|
BEN HASAN'IN MİDESİYİM
Prof.Dr. Arif Sarsılmaz
Sevgili Hasan; geçenlerde üzerimdeki komşum kalp,
sana kendisini anlatırken (belki ona biraz kızmış olabilirsin)
konuşmalarınıza kulak misafiri oldum ve kalbin hep iyiliğin için
konuştuğunu anladım. Hem sıhhatin için nasihatler ediyor, hem de seni,
kalbi sana hediye eden asıl sahibini hatırlatacak tefekkür ufuklarına
yöneltiyordu. Doğrusu çok hoşuma gittiği için, ben de (mide) seninle biraz
sohbet etmek istiyorum. Eğer dinlersen maddî-mânevî çok istifade edeceğini
ümit ediyorum.
Gövdenin karın denilen büyük boşluğunun üst kısmında, göğüs boşluğunun
altına yerleştirilmişim. Üst kattaki komşularım olan kalp ve akciğerler
ile birbirimize zararımız dokunmasın diye Yaratıcımız aramıza perde
çekmiş, onun için seslerini duyuyor fakat onları göremiyorum. Onlar benden
daha hassas oldukları için ayrıca kemik kafes ile korunuyorlar. Ben de
korumasız değilim tabiî ki. Rabbimiz hepimizi "en uygun şekilde" koruma
altına almış. Üzerimde kemik bir çatı olsaydı, su içerken ve yemek yerken
zorlanır ve ayrıca yediklerini depolayamayacağımdan, bütün gün azar azar
fakat hiç durmadan yemek zorunda kalırdın. Ama karın boşluğu gibi
duvarları çok esnek bir sahada bulunduğum için çok rahat bir şekilde,
yiyip-içtiklerini sindirinceye kadar muhafaza edebiliyorum. Bu sayede sen
sadece belirli öğünlerde yemekle meşgul olup, kalan vaktinde diğer
işlerini yapabiliyorsun.
Çaydanlığa benzeyen genel görünüşüm ilk anda sana çok basitmiş gibi
gelebilir. Bu yüzden bazı sığ görüşlüler benden bahsederken "torba
şeklinde bir organ" diyerek önemsemez bir havaya giriyorlar. Ne kadar
önemli olduğumu "mide ülseri" veya "mide kanseri" olanlara bir sor
bakalım. Allah göstermesin ama bir bozuldum mu, dünyan zindan olur.
İçtiğin bir yudum su, yediğin bir lokma ekmek bile zehir olur, dünyanın
bütün lezzeti kaçar.
Basit torba gibi görülen duvarlarım dört katlı özel dokulardan
yapılmıştır. En dışta koruyucu, sağlam bir bağ dokusu, bunun altında enine
ve boyuna olarak iki doğrultuda dizilmiş kas tabakalarım, bunun altında
yine gevşek bir bağ dokusu tabakasına gömülmüş bezler ve en içte de epitel
dediğiniz ince bir astar tabakası yer almaktadır. Tabiî ki bu kalın
duvarlarımın beslenmesi için kas tabakalarımın arasına yayılmış kan
damarlarını ve bir ağ gibi her yanımı sarmış sinirleri unutmamak gerekir.
Bilhassa sahip olduğum sinir ağı o kadar kompleks bir sistemdir ki, hayret
edersiniz. Siz farkında olmadan sanki ikinci bir beyin gibi vücudunuzun
her tarafından haberdar olan bir sinir sistemine sahibim. Ayağına diken
batsa, küçük bir şeye üzülsen veya çok aşırı sevinip gülsen bundan
etkilenirim. Bu sistem, bütün hareketlerimi ve yapacağım sindirim
salgılarını bozabilecek kadar hassas bir sinir ağıdır.
Bu sinir ağı sayesinde, sen daha yemeğin kokusunu alırken veya yemeğe
hazırlanırken, salgılarımı ve hareketlerimi kontrol etmeye başlarım.
Böylece yemekten sonra seni sıkıntıdan kurtarırım. Ayrıca çok kolay da
terbiye edilebilirim. Üç gün gayret edersen beni yeni bir hayat tarzına
alıştırırsın. Bazı insanlar günde üç öğüne, bazısı iki öğüne, bazısı ise
tek öğüne alıştırabilirler. Tavsiyem, beni günde iki öğüne alıştırmandır.
