsiyum metabolizması için çok önemli olup
yağda eriyen bir vitamindir. Güneş ışığı olmazsa D vitamini yapılamaz ve
bunun eksikliğine bağlı olarak, başta raşitizm, birçok kemik hastalığı ve
iskelet bozuklukları ortaya çıkar. Fakat güneş ışığı da iki tarafı keskin
kılıç gibidir. Eksikliği hastalık yaptığı gibi fazlalığı da başta cilt
kanserleri ve göz hastalıkları olmak üzere benim üzerimde çok tahribat
yapar. Yeryüzünün her tarafını insanlarla dolduran Rabbimiz, elbette ki
hem az güneş gören, hem de çok güneş gören yerlerde yaşayan insanların
hepsini sonsuz ilmiyle bildiği ve hepsinin güneşten gerektiği kadar
istifade edebilmeleri için benim kromatoforlarıma ve içlerinde taşıdıkları
melanin, maddesine mükemmel özellikler vermiştir. Az güneşli yerlerde
kromatoforlarım az miktarda melanin sentezler ve bunlar hücre içinde
yayılarak veya bu hücreler daha derinlere inerek benim rengimi açarlar.
Böylece daha fazla güneş ışığı beni geçerek D vitamini için kullanılır.
Güneşli yerlerde yaşayanlarda ise yoğun ultraviole ve diğer radyasyonlar
sebebiyle benim hücrelerimin her an mutasyon geçirme ve kanserleşme riski
çok yüksektir. Onun için güneşli ülkelerde yaşayan kişilerde çok bol
melanin maddesi sentezlenir ve kromatoforlar içindeki bu melanin hücrenin
merkezinde yoğunlaşarak benim rengimi koyulaştırır. Böylece güneş
ışınlarının fazlası melanin pigmentimin hususî yapı ve fonksiyonu
sâyesinde emilerek diğer hassas hücrelerimin hasarlanarak kanserleşmesi
önlenir. Şimdi anladın mı benim renkli hücrelerimin yaratılışındaki
hikmeti?
Vücut içi sıcaklığının artmaması için sıcak havalarda bana gelen kan
damarların çok genişler ve bol miktarda kan alırım. Kanın içindeki suyu
ter bezlerim vasıtasıyla dışarıya veririm. Bu sıcak ter benim üzerime
yayılıp buharlaşırken önemli miktarda ısıyı da alıp havaya geçirir ve
böylece vücudunun ısısı yükselmez, sen de bunu hafif bir serinlik olarak
hissedersin. Ter bezlerimin faaliyeti sayesinde bir miktar azotlu
artıkları da atarak böbreklerine yardımcı olurum. Soğukta ise üşümemen
için ter bezlerimin faaliyeti azalır. Bana gelen kan damarları büzülür ve
benim kanım azaltılarak, hayatî olan iç organlarının üşümemesi için sıcak
kan vücudunun içine yönlendirilir. Benim kıllarımın kasları da kasılarak
kıllarımı dikleştirir ve böylece üzerimdeki kıl örtüsü daha
kalınlaştırılmış olur. Tıpkı battaniye ile örtünmüş gibi olur. Vücut ısın
iyice düşerse benim üzerimdeki alıcılar refleks olarak altımdaki kasları
uyarır ve onların titreşmesiyle ısı üretilir. Soğukta tir tir titremek
işte bundan dolayıdır! Hanımların kılları daha az olduğu için soğuğa karşı
onlara haksızlık yapılmış mı diyorsun? Hayır! Asla böyle bir şey olmaz,
çünkü hanımlar yaratılış itibarıyla erkeklerden farklı olarak, benim
altımdaki dokular arasına bol miktarda yağ depolarlar. Kadınların bu
derialtı yağ dokusu hem onları soğuktan korur, hem de yavruları
emzirmeleri için yedek gıda deposu olarak kullanılır, hem de dışarıdan
vurma ve çarpmalara karşı kas ve kemikleri erkeklerden daha iyi korunur.
Bu yağ tabakası hem ısı tecrid maddesi hem de şok emici olarak vazife
görür. Gördüğün gibi hanımlara hiçbir haksızlık yapılmamıştır. Çünkü O,
her hak sahibinin hakkını eksiksiz verir.
