|
BEN HASAN'IN SİNİR SİSTEMİYİM
Prof.Dr. Arif Sarsılmaz
Sevgili Hasan!..
Seninle vedalaşmak için son olarak ben geldim. Biliyorsun; "meclise, en
son gelir ekâbir" denilmiştir. Vücudunda şimdiye kadar kendini anlatan
organ ve sistemlerin en mükemmeli ve hepsinin arasında irtibat kuran
bütünleyici bir sistemim. Damarlar nasıl vücudunun her yerine gıda ve
oksijen taşımak üzere -toplu iğne ucu kadar boş yer bırakmamak kaydıyla-
yayılmışsa, ben de senin vücudunda olup biten her şeyden haberdâr olmak
üzere, bir ağ gibi vücudunun her yerini sarmış durumdayım. Koluna bir
böcek bile konsa hemen fark ediyorsun. Bir damla teri sana hissettiren
benim. İç organlarındaki herhangi bir rahatsızlığı uygun dozda bir sancı
ile hemen haber veriyorum. Haber vermekle kalmayıp, çare araman için seni
uyarıyorum.
Kendimi anlatmakta çok zorlanacağımı itiraf edeyim. Sinir sistemi
denildiğinde, neuron adı verilen hücrelerden yapılmış bir hücre yığını
akla gelir. Fakat bu öyle bir hücre yığınıdır ki, yaratılmış olan en
kompleks nesneden söz ettiğimiz asla unutulmamalıdır. Çok mühim olan ana
merkezler; -birbirine yakın olarak- çok büyük bir kitle hâlinde kafatası
içine yerleştirilmiş, sistemimin uzantıları ve talî merkezler ise,
vücudunun değişik bölgelerine yayılmış vaziyettedir. Zamanını almayacağımı
bilsem, her ay bir bölgem ve ayrı bir sinir dalım kendini anlatır, ne
kadar mükemmel, akıl almaz işler yaptıklarını ortaya koyarlardı. Fakat
sizi fazla sıkmamak için meseleyi hulâsa etmeye çalışacağım. Buna rağmen
yine de uzatıp, konuyu dağıtırsam lütfen kusuruma bakmayınız. Zira
Allah'ın yarattığı en mükemmel organdan bahsedilirken ister istemez bazı
sıkıntılar olacak.
Daha iyi anlaşılabilmem için bütün kısımlarımı tek tek konuşturma
yerine, onlar adına; "beyin" olarak ben konuşacağım. Sistemi; daha iyi
kavrayabilmeniz için ikiye ayırmamızda fayda vardır. Bunlardan birincisi
benim de başkan olarak içinde bulunduğum, talamus, hipotalamus, beyincik,
omurilik soğanı ve omurilik olarak kabaca kısımlara ayırabileceğimiz
Merkezî Sinir Sistemi, diğeri ise, bu merkezlerden çıkan ve tıpkı fiber
optik telefon kabloları gibi bütün vücuda yayılan Çevre Sinir Sistemi'dir.
Büyük beyin denilen ve iki büyük yarım küre halinde olan benim dışımdaki,
diğer daha küçük kısımlara beyin sapı da denilir. Bütün sistemlerde merkez
daha önemli olduğu gibi, senin vücudunda da esas merkez olan ve
kafatasının içinde korunan asıl beyin yarım küreleri ile beyin sapına ait
kısımlar (beyincik, omurilik soğanı, talamus ve hipotalamus) çok
önemlidir. İkinci olarak gelen omurilik de merkezden kabul edilir, fakat
kafatası içinde değil de, omurların dizilerek teşkil ettiği kanalın içine
yerleştirilmiştir. Omurilik yaralanmalarında merkeze olan yakınlığa bağlı
olarak hayatî ehemmiyet artar.
Merkezden çevreye dağılan sinirlerden müteşekkil kısımlarda meydana
gelen yaralanmalarda, ilgili organda felç veya fonksiyon bozukluğu meydana
gelse de hayatını tehdit etmez.
Sevgili Hasan! Şimdi sana aklını durduracak bazı rakamlar vereceğim.
Aklının durması, benim yetersizliğimi ortaya koyacak ama, Rabbimin sonsuz
kudreti karşısında bunun ne önemi var ki..?
