|
BEN HASAN'IN KARACİĞERİYİM
Dr. Nuran YILMAZ
Sevgili Hasan seninle bugün vücudunun en hayatî
organı olarak biraz konuşmak istiyorum. Benim kalb veya mide gibi sesim
çıkmaz, beyin gibi elektrik dalgaları da yaymadığım için çoğunlukla
varlığımın farkında bile olmazsın. Halbuki bu sessiz görüntüm altında
bütün vücudunun kimyasını kontrol eden merkez laboratuvarıyım. Vücudunun
bütün kanı benim içimden geçer ve her an müdahele ederek denetime tabi
tutarım. Yanlış anlama "atarım, tutarım"derken kendi adıma konuşmuyorum,
çünkü bende bu işleri yapacak ne ilim ne irade ne de bir güc var, ben
sadece Yaratıcımızın bana yüklediği müthiş programa itaat etmekle
yükümlüyüm. Benim yürüttüğüm kimya reaksiyonlarına ait ilim ne bende ne de
seni idare ediyor gibi görünen beyninde mevcuttur. Bugün insanlığın
ulaştığı tıbbî ve biyolojik bilimlerdeki bilgi seviyesine rağmen henüz
yaptığım bütün işleri tam olarak öğrenebilmiş değiller.
Laboratuvarlarda yapılan çok basit kimyevî deneyleri bile yürüten ve
planlayan kimyacıları gördükleri halde benim gibi eşi benzeri olmayan bir
laboratuvarın kendi kendine veya tesadüfen kurulduğunu iddia etme
gafletinde bulunanlara hem acıyor hem de gülüyorum.
Vücudunda vazifeli olarak iş gören bütün organların benimle doğrudan
veya dolaylı olarak bir şekilde münasebeti vardır. Bir nevî kimyevî beyin
vazifesi görürüm. Her türlü salgı üretimi, sindirim başta olmak üzere
bütün metabolizma faaliyetleri, kanın terkibinin ve yapısının kontrolü
gibi müthiş bir ilim gerektiren birçok iş bütün âcizliğime rağmen bana
yükletilmiştir. Bir anda şaşırmaman için yaptığım işleri sana çok kısa
özetlesem bile yine de anlamakta yetersiz kalırsın, ama sadece şunu
söyleyeyim: Bugün biyokimcacıların henüz tesbit edebildiklerine göre
80'den çok hadisenin içinde bizzat bulunuyor, 5000 den fazla kimyevî
reaksiyonu gerçekleştiriyor ve müdahele edip kontrolümde tutuyorum !.
Ne oldu ? Şaşırdın değil mi ? Bu yaptıklarım henüz tesbit
edilebilenler, daha ince teferruatımı henüz tam bilemiyorsunuz. Sizin en
mükemmel laboratuvarlarınızda bile çok az sayıda ve birbirinden bağımsız
farklı üretimler yaplırken benim yaptığım binlerce reaksiyonun herbiri
diğeri ile zincirleme bağlantılı ve geri beslemeli kontrol devreleri
halinde yürütülür. Görünüşüm ise tam aksine çok sade ve yeknesak bir yapı
arzeder. Koyu kahverenginde, 1,4 kg. ağırlığındaki dört lobtan yapılmış
halimle karın boşluğunun sağ tarafında barsaklarının üzeriyle göğüs kafesi
arasına ve midenin sağın yerleştirilmiş bir pozizyondayım. Vücudunun en
büyük ve ağır salgı bezi olduğum için, sen koşarken, takla atarken, top
oynarken, çeşitli spor hareketleri yaparken yerimden kopmamam için
mezenter adı verilen bağlarla vücut duvarındaki çeşitli kısımlara sağlam
bir şekilde bağlanmış durumdayım. Onun için hiç korkmadan her türlü
hareketi yapabilirsin.
İnsanların çoğu beni sadece safra üreten bir organ olarak görür,
halbuki safra üretmek benim işlerim içinde en önemsizi sayılabilir,
eskiden beni sindirim sisteminin eki olarak görürlerdi ve hep safra
üretimi ile gündeme gelirdim. Halbuki bu görüş bugün geçerliliğini
kaybetmiştir. Artık herkesin kabul ettiği gibi stratejik konumda olan ve
içinde birçok mütehassıs kimyagerin çalıştığı dev bir laboratuvar
hükmündeki bir organım. Benim yaptığım işlerin kanı temizlemek gibi bir
kısmına böbrekler de yardımcı olur, ancak böbreklerin işini yapmak üzere "sun'î
böbrek cihazları" veya hemodiyaliz makineleri icad edildiği halde benim
yaptığım işlere ait hiçbir makine henüz yapılamadı. Ancak çok çaresiz
kalınan durumlarda hastanın kanını temizlemek için bazı hayvanların
karaciğeri geçici olarak takılabilir.