Benim vücudun bir aynası olduğum düşüncesi bir ölçüde doğru
sayılabilir. Gözönünde olmam ve kolayca muayene edilmem sebebiyle çoğu
zaman altımda yatan hastalık belirtilerini gösteren ilk organ sayılırım.
Bende görülen anormallikler çoğu zaman metabolizma bozukluklarını, kötü
huylu hastalıkları veya vücudundaki bezleri ilgilendiren hastalıkları
düşündürebilir. Meselâ, karaciğerin herhangi bir zehirli maddeden dolayı
yavaş yavaş zehirleniyorsa ellerinin içinde kırmızı lekeler hâlinde
kendini gösterir. Ruhî durumun da bana çok tesir eder. Tabiî ki, aksi de
olur, yani bana ait özel hastalıklar, diğer iç organlarına tesir edebilir.
Kendimi yenileme ve tamir mekanizmamın çok güçlü olduğunu başta
söylemiştim. yanıklar, yaralar ve kesikleri Allah'ın izniyle normal
şartlarda kolayca hallederim. Ancak yaralanma benim alt kısmıma inecek
kadar derin olduysa ileride hatırlaman için küçük bir iz bırakırım. Bir de
şeker (diabet) gibi bazı hastalıklarda maalesef benim yenilenme ve tamir
gücüm azalıyor ve yaralarımı çabuk kapatamıyorum. Bu durumda beni çok
temiz tutup iltihaplandırmamaya itina göstermelisin.
Hasan! Zaten biraz fazla uzattığım için şimdi sana alerjiler,
kaşıntılar, deri döküntüleri ve iltihaplar gibi benim hastalıklarıma ait
bir sürü belirtiden söz ederek iştahını kaçırmak istemiyorum. Ama şunu bil
ki bir kısmı kalıtsal (genetik), bir kısmı bağışıklık sistemi bozukluğuna
bağlı, bazısı bakteriyal, bazısı virütik, kimisi de mantarlara bağlı belki
yüz tane hastalığımı sayabilirim. Bunlarla seni vesveseye düşürüp üzmek
istemiyorum. Gördüğün gibi insanların çok büyük kısmı her şeye rağmen
sağlıklı geziyor. Yaratan (cc) elbette ki korunma mekanizmalarını da
vermiş veya sonradan öğretmiştir. Ne kadar hikmetli, sanatlı ve mükemmel
bir organ olduğumu gösterip, beni Yaratanı işaret etmek istediğim için
sana dermatoloji dersi vermektense Rabbimin rızasına uygun yaşamanı
tavsiye etmeyi daha uygun buldum. Zaten onun rızasına uygun yaşarsan,
birçok hastalıktan korunur, her şeye rağmen imtihan için hasta olduğunda
daha iyi tahammül eder, iyileştiğinde de daha çok şükredersin. Buna rağmen
yine de iştahın kaçmayacak ve canın sıkılmayacaksa benim hastalıklarım ile
ilgili dermatoloji kitaplarındaki renkli resimlere bakınca, sağlığın için
ne kadar büyük bir şükür gerektiğini daha iyi anlarsın.
Senin vücudunun dış dünyaya komşu olan sınır bölgesinin her türlü
mesuliyeti benim üzerime yüklenmiştir. Dış dünyadaki her türlü
değişikliği, sıcaklık, soğukluk, rutubet, basınç, çeşitli radyasyonlar,
her türlü tahriş edici kimyevî ve mekanik tesirleri ben hissederim ve iç
organlarının bu değişik çevre şartlarına göre tavır almaları için onları
uyarırım. Onun için herkes beni önce bir duyu organı olarak görür ve beş
duyunun sonuncusu olarak sayarlar.