Hatırlarsan dolaşım sistemin ve kalbin kendilerini anlatırlarken
gururlanır gibi olmuşlardı. Damarların, uzunluklarını 120.000 km (dünyanın
çevresini üç sefer dolaşacak uzunlukta) olarak açıklarken bayağı
kasılmışlardı. Halbuki benim sinirlerimin uzunluğu takriben 768.000 km'dir
ve bu mesafe Dünya'dan Ay'a gidiş geliş uzunluğudur. Bu uzunluğun yaklaşık
400.000 km'si çevreye dağılan sinirlere, 368.000 km'si ise; sadece merkezi
sinir sistemine ait olan sinir uzunluğunun toplamıdır. Aynı anda bir
hücremden geçen bilgi miktarı 200.000'e yakındır. Bu demektir ki,
vücudunun her yanından her an binlerce bilgi, milyonlarca hücremin içinden
geçerek merkezden çevreye ve çevreden merkeze akmaktadır. Sahip olduğum
hücre sayısı yaklaşık 30 milyardır. Bu hücrelerin 10 milyarı kabuk
bölgemde, yaklaşık 10 milyarı beyinciğin kabuk bölgesinde, geriye kalanlar
ise diğer kısımlarım ile sinirlerimin yapısını meydana getirmiştir. Kıyas
için söyleyeyim. Bir sineğin beyninde 100 bin, bir farenin beyninde ise 10
milyon hücre bulunur. Bu 30 milyar hücremin birbirleriyle bilgi alışverişi
için yaptığı bağlantı ve temas noktalarının (synaps) toplam adedi 100
trilyondur. Bütün bağlantıların haberleşmek için birbirleriyle
oluşturabilecekleri kombinasyon sayısı ise, kâinattaki atomların
sayısından daha fazladır. Bir zihnî sürecin ilk başlangıcında aktifleşen
hücre sayısı 10 milyon ile 100 milyon arasında olup, faaliyetin
derinliğine ve ağırlığına göre bu rakam müthiş boyutlara ulaşabilmektedir.
Sağ ve sol yarım kürelerim arasında saniyede 4 milyar uyarı mübadelesi
yapılır. Sen henüz birkaç haftalık embriyon halindeyken benim % 92'm sudan
ibarettir. Doğduğunda, su nispetim % 90 olur. Tam geliştiğinde ise; su
nispetim ortalama % 77 civarında kalır. Hasan düşünebiliyor musun, % 77'si
su, geri kalanı da çeşitli elementlerden ibaret bir madde yığınını...
Kudreti Sonsuz Rabbim beni açık bir mucize olarak dünyanın en şerefli
mahluku olan senin başına yerleştiriyor ve benimle medeniyetler
kuruyorsun; icad ve keşifler yapıyorsun. Hepsinden mühimi aracılığımla
tefekkür edip, Rabbini buluyorsun. Kâinatın mânâsını benimle anlaman
sözkonusu... Daha önce herbiri kendisini anlatmış olan göz, kulak, burun,
dil ve deri gibi çeşitli duyu organlarının sahip olduğu ve donatılmış
bulunduğu bütün alıcı hücrelerin gönderdiği çeşitli dalga boyları
halindeki elektrik uyarılarını; görüntü, ses, koku ve tat halinde sana
idrâk ettiren benim. Şu satırları yönlendirmemle yazıyorsun. Yaptığın her
türlü işin değerlendirmesi benden geçiyor. Birçoğunun farkında bile
değilsin. Yürürken, yemek yerken, konuşurken, uyurken vücudunun her
noktasından bana gelen malumatlar değerlendirilip uygun cevaplar
veriliyor. Sevgili Hasan! Bir tek hücremin bir tek atomu bile kendi
kendine bulunduğu yere yerleşebilir mi?
Rabbim beni o kadar muhteşem yaratmış ki, henüz sırlarımın çok azını
biliyorsun. Az önce yukarıda saydığım kısımlarımın herbirinin ayrı ve çok
geniş muhtevalı hayatî fonksiyonları vardır. Onlar adına ben sana kısaca
yaptıkları işleri sayayım: Beyincik (cerebellum) dengenin ve kas
hareketlerinin ahenkli bir şekilde şaşırmadan yapılmasının düzenlendiği
merkezdir. Bu kısmımda şuurlu bir idrak olmadığı gibi, burasının
fonksiyonlarını iradî olarak değiştirmek de mümkün değildir. Orta beyin
kısmımı omuriliğe bağlayan piramit şeklindeki omurilik soğanı (medulla
oblongata) ve varol köprüsünün (pons) teşkil ettiği beyin sapının diğer
ucu, omurilik halinde kafatasının arkasındaki delikten dışarı çıkarak
omurganın içine girer. Burada kalb atış hızını, soluk alışverişini ve
sindirim süreçleri gibi otonom sinir faaliyetlerini ayarlayan çok sayıda
merkez vardır. Reflekslerin denetlenmesi, vücudun iç ortamının
düzenlenmesi, ayrıca beyincikle beraber hareketlerin kontrolü, iç
organlardan gelen duyulara ait uyarıları tertibe koymak ve talamus ile
birlikte heyecan ve uyku gibi fonksiyonların denetlenmesi de burada
yapılır.
Talamus; omurilik soğanı ile beyin yarımküreleri arasında,
demiryollarındaki makas veya röle istasyonlarının fonksiyonunu yapar. Bu
bölgem, koku dışındaki bütün duyu alıcılarından gelen uyarıları toplar ve
bu duyularla ilgili bilgileri şuur seviyesine aksettirmek için üst
taraftaki kabuk (cortex) bölgesine gönderir; ağrı, dokunma, sesleri ayırt
etme gibi duyumların şuurlu olarak değerlendirilmesinde de rolü vardır.