Yaptığım faaliyetlerin büyüklüğünü anlaman için şöyle bir ölçü daha
vereyim: Benim çalışmam sırasında ürettiğim ısı, bütün vücudunun dinlenme
anında ürettiği ısının üçte birine eşittir. Özel bir kan dolaşımı
sistemine sahibim ve tam yolların kavşak noktasında bulunduğum için
barsaklarından gelen içinde emilmiş besin moleküllerinin bulunduğu kan,
genel dolaşıma katılmadan önce dalaktan gelen kanı da alıp, kapı
toplardamarımdan geçerek muhakkak bana uğrar ve gelen gıdaların cinsine,
miktarına göre kanın terkibini kontrol ederim. Barsaklardan gelen kanın bu
şekilde benden geçmesi mecburi bir gümrük kontrolüne benzetilebilir. 24
saatte bana uğrayarak kontrol edilen kan miktarı 2000 litre kadardır.
Ortalama 70 yıllık bir insan ömrü boyunca 1,5 ton protein, 12,5 ton da
karbonhidrat işleyerek senin ihtiyacına göre sentezler veya parçalarım.
Yaptığım işler saymakla bitmezse de hiç olmazsa belli başlıklar altında
kabaca özetleyebilirim:
Karbonhidrat metabolizması adını verdiğiniz kandaki şeker miktarının
ayarlanmasında hipofiz, pankreas ve böbreküstü bezi ile birlikte çalışırım
ve vücudunun yakıtı olan şekerin miktarını çok hassas şekilde ayarlarım.
Çok tatlı veya hamur işi yediysen fazla şekeri glikojene çevirip
depolarım. Aç kalır da kanında yakıt olarak şeker azalırsa, bu glikojeni
parçalayıp şekere (glikoza) çevirir ve benzini bitmiş araba gibi yolda
kalmaman için hemen imdadına gönderirim.
Vücudunun temel yapıtaşları olan proteinlere ait metabolizmada da söz
sahibiyim. Çok sayıda enzim sentezlerim ve bu enzimleri yaparken çok
çeşitli protein moleküllerini kullanırım. Kan pıhtılaşmasına ait birçok
pıhtılaşma faktörünü, albumin ve bağışıklık sistemine ait gamma
globulinler başta olmak üzere birçok özel proteini sentezler ve kana
veririm. Alyuvarların yapımında çok önemli vazifeler üstlenirim ve kan
yapımında gerekli olan demiri depolarım. Biliyorsun kâinatta israf yoktur.
Ben nasıl israf edebilirim. Onun için yaşlanmış alyuvarlar ölünce onların
uygun şekilde parçalanmasında dalağa yardım eder ve taşıdıkları demirin
tekrar kullanılması için depolama işi yaparım.
Yağ metabolizmasında da çok önemli işler görürüm. Benim ürettiğim safra
salgısı sayesinde yediğin yağlı gıdaların sindirimi için yağ moleküllerini
tıpkı deterjanların yağlı lekeleri çıkarırken parçalaması gibi küçük
moleküllere ayırırım ve emilimini temin ederim, tabii bu arada yağda
eriyen A, D, E ve K gibi vitaminlerin de emilimi sağlanır. Vücudun
ihtiyacından fazla varsa yağları ve yağda eriyen vitaminleri depolarım.
Zira yağlar vücudunuz için ve özellikle kalb kasınız için önemli bir yakıt
kaynağıdır. Günde 800-1000 ml. safra salgılarım. İnce kanalcıklarımdan
süzülen safrayı safra kesesinde biriktirir ve onikiparmak barsağına
gıdalar gelince de buraya akıtırım. Safra salgıma sarımsı yeşil rengini
veren, yaşlanmış alyuvarların yıkımıyya ortaya çıkan ve barsaklar yoluyla
atılan bilirubin maddesidir.
Yeknesak koyukahverengi olarak gördüğünüz esas doku kısmım kan
damarlarını yapan endotel hücrelerinden, safra kanacıkları ve bunların
arasını dolduran hepatosit adı verilen hücrelerden ibarettir. Bütün
dokumun % 70'ini teşkil eden hepatositler (karaciğer parankima hücreleri)
vücudun diğer hücrelerinden daha fazla metabolik faaliyetlere katılırlar.