Halbuki benim duyu organı olarak iş görmemin dışında o kadar çok başka
ve hayatî vazifelerim var ki, hepsini anlatmaya kalksam, bu derginin hacmi
yetmez. Sadece estetik açıdan bile baktığında ne kadar güzel olduğum
görülür. İstersen bir gün tıp öğrencileriyle birlikte anatomi
lâboratuarına gir ve vücudu parçalanmadan yani diğer organ ve sistemleri
incelenmeden önce derisi yüzülmüş bir kadavraya bakmaya çalış ve
dayanabilirsen dikkat et! İnsan, Allah'ın yarattığı muhteşem bir sanat
eseri olmasaydı, belki "iğrenç" ve "tiksindirici" sıfatlarını
kullanabilirdim, ama o cesedin her hücresi tek tek Rabbimin eseri olduğu
için böyle demiyorum ve sadece "göze hoş gelmeyen bir manzara" tabiriyle
nitelendirmem kâfi olur zannederim. Ben olmadığım zaman o muhteşem
anatomik mucize olan vücut bütün ihtişâmını kaybederek, ürkütücü ve çirkin
bir hâl alıyor. Aylardır sana kendilerini anlatan bütün o organlarının
güzelliği ve hikmetleri ancak benim varlığımla bir mânâ kazanabiliyor.
Rabbimiz beni bütün vücudunun her bölgesine uygun bir elbise olarak
yaratarak seni giydirmiş. Ayak tabanları ve avuç içini kalın bir keratin
dış tabaka ile donatarak yürümeni ve çeşitli el âletlerini kullanmanı
kolaylaştırmış. Şayet dudak bölgesinde olduğu gibi ince olsaydım,
yürürken, herhangi bir âleti bir kaç sefer kullandığında delinir, yara
olurdum. Eklemlerinin olduğu kısımlarda hususî kıvrımlarla akordeon veya
körük gibi yaparak parmaklarının, el ve ayaklarının rahatça her türlü
harekete imkân vermesini temin etmiştir. Baş bölgeni güneşten ve soğuktan
korumak için benim içimden bazı hücreleri farklılaştırarak saç hâline
getirmiş ve devamlı uzama kabiliyeti de vermiştir. Gözünü korumak için
kirpik ve kaş ismini verdiğiniz özel kıllarla hem süslemiş, hem de onların
büyümesini sınırlamıştır. Yoksa önünü görebilmek için her gün bir de kaş
ve kirpiklerini kesmek zorunda kalacaktın. Burun ve kulak deliklerinin
girişlerinde bile hususî kıllarımla toz-toprak ve böcek gibi nesnelerin
girmesini engellerim. Sen şimdi belki "bu da önemli bir şey mi? Alt tarafı
birkaç tane kıl. Olsa ne olur olmasa ne olur? Hayatî bir ehemmiyeti yok",
diyebilirsin. Evet, doğru. Hayatî bir ehemmiyeti yok. Ama hayat sadece
"canlı" kalmak değil ki, hayatın bir de insana ait estetik ve güzellik
boyutu vardır. Kaşları ve kirpikleri dökülmüş birisine baktığında bu
durumu daha iyi anlarsın. Evet! Allah (cc) insanı yaratırken güzel
yaratmış ve bu güzelliğini teşkil eden her bir kılı da ayrıca önemli
kılmıştır. Çünkü Rabbimiz bir şeyi yaratırken sadece bir yönüyle değil,
pek çok yönüyle hikmetli yapar.
"Hayatî ehemmiyeti yok" deyip benim kıllarımı küçük görüp duruyorsun!
Halbuki ben bütünüyle çok hayatî ehemmiyeti haiz bir organım! Kaş ve
kirpiklerimdeki estetik inceliği ve güzelliği göremedin, ama senin
vücudunu pek çok bakımdan koruyan bir organ olduğumu şimdi sana
göstereceğim! Normal bir insan vücudunu sararak örtmek için benim
genişliğimin 1.80-2 metrekare arasında olması gerekir. En birinci ve
hayatî olarak senin vücut sıvılarının dışarıya sızıp kaybolmasını
engellerim. Vücut içi sıvılarının yoğunluğu ve mineral tuzlarının miktarı
hayatî ehemmiyettedir. Ben olmasaydım sadece böbreklerinle bu sıvıların
yoğunluğunu düzenleyemezdin. Onun için derisinin 2/3'lik kısmı derin
şekilde yanmış insanlar vücutlarından kaybettikleri sıvılar yüzünden
ölürler. Yanık merkezlerinde çok hassas âletlerle kaybedilen vücut
sıvıları ayarlanmaya çalışılmasına rağmen umumiyetle büyük yanıklarda
başarısız olunmaktadır. Benim koruma özelliğim sadece vücuttan
kaybedilecek sıvıları engellemek bakımından değil, dışarıdan vücuduna
girecek her türlü bakteri, mantar ve virüs gibi hastalık yapıcı
zararlıların girişine de mâni olmakla kendini gösterir. Bazen eline küçük
bir diken batınca bile hemen mikrop aldığını ve orada bir iltihap
oluştuğunu biliyorsun. Vücudunun geniş bir bölgesinde eksilir veya
yaralanırsam, çok daha ağır enfeksiyonlarla karşılaşabilirsin, çünkü benim
olmadığım yerden milyonlarca mikroskobik varlık senin içine hücum ederek
seni hasta edecektir.
