|
SİNEĞİN DİLİNDEN
Prof.Dr. Arif SARSILMAZ
Hayırlı günler efendim! Biliyorum benden bıktınız,
bilhassa sıcak havalarda sizi çok fazla rahatsız ediyorum, ama ne olur
beni öldürmeden önce bir kere dinleseniz? Nedir bu gururunuz anlamıyorum!
Sizi Allah yarattı da, beni başka birisi mi yarattı? Gerçi bazı kendini
bilmezler beni ve diğer bütün canlıları akılsız ve şuursuz evrim diye bir
kavram çerçevesinde tesadüfen kendi kendimize oluştuğumuzu(!) söylüyorlar,
ama siz onlara aldırmayın. Sizi ve beni, bütün kâinatı en mükemmel şekilde
yaratan Rabbimiz Allah'dır. Madem öyle niçin beni küçük görüyorsunuz?
Benden sadece cesamet bakımından büyüksünüz. Tabiî ki, Rabbim sizi bütün
canlılardan üstün kılmış ve şerefli bir mevkie çıkarmış, ama bu sadece
Allah'ı tanıyıp bilen ve O'na kulluk yapanlar içindir. Kendini yaratanı
bilemedikten sonra herhalde benden daha aşağı bir mevkie düşmeleri
gerekir. Çünkü ben Rabbimi biliyorum; halimi hiç değiştirmedim. Ne
öğrettiyse onun dışında hiçbir şey yapmıyorum. Evet, sizin gibi imtihana
tâbi değilim, ama bu halimden memnunum.
Çünkü itaat ve istikamet üzerinde fıtratımın gereğini yapıyor,
vazifelerimi hiç aksatmıyorum.
O kadar çok işim olduğu halde -hayvanat âlimleriniz dışında çoğunuz- ne
iş yaptığımı bilmiyorsunuz. Bazı cahiller "boşu boşuna yaratılmış, ne
hikmeti var ki, ikide bir bizi rahatsız eden bu kara böceğin?" gibi
düşünmeden boş laflar ediyorlar. Bana göre bu lafları söyleyenler eğer
yaratıcılarını biliyorlarsa bir şey demem, ama eğer yaratıcılarını
bilmeyen muzaaf cahil iseler onlara şunu söylerim: Ey Allahım, Seni
tanımayan şu adamları yaratacağına onların sadece kafasından bile
milyonlarca sinek yaratırdın; hem de Sen'i bilirlerdi! İsyan etmezlerdi.
Ama Kadîri Mutlaksın, bana bir şey demek düşmez, muhakkak ki onları
yaratmanda da bir hikmet vardır!"
Sadece gözlerime ve kanatlarıma bile biraz dikkatlice bakılırsa ne
kadar nazik ve sanatlı bir anatomiye sahip olduğum görülür. Büyük bir
saati yapmak mı, daha zordur, yoksa küçük bir saati mi? Tabiî ki küçük
saatin çarkları, zembereği vs. aksamı çok küçük ve nazik yapıda
olacağından, yapılması çok daha zordur. Bu zorluk ve kolaylığı sadece akla
yakınlaştırmak için kullandım, yoksa Rabbimin yaratmasında zor ve kolay
diye bir şey olmadığını biliyorum. O 'ol!' dediğinde bir mikrop ile ben
veya bir fil ile bir dinozor aynı kolaylıkta yaratılıverir.
Hayat sürmeniz için vücudunuzda hangi organlar varsa benzeri
fonksiyonları yerine getirmek için benim de aynı işleri yapan organlarım
ve sistemlerim var. Sadece anatomileri ve işleyiş mekanizmaları farklı,
ama yaptıkları işlerle, hayatta kalabilmem için gerekli bütün fizyolojik
fonksiyonları aksamadan yerine getiriyorlar. Meselâ kalbiniz var, benim de
kalbim var. Kalbiniz kanınızı damarlar içinde dolaştırdığı halde, kalbim
kanımı organlarımın arasındaki vücut boşluklarında dolaştırıyor. Siz
akciğerle solunum yaptığınız halde ben trake adı verilen çok ince kılcal
borucuklarımın dokularımın içine kadar uzanması sayesinde doğrudan solunum
yapıyorum. Artıkları boşaltmak için böbrekleriniz var, benim ise orta
bağırsağıma açılan çok sayıda hususî tüpcüklerim aynı işi yapmaktadır.
