|
BEN HASAN’IN KALBİYİM
Prof. Dr. Arif Sarsılmaz
Sen daha doğmadan aylar önce çalışmaya başladım ve
bir dakika durup dinlenmeden her saniye göğsüne içten -tık tık- vurduğum
halde hiç bana kulak verip de, "kim bu?" diye dinledin mi? Ben senin
vücudunun motoru olan ve “kalb” olarak isimlendirilen bir organınım.
Yıllardır beni dinlemediğin ve merak edip de bakmadığın için, bugün biraz
nasihat etme ihtiyacını hissettim:
Daha henüz ana rahminde 19 günlük iken özel bir hücre yığınından
yaratılmaya başlandım. Önce bir tüp gibiydim, sonra kıvrılıp döndüm ve
yavaş yavaş odacıklarım ve komşu damarlarım yaratılmaya başlandı. Aslında
vücudunun diğer hücreleriyle birlikte hepimiz tek bir hücreden yavaş yavaş
çoğalarak farklılaştık. Diğer arkadaşlarım daha henüz birkaç günlük iken
sinir, deri, kıkırdak, kas vs. gibi farklı işler görmek üzere değiştiler.
Beni teşkil eden hücreler ise çok özel şekilde programlanmışlar. Belli bir
sayıya ve kitleye ulaşınca da 22 günlük iken, hep birlikte ‘uygun adım
marş’ komutunu aldık ve bilemediğimiz bir süre çalışmak için iş başı
yaptık. Bizim hep birlikte kasılmamızla ortaya çıkan sesi ve hareketi siz
kalb atışı veya nabız vuruşu olarak hissedersiniz. Gerçi şimdi vücudunda
çalıştığım Hasan bu vuruşlarıma pek dikkat etmiyor, ancak hızlı koştuğunda
bacakları daha fazla kan istediği için mecburen vuruşlarımı artırıyorum ve
o zaman Hasan beni fark ediyor, ama meselenin üzerinde hiç durmuyor. Sanki
bu vazifeyi ebedî yapacakmışım ve hiç yorulmayacakmışım gibi bir gaflet
içinde. Hadi bu yine küçük bir gaflet, Hasan'ın gençliğine veriyorum, ama
asıl büyük gaflet beni nereden bulduğunu, kimin kendisine hediye ettiğini
aklına getirmemesi, beni kendisine hediye eden Yüce Zât’ı düşünmemesi.
İşte bu gafleti kabullenemiyorum. Hem şimdi liseye gidiyor ve biyoloji
derslerinde de az-çok benden bahsediyorlar, ama bu hususta Hasan'a da pek
kızamıyorum, garibime; benden sadece basit bir pompa gibi bahsedecek
tarzda ders veriyorlar. Halbuki ben onun beynine kan pompalamasam,
parmağını bile oynatamaz. Fakat bugün Hasan'ı ciddi şekilde tefekküre sevk
etmeyi, benim sadece bir et parçası olmadığımı, beni Yaradan’ı tanıtmak
istediğimi kendisine bildireceğim. Bundan sonraki hayatında bana hem maddî
hem manevî yönümle dikkat etmesini, aksi taktirde sonunun kötü olacağını
söyleyeceğim. Çünkü ben onun dostuyum ve dost acı söyler, henüz ömrü ve
gençliği varken kendini toparlasın istiyorum.
