BEN HASAN'IN KULAĞI'YIM
Prof.Dr. Arif Sarsılmaz
Geçen sayıda, başındaki en mühim organlardan biri
olan komşum göz, kendinden bahsedip, ne kadar mucizevî bir yaratılışla
sana hediye olarak takıldığını ve dünyanı aydınlattığını anlatırken, biraz
gıpta biraz da kıskançlık gibi bir hisle "benim ne zaman kendimi ve
dolayısıyla Rabbime tercüman oluşumu anlatmama sıra gelecek" diyerek
sabırsızlanıyordum. Niçin mi sabırsızlanıyordum? Çünkü yıllardır sadece
başının iki yanındaki iki et parçası olarak görüp hiç umursamadığın,
harikulade bir mimariye sahip olan kepçe şeklindeki ses alıcılarım başta
olmak üzere, bütün parçalarım hep birlikte, bizi bu kadar uyumlu bir
şekilde bir araya getireni, ve senin kâinatta yaratılmış seslerin sadece
bir kısmından istifade edebilmen ve ruh dünyana yeni menfezler açman için
çalışan, üzerimizdeki harika sanatları göstererek onları sana hediye
edeni, bütün âleme ilân etmek için sabırsızlanıyordum. Hem ben de göz
kadar sanatlı ve hassas bir şekilde yaratıldığım hâlde gözden niye geri
kalayım ki?
Bensiz Dünya Sessiz Dünya
Her sanatkâr sanatını sergileyerek takdirkâr nazarlara arzetmek ister.
Atomlardan yıldız sistemlerine kadar kâinatın her yerinde sanatının bütün
inceliklerini şuurlu bir varlık olan sana gösterirken, bu sanatların en
hârikalarını ve muhteşemlerini de yine senin kendi vücuduna takmış ve
kolayca görüp anlayabilmen için ayrıca sana akıl ve ilim de vermiş. İlim
ile varlığın hikmetleri ve çeşitli vasıfları hakkında değerlendirmeler
yapabilirsin. Ancak eşya hakkında bilgi sahibi olup bunu hikmete
çevirebilmen ve marifet ufkunu yakalayabilmen için, senin dışındaki
dünyada varolan eşyaya ait hususiyetleri beş duyunun süzgecinden geçirmen
gerek.
Eğer ışık, aydınlık ve renkler hakkında bilgi sahibi olamazsan mevcudat
hakkındaki maddî ilimlerde eksik kalırsın. Aynı şekilde eğer beni de
Rabbim senin kafatasının içine yerleştirmeseydi, kâinattaki ilâhî
musikinin birer notası olan kuşların sesini, ağaçların hışırtısını,
suların şırıltısını, rüzgârın uğultusunu duyamaz ve bu hususlardaki bilgin
eksik kalırdı. Halbuki herşey kendi lisânıyla Rabbimizi tanıtmak için
konuşuyor. Işığın dalga boylarıyla konuşulanları göz ile idrâk ediyorsun.
Moleküllerin titreşimleri ile ortaya çıkan ve ses adı verilen farklı dalga
boylarını da benim ile idrak ediyorsun.
Benim idrâk sınırlarıma giren sesin dalga boyu 20 ile 20.000 Hertz
arasında değişir. Bu sınırların dışında kalan daha düşük ve daha yüksek
frekanslı sesleri hissetmekten âcizim. Fakat bu acziyet biraz sözün gelişi
oldu. Zira aslında bu hem senin, hem de benim için bir rahmettir. Eğer
bütün mevcudatın yaratıcısı olan Rabbimiz beni bu şekilde, belli bir
kapasitede yaratmasaydı da, çok daha geniş bir işitme tayfında iş
görebilecek yapıda yaratsaydı, yerde yürüyen karıncanın ayak sesinden,
yumurtlayan bir böceğin inlemesinden, bir arı kovanındaki vızıltıdan,
gökte uçan kuşların kanat sesinden rahatsız olacak, beynindeki dayanılmaz
acılara katlanmak zorunda kalabilecektin. Bu dünyada işini görebilecek
kadar bir hassasiyete sahip oluşum bu yüzden senin için rahmettir. Zaten
benim yaratıcım herkese vereceğini en uygun şekilde ve en ideal ölçülerde
verir, abes iş yapmaz. Sakın ola ki, yarasanın kulağının hassasiyetine
özenme. Senin için en uygun olanı benim.