Senin vücudun sıcağa ve soğuğa karşı çok hassas yaratılmıştır.
Vücudunun iç sıcaklığı normal olarak 36,7 °C olmalıdır ve dış çevrenin her
türlü ısı değişikliklerine karşı değişmemelidir. Eğer soğukta kalır da
üşürsen ve dolayısıyla vücut içi sıcaklığın düşerse akciğerlerin, mide ve
böbreklerin başta olmak üzere birçok organın hasta olur ve çalışmaları
aksamaya başlar, ısı düşmeye devam ederse ölürsün. Aksine çok sıcakta
kalır ve iç sıcaklığın yükselirse başta beynin çok hassas olduğundan önce
sinir sisteminde arızalar daha sonra da kalb gibi organlarında bozulmalar
başlar ve yine ölürsün. Halbuki çöllerden kutuplara kadar her yerde
insanlar yaşıyor ve bütün bu insanların vücut içi sıcaklığı 36-37 °C
civarında sabit tutulmaya çalışılıyor. İşte bu vücut ısısını dengede tutma
ile ilgili sistemin çok önemli bir parçası benim. Asıl kontrol merkezi
beyin olsa da, beyin benden giden uyarılara göre düzenleme yapar ve
cevabını verirken de ben önemli işler görürüm.
Bu kadar önemli işleri anlatmadan önce sana dışarıdan çok basit gibi
görünen yapımdan biraz bahsetmek istiyorum. Aslında hiç de senin tahmin
ettiğin gibi etlerini saran bir naylon örtü gibi değilim. Her şeyden önce
canlı, esnek, büyüyen, tamir olabilen, beslenen, bir taraftan ölen
kısımlarını atarken, yerini taze hücrelerle dolduran ve bütün dünyadan
haberdar olan bir organım. Kabaca bir bakışla iki tabaka hâlinde
görülürüm. Senin dışardan gördüğün üst deri (epidermis) kısmımın en üstü (stratum
corneum) ömrünü tamamlamış ve yapısına keratin (boynuz maddesi) alarak
sertleşmiş ölü hücrelerden ibaret olup, bunlar her gün dökülmektedir.
Banyo yaparken "kir" olarak dökülen kısımlar bunlardır. Bu kısımlar
dökülürken bana yapışmış ve dışardan bulaşmış, seni hasta edebilecek
birçok bakteri, mantar gibi parazitlerden de kurtulursun. Üst derinin en
dip kısmını döşeyen yüksek bölünme kabiliyetine sahip üreyen hücrelerin (stratum
germinativum) teşkil ettiği tabaka hiç durmadan yukarıya doğru yeni
hücreler üretir. Başlangıçta silindirik olan bu hücreler yukarıya doğru
yükseldikçe kübikleşmeye ve daha sonra da yassılaşmaya başlarlar. Bu arada
içlerinde keratin maddesi sentezlendiği için yavaş yavaş sertleşmeye ve
hayatiyetlerini de kaybetmeye başlarlar. En üste geldiklerinde tamamen
ölmüş olurlar. Bunların bir kısmı dökülmez ve birbiriyle birleşip
kaynaşarak nasır ve tırnak gibi yapıları meydana getirerek aşınmaya maruz
kalan yerleri korurlar.
Bu tabakamın biyolojik hayatiyeti o kadar fazladır ki, hayret edersin.
