|
Ben Hasan'ın İç Salgı
(Hormon) Sistemiyim
Prof.Dr. Arif Sarsılmaz
Hasan!.. Artık sana kendisini anlatacak organ ve
sistemlerin sonuna yaklaşmış bulunuyoruz. Yaratıcımız olan Allah'ın
mührünü kendi üzerinde gören organların, sergilemiş olduğu sanatın
güzelliklerini ve inceliklerini seslendirerek Rabbimizin isimlerine
tercüman olduklarını haykırdılar. Böylece hem seni bilgilendirdi, hem de
tabiat ve sebeplerin bir şey yaratamayacağını nazara vererek şirk ve
inkâra düşebilecek kimseleri ikaz etmiş oldular. Kendisini anlatan her bir
organ, vücut sistemi içindeki vazifesini nasıl yerine getirdiğinden,
yapısındaki mükemmelliklerden bahsetti. Her organını bir müzik âleti gibi
kabul edersen, bu güne kadar tek tek bu âletlerin nasıl çalıştığını
öğrenmiş oldun. Fakat müzik âletleri tek tek çok mükemmel ve sanatlı da
olsalar, onların gerçek değeri ancak birlikte teşkil ettikleri orkestranın
verdiği konserin mükemmelliği ile anlaşılabilir. Senin vücudun da içinde
yüzlerce enstrümanın çaldığı orkestraya benzetilebilir. Organların
mükemmel yapısı yanında asıl mühim olan, hepsinin birlikte arızasız bir
şekilde çalışmalarıdır. Orkestranın her hangi bir sanat eserini kusursuz
icra edebilmesi ise, bütün müzik âletlerinin hem birbirine, hem de besteye
ve notalara uyumlu olarak çalınmasına bağlıdır. Bu işi yapan ise
orkestranın şefidir. Orkestra şefinin her hareketini kollayan
enstrümanları, kullanan kimseler, gerektiğinde beklemeyi, gerektiğinde
yüksek sesle veya hafif tonda ses çıkarmayı veya aniden sesini yükseltmeyi
onun hareketlerine göre ayarlarlar. Böylece kusursuz bir konser icra
edilir.
Senin vücudunda iş gören organlar da, uyumlu ve ahenkli çalışmaları
için orkestra şefi mesabesinde bir sisteme ihtiyaç duyarlar. Vücudundaki
faaliyetlerin günlük ihtiyaçlarına göre belli bir ahenk ve nizâm içinde
sürdürülebilmesi için iş gören bu "düzenleyici sistem"in iki alt birimi
vardır. Bu işler için vazifelendirilmiş olanlardan birisi "beyin ve sinir
sistemin", diğeri ise benim. Benim adım "iç salgı sistemi" veya "hormon
sistemi"dir. Aslında kendimden "ben" olarak değil, "biz" olarak bahsetmem
gerekir, çünkü bir sistem olarak, çok sayıda organ birlikte iş görüyoruz.
Hepimiz birbirimizin hareketine ve yaptığı işe dikkat ederek, kendimizi
sistemin bütünlüğü için ayarlayarak kontrol ederiz. "Beyin ve sinir
sistemin" hepimizin üzerinde bir pozisyonda, genel kontrol merkezi olmakla
beraber, kontrol ve düzenleme işini o da tek başına yürütemez ve bizim
faaliyetlerimize ihtiyaç duyar.
Vücudunun hayatiyetini sıhhatli bir şekilde sürdürebilmesi için uymak
mecburiyetinde olduğu en temel prensip; "değişen çevre şartlarına uygun
cevaplar verilerek, iç ortamının dinamik bir denge içinde sabit tutulmaya
çalışılmasıdır" (homeostazi). İç ortamın sabit tutulması için, önce dış
dünyadaki değişikliklerden haberdar olunması gerekir ki, bu işi daha önce
sırayla kendilerini anlatan duyu organların yapmaktadır. Dış dünyanın
değişiklikleri hakkında duyu organlarının getirdiği sinyaller, beyin ve
sinir sistemin tarafından değerlendirildikten sonra, metabolik süreçlerde
uygun cevapların üretilmesi için ilgili organa haber verilir ve böylece
bozulmak üzere olan hâdiseye müdahale edilerek dengenin korunması
sürdürülür. Büyüme, gelişme ve üreme ile alâkalı bütün faaliyetler
yürütülürken aynı zamanda iç ortamın değişmez tutulması (homeostazi) da
gerekir. İşte bütün bu faaliyetlerin aksamadan yürütülmesi için iç salgı
bezleri adı verilen kendileri küçük, fakat tesirleri çok büyük ve hayatî
olan organcıklar vazifelendirilmiştir.