Benim sadece dıştan görünen kısmıma bakıp da aldanma. Bazen utandığın
zaman kızaran, bazen de seni ikaz için babanın veya hocanın hafifçe tutup
da çektiği kepçe kısmım başının şekline ve sesleri alma konumuna en uygun
yere yerleştirilmiştir. Kulak kepçesi dediğiniz bu kısım(A), elâstik
kıkırdak olduğundan çok esnektir ve üzerime yattığın zaman kırılmaz.
Üzerimdeki kıvrımlar ve sesin giriş deliğindeki kıllar da sebepsiz
değildir. Sesin geliş yönüne ve şiddetine göre sesi en iyi şekilde orta
kulak bölgeme yönlendirecek uygun bir sertliğe sahip olan kepçemin
kıkırdaklarının özel biçimi, her şahsa ait genetik koda göre
verildiğinden, kimseninki bir başkasınınkine benzemez. Girişteki kıllar da
böcek, toz gibi yabancı cisimlerin içime girmesine mani olmak içindir.
Dışarıdaki bu kepçe kısmımı orta kısmıma bağlayan dış kulak yolum(B),
oldukça geniş olsa da salgılanan mumsu ve yağlı salgı (kulak kiri) bazen
aşırı miktarda yığılıp birikirse meydana gelen tıkanıklık sebebiyle geçici
bir işitme kaybına uğrayabilirim.
Kepçe ve dış kulak yolumdan sonra gelen orta kulak bölgem kulak zarı (tympanum)(C)
ile başlar. Bu ince zarıma yapışık olarak sıra ile yerleştirilmiş
çekiç(D), örs(E) ve üzengi(F) (malleus, incus ve stapes) kemikçiklerim
bulunur. Bu küçücük kemiklerim birbirlerine 105 derecelik bir açı ile
hassas bir şekilde eklemlenmiş olup, zarımdan gelen en küçük bir ses
titreşimini bile bir kaldıraç gibi büyütüp kuvvetlendirerek iç kulağa
iletir. Orta kulak boşluğum östaki borusu(G), denilen çok ince bir kanal
ile yutak boşluğuna açılır. Çok kuvvetli gelen seslerin benim zarımı
patlatmamasını istiyorsan herhangi bir patlama veya kuvvetli ses sırasında
ağzını açmanı tavsiye ederim. Böylece ağzından giren ses dalgası ile benim
içimden geçen ses dalgası birbirini dengeler ve zarımı patlatmamış olur.
Orta bölgemden sonra gelen iç kulak kısmım ise en hayatî, hassas ve
nazik olan yer olduğu için tamamen kafatasının kemikleri tarafından
sarılıp korunmuş bir hâldedir. Tam bir sanat ve teknoloji harikası olan iç
kulak bölgem, şakak kemiğinin içindeki çok küçük ve dar bir sahaya
yerleştirilmiş iki süper alıcı organı birarada bulundurur. Evet, ayrı
işler yapan iki organcık bir araya yerleştirilmiştir. Bunlardan birisi
sesleri alan salyangoz bölgesi (cochlea)(H), diğeri ise sana emanet
edilmiş vücudunu sağa sola çarpmaman ve ayakta sağlam durup her türlü
hareketi düşmeden yapabilmeni temin eden denge organı olan yarım daire
kanalları (canalis semicircularis)(I), kesecik(J) (sacculus) ve
kırbacık(K) (utriculus)'tır.
