|
HASAN ŞÜKREDİYOR
Prof.Dr. Arif SARSILMAZ
Ey beni sanatlı ve mucizevî organlarla donatan
Rabbim! Hayatta kalabilmem için hediye ettiğin organlarım yaklaşık iki
senedir sırayla kendilerini tanıttılar. Daha iyi kulluk yapabilmem için
her saniye, hiç durmadan vazifelerini ihmal etmeyen organlarımın, çok da
farkında değildim. Sanki yolda bulmuş da almışım, pazarda çok ucuza
satıyorlarmış gibi hiç düşünmeden yıllardır kullanmışım. Meğer dünyanın en
kıymetli hazinelerine sahipmişim. Şimdi hastahanelerin önünden geçerken;
veya bir hastahane koridorunda gezerken, içerde nakil için böbrek veya
karaciğer bekleyenler, kalbinin kapakçığının değiştirilmesi için sıraya
girenler, eksik organın işini telafi etmek için cihazlara bağlananlar,
sigara içtiği için akciğerinin yarısı alınanlar.. gözümün önüne geliyor.
Önce onlara şifa vermen için ellerimi açıp dua ediyorum; hikmet, imtihan,
kaza, kader ve ecele bahane olma gibi hususları hatırımdan çıkarmadan...
Sonra da, verdiğin ve senelerdir kusursuz çalışan organlarım için nasıl
şükredeceğimi bilemiyorum.
Ey beni, organlarıma binlerce hikmet yükleyerek kusursuz yaratan
Rabbim! Organlarımı (aslında organlarım derken de hata yaptığımın
farkındayım, çünkü hiçbiri benim değil; hepsi Senin mülkünden) kendi
dillerinden dinlerken şunun farkına vardım: Hayatı bütün kâinatın
merkezine yerleşecek şekilde yaratmışsın. Bütün kâinat, birbirinin içinde,
büyükten küçüğe ardarda gelen daireler şeklindedir; hayat ise, bütün bu
dairelerin tam merkezinde... Herşey hayata hizmet ediyor; hayatın devamı
ve sürdürülmesi için her dairedeki yaratılmışlar vazifelerini yapıyorlar.
En dışta atomaltı partikülleri ve daha bilemediğimiz esir ve yokluk
âlemlerin var. Atomlar ve moleküller âlemlerinin teşkil ettiği
elementlerden sonra, içte makromoleküller ve daha da içte organik âlemler,
nebatat ve hayvanat yer alıyor. Bütün bu daireler hayata hizmet etmek
için, kendinden daha içteki dairenin hazırlanmasına yardımcı oluyor.
Böylece proteinler, aminoasitler, karbonhidratlar ve yağlar gibi dev
moleküller hücre organellerini, bunlar da hücreler dairesini teşkil
ediyor. Daha sonra doku adını verdiğimiz hücreler topluluğu, ve nihayet
merkeze yaklaştıkça, organlar ve sistemlerle, hayat dediğimiz mucize
yaratılıyor. Ayrıca şunu da farkettim ki, dış dairelerden içeriye doğru
gidildikçe, mükemmellik ve sanatlı yaratılış artıyor. Ancak bu dairelerin
hiçbiri diğerinden kıymetsiz ve önemsiz değil; çünkü herbirini diğerlerine
dayandırmış, birbirinin hizmetine vermişsin. Dolayısıyla çok basit gibi
görünen, ama henüz sırrını çözemediğimiz atomlarla, organların birbirine
üstünlüğü yok. Zira birbirine bakıyorlar; en dış dairedeki atomlarda bir
bozukluk olsa, zincirleme olarak bu iç dairelere ve bütün hayata yansıyor.
Hayatı merkeze koyup bütün kâinatı hayata hizmetkâr kılarak, isimlerinin
tecelli etmesine zemin hazırlamışsın. Eğer hayat olmasaydı Rezzak ismini
bilemezdik, çünkü ancak hayat sahibi olanlar rızka muhtaç!.. Hayat
olmasaydı Cemil ismini de bilemezdik, çünkü ancak hayat sahibi olanlar
güzel!... Hayat olmasaydı Şâfî ismini de bilemezdik, zira ancak hayat
sahibi olanlar hasta oluyor ve şifa buluyor! Ve hâkeza... Bütün güzel
isimlerin, hayatla kendilerini bizlere gösteriyorlar. Demek ki bütün canlı
varlıkları Hayy ismine (hayat veren) mazhar kılmışsın, ve bunların
hepsinin üzerine de biz insanı koymuşsun. Kendimi birden bütün
yaratılmışların üzerinde halife olarak görünce çok şaşırdım. Ey Rabbim!