İnsan ölse bile daha iki-üç gün bu tabakam ölmez ve bölünmeye devam eder,
onun için bazen sakal tıraşı olmuş ve tırnaklarını kesmiş hâlde ölmüş
birisinin gömülmesi birkaç gün geciktiğinde gömülürken cesede dikkat
edersen sakallarının çıktığını ve tırnaklarının uzadığını fark edersin.
İşte bu durum, benim germinatif epitel adını verdiğiniz epidermisin taban
kısmındaki tabakamın faaliyeti ile ortaya çıkan bir hâdisedir.
Epidermisimin (üst deri) altında daha kalın olan dermis (alt deri)
tabakam vardır. Benim canlılığıma, gerginliğime ve rengime vesile olan bu
tabakada bulunan çok çeşitli sanat eserleri benim yapımı tamamlamak için
yaratılmıştır. Bu tabakamın esası kollagen adı verilen bir proteinden
yapılmış sık lifli bağ dokusudur. İnsanlar yaşlandıkça bu tabakam kurumaya
ve kollagen proteinlerini kaybetmeye başlar, dolayısıyla lifler azaldıkça
benim gerginliğim de azalır ve buruşmaya başlarım. Yaşlanan insanlar benim
buruşmamdan hoşlanmazlar ama sizin kaderiniz budur. Aslında çok üzülmeye
de gerek yok, çünkü benim buruşuklarımın bile senin yüzüne vereceği ayrı
bir ciddiyet, tecrübe sahibi olduğuna ve çile çektiğine dair emareler
vardır. Dermis tabakamın içinde dağılmış hâlde kıvrımlı bir ip yumağı
şeklindeki ter bezleri, kıl kökleri, kılı besleyen ve parlatan yağ
bezleri, bana rengimi veren kromatoforlar (renk maddesi taşıyan hücreler)
kıllarımı dikleştirip yatırmaya yarayan kıl dibi kasları, beni beslemeye
yarayan kılcal kan damarları ve az önce yukarıda bahsettiğim ısı, basınç
ve ağrı duyularını almaya yarayan çeşitli özel alıcı hücreler (receptörler)
ve bunların arasına dağılmış serbest sinir uçları bulunur.
Vücudunun farklı kısımlarında belirli duyulara karşı daha hassasım.
Duyu alıcılarım çeşitli şekillerde olup, kendilerini ilk defa tespit eden
ilim adamlarınızın adlarını takarak isimlendirmişsiniz. Meselâ, Pacini
cisimciğim, Meissner cisimciğim, Ruffini ve Krause cisimciklerimin her
birinin ayrı uyaran çeşitleri için hassas olduğunu düşünenler olsa da bu
durum deneyle ispatlanamamıştır.
Senin ve arkadaşlarının esmer, kumral, sarışın, beyaz veya zenci gibi
sıfatlarla tarif edilmenizin başlıca sebebi dermis tabakamın içinde ve
hemen epidermise komşu olan bölgede yer alan kromatoforlardır. Yıldız
şeklinde kollu uzantılara sahip bu hücreler ışığın şiddetine bağlı olarak
çok yavaş hareket ederek kollarını uzatıp kısaltabildikleri gibi içlerinde
taşıdıkları renk tanecikleri (melanin granülleri) de hücrenin merkezine
yoğunlaşarak veya hücre içine dağılarak hareket ederler ve böylece benim
rengimi koyulaştırıp, açıklaştırabilirler. Mevsimlere ve gün uzunluğuna,
dolayısıyla güneş ışınlarının şiddetine ve süresine bağlı olarak bu
hücrelerin hareketiyle senin rengini yazın koyulaştırır, kışın ise daha
açıklaştırırım. Bunun ne hikmeti mi var? Hem de o kadar gâyesi ve hikmeti
olan bir fizyolojik mekanizmadır ki, hayret edersin. Hiç dikkat ettin mi?