Bu yapıların hepsi bir bütün hâlinde çok sanatlı şekilde sanki
mermerden oyulmuş veya tek parça metalden dökülmüş gibi kemikten
yapılmıştır. Salyangoz kanalımın içinde, boydan boya uzanarak onu
enlemesine olarak ikiye ayıran bir kemik bölme bulunur. Üstteki boşluk,
orta kulak ve iç kulağı birbirinden ayıran oval pencereye, alttaki ise
yuvarlak pencereye bağlanır. Bütün iç kulağımın içini dolduran sıvının
zarlarla kemik arasında kalan bölümüne perilenf, zarların içindeki kısmına
ise endolenf adını veriyorsunuz.
Salyangoz kanalımın taban kısmını döşeyen zarın(L) üzerinde çok küçük
özel bir organ bulunur. Corti organı ismi verdiğiniz bu kısım ses
dalgalarına karşı hassas alıcı duyu hücreleri (reseptörler)(M) ve bunlara
desteklik yapan hücreler bulunur. Corti organındaki hücrelerin yüksekliği
yer yer farklı olduğundan salyangozumun farklı bölgeleri değişik dalga
boyundaki seslere karşı hassastır.
Orta kulak bölgemdeki çekiç, örs ve üzengi kemiklerinden geçen ses
dalgası önce oval pencereden salyangozumun içindeki perilenf sıvısını,
daha sonra da salyangozumun tavanını teşkil eden reissner zarını(N)
titreştirerek endolenfte dalgalanmaya sebep olur. Dalgalanma hareketi bu
zar boyunca ilerleyerek corti organına ulaşır. Bu organcığımın sese karşı
hassas olan özel alıcı hücrelerinin uçları çok küçük tüycüklerle (cilia)
döşenmiştir. Gelen ses dalgasıyla bu tüycüklerde eğilme ve bükülmeler
olur. İşte burada çok önemli bir hâdise vuku bulur: Ses dalgalarının hasıl
ettiği titreşimden kaynaklanan mekanik enerji bu hücreler tarafından
elektrik enerjisine çevrilir! Bu elektrik uyarıları, beyninden gelen
işitme siniri (nervus cochlearis) yoluyla beyne iletilir ve bu durum ses
olarak idrak edilir. Aynı ses dalgaları yoluna devam ederek tekrar
perilenfe girer ve orta kulakla iç kulak arasındaki diğer bölme olan
yuvarlak pencerenin dışa doğru bombeleşmesine sebep olur. Böylece
perilenfteki ses titreşimleri azaltılmış ve gücünü kaybetmiş olur.
Tabiî ki bu benim anlattığım işitme hâdisesinin hızı benim zarımda ve
kemikçiklerimde ses hızına bağlı olarak iletilirken, işitme sinirinden
beyne, elektrik akımı şeklinde çok daha hızlı iletilir, beyinde
değerlendirilir ve anında da bu sese karşı bir cevap verilir. Saniyenin
kesirlerinde bu işler aksamadan yürütülürken sen farkında bile değilsin.
Sadece herhangi bir sesi duyduğunu söylüyorsun. Ama işitmenin nasıl ortaya
çıktığını hiç aklına getirmiş miydin? Senin ihtiyacına göre işitme organı
olarak Rabbim beni yaratmasaydı, kâinattaki sesler ve musiki hakkında
hiçbir malûmatın olmayacaktı!
Hasan bir düşün bakalım! Senin ihtiyacını bilip, ona göre her türlü
cihazla donatan Rabbim olmasaydı, kafa kemiklerinin içinde kendi kendine
bir kulak gelişebilir miydi? Yahut tesadüfen bazı biyolojik mekanizmalar
ardı ardına hep isabetli olarak cereyan ederek ortada bir plân ve proje
yokken benim gibi mükemmel bir cihaz bütün müştemilatıyla sahneye
çıkabilir miydi? Akıllı ve düşünen herkes gibi sen de, benim bu şekilde
olamayacağımı ve ancak Rabbimizin yaratabileceğini anlıyorsun, değil mi?