Ayrıca, şuurluluk ve uyanıklık durumları ile uyku ve dikkatin
düzenlenmesinde, duyuların idraki sırasında ortaya çıkan hissî
değişikliklerde rol oynadığı da düşünülmektedir. Talamus'un altında yer
alan Hipotalamus ise; cinsîyete ait duyguları; ağrı, hoşlanma, acıkma ve
susama duyumlarını; kan basıncını, vücut sıcaklığını ve iç organlara ait
diğer fonksiyonları kontrol eden önemli bir merkezdir. Hormon
salgılanmasının düzenlenmesinde önemli vazifeleri vardır. Benim koklama
lobumdan, talamustan, alın lobumdan gelen çok karmaşık sinir ağlarını
bulunduran bu merkeze gelen sinir lifleri; otonom merkezlere, sap
kısmımdaki ağsı yapıya (reticüler formasyon) ve hipofizin arka lobuna
ulaşır. Daha önce hormon sisteminde kendisini anlatan en önemli merkez
olan hipofiz bezinin ön bölümünün salgısını uyaran hormonları ve hipofizin
arka bölgesinde depolanıp salgılanan oksitosin ve antidiüretik hormonları
üretir.
Büyük beyin olarak iki yarım küremin arasında önden arkaya doğru uzanan
derin bir yarık vardır . Bu yarığımın taban kısmında iki yarım küre
arasındaki irtibatı sağlayan nasırsı madde veya beyin direği (corpus
callosum) gibi isimlerle anılan kalın bir sinir demeti bulunur. Sinir
liflerim omurilik soğanımda çaprazlanarak yön değiştirdikleri için, benim
sol tarafım senin sağ yanını, sağ tarafım ise sol yanını kontrol eder. Her
iki yarım kürem birçok bakımdan birbirinin aynadaki görüntüsü gibi
benzerse de, aralarında bazı vazife farklılıkları vardır. Meselâ; birçok
insanda konuşmayı denetleyen merkezler sol yarım küremde olduğu halde,
mekân idrakını denetleyen bölgeler ise, sağ yarım küremde bulunur. Belirli
bir nizam içinde yapılması gereken işlerde, (toplama-çıkarma yapma veya
gömleğinin düğmelerini ilikleme gibi faaliyetlerde) sol yarımküremi
kullanırken, resimlerle düşünmede (meselâ, evden çarşıya giderken
geçeceğin yolun krokisini çizmede) sağ yarım küremi kullanırsın. İki
yarımküremi birbirine bağlayan nasırımsı madde olmasaydı iki yarım kürem
birbiri ile irtibat sağlayamayacağı için, balık kelimesini okuyup
anlayabilirdin ama, balığı gözünde canlandıramazdın. Bunun için sağ yarım
küremi de kullanman gerekirdi.
Beyin olarak bu anatomik yarım kürelerimin üzerini örten gri renkteki
ve bol kıvrımlara sahip olan ve hücrelerimin ana gövdelerinin daha çok
bulunduğu kabuk bölgeme (cortex) boz madde, bunun altındaki daha açık
renkteki ve hücrelerimin uzantılarının (aksonların) bulunduğu bölgeye de
ak madde deniliyor. Üstüste tabakalar halinde dizilmiş altı ayrı hücre
tabakasının meydana getirdiği kabuk bölgem; duyulara ait uyartıların
alınıp analize tabi tutulduğu, iradî olarak yapılan kas hareketlerinin
denetlendiği, akıl yürütme, hatırlama ve öğrenme gibi faaliyetlerin
merkezidir. Şuurlu faaliyetlerin ve düşünmenin merkezi olan yarım
kürelerimin teşkil ettiği asıl beyin veya büyük beyin, bütün beynin %
85'ini teşkil eder. Doğduğunda ağırlığım 400 gramdı. Bir yaşına kadar çok
hızlı büyüyerek 800 grama ulaştım. Dört yaşına geldiğinde ise 1.200 gram
oldum. Yedi yaşından sonra büyümem yavaşladı ve 20 yaşlarında ortalama
1379-1434 gram geliyorum. Kadınlarda ise, biraz daha hafif çekerim ve
gerçek ağırlığıma erkeklere göre biraz daha erken ulaşırım (ortalama
1230-1306 gram). Bu gençlik yaşından sonra her yıl ortalama bir gram kadar
eksilirim ve 75 yaşlarına gelirsen, 20 yaşındakine göre onda bir
nispetinde küçülmüş olurum. Bu küçülmemin sebebi 20 yaşından sonra, aşağı
yukarı her gün 50.000 sinir hücremin ölmesi veya işe yaramaz hâle
gelmesidir. Kıkırdak, kemik, deri, bağ dokusu ve karaciğer gibi vücut
hücrelerinin bölünerek kendini yenileme ve sayılarını artırarak büyüme
özellikleri olduğu halde, beni teşkil eden sinir hücrelerim senin kaderine
yazılmış olduğu miktara gelinceye kadar, ana rahmindeki ilk gelişme
safhalarında çoğalarak sayılarını tamamlarlar ve daha sonra bölünerek
çoğalma özelliklerini kaybederler. Dolayısıyla herhangi bir yaralanmada o
bölgemdeki hücreler öldüğü için, ilgili fonksiyonlarda da arızalar
gösterir. Bu durumda aklına şu soru gelebilir: Hücre sayısı sabit olduğu
halde, 20 yaşına kadar hücre sayısı artmadan ağırlığı nasıl artıyor? Evet,
hücre sayısı artmıyor, fakat hücrelerarası bağlantıların sayısı artıyor.