Benim içimdeki çok zengin kan damarı ağının içini döşeyen damar epiteli (endotel)
arasında yer alan Kupffer hücreleri adı verilen özel bazı hücre tipleri
vardır ki, yaptıkları faaliyetlere şaşmamak elde değildir. Bu hücreler hem
mikroplara karşı antikor yapımında görevlidir hem de kemik iliğinde yeni
dünyaya gelmiş kan hücreleri benden geçerken bu hücreler tarafından tek
tek kontrol edilirler. Bazen arızalı, kusurlu, bozuk ve hatta zararlı kan
hücreleri üretilmişse ben bunları yakalayıp parçalamak zorundayım, aksi
takdirde kanının içinde anarşi baş gösterir. İşte bu kupffer hücreleri
rüşvet bilmeyen gümrükçüler gibi bütün kan hücrelerinin kimliğini sorar,
enini boyunu ölçer ve sağlıklı olanları dolaşıma verirken, kusurlu
olanları hemen keserek parçalarlar, ben de israf etmeden demir vs. gibi
kıymetli kısımlarını gerektiğinde kullanmak üzere depo ederim.
Yediğin gıdalarla birlikte çevreden hergün çok sayıda zehirli maddeleri
de içine almaktasın. Zaten normal metabolizma süreçlerinde bazı artık
maddeler açığa çıkmaktadır. Bakteri veya mantarlarla bulaşmış ve bozulmuş
gıdaların birçoğunun tadı henüz değişmediğinden farkedemediğin için yiyip
içmektesin. Aslında vücuduna giren zehirlerle çok uzun zaman yaşayamaman
gerekirdi, ama şefkâti ve merhameti sonsuz Rabbimiz seni bu zehirlerden
korumak için bana önemli bir vazife vermiştir. Kanına karışan bu zehirli
bileşikleri yakalar ve onları zararsız hale getirmek için parçalar ve
tanınmaz hale sokarım. Birçok ilaçlar aslında zararlı ve zehirli olduğu
halde mecburen kullanıyorsun, ben de onların zehir tesirlerini bozmaya
çalışıyorum. Ürettiğim safra içindeki bazı tuzlar, metabolizma
artıklarının, ilaçların ve zehirlerin vücuttan dışarı atılmasında rol
oynarlar. Ama tabii ki, benim de bir tahammül gücüm vardır, takatimin
üzerinde zehirli maddeyle karşılaşırsam ben de sinyal vermeye başlarım.
Nasıl mı sinyal veririm ? İmdat !! Yetişin zehirleniyorum !! diye
bağırırım. Sesimi duyamıyormusun ? Ben ses vermem, renk veririm !.
Ellerinin içinde kızarıklıklar çıkmaya, deride kaşıntılar başladığında
bilmelisin ki, zehirlerle baş etmekte zorlanıyorum. Kendine, yiyip
içtiklerine dikkat etmelisin.
Protein metabolizması ile ilgili olarak çeşitli seviyelerde ortaya
çıkan azotlu artıkların yakılmasını sağlayarak zehir haline dönüşmeden
idrar veya dışkıyla dışarı atılmasını sağlayacak hale getirmek için çok
çalışırım ve kanını temizlerim.
Bu kadar çok ve önemli vazifem olunca çok tabiidir ki bendeki en küçük
bir arıza hemen hastalık olarak kendini gösterir. Benim çalışma
bozukluğumun ilk belirtilerinden birisi sarılıktır. Kandaki bilirubinin
aşırı derecede artması gözün beyaz kısmında ve deride sararmaya yolaçar.
En çok korktuğum şey ise viruslardır, özellikle hepatit B ve C virüsleri
beni çok tahrib ederek, dokumu bozarlar. Alkol bir numaralı düşmanımdır.
Alınan az miktardaki alkolü bile zararsız hale getireceğim diye canım
çıkar, bir de üzerine hepatit virüsü gelirse işim biter ve siroz olurum.