Vücudunun yapı taşları olan bütün hücrelerinin (belki 100 trilyon
hücre) hepsinin ayrı ayrı beslenmesi, nefes alması, sindirim yapması,
artıklarını boşaltması ve özel vazifelerini yapması için ilk önce bana
ihtiyaçları var. Niçin mi? Çünkü benim hiç durmadan çalışmam sayesinde,
her türlü ihtiyaçları karşılanır. Bu yüzden daha embriyo döneminde, bütün
sistemlerden önce çalışmaya başlarım. Ne kadar çalışacağımı ben de
bilmiyorum. Çünkü bazen sapasağlam olduğum halde, Rabbim'in emrini getiren
melek dur derse, mecburen dururum ve vazifemi terk ederim. Fakat
çoğunlukla hayata son veren Azrail isimli melek hiçbir şey yokken dur
demez, muhakkak bir sebebi kullanır. Benim durmamı gerektirecek o kadar
çok sebep var ki, hele trafik kazalarının, terörün ve intiharların son
hızla arttığı bu çağda... Aslında nasıl çalıştığıma ben bile hayret
ediyorum. Kazalardaki yaralanmalar ve damar kopmaları neticesi oluşan kan
kayıplarına karşı bazı tedbirler programıma yüklenmiş durumda, ama
yaralanmadan bir müddet sonra kan kaybı telafi edilmez ve yara yeri
dikilmezse, yorulup vazifeyi bırakabilirim. Bazı zehirlenmelerden çok
çabuk etkilenebilirim. Hadi bu kazalar neyse de, asıl beni üzen düzensiz
yaşamanız, uygun olmayan beslenmeniz, hareketsizliğiniz ve tembelliğiniz,
bilhassa da stres içinde huzursuz ve herkesle didişerek hayat sürmeniz.
Bunlara karşı bir müddet tahammül ediyorum, ama bazen canıma tak deyince,
yeter artık deyip bırakıyorum veya bırakır gibi yapıp dikkat çekiyorum.
Hemen ortalıkta bir feryâd u figân, aman doktor! yetiş!.., yok dil altı
hapı, yok adrenalin veya masaj... İyi de kardeşim! Beni bu hâle
getirinceye kadar aklın neredeydi!!?
Hasan! bak sana tekrar söylüyorum, bana en büyük kötülüğü yine sen
yapıyorsun, birgün yorulur da bırakırsam, hiç gücenme! Hiç durmadan yağlı
yemekleri tıkıştırmakla meşgulsün, alt komşum mide hep şikayet ediyor,
içimi çok dolduruyorsun diye, o şişince bu sefer benim üstüme abanmaya
başlıyor ve ister istemez sıkışıyorum. Halbuki "midenizin üçte biri boş
kalsın, sofradan tam doymadan kalkın" hadîsini duymadın mı? Hadi sebzeler
neyse de, yağlı börekler, tereyağlı baklavalar, kızartmalar, kebaplar
neyin nesi? Dikkat et! Yoksa bunların hesabını önüne koyarım, ama iş işten
geçmiş olur. Tamam, anladık dünya nimetlerinden istifade etmeli ama,
herşeyin bir kararı var. Böyle devam edersen kapaklarım yağdan
kımıldayamaz hâle gelecek, ana arterlerim tıkanacaktır. Koronerlerim zaten
ince olduğundan kısa sürede tıkanırlarsa ve beslenemeyip teklersem,
karışmam.
Sabahtan akşama kadar televizyon karşısında oturuyorsun, hiçbir hareket
yok, utanmasan köşedeki bakkala bile arabayla gideceksin, hiç olmazsa
günün belli vakitlerinde kültür-fizik hareketleri yapsan. Bazı
arkadaşların Yaratıcımız’a ibadet ederken, beni sağlıklı kılacak
hareketleri hiç olmazsa asgarî seviyede yaparak, hem kulluk vazifelerini
yerine getirmenin huzuru içinde oluyor, hem de beni rahatlatıyorlar. Zaten
senede bir ay, günün belli vaktini aç geçirdikleri için bende de bir
rahatlama oluyor ve bazı yağların yakılması kolaylaşıyor.
Benim ana gövdemi yapan kas liflerim her doğrultuda karışık bir yumak
şeklinde yerleştirildiğinden kasılma ve gevşeme haraketlerini yaparken,
şeklimi çok fazla bozmadan, göğüs boşluğundaki yerimde rahat
çalışabilyorum. Bu çalışma esnasında duvarlarımın yüzeyi, koruyucu bir
kafes olarak çatı şeklinde üzerime gerilmiş kaburgaların iç tarafına
sürtünmeden doğan aşınmayı engellemek için iki katlı bir zarla sarılmış,
ayrıca bu iki zarın arasına da bir sıvı konulmuş ki, böylelikle sürtünme
iyice azalmış ve aşınma engellenmiş. Allah aşkına Hasan! biraz düşünsene
bu kadar tedbiri kim alabilir?.