Dolayısıyla ağırlığımda artmış oluyor. Tabiî ki bu bağlantılar için
dışarıdan gıdalar ile yapı malzemesi ekleniyor. Yaşlandıkça bu bağlantılar
azalıyor. Gençlik döneminde yaşadığın, okuduğun, gördüğün her tecrübe ve
bilgi bu bağlantıları artırıyor. Dolayısıyla benim düşünme ve akıl yürütme
kapasitem büyüyor. Yaşlılığında da zihnî faaliyetlerden uzak kalmazsan,
okuyup-yazma, insanlığa faydalı olma ve diğer sosyal aktiviteleri
azaltmazsan bağlantılar artmaya devam eder. Hücrelerim azalsa bile, zihnî
fonksiyonlarını kaybetmeden faaliyetlerini sürdürebilirsin. Ancak yeter
artık, dinleneyim dedin mi, hemen hücrelerim bağlantılarını çekmeye başlar
ve zamanla da kapasitemdeki azalmayı fark etmeye başlarsın. Merkezi sinir
sistemindeki hücrelerim yaralanıp hasarlandıklarında kendilerini tamir
edemiyorlar. Fakat çevreye ait sinir sistemindeki hücrelerimin hücre
gövdesi zarar görmediyse, uzantıları tamir edilebilmektedir. Bu özellik
sayesinde; kolu, bacağı veya parmağı kopan kimselerin kopan organları,
mikrocerrahi ile hassas şekilde dikildiğinde, sinirler kendini tamir
edebilmekte ve tekrar vazife görebilmektedir. Beyin ve omurilikte olmayan
bu özelliğin kol ve bacak sinirlerinde bulunuşunun görünen sebebi, bu
sinir demetini saran kılıfın hücreleri büyümek üzere uyarmasıdır. Zaten en
mükemmel cerrahi teknikler olsa bile hiç kimse kopmuş sinir liflerini
dikemez. Ama bu lifleri bir arada tutan (tıpkı içinde çok ince teller
bulunan ve üzeri plastik kaplı elektrik kabloları gibi) sinir kılıfı kalın
olduğundan, dikilerek kopuk kısım eklenebilir. Daha sonra bu dış kılıfın
kılavuzluk yapmasıyla kılıfın içindeki yüzlerce sinir lifinin her biri
günde 1 mm büyüyerek bir aydan, bir yıla kadar bir müddet içinde iş
görebilme özelliği kazanmaktadır.
Büyük beyin denilen yarım kürelerimin üzerindeki belli yarık ve
kıvrımlar esas alınarak kabuk (cortex) üzerinde bir haritam çizildiğinde,
çeşitli duyulara ve faaliyetlere ait belli bölgelerde hususî yoğunlaşma ve
sınırları nisbeten belli odaklar belirlenmiştir. Şematik şekilde değişik
renklerle boyanmış bu merkezlerin her birinin adı ve ağırlıklı olarak
yaptığı hususî fonksiyonları vardır. Meselâ başının tam arkasındaki (occipital
bölge) ensenin hemen üstündeki kısmım görme sahası; şakak bölgene denk
gelen kısımlarım işitme sahası; bunun hemen ön tarafı sol tarafta konuşma
sahası (genellikle); alın tarafının (frontal lob) orta oluğunun ön
duvarında hareketlerin plânlanmasına ait ilk merkez; üst tarafın ön
bölgesinde kompleks hareketlere ait saha; hemen arkasında tam orta yan
bölgede basit hareketlere ait saha; bunun arkasında ve işitme sahası ile
komşu olup yukarıya kadar uzanan bölge ise, dokunma duyusuna ait saha
olarak tanımlanmıştır. Fakat bu sahalar çok kesin sınırlı olmayıp kısmen
dağınık bir konumda ve birbirleriyle çok girift bir bağlantı ağına
sahiptirler. Bu bölgelerin yakınındaki birleştirme sahalarının görevi
duyulardan gelen uyarıları görüntülemek ve mânâlandırmaktır. Alınan
uyarılar önceden yaşanmış tecrübeleri ve hatıraları canlandırdığında,
uyarıları veren nesne veya hâdise tanınır. Kompleks iradî hareketlerin
yapılabilmesi için önce hareket plânının zihinde belirtilmesi, sonra bu
plânın birleştirici sinir liflerimle hareket sahalarına aktarılması
gerekir. Konuşma gibi çok karmaşık hareket ve duyu birleştirme
mekanizmalarının söz konusu olduğu bir faaliyetin insandaki varlığı bile
başlı başına bir mucize olduğu halde, bazılarının maymun beyninin
evrimleşerek insan olduğunu ve konuşmayı öğrendiğini iddia etmesi
karşısında insanın küçük dilini yutası geliyor.