İç salgı sistemimi teşkil eden organcıklarının başında, hepsinin
komutanı mesabesinde bulunan ve beynin yapısı içine girmiş bir şekilde
yerleştirilen hipofiz bezin gelir. Benim sistemime dahil olan diğer iç
salgı bezlerin ise, tiroid, paratiroid, böbreküstü bezi (adrenal bez),
epifiz, pankreas, timus, testis (husyeler), ve ovaryum
(yumurtalıklar)'dur. Şimdi, bu küçük fakat mühim organcıklarım sırayla
kendilerinden bahsederek ne kadar mükemmel bir program dahilinde ve çok
hassas bir denge içinde çalıştıklarını gösterecekler. Onların
anlattıklarından gerekli mesajı almak ise sana düşüyor.
Bütün dokularda belli bir hormona cevap veren hususî alıcı molekül
grupları bulunur. Bu özel alıcı molekül gruplarını taşıyan hücreler,
kendilerini hedef olarak görmeye programlanmış hormonun tesiriyle,
kabiliyeti olan hususî işi yapmaya başlar. İç salgı bezlerimin başlıca
fonksiyonları; büyümeyi ve gelişmeyi sağlamak, neslin devamı için gerekli
üreme süreçlerinin âhenkli bir şekilde düzenlenmesi ve vücuttaki
fizyolojik süreçlerin nispeten sabit sayılabilecek bir ortamda
yürütülmesidir. Zannederim, bu salgı bezlerimi dinleyince Yaratıcımız'a
olan hayret, hayranlık, sevgi ve haşyet gibi hislerin coşacaktır. İşte
şimdi sahneye hipofiz geliyor:
Benim adım Hipofiz!: Bütün bezlerinin komutanı olarak
vazifelendirildim. Bu yüzden de beyninin alt kısmında çok muhkem bir yere
saklanmış durumdayım. Nohut büyüklüğünde birkaç gram ağırlığında cismi çok
küçük, fakat marifetleri çok büyük bir organım. Benim iki kısmım vardır.
Ön lobum (adenohipofiz) hormonların çoğunu salgılar ve Yaratıcımız
tarafından bu hormonlarıma diğer iç salgı bezlerinin salgı faaliyetlerini
yönlendirecek hususiyette anahtar roller verilmiştir. Meselâ tyrotropin
hormonu tiroit bezine tesir edecek ve salgı yapmasını uyaracak şekilde
ayarlanmıştır. Tyrotropin salgımdaki dengesizlik daha aşağıda kendisini
sana anlatacak olan tiroid bezinin çalışmasını bozar. Fazla salgılanırsa
hipertiroidi, az salınırsa hipotiroidi hastalıkları ortaya çıkar. Her
ikisinde de vücudunun metabolizmasında bozukluklar kendini gösterir.
Adrenocorticotrop hormon böbreküstü bezinin (adrenal bez) kabuk bölgesinin
faaliyetlerini ayarlamak üzere yaratılmıştır. Follikül uyarıcı hormon,
hanımlardaki cinsiyet hormonlarından olan östrogenin yumurtalıklardan
salgılanmasını düzenlediği gibi, erkeklerde sperm hücrelerinin ve yine
hanımlardaki yumurta hücrelerinin olgunlaşmasına da tesir ederek insan
neslinin devamı için gerekli fizyolojik faaliyetlerin sürdürülmesinde çok
önemli bir iş görür. Lutein yapıcı hormon da östrogenle birlikte diğer
cinsiyet hormonları olan (progesteron ve testosteron) salgılanmasını
uyarır.
Sen doğduğunda 50 cm boyundayken, bugün 180 cm boya eriştin. Hem boyun
uzadı, hem de el ve ayakların, bu arada başın ve gövden de bu uzamaya
mütenasip bir şekilde irileşti. Senin bu şekilde, yaşına uygun olarak
büyümeni kontrol eden önemli bir salgım da somatotropin hormondur. Eğer
herhangi bir sebepten çalışma dengem bozulsa ve bu hormonum az
salgılansaydı cüce kalırdın, veya bazı uzuvların vücudunla uyumsuz ve
ölçüsüz şekilde kısa kalırdı. Aşırı şekilde salgı yapsaydı, o zaman da
ölçüsüz büyüme neticesinde devlik hastalığına (gigantizm) tutulurdun.