Dört silindirli araba motorları gibi ben de dört odadan ibaret bir
pompa gibi çalışırım. Üstteki odalarıma kulakçık denir, sağdakine vücuttan
toplanan kirli kan, soldakine ise akciğerlerde temizlenen oksijenli kan
gelir. Bu odacıkların kas gücü daha zayıf olup, içlerine gelen kanı alt
odacıklara fışkırtacak kadar bir pompalama gücü üretebilirler. Karıncık
adı verilen alttaki odacıklarımın duvarları ise daha kalın ve kuvvetli
kaslı olup, çok büyük bir basınç hasıl edecek şekilde kasılabilirler.
Hattâ soldaki karıncığın kasılma gücü daha fazla ve duvarları da
diğerinden daha kalındır, çünkü bu odacık kasılınca içindeki bütün kanı
büyük bir basınç ve süratle bütün vücuda gönderir. Aort adındaki kalın ve
büyük damar yoluyla da her organa gerektiği miktarda ve hızda kan
gönderirim. Bu dört odacığın birbiri ardına uygun zamanlamayla kasılması
ve tam bu esnada aradaki kapakların açılması ve kanın komşu odacığa veya
iki ana artere tam zamanında gönderilmesi, sonra da kanın gönderildiği
yerden geri dönmemesi için kapakların tam zamanında kapanması çok
önemlidir. Bu zamanlamanın koordinasyonu, üzerimdeki otomat sinir
düğümünden düzenli olarak elektrik akımı üretilmesiyle sağlanır.
Kapaklarımın açılma veya kapanmasında zamanlama hatası olursa veya
yağlanma ve kireçlenmeden dolayı kapaklarım iyi kapanmaz ve kan kaçırırsa,
bunları bazı hastalıklarım olarak teşhis edersiniz. Kulakçık ve
karıncıklar arasındaki kapakların, fazla basınç altında geri dönmemeleri
için bunların altına yapıştırılmış bazı ipler, diğer uçlarıyla da karıncık
duvarının iç yüzüne sıkıca bağlanmışlardır. Bunlardan hiç haberin yok,
halbuki sen uyurken bile ben çalışıyorum. Tabiî, yaptığım işe göre zaman
zaman hızımı değiştirebilirim. Sen uyurken daha sâkin bir hızda, uyanıkken
veya yemek yerken daha hızlı, tabiî koşarken veya ağır sporlar yaparken
çok daha hızlı çalışarak her organına gerektiği miktarda kan
gönderilmesini temin ederim. Yakıtım mı ne? Ençok kullandığım yakıt, yağ
asitleri, laktik asit ve şekerler. Ayrıca özel metabolizmam sayesinde
yorgunluk nedir bilmem, her kasılma ve gevşeme arasında saniyenin onda
biri kadar bir süreye çok kısa bir dinlenme periyodu diyebilirsin. Kas
liflerimin hepsinin aynı anda kasılıp gevşemeye geçmesi ve etkili bir
pompalama gücü üretebilmem için, kasılma ve gevşeme emirlerinin çok
hesaplı bir zamanlama ile gelmesi gerekir. Faaliyete göre bu zamanlamanın
nasıl yürütüldüğünü doğrusu ben de bilmiyorum. Üzerimdeki minicik bir
otomatik merkezdeki hücrelerin elektrik sinyali üretmesi için, hücre içi
ile dışı arasındaki iyon dengesinin bozulması ve tekrar kurulması
faaliyetleri, saniyenin binde biri gibi kısa zamanda ortaya çıkan
reaksiyonlarla yürütülüyor. Bu hücreler her ne kadar otomatik olarak
elektrik üretip beni çalıştırıyor olsalar da, tamamen de bağımsız
sayılmam. Zira çalışmama tesir eden önemli faktörlerin başında, beyinden
gelen bazı sinirler bulunmakta. O yüzden, korktuğunda, sinirlendiğinde
veya üzüldüğünde benim çalışma ayarım da bozuluyor. Eski insanların,
birçok duygunun merkezinin kalbde olduğunu zannetmeleri de bu yüzden olsa
gerek. Sinirlenme ve üzülme beyinde olsa da, tesirini üzerimde gösterdiği
için, bu duyguların yeri de üzerimde zannedilmiş.