Bir Maharetim de Dengen Hususunda
Şimdiye kadar anlattıklarım sadece işitme ile ilgili olan vazifemdi. Biraz
da denge ile alâkalı faaliyetimden bahsedeyim ki ne kadar mucizevî
olduğumu daha iyi anlayabilesin. Sen hiç ip üzerinde yürüyen bir cambaz
veya dağa tırmanan bir dağcı gördün mü? Daha kolay hatırlayabileceğin bir
misâl olarak da, kendi bisikletine binerken düşmemek için yaptığın
hareketleri hayalinde canlandırabilirsin. En küçük bir hatada cambaz ipten
düşer, dağcı bir uçuruma yuvarlanabilir, sen de bisikletinden düşersin.
Denge ile ilgili bütün bu hareketleri sen gayri ihtiyârî olarak
(refleksle) yaparken benim içimde ne fırtınalar kopuyor hiç düşündün mü?
Bir saniye bile ara vermeden her yönden devamlı gelen karışık hareketlere
karşı senin her an dengeni bozmadan kalabilmen için, benim içime öyle
hassas alıcılar yerleştirilmiş ki, bu alıcılar en küçük bir kıpırdanmanda
bile hemen durum değişikliğini farkederler ve omurilik ile beynine yeni
durumun hakkında bilgi göndererek vücudunu yeni durumuna göre ayarlama
sinyali verirler.
Küçücük bir iç kulakta hem işitme hem de denge aynı anda nasıl
yürütülüyor, diyebilirsin. İşte benim Rabbim öyle bir Allah'tır ki,
mikroskobik ölçülerde hususî yarattığı hücreleri daracık bir yere
sıkıştırır ve en hassas işleri bu âciz hücreler vasıtasıyla yürütür.
Denge hissini nasıl alırsın ve uygun cevap refleksini nasıl verirsin?
Bu sorunun cevabı için az önce yukarıda sözünü ettiğim anatomik yapılara
biraz daha dikkat etmen gerekecek. Yarım daire kanallarımın dip kısmında,
kırbacık ve keseciğe açılan ampul gibi hafif şişkinlikler bulunur. Üç adet
yarım daire kanalımın herbiri birbirine 90 derecelik dik açı yapacak
şekilde fezadaki üç boyuta göre yerleştirilmiştir. Yarım daire
kanallarımın içinde az miktarda, ampullerin içinde ise yoğun olarak
bulunan tüylü (silli) alıcılarım her türlü harekete bağlı olarak eğilip
bükülecek elâstikiyette ve çok hassas şekilde yerleştirilmiştir. Kesecik
ve kırbacıkta bulunan denge alıcılarımın üzeri ince bir zarla örtülü olup
içinde jelatinimsi koyulukta bir sıvı ve kireçtaşı parçacıkları bulunur (cupula
terminalis). Yarım daire kanallarımın içinde bulunan endolenf sıvısı,
yoğunluğuna bağlı olarak senin başının ve vücudunun hareket ettiği
istikametin aksine olarak hareket eder. Tıpkı hızla giden bir vasıta
içindeki yolcuların hıza ve yöne bağlı olarak savrulması gibi endolenfin
de hareketi ve hızı, vücudunun umumî hareketinden farklılık gösterir.
Meselâ, araba sağa dönerken yolcuların dönüş ivmesi ile sola savrulması
veya hızla giden bir vasıtanın ani fren yapmasıyla yolcuların öne doğru
fırlaması gibi hareket hızına, ivmeye veya momentuma bağlı olan her türlü
değişiklik yarım daire kanallarımdaki sıvının hareket etmesine sebep olur.