Kafatasından çıktıktan sonra, uzun bir kordon şeklinde omurganın içinde
uzanan omurilik (medulla spinalis), boynun altında kalan vücut
bölgelerinin uyaranlarının bağlandığı merkezdir. Beyinde boz madde dışta
(kabukta), ak madde içte olduğu halde, omurilikte boz madde kelebek
şeklinde bir görünümle iç tarafta, ak madde ise bunu saracak şekilde dış
tarafta bulunur. Bu merkezde başta deri ve kasların olmak üzere, çevreden
gelen bütün duyu siniri hücreleri, hareket siniri hücreleriyle doğrudan
sinaps veya ara bağlantı hücreleri vasıtasıyla omurilik reflekslerinin
ortaya çıkmasını sağlar. Bağlantı hücrelerinin bir bölümü refleks cevabı
verirken, bir bölümü de uyartıları bana taşıyarak iradî kararların çıkması
temin edilir. Meselâ çiviye bassan, çivi daha derine temas ettiği sırada
bu uyarı duyu lifleriyle omuriliğe iletilir ve vakit kaybı olmaması için
benden önce omurilik hemen hareket sinir liflerini uyarır ve kaslarına
giden bir emirle ayağını kaldırman sağlanır. Acil olarak ayağını refleksle
kurtardıktan sonra, beyin korteksinden gelen iradî yönlendirmeyle bastığın
yere dikkat etmeye, ayağın kanamışsa yarayı sarmaya vb. diğer şuurlu
faaliyetlere başlarsın. Omuriliğimden 31 çift (sağlı-sollu) sinir çıkar.
Kafatası içindeki beyin bölgesinden ise 12 çift sinir çıkar. Bunların
hepsi birden merkezi sinir sisteminden çıkmış ve çeşitli organlara
dağılmış olan çevreye ait sinir sistemidir. Beyinden çıkan 10. sinir olan
vagus siniri dışındaki bütün kafa sinirleri baş ve boyun bölgesinin duyu
ve haraketle ilgili faaliyetlerini denetler. Omurilikten çıkan 31 çift
sinir düzenli olarak herbir omurun yan tarafındaki deliklerden çıkar. Bu
sinirlerin her birinin getirici (duyu siniri) ve götürücü (hareket siniri)
olmak üzere iki kökü vardır. Bu kökler omuriliğin hemen dışında birleşerek
duyu ve hareket sinirlerine ait lifleri birlikte taşıyan kordonları
meydana getirir. Her bir organına da, bu sinir kordonlarından, belli bir
plân ve sistem içinde dallar ayrılır. Meselâ eline batan bir iğneyi
hisseden alıcı duyu hücresi, bu uyarıyı getirici kol vasıtasıyla omuriliğe
aktarır. Omurilikten çıkan refleks ile elini çekme cevabı ise, götürücü
sinir ile, kol ve el kaslarına iletilir. Böylece hemen elini çekersin. Bu
örnek basit bir reflekse ait olan durumdur. Çevreye ait sinir sistemindeki
hareket siniri hücreleri, iskelet kaslarına dağılan somatik sistem ve iç
organlara dağılan otonom sistem olarak iki gruba ayrılır. Somatik sistem
faaliyetlerinin büyük kısmı şuur seviyesinde iradî olarak gerçekleşirken,
otonom sistemdeki faaliyetler büyük ölçüde irade dışı veya şuuraltı
dediğimiz çok sırlı hususiyetlere sahiptir. Otonom sistem kalb, salgı
bezleri ve kan damarları, solunum, sindirim, boşaltım ve üreme
sistemlerindeki düz kasları bizim haberimiz olmadan kontrol altında tutar.
Sevgili Hasan!.. Eğer herşey senin kontrolüne verilseydi bu kadar işle
başa çıkabilir miydin? Lokmayı ağzına atıncaya kadar iraden işe karışıyor.
