|
BEN HASAN'IN KAS SİSTEMİYİM
Prof.Dr. Arif Sarsılmaz
Sevgili Hasan! Seni gezdiren ve her türlü hareketi
yapmanı mümkün kılan, kas sistemi olarak ben, seninle biraz sohbet etmek
istiyorum. Geçen ay, üzerine yerleşerek birlikte hareket ettirdiğimiz
iskelet sistemi arkadaşım kendi fonksiyonlarını izah ederken vücuduna
diklik ve sertlik verdiğini söylüyordu. Tabiî ki doğru, ancak bildiğin
gibi kayalar da sert, ağaçlar ise hem sert hem de canlı, ama hareket
imkânları yok ve sabit bir şekilde kımıldamadan duruyorlar, çünkü hareket
edecek bir sisteme sahip değiller. Sen ise; kâinatın en mükemmel mahlûku
olarak, hareket kabiliyetine sahipsin. Bütün hayvanlar, sahip oldukları
çeşitli hareket organlarının dinamik gücü olan kas dokuları sayesinde
çeşitli derecelerde haraket imkânına sahiptir. Ancak sen, ağaçlar gibi
toprağa çakılıp kalmak için yaratılmadığın gibi, hayvanlar gibi sadece
şuursuz bir şekilde biyolojik ihtiyaçlarını karşılamak için de
yaratılmamışsın. Dünyayı gezip görmek, yeni şeyler öğrenmek, icat ve
keşifler yapmak, medeniyetler kurmak için Rabbim seni ve neslini arza
halife kıldı. Fakat bütün bu beklentileri cevaplandırabilmen için, önce
bulunduğun durumda ve mekânda değişiklik yapabilme hürriyetine sahip
olmalısın, yani hareket kabiliyetin olmalı. İşte sana bu özelliğini
kazandırmak için Yaratıcım, milyonlarca paketlenmiş hücreden ibaret,
yüzlerce kaslarımın teşkil ettiği bir sistem olarak beni emrine vermiş.
Benim en mühim hususiyetim, -tıpkı bir motorun benzin yakarak hareket
etmesi gibi- şeker yakarak hareket eden hücrelere sahip oluşumdur.
Hücrelerimin içinde kasılıp gevşeyebilen lifçiklerim (myofilament)
sayesinde, hücrelerimin boyu kısalıp uzayabilir ve bu kısalıp uzama
neticesinde ortaya çıkan çekme kuvveti ile de; bağlı olduğum kemiği veya
başka bir organı çekerek, yer veya şekil değiştirmesine sebep olurum.
Vücudundaki bütün kemikler ve kalbinin dışındaki organların, kendiliğinden
hareket etme kabiliyetine sahip değildir. Ancak hususî yapıdaki kaslarıma
bağlı olarak hareket edebilirler. Kas denildiğinde, aslında hem bir organ
hem de doku tipi anlaşılır. Kas dokusu olarak sahip olduğum kasılma
özelliğimi, organ ve sistem seviyesinde de muhafaza ettiğim ve vücudunun
hemen her tarafına yayılmış olarak yaratıldığım için, çok farklı şekil ve
tiplerde kas demetlerinden oluşan paketler halinde bulunuyorum. Daha iyi
anlayabilmen için bir kasın nelerden müteşekkil olduğunu şöyle
anlatabilirim: İnce bir makara ipliğini en basit bir kas hücresi kabul
edelim. Bu makara ipliğinden çok sayıda bir araya getirip hepsini tek ince
sicim yapalım; sonra bu sicimlerden çok sayıda bir araya getirip bir
çamaşır ipi haline getirelim; sonra bu çamaşır iplerini bir araya getirip
kalın bir halat haline getirelim. İşte bu kalın halatı organ olarak bir
kas kabul edebilirsin. Aslında bu benzetme biraz basit oldu. İnce makara
ipliğini yapan çok ince pamuk lifçikleri yerine, kas lifçiği içinde asıl
kasılabilme fonksiyonunu yapan aktin ve myosin isimli iki tip protein
molekülünün yaptığı küçük çubuklar vardır ve iki tarağın dişleri gibi
karşılıklı yerleştirilmiş bu protein molekülleri kasılma esnasında
birbirinin içine geçer ve böylece kas lifçiğimin boyu kısalır. Böylece
aynı büyüklükte olan iki tarağın dişlerinin birbiri içine girip çıkması
gibi, kasılma ve gevşeme dediğimiz hareket ortaya çıkar. Hasan! Çok
basitleştirerek, ip ve halat benzetmesiyle anlattığım bu muhteşem yapı;
kendi kendine esen bir tesadüf rüzgârıyla ortaya çıkabilir mi? Çok basit
bir iplik bile makineler ve ustaların elinden çıkıyorsa, senin bütün
kemiklerini saran ve vücuduna şekil veren milyarlarca kas lifçiğinin
teşkil ettiği kaslarının herbiri, tesadüfen bir araya gelip, olması
gereken şekliyle ve bulunması gereken konumuyla, en ideal biçimde
yerleşebilir mi?