Kuzey Avrupa ve Kuzey Amerika gibi ülkelerdeki insanlar güneyde
yaşayanlara göre çok daha açık renkli ve sarışın oluyorlar. Çünkü bu
ülkeler daha az sürede ve şiddette güneşe maruz kalıyorlar; gökyüzü çoğu
zaman bulutlu ve yağışlı. Halbuki güneş ışığının D vitamini
sentezlenmesinde çok önemli bir rolü vardır. Gıdalardan aldığın 7-dehidrocholesterol
isimli madde ancak güneş ışığı ile senin vücudunda D vitaminine dönüşür. D
vitamini ise başta kemik ve kalsiyum metabolizması için çok önemli olup
yağda eriyen bir vitamindir. Güneş ışığı olmazsa D vitamini yapılamaz ve
bunun eksikliğine bağlı olarak, başta raşitizm, birçok kemik hastalığı ve
iskelet bozuklukları ortaya çıkar. Fakat güneş ışığı da iki tarafı keskin
kılıç gibidir. Eksikliği hastalık yaptığı gibi fazlalığı da başta cilt
kanserleri ve göz hastalıkları olmak üzere benim üzerimde çok tahribat
yapar. Yeryüzünün her tarafını insanlarla dolduran Rabbimiz, elbette ki
hem az güneş gören, hem de çok güneş gören yerlerde yaşayan insanların
hepsini sonsuz ilmiyle bildiği ve hepsinin güneşten gerektiği kadar
istifade edebilmeleri için benim kromatoforlarıma ve içlerinde taşıdıkları
melanin, maddesine mükemmel özellikler vermiştir. Az güneşli yerlerde
kromatoforlarım az miktarda melanin sentezler ve bunlar hücre içinde
yayılarak veya bu hücreler daha derinlere inerek benim rengimi açarlar.
Böylece daha fazla güneş ışığı beni geçerek D vitamini için kullanılır.
Güneşli yerlerde yaşayanlarda ise yoğun ultraviole ve diğer radyasyonlar
sebebiyle benim hücrelerimin her an mutasyon geçirme ve kanserleşme riski
çok yüksektir. Onun için güneşli ülkelerde yaşayan kişilerde çok bol
melanin maddesi sentezlenir ve kromatoforlar içindeki bu melanin hücrenin
merkezinde yoğunlaşarak benim rengimi koyulaştırır. Böylece güneş
ışınlarının fazlası melanin pigmentimin hususî yapı ve fonksiyonu
sâyesinde emilerek diğer hassas hücrelerimin hasarlanarak kanserleşmesi
önlenir. Şimdi anladın mı benim renkli hücrelerimin yaratılışındaki
hikmeti?
Vücut içi sıcaklığının artmaması için sıcak havalarda bana gelen kan
damarların çok genişler ve bol miktarda kan alırım. Kanın içindeki suyu
ter bezlerim vasıtasıyla dışarıya veririm. Bu sıcak ter benim üzerime
yayılıp buharlaşırken önemli miktarda ısıyı da alıp havaya geçirir ve
böylece vücudunun ısısı yükselmez, sen de bunu hafif bir serinlik olarak
hissedersin. Ter bezlerimin faaliyeti sayesinde bir miktar azotlu
artıkları da atarak böbreklerine yardımcı olurum. Soğukta ise üşümemen
için ter bezlerimin faaliyeti azalır. Bana gelen kan damarları büzülür ve
benim kanım azaltılarak, hayatî olan iç organlarının üşümemesi için sıcak
kan vücudunun içine yönlendirilir. Benim kıllarımın kasları da kasılarak
kıllarımı dikleştirir ve böylece üzerimdeki kıl örtüsü daha
kalınlaştırılmış olur. Tıpkı battaniye ile örtünmüş gibi olur. Vücut ısın
iyice düşerse benim üzerimdeki alıcılar refleks olarak altımdaki kasları
uyarır ve onların titreşmesiyle ısı üretilir. Soğukta tir tir titremek
işte bundan dolayıdır! Hanımların kılları daha az olduğu için soğuğa karşı
onlara haksızlık yapılmış mı diyorsun? Hayır! Asla böyle bir şey olmaz,
çünkü hanımlar yaratılış itibarıyla erkeklerden farklı olarak, benim
altımdaki dokular arasına bol miktarda yağ depolarlar. Kadınların bu
derialtı yağ dokusu hem onları soğuktan korur, hem de yavruları
emzirmeleri için yedek gıda deposu olarak kullanılır, hem de dışarıdan
vurma ve çarpmalara karşı kas ve kemikleri erkeklerden daha iyi korunur.