Bütün sindirim salgıların, mide ve bağırsak hareketlerin, artıkların
atılması hep senin iraden dışında otomatik olarak yürütülüyor. Nefes
alış-verişin sen uyurken durmuyor. Böbreklerin sen uyuyorsun diye boşaltım
faaliyetini bırakmıyor. Kalbin istirahata çekilmiyor. Karaciğerin yan
gelip yatmıyor; pankreasın insulin salgısını kesmiyor. Bütün iç organların
ve kan damarların en gerekli olan yerde ve zamanda düz kaslarla
çalışmasını sürdürüyor. Bütün bu faaliyetler haberin olmadan yürütülüyor.
Zaten yapmaya kalksan beş dakikada yorulur, dikkatin dağılır ve takip
edemez hâle gelirsin.
Otonom sinir sistemimdeki sinir kordonları sempatik ve parasempatik
olarak ikiye ayrılır. Bu iki sistem birbirine karşılıklı cevap verecek
şekilde yaratılmış ve her bir organa ikisinden de birer kol verilmiştir.
Böylece hiçbir organ başıboş bırakılmamıştır. Bunlardan birisi organı
hızlı çalışmaya, daha fazla ürün çıkarıp netice almaya teşvik edecek
şekilde uyarırken, diğeri aksine organı yavaş çalıştırmaya, daha az ürün
çıkarmaya ve durdurmayı teşvik edecek şekilde uyarılar gönderir. Bu iki
zıt uyarı arasında organ bulunduğu durum ve şartlara göre optimal çalışma
temposunu muhafaza etmiş olur. Sempatik sistem; genellikle stres ve
şoklarda cevap vererek vücudunu bu gibi durumların tesirlerine karşı
hazırlar. Meselâ; kan basıncın, kandaki şeker seviyen, terlemenin artması,
gözbebeklerinin genişlemesi ve kaslarındaki kan akımının yoğunlaşması
sempatik liflerin tesiriyle ortaya çıkar. Parasempatik sistem ise; iç
organların normal vazifelerini yapabilmeleri için, onları eski sakin
hallerine getirmek adına kan basıncını düşürme gibi aksine uyarılar
çıkarır.
Baştan beri birçok kısımdan ve uyarılardan bahsettim, ama esas temel
taşım olan sinir hücremden ve bir sinir hücresinin nasıl çalıştığından
bahsetmedim. 30 milyar kadar sayıda olan nöron adındaki hücrelerim
sistemin her yerinde iş gören asıl ünitelerdir. Bir nöronun ana hücre
gövdesi ve buradan çıkan ağaç dalları gibi uzantıları vardır. Ağacın
gövdesi gibi olan tek ve kalın uzantıya akson, ağacın dalları gibi olan
çok sayıda ve ince uzantılara ise dendrit denir. Elektrik akımı halindeki
sinir uyartıları aksondan dendtrite doğru ilerler. Bir sinir hücresinin
aksonundan, diğerinin dendriti arasındaki bağlantı noktası (synaps)'ndaki
boşluğa nörotransmitter adı verilen bir kimyevî madde salgılanır.
Neuropeptidler, aminoasitler, asetilkolin ve monoamid cinsinden olan bu
maddeler karşı taraftaki hücrenin zarına ulaştığında hemen oradaki
dendritte bir elektrik akımı başlatılır. Tıpkı art arda dizilmiş domino
taşlarının sırayla yıkılması gibi veya maçlardaki seyircilerin sırayla
kollarını kaldırıp yerlerinden kalkarak hasıl ettikleri dalga hareketi
gibi, bu elektrik mesajlar da hızla hücrenin bir ucundan diğer ucuna
peşpeşe ateşlenen minik elektrik atımları halinde ilerleyerek diğer komşu
hücreye iletilir. Sakin haldeki hücre -70 mV potansiyele sahipken, aksiyon
potansiyeli olarak bilinen +30'dan +40 mV'a kadar bir akımla her türlü
bilgi iletilir. Her bir hücre saniyede 1.000 kadar sinyal iletebilir.
Hafıza dediğiniz ve mahiyetini henüz tam olarak bilemediğiniz halde her
gün yüzlerce tecrübeyi kaydeden, gerektiğinde tekrar hatırınıza getiren
bilgi bankasının nasıl çalıştığı hususunda çeşitli teoriler ileri
sürülmektedir. Fakat bu sorunun cevabının, beni meydana getiren
milyonlarca neuronun içinde yattığını biliyoruz. Bütün duygu, düşünce ve
fiillerimiz bir hücreden diğerine aktarılan elektrikî ve kimyevî
sinyallerle ortaya çıktığı gibi, bunların kaydedilmesi de, yine muhtemelen
aynı şekilde elektrikî ve kimyevî sinyaller yoluyla olmaktadır. Hafıza
için benim üzerimde sınırları kesin ve belli bir merkez söylemek zordur.