Yediğin gıdaların parçalanıp bağırsaklarından emilmesi ve vücudunun
malı olması için önce bana uğramaları gerekir. Zira ağızda çok fazla bir
kimyevî parçalanma olmaz; yediklerin sadece mekanik parçalanma ile küçük
parçalara ayrılarak yumuşatılır ve kabul edebileceğim bir hâle getirilir.
Eğer acele eder de çok çiğnemeden yutarsan ve lokmalarını iyice
yumuşatmazsan beni çok yorarsın. Hem de lokmalar bana gelirken, üstümdeki
baca olan yemek borusunun duvarlarını çizebilir, kanatabilir. En iyisi bir
lokmayı en az 30 kere çiğnemendir, ama maalesef insanların çoğu bunu
yapmıyor. Alelacele iki üç çiğnemeden sonra bana gönderiyorlar.
Doyduklarını anlamıyor ve bu yüzden çok yiyorlar. Böylelikle dengelerimi
alt üst ediyorlar. Eğer yavaş yavaş yersen, ihtiyacın olduğu kadar gıdayı
aldıktan sonra hemen beyindeki ilgili merkeze doyduğunu bildirir ve
iştahını keserim. Böylece hem beni aşırı yormamış hem de gıdaları israf
etmemiş olursun. Hızlı yediğin zaman, henüz kendimi toparlayıp da
doygunluk sinyali verecek molekülleri açığa çıkarmadan tıka basa dolarım;
ne su alacak yerim ne de rahat çalkalamam için hava boşluğum kalır.
Duvarlarımın iç yüzünü astarlayan ve gıdalarla temas eden iç yüzeyimi
döşeyen mukoza tabakamda üç çeşit hücrem vardır. Bunlardan biri, çok
kuvvetli bir asit olan ve halk arasında tuz ruhu denilen hidroklorik asit
(HCl) salgılar. Taşı bile eriten bu asit; başta et olmak üzere hem bütün
proteinleri parçalamada kullanılır, hem de yiyecek ve içeceklerle giren
mikropları öldürür. Bu asit olmazsa proteinleri parçalayan pepsinogen
enzimi faaliyete geçemez. Pepsinogen enzimi de diğer bir kısım hücrelerime
sentezlettirilir. Bu enzim tek başına iş görmez ve içimde yemek yokken
salgılanmaz. Yiyeceklerle dolmaya başladığımda hidroklorik asit ile
birlikte salgılanırlar. Peki bu kadar kuvvetli bir asit ve protein
sindirici bir enzim, nasıl oluyor da kendi duvarlarıma zarar vermiyor?
İşte burada da Yaratıcım, çok mükemmel bir mekanizma ile geçici olarak
duvarlarımın koruyucu bir sıva ile kaplanmasını sağlamış. Bu koruyucu
mukus sıvısını salgılayacak goblet hücreleri öyle hassastırlar ki, asit ve
parçalayıcı enzim salınmadan önce, tıpkı tuğla bir duvarı dış tesirlerden
koruyan dış cephe malzemesi gibi koruyucu sıvıyı salgılarlar. Buna rağmen,
asidin ve enzimin tesiriyle her gün bir buçuk milyon hücremi kurban
veririm. Yani bu, üç günde bir, bütün iç astarımın parçalanarak
kaybedilmesi demektir. Ama Rabbim'e şükürler olsun, bana öyle bir
yenilenme gücü vermiş ki, her gün meydana gelen yeni hücrelerle iç
yüzeyimi döşeyen bu astar yenilenir.
Bazen bu koruyucu sıvanın salgılanmasında arıza olursa, asit ve enzim,
duvarlarımı yemeye başlar ve alt tabakadaki kan damarlarımdan dışarı kan
sızmaya başlar; bu da benim ülser olduğumu yani duvarlarımın yaralanıp
delinmeye başladığını gösterir. Bu durum vurdum duymaz insanlarda pek
olmaz, çünkü hassas olmadıklarından sinir sistemime pek tesir etmezler.
Aşırı hassas insanların ruh hâletlerinden çok çabuk etkilendiğim için
hemen salgılama düzenim bozulur, bu sebeple bu tip insanlar çok kolay
ülser olabilirler. En doğrusu, akıllı ve itidâlli yaşayarak, paniklemeden,
ne çok çabuk sevinme ne de hemen çok aşırı üzülme gibi durumlara düşmeden,
hâdiseleri sabırla karşılayarak yaşamak. Dengeli yaşamaya gayret edersen,
salgılama dengemi de çok fazla bozmamış olursun.