Bütün yaratılmışların üzerine bizi yerleştirmen karşısında Sana nasıl
şükredeceğimi bilemiyorum? Daha doğrusu mazhar olduğum bu nimetler ve
güzellikler karşısında yaptığım şükrün ve kulluğun asla yeterli olmadığını
biliyorum. Belki her bir organım, kendi fıtrî halleri ve yaratılışlarında
meknî hususiyetlerini sergilemekle şükürlerini ifâ ediyorlardır. Ama beni
diğer yarattıklarından farklı olarak; akıl, şuur, irade ve birçok kalbî
lâtifeyle de donattığın için, farklı bir tarzda, iradî olarak şuurlu bir
kulluk yapmam gerekiyor. Bu hususta hayretimi ve tefekkürümü artır! Başımı
secdeden kaldıramayacak marifet ufkuna eriştir. Hiç haddim ve liyâkatim
olmadan verdiğin cüzî bir ilimle konuşturduğun organlarımı, hep hayırda ve
güzel işlerde istihdâm edebilmem için bana güç ve kuvvet ver!
Ey Rabbim! Organlarım kendilerini anlatırken birşeyin daha farkına
vardım: Hayatı kâinatın merkezine yerleştirdiğin gibi, hayatın merkezine
de rızkı koymuşsun. Herşey rızk için ve rızk üzerine cereyan ediyor.
Organlarımın yaratılış sırası bile buna göre. Embriyo henüz bir hücre
kümesi halinde gelişirken, önce mide ve bağırsağın gelişmeye başlaması çok
enteresan. Henüz birçok organ teşekkül etmemişken önce sindirim borusunun
teşekkül ettirilmesi ve beslenmeye başlanmam çok mânîdâr. Ayrıca fizyoloji
kitaplarında da önce sindirim fizyolojisinin, daha sonra ise solunum,
dolaşım ve boşaltım fizyolojilerinin anlatılması, hayatın önceliğini
ortaya koyuyor. Anladığım kadarıyla canlılar arasındaki bütün faaliyetler
rızk etrafında dönüyor. En küçük hücreli canlılardan balinalara kadar her
canlının rızkını ölçülü bir şekilde veriyorsun. Herkes rızkı için
koşuşturuyor. Eğer rızk telaşı olmasaydı, herhalde hiçbir canlılık
faaliyetine gerek kalmazdı. Hatta medeniyetler kurulmaz ve ilmî gelişmeler
olmazdı. İnsanlar birer meslek sahibi olmak için çalışıp duruyorlar. Bu
aslında meslekten çok rızk içindir; çünkü meslek rızka ulaştıran bir
vasıta gibi görünüyor. Eğer acıkmasaydık, her halde icad ve keşiflere
girişmeye, ilim tahsil etmeye ihtiyacımız olmayacaktı. Bütün canlıları
rızkın peşinde koşturmanın hikmeti ise, rızkın içine koyduğun ve mahiyeti
meçhul, fakat tesiriyle kendini gösteren enerji adını verdiğimiz şeydir.
Zira bütün hayatî faaliyetler ve metabolizma olayları, ancak bir enerji
girdisiyle kuvveden fiile geçebiliyor. Enerjiyi de, gıda maddeleri olarak
rızkımızın içine yerleştirmişsin. Eğer gıda maddelerinde depolanan enerji
olmasaydı hiçbir sistem çalışmazdı. Onun için önce rızkımızı kazanıyor ve
yemek yiyoruz (sindirim sistemi). Daha sonra bu yediklerimizi oksijenle
(solunum sistemi) yakıyor ve hücrelerimize taşıyoruz (dolaşım sistemi).