Hasan sana çok basit bir soru soracağım!? Şu karşısına oturduğun
televizyonu yapan bir mühendis var mı? Elinde tuttuğun bu dergideki
yazıları yazan, dizen, resimlerini yerli yerine koyan birileri yok mu? Var
değil mi? Peki, bütün bunlardan binlerce defa daha mükemmel olarak, senin
her ihtiyacına cevap verecek şekilde, beni ve damarlar sistemimi yaratıp,
senin göğsünün içine yerleştiren Bir'isinin olması gerekmez mi? Aferin
sana Hasan! Haydi bakalım, ben nasıl aksatmadan yaşaman için vazifemi
yapıyorsam, sen de şimdi şu televizyonu kapat ve seni kusursuz yaratan
Rabbine hamd etmek için on dakikanı bir ayır bakalım!Böylece ben de bugün
stresin ve aceleciliğin yüzünden girdiğim gerilimi biraz üzerimden atayım
ve rahatlayayım.
Bu kısacık üç sayfa içinde sahip olduğum yapının, inceliklerin ve
yaptığım işin hassasiyetinin ancak binde birini anlatabilmişimdir.
Tamamını anlatmaya ne benim, ne de beni inceleyen hekimlerin ilmi yeter.
Ama Allah onlardan razı olsun, yine de benim sırlarımı ortaya koymaya
çalışıyorlar. Haydi Hasan! Derslerine iyi çalış ve ileride iyi bir bilim
adamı ol! Daha bilinmeyen birçok yönümden bir kısmını da sen ortaya çıkar,
en iyi şekilde nasıl kullanılacağım hakkında tavsiyelerde bulun! Ama bunun
için önce merak ve tefekkür etmeyi, sonra doğru düşünmeyi, en önemlisi de
niyet ve nazarını sağlam tutmayı öğrenmelisin! Yani beni incelerken "ne
güzelmiş" değil, "ne güzel yapılmış" demeği öğrenmelisin. Üzerimdeki
nakışlara ve ince sanatlara takılıp kalmak yerine, “bu nakışları kim
yapmış?” deme ufkunu yakalamalısın! İşte ondan sonra herşey çok kolay
olacak ve bak o zaman hayatın daha çok mânâlanacak; yaptıklarından lezzet
alacak, huzurlu olacak ve kâinata meydan okuyabilecek bir güce sahip
olacaksın. Haydi bakalım Hasan, biraz daha gayret!.
Yazıcıya
Gönder
• Giriş • Yukarı • Ben Hasanın Akciğeriyim • Ben Hasanın Bağırsağıyım • Ben Hasanın Böbreğiyim • Ben Hasanın Burnuyum • Ben Hasanın Derisiyim • Ben Hasanın Diliyim • Ben Hasanın Gözüyüm • Ben Hasanın İskeleteyim • Ben Hasanın Kalbiyim • Ben Hasanın Karaciğeriyim • Ben Hasanın Kaslarıyım • Ben Hasanın Kulağıyım • Ben Hasanın Midesiyim • Ben Hasanın Pankreasıyım • Ben Hasanın Sinir Sistemiyim • Ben Hasanın Salgı Sistemiyim • Hasan Şükrediyor • Sayılarla İnsan • Sineğin Dilinden • Söz Maymunda •
|