'Olsun, keşke devlik hastalığı olsaydım!' deme. Çünkü bu durum normal bir
hâl değildir, 'dev'lik hastalığıyla birlikte birçok kalb ve tansiyon
problemi, kas zayıflıkları, bağışıklıkla ve genel metabolizma ile ilgili
birçok problem de görülür. Anne adayı hanımların süt bezlerinin
gelişmesini sağlayan prolaktin hormonu ile derinin rengini veren pigment
hücrelerini uyaran melanosit uyarıcı hormon da yine ön lobumdan
salgılanırlar, ama bu iki hormonun diğer iç salgı bezleri ile bir
münasebeti yoktur. Melanosit uyarıcı hormonumun ön maddesi olan
lipoprotein molekülü, aynı zamanda encephalin ve endorfin adı verilen
tabiî morfin maddelerinin sentezlenmesini sağlar. Bu iki maddeye fıtrî
uyuşturucular da diyebilirsin. Bu maddelerin salgılanması sayesinde birçok
fizikî acıya katlanabilirsin. Atın üzerinde ayağı kesilip koptuğu halde
farkına varmayan, bıçak karnına girdiği halde hissetmeyen kahramanların bu
acıları hissetmemelerinin altında yatan maddî sebep, bu hormonların
yaralanma anında çok bol miktarda salgılanmalarıdır. Ancak bu hâdisenin
manevî cephesi, iman, ihlas ve teslimiyette gizlidir. Zaten benim bütün
hormonlarımın salınmasının, sinir sistemin ve ruh dünyan ile çok yakın
alâkası vardır. Bilhassa asrımızda çok kötü bir hâl alan cinsî bozukluk ve
sapıklıkların... Çocukluktan itibaren yanlış terbiye ve yetiştirilme,
yanlış arkadaş seçimi sonucunda beyindeki şartlanmalarla hormonlarımın
dengesi bozulur ve cinsiyet hormonlarının bozukluğu da davranışlara tesir
eder.
Davranış değişiklikleri, ruhî dengeleri bozarak nefsi kötülüklere iter.
Onun için çocukların küçük yaşlarda cinsiyetlerine uygun kimlik
kazanmaları hususunda çok dikkat etmek ve beyinlerini yaratılışlarına göre
şartlandırmak gerekir.
Beynin hipotalamus kısmında yapılmasına rağmen benim arka lobuma (neurohipofiz)
gelen ve burada depolandıktan sonra salgılanan iki hormondan biri
oksitosin, diğeri ise vasopressin olarak da bilinen antidiüretik
hormondur. Oksitosin düz kasları çalıştırır, bilhassa doğum için rahimde
kasılmaları ve süt kanallarının kasılarak salgılamarını uyarır.
Vasopressin kan damarlarının daralmasını, kan basıncının yükselmesini ve
böbreklerden suyun kana geçişini artırarak idrar üretimini azaltır.
Böylece sıcak ve kurak durumlarda fazla su kaybını önlemiş olur. Bu
hormonun eksikliğinde şekersiz diyabet olarak bilinen bir hastalık ortaya
çıkar ve su metabolizması bozulmuş olur. Benim daha çok anlatacak
güzelliklerim var ama, bütün iç salgı bezlerinin reisi olma gibi bir pâye
verildiği için başkalarının hakkına tecavüz etmeden çekileyim ve yerimi
tiroide bırakayım.
Benim adım Tiroid!: Hasan, senin boyun kısmında gırtlağının
hemen altında, nefes borunun iki yanında yer alan, birbirine ince bir doku
ile bağlı iki parça halinde bulunuyorum. Benim içimde follikül adı verilen
çok sayıda küçük kesecikler vardır ve bu keseciklerimin etrafı çok yoğun
kılcal damarlar ile sarılıdır. Bu keseciklerin içindeki boşlukta benim
hücrelerim tarafından Rabbimizin programladığı şekilde üç önemli hormon
yapılır. Bunlardan ikisi iyotlu olan tiroksin ile triyodotironin, diğeri
ise kalsitonindir. Benim hormonlarımın çok fazla önemli tesiri vardır.