Ancak bu hale gelmeden önce karaciğer yetmezliği adı altında çok çeşitli
sinyaller veririm. Bu belirtilerin başında çeşitli deri döküntüleri, mide
ve barsak sıkıntıları, yemeklerden sonra uyku ve başağrıları gelir, fakat
bunlar genellikle hafif şikayetler olduğundan birçok insan bu sinyalleri
anlamamazlıktan gelirler. Çok sayıda fonksiyonu olan bir organ olunca
benimle ilgili testlerin sayısı da yüzü geçer. Bu testler protein, yağ,
karbonhidrat ve safra metabolizmasına, ilaçların ve benim ürettiğim
zehirlerin vücuttan atılmasına dayanır. Kan ve idrar tahlillerinde benimle
ilgili birçok bilgi ortaya çıkar. Daha ileri tahliller için ise biyopsi,
sintigrafi, tomografi gibi teknikler de kullanılır.
Hastalıklarımla senin biraz keyfini kaçırdım galiba, ama sana
sevindirici bir haber de vereyim. Sevgili Hasan, organların içinde kendini
yenileme gücü en yüksek olan organ benim. Nasıl ? Sevindin değil mi ? Öyle
olmasaydı, çoktan biterdim. Bu kadar işin altından kalmak, binlerce madde
için reaksiyon hazırlamak ve yüzlerce zehire karşı koymak için bana ve
sana acıyan Rabbim, bana öylesine müthiş bir yenilenme kabiliyeti vermiş
ki, hayret edersin. Meselâ; bir hepatit (sarılık) de benim hücrelerimin %
90'ını harab olduğu halde, eğer iyi istirahat eder, perhize dikkat
edersen, kalan % 10'luk kısmımla hem kendimi hem de seni Allah'ın izniyle
kurtarabilirim. Ama hastalığı küçümser de istirahat etmezsen, geri
dönülmez bir yola girer ve bu dünyadan ayırılırız.
Sana tavsiyem, temizliğe çok dikkat etmendir, çünkü hepatit'in birinci
sebebi pisliktir. Ayrıca kan alman gerekirse çok dikkat et ! Bilmediğin,
tanımadığın insanlardan kan almamaya gayret et. Hayatını temiz ve ahlaklı
yaşayan arkadaşlarının kan gruplarını öğren ve bir yere not et !. Allah
göstermesin, herhangi bir kan nakli gerekirse bu bildik temiz
arkadaşlarından kan alırsın ve sonra, hepatit'le başın ağrımaz. Aşırı
yağlı yemekten ve yağlanmaktan kaçınmalısın, zira yağları ben depolamak
zorunda olduğumdan çalışmamı zorlaştırmaktadır.
Alkol'ün benim bir numaralı düşmanım olduğunu daha önce söylemiştim.
Zaten sen yasaklara riayet eden bir insan olduğun için içim rahat, ama
yine de bir hatırlatayım. Dinimizin önemli bir emri olan alkol yasağının
hikmetini benim çalışmamı görünce daha iyi anlayacaksın. Sakın ola ki,
bazı alkoliklerin kendilerini ve başkalarını kandırmak için "falan doktor
söylemiş, az miktarda alkol kalb damarlarını açarmış" vs. gibi safsatalara
inanma ! Onu benim külahıma anlatsınlar ! Ben bir gram alkolü zararsız
hale getirmek için neler çekiyorum ve ne kadar harab oluyorum, onu bana
sorsunlar. Bir de yürekleri kaldırırsa, karaciğer kanseri veya siroz olmuş
hastaları hastanede ziyaret etsinler, daha iyi anlarlar. Son anda biraz
sinirlendim, ama kusura bakma Hasan ! Bu kadar yalan karşısında ister
istemez sinirleniyorum. Benim gibi bir sanat harikasını ve senin vücudunun
en önemli motorunu basit bir zevk için feda edenleri görünce üzülüyor ve
onların akıllarının başlarına gelmesi için dua ediyorum. Gözünü seveyim
Hasan, bana iyi bak !
Yazıcıya
Gönder
• Giriş • Yukarı • Ben Hasanın Akciğeriyim • Ben Hasanın Bağırsağıyım • Ben Hasanın Böbreğiyim • Ben Hasanın Burnuyum • Ben Hasanın Derisiyim • Ben Hasanın Diliyim • Ben Hasanın Gözüyüm • Ben Hasanın İskeleteyim • Ben Hasanın Kalbiyim • Ben Hasanın Karaciğeriyim • Ben Hasanın Kaslarıyım • Ben Hasanın Kulağıyım • Ben Hasanın Midesiyim • Ben Hasanın Pankreasıyım • Ben Hasanın Sinir Sistemiyim • Ben Hasanın Salgı Sistemiyim • Hasan Şükrediyor • Sayılarla İnsan • Sineğin Dilinden • Söz Maymunda •
|