Başımdaki organlar çok sayıda parçadan oluşturulmuş; ağız âletlerim
binlerce küçük gözcükten yapılmış petek göz başta olmak üzere hepsi çok
nazik ve hassas organlardır. Gördüğünüz gibi ben de görüyorum. Ama benim
görmem sizinkinden farklı; iki adet fotograf kamerası tipindeki gözünüz
ile iki adet petek gözüm birbirinden çok farklıdır. Her bir gözüm üstten
bakıldığında, bal peteğini andıran altıgen mercekleri görülen yüzlerce
küçük gözcükten (ommatidium) yapılmıştır. Her bir küçük gözcüğün ayrı ayrı
merceği, kristal koni adı verilen kırıcı bir cihazı, etrafını yalıtan
pigment hücresi ve iç tarafta da retinula tabakası vardır. Gözümden
büyütülmüş bir çizimi daha iyi anlamanız için bu sayfada yayımlıyorum.
Vücudum kitin adı verilen özel bir proteinden yapılmış kıllarla kaplıdır,
fakat bu kıllar öyle çok basit şeyler değil, aksine her bir kılım özel bir
duyu alıcısıdır. Kıllarımın içindeki boşlukta hassas sinir uçları bulunur
ve bu sayede en küçük titreşimleri bile hissederim. Kitin sert ve
dayanıklı bir madde olup bütün vücudumu örter, bunun da üzeri hususî bir
proteinden yapılarak mumsu madde ile suya karşı geçirimsiz kılınmıştır.
Ağzım uzun bir hortum gibi olup, ucu geniş bir sünger şeklinde ve sıvı
hale gelmiş, her türlü gıdanın tadına bakıp yalayacak bir dil ihtiva eden
boru halindedir. Ayaklarım kitinden yapılmış çok parçalı ince ve nazik
olup uçları da çengellidir. Böylece düz duvarlarda gözle göremediğiniz
küçük pürüzlere takılıp düşmeden tutunabilirim.
Hele kanatlarım, çok ince zar gibi hafif fakat sağlam ve dayanıklı olup
içi boş boru şeklindeki kitin dallarla desteklenmiştir. Kanatlarımın
altında uçları küçük topuz şeklinde olan (halter organı) denge organım,
uçarken dengemi bulmamı sağlıyor. Bu denge organlarıma maalesef bazı aklı
evveller "körelmiş ikinci kanat çifti" diyorlar, tabiî bunu
söylemelerinden asıl maksat yine evrime havale etmek! Diğer birçok böcek
grupları ikişer çift kanat taşıyor ya! Niçin tek çift kanadımın olduğunu
izah etmek için, bu denge organlarıma körelmiş kanat deyip işin içinden
çıkıyorlar. Ya Hû! insanda biraz akıl olur, hadi bizim beynimiz sinek
beyni, size ne oluyor? Niçin durup dururken kanatlarım körelsin? Allah
beni bir çift kanatla uçacak şekilde yaratmış, kanatlarımın altına da öyle
mutasyonla tesadüfen falan gelişmesi mümkün olmayan hususî yapıda denge
organları koymuş! Bunu dememek için yok evrimmiş, yok adaptasyonmuş, yok
tabiî seleksiyonmuş! diye kıvranıp duruyor ve sıkıntıya giriyorlar.
Halbuki atalarım da binlerce yıldan beri her canlı gibi arada sırada
mutasyona uğruyordu, ama hiç değişmedik. Bizim de bazı yavrularımız zayıf,
bazıları güçlü olarak dünyaya geliyor. Bu Allah'ın bir kanunu! Bunun
sayesinde güçlülerin nesli devam ediyor, zayıflar başka canlılara yem
oluyor, gıda zinciri kuruluyor ve hayat bu ekolojik denge içinde devam
ediyor. Hiçbir sinek arkadaşımın şimdiye kadar başka bir canlıya
dönüştüğünü de görmedim!