Binlerce kas lifçiğimden yapılmış demetlerimin teşkil ettiği kaslarımın
büyüklüğü ve şekli; bulunduğu yere, yapıştığı kemiklere ve yapacağı işlere
göre değişir. Kol ve bacaklarındaki kemikleri hareket ettirenler uzun, iki
ucu ince, ortası ise geniş ve karınlı olduğu halde, gövdene bağlananlar
daha geniş bir satıh halinde veya yuvarlak şekillerde olabilir.
Şekli ne olursa olsun, iskeletine ait olan ve kemiklerine bağlanan
kırmızı kaslar çok güçlü yapıda olup, iradene bağlı olarak çalışırlar.
Yürürken, koşarken, elinle herhangi bir iş yaparken, yatarken, kalkarken
daima kırmızı renkteki çizgili kaslarımı kullanırsın. Histolojik
yapılarından dolayı mikroskop altında çizgili görünen bu kaslarım,
vücudunun çok büyük bir kısmını teşkil eder.
Kas olmalarına rağmen, iraden dışında çalışan düz kaslarımın
hareketleri yavaş, fakat kasılmaları uzun süreli olup yorulmazlar. Bütün
sindirim kanalın, kan damarların, idrar yollarının duvarları bu kaslarımla
döşelidir ve söz konusu sistemler kendilerini anlatırken yapılarındaki düz
kaslardan da bahsettikleri için ayrıca onlardan bahsetmeyeceğim. Zaten
iskelete bağlı olarak çalışmadıkları için, gezip dolaşmanda söz sahibi
değiller, sadece iç organlarının hareketleri ile meşguller. Kalbin de,
aslında biraz farklı bir çizgili kas dokusu olduğu halde, o da iraden dışı
çalışır. Dolayısıyla kas sistemi dendiğinde sadece iskeletinin hareketinde
vazife alan çizgili kaslarından bahsedildiğinin farkında olmalısın.
Vücuduna destek olması için çok sayıda kemik, her durumdaki harekete
uygun şekil alabilmesi için de kemikler arasında eklemler yaratılmıştır.
Fakat bu eklemlerin hiçbirisi kendi başına hareket edebilme hususiyetine
sahip değildir. Tıpkı bir kapı veya pencerenin -ne kadar mükemmel olursa
olsun- iten veya çeken bir kuvvet olmadan açılıp kapanamaması gibi, hiçbir
eklem dahi bir kuvvet olmadan hareket edemez. İşte eklemlerini hareket
ettiren bu kuvveti kas sistemin üretir. Hareket sistemine dahil aşağı
yukarı 340 civarında kas sayılabilir. Bu kasların bazısı birkaç iş yaptığı
için yaklaşık olarak vücut kaslarının 510 ayrı iş yaptığı hesaplanmıştır.
Bunların bir çoğu eklemlerdeki kemik hareketleri olduğu gibi, bazıları
kemikleri oynatmadan da farklı vazifeler yapabilir. Meselâ alın, yüz, göz
kapağı ve karın kasların böyledir. Alnını kırıştırarak düşünceli bir hal
aldığın gibi, dudaklarını büzerek karşındakini küçümser bir tavır da
gösterebilirsin.