Endolenf sıvısının hareketi ile kanalcıkların içindeki kireçtaşlı
jelatinimsi kitlenin yeri değişir ve temas ettiği alıcılarımdaki
hücrelerin üzerindeki tüycükler bükülür. Başın her hareketi, farklı farklı
yerlerdeki hücreleri uyararak denge siniri (nervus vestibularis)
vasıtasıyla her an meydana gelen denge değişikliklerinden sinir sistemini
haberdar eder.
Bu Faaliyetler Şükür ve Tefekkür İster
Hayatın boyunca yaptığın bütün hareketleri bir düşünsen; yaptığın hiçbir
hareketi kaçırmadan vücut dengenin koruması için senin hizmetinde olan
denge cihazımın ve yine bir ömür boyu dünyadaki mevcut binbir çeşit sesi
idrâk etmeni sağlayan işitme cihazımın (corti organı) hiç yorulmadan,
bıkmadan, usanmadan, şikâyet etmeden vazifelerini yaptıklarını farkedersin.
Ve senden bu işler için hiçbir ücret de istemiyoruz. Zaten bizi senin
kafatasına yerleştirip beynindeki ilgili merkezle bağlantısını kuran
Rabbimiz seni yaratırken de hiçbir ücret istememişti. Sadece bu nimetleri
düşünüp, tefekkür edip şükretmeni istiyor.
Şükretmen ve tefekkür etmen için hastanelerde çok çeşitli ibret
tabloları bulabilirsin. Bilhassa çocuklarda sık rastlanan orta kulak
iltihabı (otitis media), üzengi kemiğinin taban parçasının oval pencereye
yapışıp sesleri iyi iletememesinden doğan otoskleroz, işitme sinirinin
harabiyetine bağlı olarak doğuştan veya sonradan ortaya çıkan sağırlıklar
gibi hastalıkları görünce işitme ve ayakta dengede durma gibi nimetlerin
büyüklüğünü daha iyi anlayacaksın. Attığın her adımda, yatarken,
kalkarken; işittiğin her kuş cıvıltısında, tatlı bir melodide,
annenin-babanın sesini duyduğunda bu seslerin mânâsını senin beynine
nakşeden, Rabbimin büyüklüğünü ve merhametini daha iyi anlayacaksın.
Hasan! Şimdiye kadar beni hep başkalarını dinlerken kullanıyordun,
bugün ise ben kendimi sana anlattım ve beni benden dinledin. Üzerimde
taşıdığım güzellikler ve inceliklerle dolu sanatlı anatomik yapımın ancak
% 1'ini belki ana hatlarıyla anlatabildim. Gelişen tıbbî ve biyolojik
ilimlerin ortaya koyduğu bütün incelikleri her türlü hikmetleriyle
birlikte anlatmaya kalksam, elindeki bu derginin sayfaları yetmez. Zaten o
kadar geniş bilgiye de ihtiyacın yok. Mühim olan dikkatini üzerime çekerek
seni Rabbimize biraz daha yaklaştırmaktı. İnşallah faydalı olmuştur.
Bundan sonra zaman zaman çınlayarak seni gafletten korumak için kendimi
hatırlatacağım, haberin olsun
Yazıcıya
Gönder
• Giriş • Yukarı • Ben Hasanın Akciğeriyim • Ben Hasanın Bağırsağıyım • Ben Hasanın Böbreğiyim • Ben Hasanın Burnuyum • Ben Hasanın Derisiyim • Ben Hasanın Diliyim • Ben Hasanın Gözüyüm • Ben Hasanın İskeleteyim • Ben Hasanın Kalbiyim • Ben Hasanın Karaciğeriyim • Ben Hasanın Kaslarıyım • Ben Hasanın Kulağıyım • Ben Hasanın Midesiyim • Ben Hasanın Pankreasıyım • Ben Hasanın Sinir Sistemiyim • Ben Hasanın Salgı Sistemiyim • Hasan Şükrediyor • Sayılarla İnsan • Sineğin Dilinden • Söz Maymunda •
|