Duvarlarımın önemli bir kalınlığını teşkil eden kaslarımı, kol ve
bacaklarındaki kaslar gibi istediğin zaman çalıştıramazsın. Bu kaslarım
otonom sinir sisteminden senin hiç haberin bile olmadan emirlerini alırlar
ve çalışmaya başlarlar. Bu kaslarımın önemli bir özelliği, yavaş
çalışmaları fakat çok geç yorulmalarıdır. Aynı zamanda uzamaya da çok
elverişli olduklarından kendini iyi ayarlayamazsan kısa zamanda beni çok
büyütürsün ve karnından balkon çıkıntısı gibi taşmaya başlarım. Nefs
denilen o mahiyetin, en çok beni vurur ve benim yolumla seni kötülüklere
yatkın hâle getirir; onun için nefsin oyunlarına gelmeden dikkatli yiyip
içmeye bak. Yoksa beni çok kolay bir şekilde çöp tenekesine dönüştürür ve
başına belâ edersin.
Hoşlanmadığım bazı şeyleri sana haber vermek isterim. Bunların başında,
çok sıcak ve çok soğuk yiyecek-içecekler gelir. Her ikisi de enzimlerimi
bozar ve işlemez hâle getirir. En güzeli, kendi vücut sıcaklığında, yani
36-37 °C'lik bir sıcaklıkta olursa enzimlerim en iyi bir şekilde iş
görürler. Çok sıcak ve yanık yiyeceklerin hücrelerimi kanserleştirdiği
şüphesi bugün oldukça kuvvetlenmiş durumda. Çok soğuk şeyleri, önce
ağzında biraz tutup ısıtırsan ve sonra yutarsan beni soğuk algınlığından
korumuş olursun. Zira üşütürsem, kasılırım, çalışma dengem bozulur ve
vazife yapamaz hâle gelirim.
Yukarıdan bağlanan yemek borusu ile gelen gıdaları çalkalayarak ve
enzimlerle muamele ederek yaptığım vazife bittikçe gıdalar iyice akışkan
bir hâle gelir. Kıvama gelen gıdaları alt tarafımdaki onikiparmak
bağırsağına açılan kapıdan kısım kısım fışkırtarak, son işlem için
bağırsağa göndermeye başlarım. Bu hâlimle "iki kapılı bir han" denilen
dünyaya benzerim. Hiçbir şeyi içimde tutmam, bir taraftan alır, diğer
taraftan gönderirim. Yemek borusu ile arama herhangi bir kapı
konulmamıştır, bu yüzden gerekirse içime girenleri kusma refleksiyle
dışarı çıkarabilirim. İlk bakışta bu kusma refleksi çok kötü gibi
gelebilir ve niçin araya bir kapı konulmamış diyebilirsin. Hemen şunu
hatırlatayım: Eğer dediğin gibi olsaydı ve yanlışlıkla zehirli, bozulmuş
veya başka zararlı bir şey yeseydin hâlin ne olurdu? Zehirlenip ölmemen
için hemen ameliyata alınman, içimin kesilerek açılması ve yıkanmam
gerekirdi, o zamana kadar da ölmüş olurdun. Halbuki bu hâlimle içime giren
kötü bir şey hissettiğimde kusarak çıkarabiliyorum veya ağızdan bir hortum
salarak içimi yıkayabiliyorsunuz. Şimdi anladın mı niçin ön tarafımda kapı
olmadığını! Tam aksine bağırsağa açılan tarafımda bir kapı bulunması
sâyesinde bağırsaktaki yiyeceklerin geriye gelmemesi ve içimdeki asitik
ortamın bozulmaması temin edilmiştir. Çünkü bağırsaktaki enzimler daha
nötr ve bazik ortamda çalışırlar. Benim asitliğim bağırsak enzimlerinin
çalışmasını bozar. Bilhassa karaciğerinden salgılanan safra tuzları ve
pankreas enzimleri içime dökülselerdi ortalık çok karışırdı. Onların
çalışma şartlarına göre bağırsağın yapısı özel olarak hazırlanmıştır.