Sistemimize dahil olan kaslarımızın isimlerine, yaptıkları işle alâkalı
bir sıfat takılması âdet olmuştur. Meselâ, bir uzvun herhangi bir
parçasını diğer kısmına yaklaştıranlara abductor, iskeletinin bir
parçasını açarak geren kasıma extensor, bir parçayı büken kasıma flexor,
bir iskelet parçasını kaldıran kasıma levator, bir organ parçasını içe
çeviren kasıma pronator, döndüren kasıma rotator, dışa çeviren kasıma
supinator gibi ek isimler verilir.
Vücudunun ihtiyacı olan her türlü hareketi rahatlıkla yapabilmen için
kas elemanlarımın güçlü ve esnek olması gerekir. Kas elemanlarımın önemli
bir özelliği, sistemli çalışmayla güçlerinin artırılabilmesi ve
eğitilebilmeleridir. Her türlü spor müsabakasında yarışan bütün
sporcuların hedefi, kaslarının gücünü ve dayanıklılığını artırmaktır. Uzun
süreli ağırlık ve sürat çalışmaları neticesinde kaslarımın liflerinin
sayısında, çapında ve boyunda artmalar olur, böylece daha çok iş yapacak
güç ve hızlı kasılma kabiliyeti kazanabilirim. Ancak bütün bu antrenman ve
çalışmaların ötesinde genetik faktörlerin büyük ehemmiyeti vardır.
Dolayısıyla her çalışan iyi bir sporcu olacak diye bir kural yoktur, ancak
yaratılıştan kasları ve kemikleri uygunsa, çalışmayla bu kabiliyet çok
yükseklere çıkarılır. Yoksa, yaratılıştan belli bir spora uygun kas
yapısına haiz olmayanın şampiyon olmasını beklemek haksızlık olur. Benim
kaslarım dıştan ilk bakışta hep aynı tipte görülse bile, içlerindeki özel
liflerin dağılış yoğunluğuna göre farklı davranışlar gösteririm. Bazı
liflerim hızlı seğirip çabuk yorulan, bazıları yavaş seğirip geç yorulan,
bazıları yavaş seğirip hızlı yorulan, bazısı hızlı seğirip geç yorulan
özelliktedir. Bunların dağılımına göre herkesin yatkın olduğu hareketler
ve yapabileceği sporlar farklıdır. Bu durumda, 100 m kısa mesafe koşan
atlet ile, 10.000 m orta mesafe ve maraton koşan atletlerin her birindeki
özel liflerin miktarı ve dağılımı farklıdır.
Herhangi bir kasımın kasılması iki farklı biçimde olur. Eğer kasımın
üzerine tesir eden kuvvet dokunun direncinden fazlaysa, kasımın gerginliği
sabit kalır, kasın boyu kısalır. Bu duruma izotonik kasılma denir. Şayet
kasıma uygulanan kuvvet ile kasın direnci eşitse, bu durumda kasım
kasılmaz ve gerginliği artar ki, bu duruma da izometrik kasılma denir.
Kasıldığımda ortaya çıkan kuvvetin miktarı, boyumun uzunluğuna ve uyarının
miktarına bağlıdır.
Kasılma dediğiniz hareketin ortaya çıkması için, bir motor sinir
(hareket sinirleri) lifinden çıkan elektrikî uyarının, benim kas hücre
zarım ile sinir hücresi zarının arasındaki bölgeye (sinaps) geçmesi
gerekir. Bu elektrikî uyarı ile ortaya çıkan kimyevî reaksiyon sonucu, çok
kısa bir süre içinde, kas lifçiğimin içindeki aktin ve myosin proteinleri
birbiri üzerine kayarlar ve böylece bu kas lifçiğimin boyu kısalır. Bu
reaksiyon sırasında bir miktar da ısı ortaya çıkar; bütün kaslarımın
ortaya çıkardığı ısının toplamı ise senin vücudunun normal ısısını
belirler. Bu yüzden soğuk havalarda titreşen kaslarım daha fazla ısı
üreterek vücut ısını sabit tutmaya çalışırlar. Senin de fark ettiğin gibi,
Yaratıcımızın bütün işleri pek hikmetli, değil mi ? Bir taraftan senin
hareketini sağlarken, diğer taraftan da aynı işle ısı ürettirerek seni
üşümekten koruyor. Soğuk havalarda insanların hasta olmamak ve donmamak
için niçin hareket etmek mecburiyetinde olduklarını anlamışsındır.