Yanma neticesinde ortaya çıkan artık maddeleri de dışarı atıyoruz
(boşaltım sistemi). Bütün bu sistemler, hayatta kalmamız için gerekli olan
enerjiyi kullanmak üzere bize verilmiş.
Fakat bu enerjinin heba olmaması, faydalı işlerde kullanılması için de;
hareket ve duyu organlarıyla, sinir sistemiyle donatılmışız; böylece
bitkilerden ayrılmışız. Bu yetmemiş, hayvanlardan da ayrılmamız için sinir
sistemimize (hayvanlarınkinden çok üstün) bir lisân kabiliyeti vermişsin;
hiçbir hayvanda olmayan şuur ve akıl gibi iki âlet ihsan etmişsin;
meleklerle yarışabilmemiz için kalbî ve ruhî melekeler, sırlarını
anlayamadığımız lâtifeler ve bunların teşkil ettiği bir vicdan kültürü
lutfetmişsin. Ey Rabbim! Bütün bunların ortaya çıkabilmesi için rızkı
hayatın merkezine koymuşsun. Rızk olarak da; çeşit çeşit meyveler,
sebzeler, etler, içecekler musahhar kılmışsın bizlere.
Bitkilere hareket ve sinir sistemi gibi organlar vermediğin için
onların rızkını ayaklarına gönderiyorsun. Güneş onları tepelerinden,
toprak ve su da köklerinden besliyor. Hayvanlar ise, hareket ve duyu
organlarına sahip olduğu için, nimetlerinin karşılığı olarak daha fazla
koşturuyorlar. Bazı hayvanlara da, bitkilerden aldıkları rızkın bir
kısmını bizim için et ve süt ürünlerine dönüştürme kabiliyeti vermişsin.
Neticede hem bitkiler, hem de hayvanlar insan için yaratılmışlar; onun
rızkını karşılamak için vazifelendirilmişler. Oluşturulan denge o kadar
mükemmel ki, canlıların çoğalma hızları, doğum ve ölümleri hep birbirine
rızk olacak şekilde ayarlanmış. Hiçbir canlıya, tek başına sınırsız
çoğalıp yayılma imkânı vermemişsin. Her canlıyı bir başka canlıyla
irtibatlamış, temeli rızka dayanan müthiş bir ekolojik denge kurmuşsun.
Ey Rabbim! Organlardan başladım, ekolojik dengeye geldim. Elimde değil;
yarattığın herşey birbirine bakıyor. Geçenlerde hocam; verilen bir
baklavayı yerken, tefekkür için (nimetin şükrünü edâ etmemiz adına) yavaş
yavaş çiğnememizi söylemişti. O sırada güneş tam karşımda, ağaçların
arasından süzülerek yükseliyor, başımı okşuyordu. Birden aklıma geldi; o
anda aslında bir mânâda ben güneşi, havayı ve toprağı yemekteydim. Sonra
ağaçlar gözüme takıldı; anladım ki çiğnediğim şey, güneşin bitki haline
tahavvül etmiş şekliydi. Güneş ışınlarının toprak ve su ile yoğurulup
havadaki boğucu bir gazla pişmesinden sonra meydana gelen şeker, önce una
ve yağa çevriliyor, sonra da insanın müdahelesiyle baklava halinde
dilimizin tercihine sunuluyordu. Dilimizin bir kapıcı olarak yüzlerce
lezzetli yiyeceği birbirinden ayırması da, verdiğin rızkın kıymetini
takdir ve rahmet hazinenin büyüklüğünü düşünmeye teşvik içindir. Rızkı
şükürle kaim kılmışsın. Hayvanların rızka olan iştahları ve iştiyaklarını
da, bir çeşit fıtrî şükür yapmışsın. Bizden ise, muhakkak ki, iradî ve
şuurlu bir şükür istiyorsun.
Ey kudreti ve rahmeti sonsuz Sultanım! Şimdi farkına vardım ki,
şükredebilmek, aslında başlıbaşına büyük bir nimet! Sana muhatab
kılındığımızın farkında olmak, sonsuz hazinelerinden gelen ikramlarla
beslendiğimizi düşünmek.. ve diğer insanlardan hiçbir üstünlüğümüz
olmadığı halde, bu yolun erkânını asrın idrâki ile bizlere gösteren beyin
yapıcımızın yanında bulunmak ve onun adesesi ile seni tesbih ve takdis
edebilme gayreti içinde olma, nimetler üstü bir nimet olduğu halde, lâyıkı
vechiyle şükredemediğimiz için kusurumuzu affet!