Bu yağ tabakası hem ısı tecrid maddesi hem de şok emici olarak vazife
görür. Gördüğün gibi hanımlara hiçbir haksızlık yapılmamıştır. Çünkü O,
her hak sahibinin hakkını eksiksiz verir.
Benim vücudun bir aynası olduğum düşüncesi bir ölçüde doğru
sayılabilir. Gözönünde olmam ve kolayca muayene edilmem sebebiyle çoğu
zaman altımda yatan hastalık belirtilerini gösteren ilk organ sayılırım.
Bende görülen anormallikler çoğu zaman metabolizma bozukluklarını, kötü
huylu hastalıkları veya vücudundaki bezleri ilgilendiren hastalıkları
düşündürebilir. Meselâ, karaciğerin herhangi bir zehirli maddeden dolayı
yavaş yavaş zehirleniyorsa ellerinin içinde kırmızı lekeler hâlinde
kendini gösterir. Ruhî durumun da bana çok tesir eder. Tabiî ki, aksi de
olur, yani bana ait özel hastalıklar, diğer iç organlarına tesir edebilir.
Kendimi yenileme ve tamir mekanizmamın çok güçlü olduğunu başta
söylemiştim. yanıklar, yaralar ve kesikleri Allah'ın izniyle normal
şartlarda kolayca hallederim. Ancak yaralanma benim alt kısmıma inecek
kadar derin olduysa ileride hatırlaman için küçük bir iz bırakırım. Bir de
şeker (diabet) gibi bazı hastalıklarda maalesef benim yenilenme ve tamir
gücüm azalıyor ve yaralarımı çabuk kapatamıyorum. Bu durumda beni çok
temiz tutup iltihaplandırmamaya itina göstermelisin.
Hasan! Zaten biraz fazla uzattığım için şimdi sana alerjiler,
kaşıntılar, deri döküntüleri ve iltihaplar gibi benim hastalıklarıma ait
bir sürü belirtiden söz ederek iştahını kaçırmak istemiyorum. Ama şunu bil
ki bir kısmı kalıtsal (genetik), bir kısmı bağışıklık sistemi bozukluğuna
bağlı, bazısı bakteriyal, bazısı virütik, kimisi de mantarlara bağlı belki
yüz tane hastalığımı sayabilirim. Bunlarla seni vesveseye düşürüp üzmek
istemiyorum. Gördüğün gibi insanların çok büyük kısmı her şeye rağmen
sağlıklı geziyor. Yaratan (cc) elbette ki korunma mekanizmalarını da
vermiş veya sonradan öğretmiştir. Ne kadar hikmetli, sanatlı ve mükemmel
bir organ olduğumu gösterip, beni Yaratanı işaret etmek istediğim için
sana dermatoloji dersi vermektense Rabbimin rızasına uygun yaşamanı
tavsiye etmeyi daha uygun buldum. Zaten onun rızasına uygun yaşarsan,
birçok hastalıktan korunur, her şeye rağmen imtihan için hasta olduğunda
daha iyi tahammül eder, iyileştiğinde de daha çok şükredersin. Buna rağmen
yine de iştahın kaçmayacak ve canın sıkılmayacaksa benim hastalıklarım ile
ilgili dermatoloji kitaplarındaki renkli resimlere bakınca, sağlığın için
ne kadar büyük bir şükür gerektiğini daha iyi anlarsın.
Yazıcıya
Gönder
• Giriş • Yukarı • Ben Hasanın Akciğeriyim • Ben Hasanın Bağırsağıyım • Ben Hasanın Böbreğiyim • Ben Hasanın Burnuyum • Ben Hasanın Derisiyim • Ben Hasanın Diliyim • Ben Hasanın Gözüyüm • Ben Hasanın İskeleteyim • Ben Hasanın Kalbiyim • Ben Hasanın Karaciğeriyim • Ben Hasanın Kaslarıyım • Ben Hasanın Kulağıyım • Ben Hasanın Midesiyim • Ben Hasanın Pankreasıyım • Ben Hasanın Sinir Sistemiyim • Ben Hasanın Salgı Sistemiyim • Hasan Şükrediyor • Sayılarla İnsan • Sineğin Dilinden • Söz Maymunda •
|