Uçma kabiliyetimle sizden üstünüm! Aklınız ve ilminiz var, terakkiye
açıksınız ama hâlâ benim gibi uçan bir makine yapamadınız. Meselâ havada
çok kısa mesafede takla atabilirim, tavana yapışıp sırt aşağıya doğru
düşmeden durabilirim; bana vurmak için gelen elinizi havada hissedip
kaçabilirim; hiç koşmadan olduğum yerden aniden havalanabilirim.
Uçaklarınız ise havalanmak için kilometrelerce uzunluğunda bir pistte
koşturup duruyorlar. Ben her yere hemen inebilirim, bana pist filan lâzım
değil. Uçaklarınız ise pist olmazsa inemiyor, hattâ pistte su birikintisi
veya kar olunca inemiyorlar. Kocaman hantal şeyler... Kumandaları
başkalarının elinde olduğundan kötü insanların eline geçince bir de bomba
gibi kullanılıyorlar. Halbuki uçma koordinasyonumu Rabbim bana kendi
vermiş; hiçbir yere çarpmadan ve kimseye zarar vermeden uçuyorum. Mukaddes
kitab Kur'ân'da bir âyet var, ne diyor kitabınız bir dinleyelim: "Ey
İnsanlar, size bir temsil verildi, onu dinleyin: O Allah'dan başka
yalvardıklarınız var ya, onların hepsi bir araya toplansalar, bir sinek
dahi yaratamazlar. Sinek onlardan bir şey kapsa, bunu ondan kurtaramazlar"
(22/73) Ne kadar mucizevî bir kitap bu? Ne yazık ki, çoğu insan kıymetini
bilmiyor. Bütün insanların, bir araya gelseler bile benim gibi bir sineği
yaratamayacaklarını Kur'ân söylüyor; kaptığım bir şeyi benden
kurtaramayacağınızı belirtiyor. Çok doğru! Çünkü ben yiyeceğinizden
herhangi bir parçayı kaptığımda, hemen üzerine ağzımdaki sindirim
enzimlerimi döker ve onu eritirim. Çok güçlü olan bu enzimlerim bu maddeyi
parçalar ve sıvı hâline getirir, sonra bunu içerek mideme alırım. Artık o
maddeyi eski haline getirmek mümkün değildir. Şematik olarak yukarıya
çizdiğim bu beslenme tarzımı biraz izah etmeye çalıştım.
Sinek denildiğinde tek bir türü düşünürsünüz. Aslında biz sinekler çok
kalabalık bir grubuz. Aşağı yukarı 90.000 kadar türümüz vardır. Sinek
denildiğinde muhakkak iki kanatlı olduğumuzu anlayacaksınız. Bu yüzden iki
kanatlılar manasına gelen Diptera takımı içinde toplanmış durumdayız.
Tabiî bu kadar kalabalık olunca içimizde faydalılar olduğu gibi hastalık
üreten türler de var. Bazı arkadaş türlerimiz meyvelerin arasında
tozlaşmaya sebep olurlar. Çok çeşitli gıdalarla beslenenlerimiz vardır. Et
yiyenler, meyve yiyenler, bitkilerin özsuyunu içenler, her türlü organik
artık üzerinde beslenenler...
Karasinekler olarak musca cinsine giren, ben ve arkadaşlarım çevrenizde
en çok görülen türleriz. Bütün sinek türlerinde olduğu gibi sıcaklık ile
paralel olarak üreme hızımız da artar. Çok sayıda yumurta yaparız;
yumurtadan çıkan larvalarımıza halk arasında kurt veya kurtçuk denir.
Kurtlanmış dediğiniz etler, mevyeler vb gibi gıdalarda gördükleriniz
aslında benim yavrularımdır. Onların annesi olan dişi sinek, yumurtalarını
açıkta bıraktığınız gıda artıkları veya canlı leşleri üzerine bırakır.