Ey Rabbimiz! Kalbimin her atımında, her nefes alışımda, her adım
atışımda, her su içişimde, her lokmayı alışımda, gözümü her kırpışımda,
kulağıma her sâdânın gelişinde, eklemlerimi her oynatışımda, derimden her
ter damlasının çıkışında, burnuma giren her kokuda, midemin her
acıkmasında ve doymasında, gırtlağımdan çıkan her kelimede, her fiilimde,
ortaya çıkan neticenin ancak iznin ve küllî iradenle yaratıldığını bana
unutturma! Biliyorum ki, sineğin kanadı ve ağacın yaprağı bile, iraden ve
bilgin dışında kıpırdayamaz. Hiç mümkün müdür ki, kâinata halife olarak
yarattığın biz insanların saç kıllarından biri dahi, ilmin ve iraden
dışında oynasın? Ama çoğu zaman bunları unutuyor ve gafil oluyoruz. Bir
kısmımız, bazı nimetlerini geri aldığında uyanıyor. Bir kısmımız ise
maalesef hiç uyanmıyor! Bizi her daim uyanık ve nimetlerin farkında
olanlardan eyle!..
Allahım!.. Verdiğin sıhhatli organları rızan istikametinde kullanmayı
nasib et! Hayvanlar gibi sıhhatli olup da senden habersiz yaşamaktansa,
verdiğin emaneti al ve hiç olmazsa paha biçilmez kıymetteki organlarım da
benden davacı olmasınlar! Beynim, üzerindeki sanat ve hususiyetlerini
anlatırken birçok kabiliyetinden bahsetti; fakat ben onların çoğunu
hakkıyla kullanamadım. Faydasız ilimden Sana sığınırım. Beni faydalı
ilimlerle techiz et! Beynim vazifesini yerine getirsin; Seni anlatmak için
yeni usuller, yeni metodlar bulmaya çalışsın. Gözümü kötülüklere
kapatabilmem için irade ver; sadece hayırlı şeylere bakmaya, kâinat
kitabını okumaya şartlandır. Ayaklarımı sadece Sana koşmaya, dilimi Seni
konuşmaya, kulaklarımı Senden gelenleri duymaya, kalbimi Senin için
vurmaya, nefesimi Senin için tüketmeye, midemi helâl rızıklarla doyurmaya,
nefsimi meşru zevklerle itminan bulmaya alıştırmada, ve bunu âhlak hâline
getirmede bana yardım et. Allahım!.. Bizler zayıf ve âciziz. Mülk Senin;
mülkünde istediğin gibi tasarruf edersin. Nitekim bazılarını; verdiğin
nimetleri keserek, hediye ettiğin organları geri alarak imtihân ediyorsun.
Onlara sabır ver; bizleri de, katlanamayacağımız ve kaybedeceğimiz
imtihanlara tabi tutma. Muhatap olduğumuz nimetlerin değerini onları
kaybetmeden anlamamızı ve hakkıyla şükredebilmemizi nasib eyle!
Yazıcıya Gönder
• Giriş • Yukarı • Ben Hasanın Akciğeriyim • Ben Hasanın Bağırsağıyım • Ben Hasanın Böbreğiyim • Ben Hasanın Burnuyum • Ben Hasanın Derisiyim • Ben Hasanın Diliyim • Ben Hasanın Gözüyüm • Ben Hasanın İskeleteyim • Ben Hasanın Kalbiyim • Ben Hasanın Karaciğeriyim • Ben Hasanın Kaslarıyım • Ben Hasanın Kulağıyım • Ben Hasanın Midesiyim • Ben Hasanın Pankreasıyım • Ben Hasanın Sinir Sistemiyim • Ben Hasanın Salgı Sistemiyim • Hasan Şükrediyor • Sayılarla İnsan • Sineğin Dilinden • Söz Maymunda •
|