Vücudunun genel çalışma performansı ile alâkalı olarak bütün hücrelerinin
oksijen sarfiyatını, yani metabolizma hızını ayarlamak için Rabbim benim
gibi küçücük bir et parçasının hormonlarını vazifelendirmiş. Ayrıca
dolaşımdaki kolesterol seviyesini de düşürerek ayarlarım. Benim bu iyotlu
hormonlarım çocuklardaki gelişim için şarttır. Eksik olursam gelişme
geriliği, cücelik ve zekâ geriliği gibi istenmeyen durumlar ortaya
çıkarırım. Toprakta veya suda yeterince iyot yoksa, hormon üretmekte
zorlanırım ve bu açığı kapatmak için çok çalışmaya başlarım ve dayanamayıp
şişerim. Bu duruma guatr hastalığı adını koymuşlar. Aşırı hormon
salgıladığımda gözlerin dışarı doğru patlak bir hal alır, bu duruma da
egzoftalmik guatr veya Basedow hastalığı denir.
Bu iyotlu hormonlarım ile reisimiz hipofizin salgıladığı uyarıcı
tyrotropin hormonu karşılıklı olarak birbirimizi kontrol ederiz. Tembellik
eder de salgı yapmayı yavaşlatırsam hipofiz hemen beni uyarır. Fazla salgı
yaparsam, bu sefer de hemen hipofiz uyarmasını keser ve sakinleşmemi
bekler. Ne kadar mükemmel bir sistem değil mi? Sadece bizim aramızda
değil, hipofiz ile diğer bütün sistemler arasında bir geri-besleme, yani
birbirini karşılıklı kontrol etme sistemi vardır. Hipofiz nohut kadar bir
organ, bizler de küçük birer et parçası olduğumuz halde yaptığımız işlere
bak Hasan! Hiç tesadüf parmak karıştırabilir mi? Neyse, çok uzattım ama,
son olarak bir de kalsitonin'den bahsedip bitireyim. Bu hormonum da kan
serumundaki kalsiyum seviyesini ayarlamakla meşgul olur. Hiç de öyle kolay
bir iş değildir. Bütün kemiklerinin hayatiyeti ve doğru yapılması için bu
hormonum şart, aksi taktirde kemiklerin boşalır ve kendiliğinden kırılacak
hâle gelir.
Benim adım Paratiroid!: İsmimden de anlayacağın gibi
(para=yakınında mânâsına gelir) tiroidin yakınında hemen arkasında 4 adet
küçük parçacık hâlinde bulunuruz. Zaten birkaç temel fonksiyonumuzun
dışında daha bilinmeyen işlerimiz de var. İskelet kemiklerin ile kanın
arasındaki kalsiyum miktarını hassas bir şekilde ayarlamak birinci
işimdir. Ayrıca fosfat ve magnezyum metabolizmasında da söz sahibiyim. Bu
işleri yapmak için bana verilen vazife parathormon isimli bir hormonu
üretmektir. Tabiî ki bunun kimyevî yapısını ben bilemem, ama öyle
programlanmışım, aksatmadan vazifemi yapmaya çalışıyorum. İdrardaki fosfat
ve kandaki kalsiyum seviyeleri ölçüldüğünde benim iyi çalışıp çalışmadığım
anlaşılabilir. Kanında kalsiyum azalması sinirlerinin uyarılmasını
kolaylaştırdığından kas spazmları, çırpınmalar ve kimi zaman bunamayla
ortaya çıkan tetanik kasılmalara sebep olur. Kalbinin ve kaslarının
sıhhatli çalışması kalsiyuma çok bağlıdır. Magnezyum ayarlanmasında da
rolüm olduğu söylenmektedir. İleride daha kim bilir ne marifetlerimi
öğreneceksiniz Hasan! Ama şimdilik bana da müsaade!
Benim adım Böbreküstü bezi (Adrenal bez)!: Her birimiz iki
böbreğinin üzerine yerleştirilmiş üçgen şeklinde 5 cm uzunluğunda, 2,5 cm
genişliğinde ve 0,5 cm kalınlığında 4,5 g kadar ağırlığımız olan iki
kardeşiz. Sakın ola ki, cismimize bakıp da bizleri küçümseme. O kadar
hayatî işler yapıyoruz ki, aklın durur. Yapı olarak bir öz veya iç
bölgemiz (medulla), bir de bunun üzerinde kabuk (korteks) bölgemiz
bulunur. Bu iki bölgemiz; hem meydana geldikleri embriyonik tabakanın
orjini, hem yapıları, hem de yaptığımız işler bakımından çok farklıdırlar.