Sıcaklığa bağlı olarak birkaç gün içinde bu yumurtalar açılır; içinden
kurtçuklarım çıkar. Çok iştahlı olan bu yavrularım önlerine ne gelirse
yer, yedikçe büyürler; pupa dediğiniz daha sakin, uyku dönemi gibi bir
hale geçerler. Kısa bir müddet sonra da, bu pupaların içinde tamamen
farklı bir anatomik yapıya sahip bizler çıkarız. Bilmeyen bir kimseye;
yumurtadan çıkan ve sürünerek gezen bu kurtçuklarımı göstererek, bunların
daha sonra uçan birer sinek olacağını söyleseniz inanmaz. Çünkü hiç akla
gelmeyecek bir şekilden tahmin edilemeyecek bir forma dönüşmekteyiz.. Her
iki halimizin de birçok hikmeti vardır. Meselâ biz sinekler olmasaydık,
ölüleri çürütme işlemi sadece bakterilere bırakılsaydı, cesetlerin
parçalanması için çok uzun bir süre gerekecekti. Ama kurtçuklarım sürü
halinde işe giriştiklerinde, bir cesedi birkaç gün içinde kemikleri
kalıncaya kadar yiyebilmektedirler.
Larvalarımın çok hızlı birer çürük ve leş tüketicisi olması tıbbî
açıdan da önemlidir. İyileşmeyen yaraların üzerine konulduklarında, hızlı
bir şekilde çürük dokuları tüketmekte, iyileştirmeyi hızlandırmaktadırlar.
Şimdi size, çok yanıldığınız ve beni haksız yere suçladığınız bir
hususu hatırlatmak istiyorum. Biliyorsunuz yazın sıcakta yumurtalarımız
hızlı gelişir, çabuk çoğalırız. Her birimiz yüzlerce yumurta yapabilir.
Sayımız çoğalınca da, yiyecek bulmak için çöplüklere, pisliklere konarız,
tabiî bu arada yiyeceklerinizden de nasibimizi alırız. Bu durumumuzu
görenler, bizleri hastalık taşıyıcı ve yayıcısı olarak suçlamaktadırlar.
Halbuki tam aksine, sıcakta hızla üreyen mikropları temizlemekteyiz.
Mikroplar et, süt vs her türlü gıda ürünleri üzerinde üremekteler, onları
biz üretmiyoruz ki? Mikroplar da birer canlı ve Allah'ın kendilerine
verdiği kabiliyeti kullanarak çoğalıyorlar; bizler ise, gıda alırken
onları da birlikte yiyerek ortalığı temizliyoruz. Sindirim enzimlerimin
çok güçlü olduğunu daha önce söylemiştim, bu güçlü enzimlerle her türlü
mikrobu parçalayabiliyoruz. Ayrıca ben çok temiz bir hayvanım; her ne
kadar pisliklere konsam da, el ve ayaklarımı devamlı olarak bu enzimlerle
yıkayıp temizliyorum. Asıl ben olmasam mikroplar çoğalır ve hastalıklar
her tarafa yayılırdı. Bu vesileyle hakkımdaki bu iftirayı da düzeltmiş
olayım. İnşaallah bundan sonra elinize konduğumda beni hemen
kovalamazsınız. Aksine şöyle yakından bakıp hareketlerimi takip edin;
vücudumdaki ince sanatlara bir göz gezdirin. Zayıf bir ifadeyle dilimden
dökülen yukarıdaki yazılanlarla birlikte düşünün beni. Bakın bakalım,
vicdanınızın derinliklerinde neler duyacaksınız!
Yazıcıya Gönder
• Giriş • Yukarı • Ben Hasanın Akciğeriyim • Ben Hasanın Bağırsağıyım • Ben Hasanın Böbreğiyim • Ben Hasanın Burnuyum • Ben Hasanın Derisiyim • Ben Hasanın Diliyim • Ben Hasanın Gözüyüm • Ben Hasanın İskeleteyim • Ben Hasanın Kalbiyim • Ben Hasanın Karaciğeriyim • Ben Hasanın Kaslarıyım • Ben Hasanın Kulağıyım • Ben Hasanın Midesiyim • Ben Hasanın Pankreasıyım • Ben Hasanın Sinir Sistemiyim • Ben Hasanın Salgı Sistemiyim • Hasan Şükrediyor • Sayılarla İnsan • Sineğin Dilinden • Söz Maymunda •
|