Bir kas lifine, sinir lifinden arka arkaya gelen elektrik uyartıları
neticesinde yaptırılan kasılma hareketleri, bir müddet sonra bu kas lifini
yorar, kendisi için dinlenme ihtiyacı hasıl olur. Bu durumda daha önce
kasılmamış olan başka lifler devreye girerek o işin görülmesini sağlarlar.
Ancak sinirden gelen elektrik uyartısı çok sık aralıklarla sürüyor ve kas
liflerim dinlenmeye fırsat bulamıyorsa, fizyolojik tetanüs adı verilen
sürekli kasılma hâli ortaya çıkar.
Yürümekten koşmaya; sıçramaktan oturmaya kadar hareketlerinin uyumlu ve
koordineli olması için, kaslarımın üzerine yerleştirilmiş olan gerginlik
alıcıları, her an sinir sistemini haberdar ederek, kasımın durumu, kasılma
hızı ve derecesi hakkında bilgiler verir. Böylece kas faaliyetlerimin
yakından takibi ve koordinasyonu sağlanır. Yani yolda yürürken
yalpalamazsın; yemek yerken, ellerin titreyip kaşığındakini üzerine
dökmezsin.
Her sistem ve dokuda hastalık oluşabildiği gibi, benim de kendime göre
hastalıklarım vardır. En çok bilinenler; güçsüzlük, şekil bozukluğu, ağrı
ve iraden dışında gelişen kasılmalarımdır (tik). Kas iltihapları (myozit),
kas distrofileri, kas kemikleşmeleri (Stiffman sendromu), selim veya habis
kas urları da (leiomyom, rhabdomyom, rhabdomyosarcom gibi), değişik
derecede ağırlığı ve tehlikesi olan bozukluklardandır.
Sevgili Hasan! Bütün uzuvlarını hareket ettiren, kemiklerinin üzerini
doldurarak ve vücuduna şekil vererek heykeltraşlara ilham kaynağı ve model
olmanı sağlayan her bir kasımın; bir ilim ve kudretin eseri olduğunu
herhalde anlamış bulunuyorsun. Benim tek bir hücremin içindeki
myofibrilimin bile tesadüfen veya kendi kendine oluşma ihtimali olmadığı
hâlde, bazıları nasıl oluyor da, bütün hayvanlar âlemindeki kas
hücrelerinin ve hareket sistemlerinin evrim denilen şuursuz ve akılsız bir
kavramla oluşabileceğini iddia ediyorlar, hâlâ anlayabilmiş değilim.
Hasan! Herhalde sen de abartılmış ve çarpıtılmış biyolojik kanunların,
evrim mekanizmaları adı altında, herşeyin altından çıktığına artık gülüp
geçiyorsundur. Selâm ve sevgilerimle.
Yazıcıya Gönder
• Giriş • Yukarı • Ben Hasanın Akciğeriyim • Ben Hasanın Bağırsağıyım • Ben Hasanın Böbreğiyim • Ben Hasanın Burnuyum • Ben Hasanın Derisiyim • Ben Hasanın Diliyim • Ben Hasanın Gözüyüm • Ben Hasanın İskeleteyim • Ben Hasanın Kalbiyim • Ben Hasanın Karaciğeriyim • Ben Hasanın Kaslarıyım • Ben Hasanın Kulağıyım • Ben Hasanın Midesiyim • Ben Hasanın Pankreasıyım • Ben Hasanın Sinir Sistemiyim • Ben Hasanın Salgı Sistemiyim • Hasan Şükrediyor • Sayılarla İnsan • Sineğin Dilinden • Söz Maymunda •
|