Fakat Rabbimiz bizi içiçe yerleştirmiş. İç bölgemin salgıladığı iki önemli
hormon adrenalin ile noradrenalin (epinefrin ve norepinefrin olarak da
bilinir)'dir. Adrenalin salgım karaciğerindeki glikojenin kan şekerine
(glikoza) dönüşmesini hızlandırır, böylece enerji ihtiyacın için kanında
şeker artar, kalb kasılmalarının hızını ve gücünü artırıp, çevredeki kan
damarlarının çapını daraltıp, kan basıncının yükselmesine sebep olur.
Akciğerlerinin ince bronşlarını da açarak daha bol oksijen almanı
sağlarım. Bu saydığım işler; heyecanlandığında, birisiyle kavga ettiğinde
veya bir tehlikeye maruz kaldığında, farkında olmadan bedeninin kendini
koruması için, bu hormonumu hızlı şekilde artırışımla ortaya çıkar.
Salgılarımın % 80 kadarı adrenalin, % 20 kadarı ise noradrenalindir.
Noradrenalinin tesirleri de adrenaline benzer, ancak kalb ve metabolizma
üzerine tesiri adrenaline göre daha hafiftir.
Steroit tipi hormon salgılayan kabuk bölgemden ise aldosteron, kortizol
ve bazı androgenler (erkeklik hormonları) salgılamaktır. Aldosteron
vücudun su ve tuz (bilhassa sodyum ve potasyum metabolizmasını) dengesini
düzenler. Kortizol, çok aç kaldığında, proteinlerin parçalanarak şeker
(glikoz) ihtiyacının karşılanmasından, iltihaplanmaların önlenmesinden ve
alerjilere engel olmaktan sorumludur. Erkeklik hormonları, testislerin
(husyeler) dışında tarafımdan da salgılanır. Androgenler ne işe yararlar?
Erkekliğe ait ses kalınlaşması, sakal, bıyık çıkması ve vücudun kıllanması
gibi hususiyetler androgenlerin tesiriyle olur. Ben az miktarda üretirim.
Esas olarak bu hormonu testisler üretir. Kadınlarda yaşlılık dönemlerinde
sesin kalınlaşması ve kıllanmalar da, onlarda testis olmadığı halde
salgıladığım az miktardaki androgen sebebiyledir.
Benim adım Epifiz (Pineal bez)!: Beyninin arabeyin (diencephalon)
bölgesinin tavanından gelişen çok küçük bir bezim. Vazifemi henüz tam
olarak bilemiyorsunuz. Bilindiği kadarıyla melatonin hormonu üretiyorum.
Bu hormonum derinize rengini veren kahverengi veya siyahımsı renkte olan
pigmentin (melanin) melanofor denilen özel deri hücrelerinde
yoğunlaşmasını veya seyrelmesini sağlar. Böylece mevsimlere, gün uzunluğu
ve kısalığına göre; ışık şiddetini hissedip, ona göre renginizin koyulaşıp
açıklaşması temin edilir. Ayrıca beyninizdeki biyolojik saat olarak, senin
uyku ve uyanıklık, çeşitli organlarının günün belirli saatlerindeki farklı
çalışma periyotlarının da vasıtamla kontrol edildiği düşünülmektedir.
Benim adım Erbezi (Testis veya Husyeler)!: İnsan neslinin devamı
için bir vesile olarak Rabbim bizleri yaratmış. Yumurta biçiminde her
birimiz 25 g ağırlığında karşılıklı olarak bir torba içine yerleştirildik.
Her birimiz bağ dokusundan bir kılıfla sarılı olarak korunuyoruz ve bu
kılıf aynı zamanda bizim içimize uzanarak 200-400 kadar lopçuğa
bölünmüştür. Her bir lopçuk ise ince kıvrımlı borucuklardan ibarettir.