Belki bütün bölgelerle hafızamın alâkası vardır. Bazı hatıralar ses,
bazısı görüntü, bazısı koku, bazısı hayal, bazısı kızgınlık, öfke ve
sevinç gibi duyguların hafızada saklanmaları da farklı şekillerde
olmaktadır. Benim hafıza kapasitemin büyüklüğünü hayal bile edemezsiniz!
Kısa dönemli ve uzun dönemli olmak üzere iki çeşit hafızaya sahibim. Kısa
dönemli hafızamda bir seferde en fazla dokuz ayrı şeyi saklayabilirim.
Çoğu kimse bir anda yedi şeyden fazlasını aklında tutamaz. Kısa dönemli
hafızamda hiçbir şey birkaç dakikadan fazla kalmaz. Bundan daha uzun bir
süre sonra hatırlayabildiğin her şey uzun dönemli hafızama kaydedilir.
Burada; günler, haftalar, aylar ve hattâ yıllar boyunca kalırlar.
Bildiğiniz ve öğrendiğiniz herşey uzun dönemli hafızanızda saklanır. Sekiz
yaşına geldiğinizde hafızanızdaki bilgi, bir milyon ansiklopedi cildini
dolduracak kadar çoktur. Buna rağmen bu miktar devede kulak kalacak kadar
azdır. Zira uzun dönemli hafızam hiçbir zaman dolmayacak kadar sınırsız
bir kapasiteye sahiptir. Yüz yaşına gelsen bile devamlı yeni şeyler
depolayabilecek bir kapasiteye sahip olduğumdan, sakın ola ki, çocukların
kafası almaz, fazla gelir diye eğitim ve öğretimlerini eksik bırakma...
Bazı kendini bilmezler sık sık konuşurlar; "küçük yaşta çocukların
kafasını ezberlemeye zorlamayın, çocukların beynini durdurursunuz" derler.
Sakın bunlara inanma! Yabancı dil öğrenme, Kur'ân ve dini bilgiler eğitimi
gibi faaliyetler bilhassa küçük yaşlarda çok daha kolay ve sağlam bir
şekilde hafızama elektrik atımları olarak yazılır. Küçük yaşlardaki bu tip
faaliyetler aslında hafızamı daha da güçlendirir. Hatırlama denilen
hâdise, kaydedilen elektrik atımı şifrelerinin o hâdise olduğu zaman
kaydedildiği sırada tekrarlanmasıdır. Bazen bir kişinin ismini hatırlamak
istersin, fakat dilinin ucuna kadar geldiği halde bir türlü
hatırlayamazsın. Uğraşır durursun; yorulur sonra vazgeçersin. İki gün
sonra aniden o isim veya olay aklına geliverir. Hayret eder ve sevinirsin.
Bunun nasıl olduğunu merak mı ediyorsun? Sen hatırlamaya çalıştıkça, bu
bilgiye ait dosyayı nereye koyduğunu bilemediğin için bütün sinir
hücrelerimi teker teker kontrolden geçirirsin. Fakat milyarlarca hücrenin
hangi kısmında olduğunu bulamıyorsun. Çünkü o bilgiye sahip dosyayı ya çok
kullanmadın veya önem vermediğin için dikkatli bir yere koymadın. Ama
babanın adını hiç unutmuyorsun, çünkü çok önem vermiş ve kullanmışsın; her
an gözünün önündeki bir dosyada duruyor. İşte aramaktan sıkılıp vazgeçsen
de, şuuraltı diye isimlendirilen, çok daha esrarlı bir mekanizma, haberin
olmadan aramaya başlıyor. İki gün sonra ancak bulabildiği dosyayı aniden
önüne çıkarıyor ve şaşırıyorsun. Şuuraltı çok sırlı bir yerdir ve her
şeyine tesir eder. Şuuraltına ancak çok samimi duygular; perdesiz,
riyasız, gerçek düşünceler yazılır. Bir de seni sarsan, yaşadığın acı ve
kötü hatıralar, günahlar... Bu tip şuuraltının sebep olduğu, suçluluk
duygusu ve aşağılık kompleksi birçok davranışına akseder. Fakat bu gibi
problemler insan olmanın kaçınılmaz bir neticesidir; bunlardan
kurtulabilmek de, yine senin elindedir. İrade insanı olup, hayırlı ve iyi
işlerle meşgul olduğun ve sabırla devam ettiğin takdirde, bir müddet sonra
ikinci fıtrat kazanarak, şuuraltının kirli bölümlerini rahatsız etmeyecek
şekilde ıslah edebilirsin. Zaten vicdan ve din duygusu da bu yüzden
canlılar içinde sadece insana verilmiş bir rahmettir. Şuuraltının suçluluk
ve günah duyguları altında çok fazla baskı altında kalması, sen farkında
olmadan, otonom sinir sistemi yoluyla talamus, hipotalamus ve hipofiz gibi
cirmi küçük, fakat ağırlıkları çok büyük organlarına tesir ederek bütün
vücut dengeni bozar ve neticede hasta olursun. Başlangıçta organik bir
rahatsızlığın olmadığı halde bir müddet sonra şuuraltının baskısı yüzünden
içine girdiğin psikosomatik hastalığın, bir organının çalışmasını bozarak
gerçek bir hastalığa inkılab edebilir. Tabiî ki bunun aksi de mümkün, yani
telkinle, güzel düşünce ve hayırlı işlerle şuuraltının otonom sinir
sistemine gönderdiği müspet sinyaller hastalanmış bir organını
iyileştirmeye sebep olabilir.