Hasan, sana diğer bir önemli tavsiyem de içim dolu iken spor yapma ve
kendini zorlamaya kalkışma. Zira çalışmam için duvarlarımı hareket ettiren
kalın kas tabakasının çok bol miktarda kana ihtiyacı vardır. Bunun için
yemekten sonra vücudunun diğer bölgelerinden önemli miktarda kan çekilerek
bana gönderilir. Bu durumda harekete kalkışırsan, kansız kalan diğer
organların iyi beslenemeyeceği için sıkıntı çıkarırlar ve kalbini
yorarsın.
Sana bir sır daha vereyim: Beni ne kadar çok doldurur, helâl-haram
demeden her şeyi içime atarsan o kadar yanlış yaparsın. Çünkü senin hem
sıhhatin, hem de mânevî hayatın ile benim büyüklüğüm arasında ters orantı
vardır. Beni çok büyütürsen, başta kalbin olmak üzere, bütün damarların
yağlanmaya ve çalışmalarını aksatmaya başlarlar. Tıbbî açıdan objektif
olmasa bile mânevî duygularının körelmesi de birçok ehl-i hâlin tespitiyle
sabittir. Aslında insan olana belini doğrultacak kadar yemek zaten
kâfidir. Ağzındaki tat duygusunun esiri olmadan, nimet sahibini
hatırlayacak ve helâl dairede şükredecek kadar yemen, beni bu dünyada
huzurlu kılacağı gibi seni de öbür âlemde huzurlu kılacaktır. Ağzından
geçtikten sonra nazarımda bir dilim ekmek ile baklavanın çok farkı yoktur.
Onun için kapıcı hükmünde olan ağzına sahip olursan, israftan ve aşırı
kilo alarak yağlanmaktan korunursun.
Bir zamanlar bu son kısımda yaptığım nasihatlere bazı insanlar güler
geçer ve "can boğazdan gelir, iyi beslenmek gerekir" der, insanları hakir
görmeye çalışırlardı. Halbuki şimdi modern tıp ve beslenme uzmanlarının
hepsi yıllar önce yaptığım nasihatlerime geldiler; "Evet, sen doğru
söylemişsin, insanoğluna belini doğrultacak kadar yemesi kâfiymiş"
diyorlar. Birçok hastalığın mideyi fazla doldurmaktan geçtiğini, "canın
boğazdan geldiği gibi, boğazdan da çıktığını" vurgulayarak, önemli olanın
"dengeli beslenmek" olduğunu, yeni yeni anlamaya başlıyorlar.
Bilhassa senede bir ay yaptığın rejim değişikliği ile başta ben ve
bütün yardımcılarım kendimizi yenileyip, yeni bir döneme geçme
hazırlığında bir kampa gireriz. Bu bizim dinlenerek yeni sezona başlamamız
için çok önemli bir ihtiyaçtır. Yakında yine kampa girme zamanım geliyor.
Bu hususta iradeni kullanmanı ve emrolunduğun gibi beni bir ay
dinlendirmeni bekliyorum. Hayatını sürdürmende gerekli olan gıda ve
enerjinin temin edilmesi için en başta bana ihtiyacın var, zira ben
olmasam kalbin bile çalışmaz. Çünkü her biyolojik olayın temelinde enerji
temin etmek için gıda maddelerinin alınması yatar. Dolayısıyla ben iki
tarafı keskin bir kılıç gibiyim. Beni ne çok ihmal etmelisin ne de çok
şımartmalısın. Senden de bu dengeli davranışı bekliyorum.
Yazıcıya Gönder
• Giriş • Yukarı • Ben Hasanın Akciğeriyim • Ben Hasanın Bağırsağıyım • Ben Hasanın Böbreğiyim • Ben Hasanın Burnuyum • Ben Hasanın Derisiyim • Ben Hasanın Diliyim • Ben Hasanın Gözüyüm • Ben Hasanın İskeleteyim • Ben Hasanın Kalbiyim • Ben Hasanın Karaciğeriyim • Ben Hasanın Kaslarıyım • Ben Hasanın Kulağıyım • Ben Hasanın Midesiyim • Ben Hasanın Pankreasıyım • Ben Hasanın Sinir Sistemiyim • Ben Hasanın Salgı Sistemiyim • Hasan Şükrediyor • Sayılarla İnsan • Sineğin Dilinden • Söz Maymunda •
|