Üreme hücreleri olan ve senin genetik programından bir takımını taşıyan
spermler bu borucukların içinde üretilir. Ergenlik çağına geldiğinde,
hipofizin uyarmasıyla bizler bir tür androgen (erkeklik hormonu) olan
testosteron ile birlikte sperm üretmeye başlıyoruz. Testosteron senin
erkek gibi görünmen ve dış görünüş bakımından da kadınlardan ayrılman için
gerekli karakterlerin ortaya çıkması için gereklidir. Spermlerin meydana
gelmesi ise mayoz bölünme denilen özel bir hücre bölünmesini gerektirir.
Bu borucukların duvarını yapan tabandaki spermatogonium denilen 46
kromozomlu (23 tanesini annenden, 23 tanesini babandan aldığın)
hücrelerden, bir seri bölünme ve kromozom hareketleri (krossingover)
neticesinde yeni özelliklere sahip hücreler meydana gelir. Bir
spermatogonium'dan, her birinde 23 kromozom bulunan dört sperm meydana
gelir. Birbirinden farklı bu spermlerin herbiri, sana ait çok çeşitli
karakterlerin bir mozaik deseni gibidir. Böylece üretilen milyarlarca
spermin hiçbiri birbirine tam olarak benzemez. Bunun sebebi, mayoz bölünme
esnasında homolog kromozomlar adı verilen (anne ve babandan aldığın) eş
kromozomların karşılıklı dizilişlerinden doğan parça alışverişleri
olmasıdır. Meselâ bir sperminde senin burnunun babandan gelen özelliği ile
kulağının annenden gelen özelliği yan yana geldiyse, başka bir spermde
parmaklarının babandan gelen karakteri ile gözünün annenden gelen bir
karakteri bir araya gelebilir. Binlerce karakterin bu şekilde
harmanlandığını düşündüğünde, ne kadar bol çeşitlilik potansiyeline sahip
olduğunu anlarsın. Herkes için mahrem olan, içimde üretildikten sonra
dışarı çıkan pis kokulu bir su yüzünden sana gusûl abdesti aldıran benim
gibi bir organa, Allah (cc) insanlığın devamı gibi bir vazifeyi, binlerce
hikmetle sarıp sarmalayıp sana hediye etmiştir.
Benim adım Yumurtalık (Ovarium)!: Sevgili Hasan! Benim
vazifelerim hanımefendilerle ilgili. Onun için, "Ben Ayşe'nin..." diye
başlamam gerekir. Nasıl testisler erkeğe ait ise, yumurtalıklar da
kadınlara ait hususî organlar olarak, insan neslinin devamı için vazifenin
yarısını üzerimize almış bulunuyoruz. Bizler Ayşe'nin karın içinde ve bel
hizasında sağlı sollu 4 cm boyunda, 2 cm eninde, 1,5 cm kalınlığında, 4-8
g kadar ağırlıkta iki organız. Ayşe daha kendisi doğmadan bizim içimizde
olgunlaşmamış 150 bin ila 500 bin kadar yumurta bulunur. Bu yumurtaların
içinde bulunduğu kesecikler, çocukluk döneminde devamlı olarak bozulup
parçalanır ve genç kızlık döneminde her bir yumurtalıkta ortalama olarak
35.000 kadar kalır. Doğurganlığın sürdüğü 13-50 yaşları arasında da ancak
bunların 300-500 tanesi olgun yumurta hâline gelir. Ergenlik çağının
başlamasını, benim salgıladığım östrogen ve progesteron hormonlarıyla
anlarsınız. Östrogen salgım kadınlığa ait özelliklerin belirginleşmesini
sağlarken, progesteron da, sperm ile birleşerek yeni bir yavruya dönüşecek
olan döllenmiş yumurtanın, rahim içine (uterusa) yapışıp tutunmasını
gerçekleştiriyor. Her ay (ortalama 28 günde) ürettiğim yumurta sperm ile
birleşmezse, bir müddet sonra bozulur ve rahim içindeki doku artıklarıyla
birlikte dışarı atılır. Bir süre sonra yeni bir yumurtam olgunlaşarak,
kaderine yazılmış bir spermi beklemeye başlar. Yumurtalarımın içindeki
kromozom değişikliklerinin ve sayının yarıya inmesi ile ilgili olayların
esası, aynen spermlerin gelişmesindeki gibidir. Sadece bir fark var ki,
spermatogonium'ların bir tanesinden dört sperm oluştuğu halde, yumurtamı
oluşturacak olan ana hücreden (Oogonium) sadece bir yumurta oluşur ve
diğer üçü bozulur. Eğer böyle olmasaydı, binlerce döllenmeye hazır yumurta
sahibi olurdun. Fakat vücudun bunları besleyip korumaya uygun olmadığı
için Rabbim bu mekanizma ile yumurta sayısını azaltarak seni çok fazla
sıkıntıya sokmamış.