Sevgili Hasan! Sana anlatacak o kadar çok yönüm ve sırlı faaliyetlerim
var ki, ne bu derginin sayfaları ne de kitaplar yeter. Ama ister istemez
bir yerde kesmek mecburiyetindeyim. Daha rüyalardan bahsetmem gerekirdi.
Bazılarının ruhî hastalık veya bozukluklar dediği (aslında ruh hasta
olmaz, hasta olan nefsdir) ve tabiî ki ruhuna da tesir eden karışık
hallerden bahsedecektim. Parkinson, alzheimer, felçler, uyuşturucuların
tahribatı, uyku ve hipnoz gibi durumları inceleyecektik. Fakat bunların
her biri ayrı bir yazı mevzuu olacak kadar çok geniş ve ayrıca bu dergide
geçmişte bu hususlarda çok yazı çıktığı için, onlara havale ederek sana
son sözlerimi söylemek istiyorum. Son günlerde televizyonlarda dikkat
ettiysen yine Darwinizm furyası başladı. Bazı insanların hiç başka işi
yok. Durup dinlenmeden, senin maymunlarla aynı soya ait ortak bir atadan
geldiğini ısrarla kabul ettirmeye çalışıyorlar. Buradaki asıl temel
düşüncenin akılsız ve şuursuz tabiattan tesadüfî mutasyonlarla, kendi
kendine ortaya çıkan rastgele kimyevî reaksiyonlarla bütün canlıların ve
sonunda da insanın dünyaya geldiğini, dolayısıyla da bir Yaratıcı'ya
ihtiyaç olmadığını ima etmek olduğunu biliyorsun. Birisi böyle bir iddiada
bulunduğunda, sadece üzerimdeki Rabbimin isimlerini gösteren sanatları
anlatman yeter. Maymunumsu bir canlının beyninin hangi mutasyonlarla
konuşmayı öğrendiğini; vicdan, akıl, zihin, zekâ, idrak gibi duyguların
sırlı mahiyetinin nasıl tesadüfen ortaya çıkabileceğini; milyarlarca
hücremin bir tekinin bir dalını bile nasıl yoktan yaratabileceklerini izah
edebilirlerse, ondan sonra konuşsunlar.
Sevgili Hasan!... Bu satırları yazman için elini kullanırken,
kelimeleri okurken, okuduklarını arkadaşlarına anlatırken ve bütün bu
bilgileri öğrenip düşünce süzgecinden geçirirken, hep sinirlerimi ve
merkezlerimi kullanıyorsun. Bir an yok ki, senin vücudundaki herhangi bir
hâdiseden habersiz kalayım. Bütün bunları vicdanında duyup, Rabbimin
verdiği lâtifelerle marifet ufkuna yükselmek için de üzerimdeki sırlı
fakültelerden kimbilir kaçını kullanacaksın. Yaptığınız en büyük
bilgisayarlar bile yanımda çocuk oyuncağı gibi kalıyor. Buna rağmen, bu
bilgisayarları plânlayıp dizayn eden, her parçasını yerli yerine koyan
mühendislerin ve ustaların bilgileri ve ustalıkları da ancak benimle
mümkün oluyor. Sen bilgisayarı yapıp kurup çalıştıranları herhalde inkâr
etmiyorsun? O halde, binlerce bilgisayarın kapasitesini aşan, beni, sonsuz
bir ilim ve kudretle yaratan Allah (cc)'a teşekkür etmeyi; iyi, güzel,
doğru işlerde kullanmayı unutma!... Rabbime emanet ol!...
Yazıcıya Gönder
• Giriş • Yukarı • Ben Hasanın Akciğeriyim • Ben Hasanın Bağırsağıyım • Ben Hasanın Böbreğiyim • Ben Hasanın Burnuyum • Ben Hasanın Derisiyim • Ben Hasanın Diliyim • Ben Hasanın Gözüyüm • Ben Hasanın İskeleteyim • Ben Hasanın Kalbiyim • Ben Hasanın Karaciğeriyim • Ben Hasanın Kaslarıyım • Ben Hasanın Kulağıyım • Ben Hasanın Midesiyim • Ben Hasanın Pankreasıyım • Ben Hasanın Sinir Sistemiyim • Ben Hasanın Salgı Sistemiyim • Hasan Şükrediyor • Sayılarla İnsan • Sineğin Dilinden • Söz Maymunda •
|