* * *
İki organdan daha bahsetmem gerekecek. Bunlardan birisi olan Pankreas
daha önce (bak. Sızıntı: Sayı 258) kendisini anlatmıştı. Hatırlayacağın
gibi, pankreas karma bir bezdir. Açık bez olarak sindirim enzimlerini
salgılar, iç salgı bezi (kapalı bez) olarak ise karbonhidrat metabolizması
ile alâkalı insulin ve glukagon hormonlarını salgılamasından bahsetmişti.
Çok kompleks bir organ olduğundan kendisine hususi bir yer ayırmıştık ve o
da geniş olarak kendinden bahsettiği için meseleyi daha önceki sayılara
havale ediyoruz.
Kimsenin dikkatini pek çekmeyen ve bağışıklık sistemine dahil olmakla
beraber, iç salgı sistemi içinde de incelenen diğer bir organ ise timus
bezidir. İleride bağışıklık ve lenf sistemi (kendisi anlatma lüzumu
duyarsa), senin göğüs kemiğinin arkasında, kalbin ile aynı seviyede yer
alan bu bezin de vazifelerinden bahseder. Şimdilik şu kadarını söyleyeyim
ki, timus'un en önemli vazifesi, hastalık mikroplarına veya vücuda yabancı
her türlü doku veya kanserli hücrelere karşı bağışıklık sisteminin çok
hususî askerleri olan T lenfositleri ve özel antikorlar üretmektir. Çok
sırlı ve kompleks yollardan geçerek üretilen antikorların ve bağışıklık
sisteminin diğer organlarında üretilen hususî lenfositlerin timustan
geçerken farklılaşması ve yeni özellikler kazanması ile ilgili bazı
hormonal salgıları üretiği için timus iç salgı sisteminden sayılmıştır.
Hangi sistemden sayılırsa sayılsın timus, diğer organların aksine,
bilhassa embriyonken ve doğumdan hemen sonra en büyük halindedir. Daha
sonra gittikçe küçülür ve vazifesi azalır. Ergenlik dönemiyle birlikte
küçülüp büzüşmeye başlar, hayatın sonuna kadar yavaş yavaş küçülür.
Çocuklukta büyük olmasının sebebi de, her gün yeni yeni tanışılan
mikroplara karşı özel antikorlar üretmesi gerektiği içindir.
İç salgı sistemi olarak çok sayıda organım kendini anlattığı için,
Hasan'dan farklı yönüyle Ayşe'nin özel durumu da işin içine girince, biraz
uzatmış oldum. Bugün hep küçük organlardan bahsettim. Ancak gördüğün gibi
çok küçük organlarda pek büyük sırlar ve hikmetler gizli. Ayrıca hepsi
birbirinin yaptığı vazife ile alâkalı olarak, hipofiz başta olmak üzere
birbirlerini kontrol edecek şekilde ayarlanmışlar. Herhalde bu kadar
muhteşem bir hormon sistemi ile vücut faaliyetlerinin mükemmel bir şekilde
idare edilmesini; kendi kendine olmuş veya tesadüfen evrimle oluşmuş gibi
bir mantıkla izah etmesini, ne Hasan'dan ne de Ayşe'den kimse beklemiyor,
değil mi?
Yazıcıya Gönder
• Giriş • Yukarı • Ben Hasanın Akciğeriyim • Ben Hasanın Bağırsağıyım • Ben Hasanın Böbreğiyim • Ben Hasanın Burnuyum • Ben Hasanın Derisiyim • Ben Hasanın Diliyim • Ben Hasanın Gözüyüm • Ben Hasanın İskeleteyim • Ben Hasanın Kalbiyim • Ben Hasanın Karaciğeriyim • Ben Hasanın Kaslarıyım • Ben Hasanın Kulağıyım • Ben Hasanın Midesiyim • Ben Hasanın Pankreasıyım • Ben Hasanın Sinir Sistemiyim • Ben Hasanın Salgı Sistemiyim • Hasan Şükrediyor • Sayılarla İnsan • Sineğin Dilinden • Söz Maymunda •
|